KM sen nasıl bir şeysin böyle, Sen nasıl bir şeysin KM?
KM sen nesin?
-EDA AY-
Aşkım ile Melek görünümlü şeytanın evine gelmiştik, evden bağrışma sesleri geliyordu hızlıca kapıyı çaldım sesler kesilip kapı açıldı. Kapıyı Çağrı açmıştı, içerisi darmadağınıktı.
"Çağrı?!"
"Eda?!"
"Neler oluyor? Ne işin var burada?" Çağrı soruma cevap verdi.
"Karakol olayı hakkında konuşuyorduk sizin burada ne işiniz var?"
"Bizde konuşmaya gelmiştik, ne türden olacağından emin değilim ama " dedi.
Aşkım, arkadan gelen ve konuşmalarımıza kulak misafiri olan Rüzgâr "Hey sakin olun neler oluyor yine?"
"Ya bugün bayram mı var ne var neden herkes burada bir Tarık eksik valla. Senin ne işin var burada?"
"Çağrıyı almaya geldim Eda"
"Tamam ya bir şey demedim" Rüzgârın sesi beni bastırmıştı Aşkımla aralarından bir şey geçeceği belliydi. Aşkım, Rüzgârdan gözlerini kaçırıyordu.
"Hadi gidelim şu pislik yuvası yerden, sen yeterince konuşmuşsundur" Çağrıyı iki parmağımla çağırdım, Rüzgârla Aşkımın arasının limoni olduğunu fark etmişti ama ne olduğunu anlamamıştı.
Aşağı indiğimizde Çağrı bizi eve bırakmayı teklif etti hava güzeldi Aşkımın kabul etmeyeceğini bildiğimden Çağrım'ın teklifini kibarca reddettim.
***
Aşkımı zorla kendi evime getirmiştim bugün her zamankinden durgundu, bunun sebebi sadece Rüzgâr’a arasının bozuk olması olamazdı.
"Aşkım sakın yalan söylemeye kalkma neler oluyor bugün her zamankinden durgunsun?"
"Yalan söylemeyeceğim Eda, Aren öldü" gözlerimi kısarak dediklerini sindirmeye çalıştım ama bir şey söylemedim devam etmesini bekledim.
"Genç bir kız var, uzun zamandır bizim geleceğimizi ve geçmişimizi biliyor" anlamayan gözlerle Aşkım'a bakarken telefonunu bana uzattı, bir İnstagram hesabıydı ve gönderilerinde bizim fotoğraflarımız vardı ben fotoğrafları incelerken Aşkım anlatmaya devam etti.
"Dün gece canlı yayın açtı ilk başta normal yayın yapan biri gibiydi, mesaj yazıp kim olduğunu sordum insanlar benim yayında olduğumu, bunun imkânsız olduğunu söylediler. Eda, yayında on binden fazla kişi vardı ve hepsi beni tanıyor Bulut'u tanıyor, Aren' de o kızın varlığını biliyordu ölmeden önce yakında benimde o kişiyi tanıyacağımı söylemişti,"
"Ve o gün dün geceydi" diye tamamladım.
"Evet, gönderilerinde de gördüğün gibi senin hastalanacağını, Melek'i, Çağrıyla Melek'in düğününü biliyordu."
"Bu nasıl mümkün olabilir?"
"Biri 'bu gerçekten kitaptaki Aşkım Eryiğit mi?' dedi ve Bulutla ne zaman evleneceğimizi sordu"
"O yüzden de Rüzgârdan gözlerini kaçırdın" başını sallayarak beni onayladı.
"Bak belki faydası olmayacak ama dışarı çıkalım mı? Ya da biraz bekleyelim Mavi de gelir birazdan Çağrıları da çağırırız bunları anlatırız ne dersin?"
"Emin değilim"
"Emin olmak zorundayız onlarında bilmeye hakkı var. Hatta Laviyaya git Hazal ve Bulut'u da getir onlarında bilmeye hakları var" derin bir nefes aldı ve gözlerini kapadı.
"Burada mı yapacaksın ayayay evet burada yap izlemek istiyorum" Aşkım'ı biraz olsun gülümsetmiştim. Saniyeler sonrasında görünürden kayboldu umarım bir an önce gelirdi.
Aşkım'ın gelmesini beklerken telefonumu çıkarıp Çağrı ve Rüzgâr 'a bize gelmeleri Aşkımla birlikte onlara bir şeyler söylememiz gerektiğini mesaj atmamla birlikte Aşkım az önceki gibi karşımdaydı ama bu sefer yanında Hazal ve Bulutu da getirmişti. Ağzım bir karış açık nasıl bu kadar hızlı geldiklerini sorguluyordum.
