Dışarıda rüzgâr uğulduyordu.
Duvarların ardında fırtına dönse de, evin içi sessizdi. Sembol güvenlik sistemlerini üç kez kontrol etti. Pencereler, kapılar, her giriş noktası yalıtılmıştı.
04, alt katta sessizce cihazları kuruyordu. Arda ise mutfakta küçük bir ocakta kahve yapıyordu. Metal kupalar buharla dolarken gözleri sürekli kapıya kayıyordu.
Esra üst kattaydı.
Eski bir yatağın köşesine oturmuş, battaniyeye sarılmıştı. Saçları dağınık, elleri hâlâ titrekti. Bir yastığın üzerine Arda’nın ona bıraktığı eski bir fotoğraf konmuştu. Arda ve Esra, çocukken... gülümserken.
Şimdi o gülümsemelerden geriye sadece gölgeler kalmıştı.
— Bitti mi?
diye fısıldadı kendi kendine.
Hayır. Bitmemişti. Ama bu gece... sadece bu gece, savaş duracaktı.
Bir saat sonra
Arda, elinde kupalarla yukarı çıktı. Esra'nın odasının önünde durdu. Tereddüt etti. Sonra sadece yere kupayı bıraktı.
— Kahve. Soğumasın.
Ve gitti.
Esra kapıyı açmadan önce içeri baktı. Ardından kupayı aldı.
Bir yudum... sonra gözlerini kapattı. Burnuna kahvenin buğusu, geçmişin hatırası karıştı.
Sembol, güvenli evin salonunda oturuyordu. Duvara çizilmiş eski bir haritaya bakıyordu.
Yanında 04 geldi.
— Uyuyorlar mı?
— Uyuyacaklar. En azından bu gece.
Sembol başını salladı.
— Çünkü yarın... hiçbir şey aynı olmayacak. Sistem, artık durdurulamaz olduğunu zannediyor. Ama yanılıyorlar.
04 bir an sustu.
— Sence Esra hâlâ dayanabilecek mi?
Sembol gülümsedi.
— O artık bir denek değil.
O bir savaşçı.