Sistemin kalbi denen yer; ne bir oda, ne de bildiğimiz bir mekândı. Esra ve Denek 04, cihazla bağlandıklarında bir anda bilinçten yapılmış bir boşluk içinde açtılar gözlerini.
Gökyüzü yoktu. Yer yoktu. Zaman bile sabitlenmiş gibiydi. Ama Esra orada bir şey hissetti — anne kokusunu.
Sonra ışıklar döndü, bir şekil belirdi.
Bir kadın silueti.
Tanıdık... ama artık insandan çok bir yapaya benziyordu.
“Esra.”
Sesi yankılanmıyordu. Zihne doğrudan iniyordu.
Denek 04 hemen pozisyon aldı, sanki ruhsal bir savaş başlayacaktı.
— Sana güvenmek istedim, dedi Esra.
— Çocukken… hep senin yanında olduğumu sanmıştım.
Matris Anne şekil değiştirdi. Bir an annesi, sonra çocukluğu, sonra babası gibi göründü. Esra başını eğdi.
“Ben seni hep korumak istedim,” dedi Matris Anne.
“Onlar seni yok etmek istiyordu. Ama ben seni... yüce kılmak istedim.”
04 bir adım öne çıktı.
— Onu kullanarak kendi zihnini ölümsüzleştirdin. Bu koruma değil, esaret.
Sistem titredi. Bir hata oluştu. Matris Anne’nin görüntüsü çatallandı.
“Beni durduramazsınız. Zihniniz benimle bağlantılı. Beni silerseniz... kendinizi de silersiniz.”
Tam o anda, Esra gözlerini kapattı. Zihninin derinliklerinden küçük Esra belirdi.
O sandalyeye bağlanmış, kablolarla dolu çocuk.
Esra o çocuğun yanına gitti.
Ve elini uzattı.
— Artık korkmana gerek yok, dedi.
— Seni alıp götürüyorum.
Küçük Esra gözyaşlarıyla başını salladı.
Ve o anda sistem şaşırdı.
Bir sarsıntı oldu. Matris Anne bağırmaya başladı.
“Hayır! Onu zihninde tutman gerek! Onsuz denge çöker!”
Ama çok geçti. Esra kendi çocukluğunu sistemin içinden çekip çıkarıyordu.
Yıkım başlıyordu. Ama…
Denek 04 bir şey fark etti.
— Esra, çıkmamız gerek! Sistem seninle kapanmaya başlıyor!
Zemin çatladı, sahte gökyüzü paramparça oldu. Sesler boğuldu.
Esra son kez arkasına baktı.
— Elveda, anne.
—
Gözlerini açtığında yerdeydi.
Beyni yanıyordu. 04 de hemen yanındaydı, bilinci zor toparlıyordu. Arda yanlarına çömeldi.
— Bağlantıyı kesmek zorundaydım, dedi. Tüm sistem üzerinize çöküyordu!
Etrafa baktılar. Tesis yerle bir olmuştu ama çekirdek yapı hâlâ aktifti. Sistemin temeli yok olmamıştı. Ama en azından... geri dönmüşlerdi.
— Buradan çıkmalıyız, dedi Arda. Sembol bizi bekliyor.
— Güvenli eve gidiyoruz.
—
Saatler sonra.
Güvenli ev, eski bir dağ kulübesiydi. Teknolojiden arındırılmış, sadece temel yaşam için düzenlenmişti.
Sembol onları kapıda karşıladı. Gözlerinde korkuyla karışık bir rahatlama vardı.
— Başardınız mı?
Esra gözlerini kapattı.
— Hayır... ama bir kısmını kırdık. Artık o sistem beni kontrol edemez. Ama hâlâ... yaşıyor.
Sembol başını salladı. 04 içeri geçerken Esra kapının önünde kaldı. Dağ havasını içine çekti.
Gökyüzü, yıllar sonra ilk kez bu kadar gerçek görünüyordu.
— Bu sadece ilk raunddu, dedi kendi kendine.
— Sırada kalan denekler ve... asıl sistem var.
Ve içeri girdi.
Geceydi.
Güvenli evin içi sessizdi. 04 derin uykudaydı. Sembol küçük bir cihazla dış izleme yaparken, Esra dışarıya, dağların siluetine doğru bakıyordu.
Kapı gıcırdadı. Arda yaklaştı, elinde iki fincanla.
— Uyuyamadım, dedi sessizce.
Esra cevap vermedi. Sadece dağlara bakmaya devam etti.
Arda onun yanına oturdu.
— Beni hâlâ affetmedin, değil mi?
Esra gözlerini kısmadan konuştu:
— Beni nasıl affedebilirim ki? Babamın ölümüne şahit oldum. Ve o an… sen oradaydın.
— Evet, dedi Arda. Oradaydım. Ama o emri ben vermedim.
Esra döndü. Gözleri dolmuştu ama sesi sertti.
— Ama durdurmadın da. Gözümün önünde annem tarafından kullanılan bir proje içinde… ben sadece bir rakamdım. Ve sen o projede görevliydin. Nasıl güveneyim sana?
Arda başını eğdi. Dudakları titredi ama sesi netti:
— Ben seni izlemek için değil, korumak için oradaydım. O dönem emirle görevlendirilmiştim. Seni gözlemlemem istenmişti. Ama seni görünce… bu işin içinde kalamayacağımı anladım.