"Ne çabuk geldiniz" düşüncelerimi itiraf ettim.
"Cidden mi? Aşkım geldikten sonra biraz annesi ve babası hakkında konuştuk," Hazal, Aşkımdan aldığı ters bakışla "Pardon onu söylememem gerekiyordu değil mi? Özür dilerim" Bulut, Hazal'a ters ters bakmayı sürdürürken Aşkımın sonunda bu kararı vermesine çok sevinmiştim ailesinin Aşkım'ı görünce ki tepkilerini ve Aşkımın onlardan hesap sorarken ne açıklama yapacakları gözümün önünde canlandığında kahkahalar içinde "Artık aileni bulmak mı istiyorsun, sonunda. Bakın ben Aşkıma yıllardır yalvarıyorum, aileni bulalım hesap soralım diye. Zaten baban geçen doğum gününde gelmişti ama bir şey dememişti sadece hediyesini vermişti ve gitmişti ama annen? " aklıma Aşkımın melez olduğu geldiğinde gülüşüm yavaşça soldu. "Ama bir dakika sen, annen nasıl ya?" Aşkım, Hazal'a ters bir bakış attı ve bana döndü.
"Babamı zaten tanıyorsun annemse bir tanrıçaymış adı Tiraje, Laviyada saraya kilitlenmiş yaşayıp yaşamadığını kimse bilmiyor gizlice girilmesi gerekiyormuş."
"E ne duruyoruz girelim," aniden kalktığım koltuğa tekrar geri oturdum "ama şimdi olmaz Çağrı ve Rüzgârı çağırdım"
"Seni tehlikeye atacağımı sanıyorsan yanılıyorsun Bayan Eda Ay"
"Sende benden kurtulacağını sanıyorsan yanılıyorsun Aşkım Eryiğit, hem ben orada büyü yapabiliyordum belki tekrar gittiğimde yine yapabilirim işinize yararım bence."
"Biz geldik" Çağrının sesi salonuma dolmuştu ve benim güneşim birazdan salonumda parlayacaktı ve ben gözlerimi ondan alamayacaktım, sıktığı parfümün kokusu daha eve yeni girmesine rağmen burnumu okşuyordu.
Çağrının peşinden Mavi sonrada Rüzgâr girdi salona oturduklarında Rüzgâr dayanamadan "Ne anlatacaksınız bize?" artık Aşkımla arlarındaki ilişkiyi karşılıklı olarak bitirmişlerdi ama ikisini de yıllardır tanıyan biri olarak Rüzgârın hâlâ Aşkımdan hoşlandığına emindim, Aşkım için aynı şeyi söyleyemeyecektim, sanki Bulutla her zamankinden daha mutlu gibi geliyordu 3 ay geçmişti ve mutluluğunu fark etmemek işten bile değildi. Rüzgârın da Aşkımın da mutlu olmasını istiyordum belki birbirleriyle belki de başkalarıyla. Ama Rüzgâr bütün duygularını Aşkım istedi diye toprağa gömüp üzerine de toprak atmıştı ve atmaya devam ediyordu.
"Önemli bir şey değil ya" dedim aslında önemliydi neden böyle bir şey dediğimin bende farkında değildim. Aşkım konunun uzamasını istemiyordu "Uzun zamandır bir instagram hesabı bizimle ilgili fotoğraflar paylaşıyor. Eda'nın hastalanması, Melek'in karşımıza çıkması ve bunun gibi bir sürü olayı önceden tahmin etti..." dün gece yaşananları hızlıca anlattım uzunca bir süre sessizlik oldu herkes ne diyeceğini ve böyle bir şeyin nasıl mümkün olacağını düşünüyordu.
"Bir tesadüf olamaz mı?" Hazal'ın sorusuna başımı olumsuz anlamda sallayıp "Bu imkânsız beni tanıyorlar, bizi tanıyorlar. Hayatlarımızı biliyorlar, özel hayatlarımızı bile bizden iyi biliyorlar ve yaklaşık otuz bin kişi biliyor."
"Şaka yapıyorsun"
"Keşke yapsam Eda" aklıma dün gece yayın sırasında neden heyecanlanıp ekran görüntüsü almadığımı merak ediyordum, hafızamda canlanan "KM sen nasıl bir şeysin böyle" yazısı gözümün önünden hızla geçiyor ve kendini unutturmadan geri geliyordu.
