Girdiğim anı yeniden inşa edildiği için bu anıdan çıkmak gibi büyük umutlarım yoktu. Sadece birinin beni buradan bulup çıkarmasını bekleyecektim.
Etrafa bakınmaya devam ederken anıda değişen şeyler olduğunu fark ettim. Küçük detaylardı ancak dikkatli bakınca fark edilecek şeylerdi. Güneşin verdiği sıcaklık azalmıştı. Çiçek yaprakları ise solmaya başlamıştı.
Oturduğum yerden kalkarak çiçeklere yaklaştım. Renkleri kaybolmuş, solmaya başlamışlardı. Elimi öne doğru uzatıp bir yaprağa dokundum. Yaprak toza dönüşüp ellerimin arasında kayboldu. Yaprakların savrulduğu yere döndüğümde sert bir rüzgar saçlarımı savurarak diğer yaprakları da kopardı.
Yapraklar geri dönmemişti. Yavaşça rüzgarın estiği yere yürüdüğümde birinin beni izlediğini gördüm. O ise ona baktığımı fark ettiğinde koşarak uzaklaştı. Arkasından bakarak tek çıkış biletimi de yaktığımı düşündüm ve bende peşinden koştum.
Bu sefer başladığım yere geri dönmemiştim. Koşmaya devam ederken bir fısıltı duydum. Sesin sahibini arayarak çevremde döndüm. Ses tekrarladı “Ruha”. Ne demek istediğini anlayamıyordum. Sesin sahibini bir ağacın hemen yanında gördüm. Açık kahve tonlarında parlak saçları vardı. Saçlarının aralarındaki parlak beyaz saç telleri neredeyse belli olmuyordu. Aynı şeyi tekrarlıyordu “Ruha”. Bana doğru yaklaştığında hızlıca “Merhaba, ben bir süredir bu anıda bekliyordum. Bir kaza oldu ve ben bu anıya yuvarlandım.” dedim.
“Beni takip et.” Dediğinde şaşırdım çünkü benimle aynı dili bildiğini düşünmemiştim.