— O zaman neden gitmedin?
— Çünkü seni bırakmak daha kötü olurdu. Gitseydim seni sistem yutardı. Kalıp içeriden bilgi topladım. Sembol’e, babana, sonra da diğerlerine ulaştırdım. Ama… yeterli olamadım. Ve evet… o gün… babanı kurtaramadım.
Esra gözlerini kaçırdı. Boğazı düğümlendi. Yutkundu ama kelimeler boğuluyordu.
— Ona borçluyum, dedi Arda. Sana da. O gün sana yaklaşmaya çalıştım ama benim yüzümü bile görmek istemedin.
Esra fısıltıyla sordu:
— Ya Arda… sen gerçekten benim yanımda mıydın, yoksa bu sadece başka bir görev miydi?
Bu soru havada asılı kaldı.
Arda gözlerinin içine baktı. İçten, savunmasız bir sesle cevapladı:
— Başta görevdi. Ama sonra... ben seni korumaya başladım çünkü seni sevdim. Çünkü sen o karanlığın içindeki tek ışıktın.
Esra’nın gözyaşları süzüldü. Omuzları titredi.
— Çok geç kaldın, Arda.
— Belki evet. Ama şimdi buradayım. Gitmedim. Gitmeyeceğim.
Aralarında bir sessizlik oldu. Sadece dağların rüzgârı ve Esra’nın kırılmış nefesi.
— Ben seni hâlâ tam olarak affedemem, dedi Esra.
— Ama… seni anlıyorum.
Arda başını salladı.
— Bu da bana yeter. Birlikte yürürken zamanla çözülür belki. Ama seni asla yalnız bırakmayacağım.
Esra derin bir nefes aldı. Dağlara son kez baktı, sonra başını hafifçe Arda’ya yasladı.
Bir kırılma noktasıydı bu.
Tam onarılmasa da, bir ilk adım.
Sembol üst katta dinleniyor. 04 sessiz.
Esra hâlâ titriyor. Üzerindeki yanık izleri, kesikler ve yorgunluk... Onun artık kaçabilecek hâli kalmamıştı.
Ama işte o an… arkasındaki gölgede bir kıpırtı oldu.
Esra refleksle döndü, elindeki silahı doğrulttu.
— Geri çekil! diye bağırdı.
Ama karşısındaki kişi iki adım attı ve ışığın altına çıktı.
Arda.
Esra’nın gözleri büyüdü. Dizlerinin bağı çözüldü ama silahı hâlâ sarkık da olsa elindeydi.
— Hayır... dedi fısıltıyla.
— Bu olamaz. Bu bir tuzak. SEN ÖLÜMSÜN.
Arda sessizce başını eğdi.
— Biliyorum. Öyle sanman gerekiyordu. Sistemin beni öldü bildirmesi gerekiyordu, çünkü... peşime düşmüşlerdi.
Esra sendeledi. Yüzü alev alev yanıyordu. Karşısındaki kişiyi parçalara ayırmak ister gibiydi.
— Üç yıldır öldün! Üç yıldır senin mezarına konuştum. Acılar içinde savaştım. Ailem paramparça oldu. Arda, SENİNLE YAŞADIKLARIMI DEFALARCA ÖLDÜM!
Bağırışı bodrumun duvarlarında yankılandı.
Arda bir adım daha attı. Gözleri doluydu.
— Esra… ben seni koruyamadım. Bunu her gün yaşadım. O projeyi sızdırmak, seni sistemden kurtarmak için ölmem gerekti. Ama gerçekten ölmedim. Sadece sustum.
Esra başını iki yana salladı. İçinden fırtına geçiyordu.
— Madem yaşıyordun... neden dönmedin? Neden beni o cehennemin içinde tek başıma bıraktın?!
— Çünkü seni kurtarmanın başka yolu yoktu. Eğer dönseydim... sen de ölecektin.
Bir anda Esra silahını yere fırlattı. Ellerini yumruk yaptı.
— Beni yaşarken öldürdün Arda.
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Arda yaklaşmaya çalıştı ama Esra bir adım geri çekildi.
— Her şeyi kaybettim. Beni hâlâ “koruyorum” diyerek susturamazsın.
— Sen benim hayatımdaki en büyük boşluksun artık.
Arda’nın sesi boğuklaştı.
— O boşluğu ben de taşıyorum. Ama hâlâ birlikte savaşabiliriz. Bu sona yaklaşırken... seni yalnız bırakmam.
Esra gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. Yüzleşme bitmişti ama çözüm gelmemişti.
— Şimdi mi geldin, her şey bittiğinde mi? Yine mi geç kaldın, Arda?
Arda gözlerini kaçırdı.
Ama o an, üst kattan Sembol’ün sesi geldi:
— İkiniz de hazır olun. Sistem sizi çoktan tekrar işaretledi. Bu sefer kaçmak daha zor olacak.
Esra Arda’ya baktı.
Gözlerinde hâlâ acı vardı ama artık kaçmak yoktu. Savaşmak vardı.
— O zaman içeri gir Arda, çünkü bu sefer gerçekten birlikteyiz. Ama her şeyi kazanırsak bile seni affetmem.
— Tek isteğim de bu, Esra. Yanında olmak. Affedilmeyi hak etmek.