KM sen nasıl bir şeysin böyle,
Sen nasıl bir şeysin KM?
KM sen nesin?
Telefonumdan arama motoruna girip "KM ne demek?" yazığımda çıkan sonuçlar: kilometrenin kısaltması olan km’den başka bir şey değildi.
Birçok duyguyu aynı anda hissetmeye başlamıştım. Hem geleceğimi bilen kişiyi bulmanın sevinci hem beni tanıyan binlerce insanın var oluşunun getirdiği gerginlik doluşmuş üzerime yağıyordu.
"Otuz bin gerçekten fazla bir sayı. Eee sonra ne oldu? İnsanlar başka ne dedi? Kız ne dedi?" Çağrı heyecanlanmıştı ve sorusunu cevaplamam için gözüme bakıyordu.
" 'Fan hesabı gibi görünmüyor fotoğrafları tarattım ama bir sonuç çıkmıyor o gerçek!!! ,Gençler bu kitaptaki Aşkım Eryiğit değil mi?!' Gibi şeyler yazdılar, kız da bir kaç yorum okuyup yayını kapattı."
"Ne kitabından bahsediyorlar?" Hazal'ın sorusuna omuz silkip sessizleştim. Gördüğüm son cümleleri söyleyemezdim.
***
Herkes gittikten sonra yine Aşkımla baş başa kaldık Rüzgâr, geçen günlerde ona bir mesaj atmış ve Aşkım yazdığı mesajlara bakmamış.
Aşkım telefonunu bana uzattığında mesajı okudum mesajda: "Eskisi gibi olalım Aşkım Eryiğit... Ne sen beni tanı ne de ben seni. Bütün yaşananları unutalım sevgili olarak geçirdiğimiz yılları silip sadece arkadaş olduğumuz günlerden devam edelim yanıtın olumsuzsa ve beni istemiyorsan numaramı her yerden engelle, eğer engellersen sana söz veriyorum zorunda olmadığımız sürece karşına çıkmayacağım."
"Ne?! İnanmıyorum Aşkım. Sen ne dedin?"
"Öyle olmasının daha doğru olduğunu söyleyip engelledim."
"Bir dakika bir dakika ne yaptın?"
"Engelledim Eda"
"Yuh! Gerçekten yuh ben daha bir şey demiyorum. Neden ama?"
"Bulutla olan izlerimizi biliyorsun her şey çok açık değil mi?"
"Açık... Açık... Açık tabi canım çok açık her şey Rüzgâr ne sanıyor peki
aldatıldığını olmasın? Ona bunu yapmaya ne hakkın var Aşkım? Bari ayrıldıktan bir süre sonra Bulutla sevgili olsaydın böyle aldatmış gibi oldun hatta ne olması bayağı bayağı aldattın sen."
"Öyle deme ya, mecbur kalmasam Rüzgâr’ı hayatımdan çıkarmam, her şey onun iyiliği için" Eda başını alaycı bir tutumda sallayarak oturduğu koltuktan kalktı "salaksın yemin ediyorum ya" diyerek söyleniyordu, odaya gittiğinde salonda tek başıma kalmıştım ve bu da kendimi sorgulamam için güzel bir andı.
"Eğer biz bir kitap karakteriysek o kızın bizim geleceğimizi bilmesi çok normal ama bu nasıl mümkün olabilir? Bu kadar insanın beni tanıması ise bu olasılığı daha da güçlendiriyordu," çenemi kaşıyarak cümlelerime devam ettim, " kimsin sen xxxdzzz? Kimsin söyle bana!" Aklımda parlayan ışıkla hemen yerimden kalkıp Eda'nın odasına koştum, sert girişimle yerinden zıplayan Edanın soru sormasına müsaade vermeden "Eda beni iyi dinle. Biz kitap karakterleriyiz o insanlarda kitabımızı okuyan insanlar ben Laviyaya gitmeden önce çok güzel ve düzgün bir hayatımız vardı.
Ben oraya gittim ve melez olduğumu öğrendim, vampirlerle tanıştım, sen Laviya tarafından kaçırıldın, hep sorun ettiğin hastalıkların orada çözüme kavuştu, sen bıçaklandın, Çağrı ve Melek saçma bir şekilde evlenmek üzereydi yani demek istediğim hayatımızda sürekli olaylar olmaya başladı yani kitap o zamanlar yeni başlamıştı ve sanırım bu aralar kitabın karışma zamanı.
Ve kitap gereği beni Rüzgârdan ayırıp Bulutla sevgili yapmaya karar verdiler. Ve bence aslında izler doğru bile değil bizim aklımızı karıştırmak için. Ama ben buna izin vermeyeceğim beni kullanamayacak!" Eda söylediklerim karşısında şoka girmişti ağzı açık beni dinliyordu.
Telefonumu çıkarıp Rüzgârın bütün engellerini kaldırdım. "Ona boyun eğmeyeceğim" diye tekrarladım. Rüzgâr’a özür mesajları attım ve buluşmak istediğimi bu akşam bize gelmelerini söyledim.
"Bunun olması ne kadar mümkün olabilir?"
"İmkânsız gibi durduğunu biliyorum ama sanırım doğru."
"Hadi diyelim öyle, biz kitap karakteriyiz bu kızın sosyal medya hesaplarından onu takip eden kişilere mesaj atsak? Bence işe yarayabilir hatta bize yardım eden bile çıkabilir."
"Deneyebiliriz ama bunu gizlice yapmalıyız o bunu bilmemeli."
km_loveart_, etiketlendiğiniz bir gönderiye yorum yaptı "hey xxxdzzz neden yazmaya ara verdin? Biz AşkBul okumak istiyoruz!!!"
"Eda şuna bak," Eda telefonuma kısık gözlerle baktı hemen ardından gözlerini gözlerime odakladı "eğer yazar bu kızsa şu an yazmıyor hemen bir kaç kişiye mesaj atalım." Edayla hesabı takip eden yaklaşık otuz beş kişiye mesaja attık.
Heyecan ve korkuyla cevap gelmesini beklerken beş dakika sonra telefonum sevindirici bir şekilde titredi, hemen uygulamaya girdim. Hesaplar mesajlarımızı görürken cevap vermemişti bir hesap hariç.
"Merhaba sen gerçekten Aşkım Eryiğit misin? Bu ne kadar mümkün olabilir ki? Eğer gerçeksen elbette sana yardım etmek isterim, özellikle Aren öldükten sonra sana yardım edecek, yol gösterecek kimsen kalmadı çok üzücü. Ama beni senin gerçek olduğuna inandırman gerekiyor."
Ne yapabileceğimi, nasıl inandırabileceğimi düşünürken "hayatım hakkında
istediğin soruyu sor." Bir kaç sorunun ardından benim gerçek olduğuma ikna olmuştu.
"İNANMIYORUM!!! Sana nasıl yardımcı olabilirim???" "Bana yazar hakkında bilgi verir misin?"
"Bundan emin değilim ya öğrenirse ve beni de hikâyeye mahkûm ederse? Özür dilerim sanırım yapmayacağım başka sorun var mı?"
"Peki, en azından kitabın linkini bana atabilir misin?"
"Bak bunu yapabilirim işte" link hemen geldi.
"Teşekkür ederim, bir sorum olduğunda tekrar yazabilir miyim?" "Tabi ki"
"Teşekkür ederim iyi günler" ve telefonumun ekranını kapattım.
Linke tıklayıp sayfaları atlayarak kitabı okuduk, kitap biter bitmez Edayla kesintisiz dakikalarca bakıştık hiç bir şey demeden, sadece nefes alıyor ve ara sıra göz kırpıyorduk. İçinde bulunduğumuz olay aşırı saçma ve mantık dışıydı, aslında bir kitap karakteri olduğunuzu düşünsenize, olayın absürtlüğü karşısında hiç bir şeyin gerçek olmadığını ve bir kızın kurgusu olduğunu düşünün.
Eda "Eskiden açtığın hesaplarla bu kızı takip etsek ne yaptığını falan bilsek sonra pat karşısına çıksak?" Aklımda parlayan mükemmel fikir üzerine ortaokul zamanlarımda açtığım sosyal medya hesaplarının şifrelerini bulup giriş yaptım.
Yazar büyük ihtimalle bu hesapları bilmiyordu hem bir süre ara verdiğine göre sıkıntı olmayacaktı.
Online yazarlık uygulamasında kitabın kapağı mevcuttu, hemen hesabı bulup takibe aldım.
"Ayy çok heyecanlandım,"
"Bende hem gergin hem heyecanlı hissediyorum" derken hem kapı zili hem de telefonumdan bildirim sesi geldi.
Şu an ikimizde kapıyı açmak istemiyorduk mesaj daha önemliydi, Edayı bir şekilde kapıyı açması için ikna ederken bende bildirime tıkladım.
"Arkadaşlar sizce Aşkım, babasını ve annesini ne zaman bulacak?" Adlı bir gönderi atmıştı fotoğrafta benim kolyem vardı.
"Yakında, yakında onları bulacağım ve sonra da senin karşına çıkacağım, ama biraz sabretmen gerekecek." İçimden salladığım sözlerle telefonumu cebime koydum ve kapıya gittim.
"Hoş geldiniz,"
"Hoş b-" aynı anda söylediklerini bıçak gibi kesip ekledim "hiç montunuzu çıkarmayın hadi size gidelim ya da o taraflarda yürüyüşe çıkalım"
"Niye ki?" Eda'nın tuhaf bakışlarını aldırmayıp devam ettim "anlatacağım, hadi gidelim"
Rüzgâr'a hâlâ Melek'i savunduğu için kırgındım ama kendimi "nasıl olsa büyünün etkisinde" diye avutuyordum.
Çağrıların sokağına girdiğimde adımlarımı durdurdum ve gözlerimle etrafı taradım.
"Anlatacak mısın artık?"
"Anlatacağım Bayan Eda Ay. Babam buralarda oturuyormuş, siz daha önce tanışmadığınız için bilmiyorsunuz"
"Şaka yapıyorsun!" Olumsuz anlamda başımı salladım ve fotoğraftaki evin nerede olduğunu hatırlamaya çalıştım.
Yaklaşık yirmi dakikalık arayışın ardından gerçekten de babamı bulmuştuk.
Rüzgâr, "Sen nasıl adamsın kızını nasıl bırakırsın şerefsiz" babamın üzerine yürüdüğünde elimle onu durdurduğum.
"Şimdi seninle bir yere gideceğiz itiraz edersen geçen sene doğum günümde bana verdiğin kolye yoluyla seni boğarım, yapabileceğimi biliyorsun " diğerlerinin anlamaması için bu cümleleri seçmiştim.
Omuzları büyük bir hüzünle ve korkuyla yere dönmüştü. Rüzgâr, gözleriyle gece gece nereye gideceğimizi sorguluyordu.
"Önüme düş," diyerek babamı evden çıkardım. Edaya dönüp siz Çağrılara geçin bende en geç yirmi dakikaya gelirim" cümlemi tamamlamadan içeriden biri "Merih kim geldi abi?"
"O-o kimdi??" Çağrı, Edanın koluna dokunarak onu sakinleştirmeye çalışıyordu bense babamın sorumu cevaplamasını bekliyordum. "Bir dakika bir dakika o sana abi mi dedi?!"
"Evet, kızım da sen amcanı nereden tanıyorsun hiç görüşmediniz ki?" Amca mı? Sayın yazar lütfen bu kadar ağır şeyler yazma bana LÜTFEN, ve sen güzel okurum lütfen yazara biraz bize acımasını söyleyebilir misin? Teşekkür ederim. >
"O adam beni ve Edayı," derin bir iç çektim xxxdzzz babama bir şey demememi istemişti, o yüzden kendimi çok zor olsa da frenledim.
"Neyse, hadi önüme düş" Babamla yürürken arkama dönüp gözden kaybolmamızı izleyen Rüzgârla göz göze geldik. Dudaklarımdan belli belirsiz "özür dilerim" döküldü. Ne için özür dilediğimden emin değildim belki de ona yaşattıklarımdan dolayı pişmandım.
Babamla çok da uzak olmayan bir binanın arkasına girdiğimizde babam neler olduğunu neden burada beklediğimizi sordu, cevap olarak gözlerini kapatmasını söyledim.
Burnuma gelen kurabiye kokusu artık kötü gelmiyordu, alışmıştım yoksa zorla mı alıştırılmıştım bilmiyordum ama bildiğim tek şey babamın da bu kokudan nefret ettiğiydi, bunu kırışan burnundan anlamak mümkündü.
***
Ve yine buradaydım, kalbimde tek gelmiş dört kişi olarak dönmüştüm, çoğunu sevmesem de her geldiğimde yeni yaratıklarla tanışmıştım ve son gelişimde hayat benden birini almıştı, Aren'i, Aren bu büyülü dünyada tanıdığım ilk vampirlerdi.
"Aşkım? Görüşmeyeli uzun zaman olmuştu" acıyan gözlerimi ovuştururken gelen ses aklıma başımdan aldı, sanki kanım donmuştu yavaşça arkamı döndüm.
"Aren? Sen ölmedin mi?"
"Aşkım o Aren değil, Arın iyi misin?" sesini duyduğum Emir sayesinde odağım Emir'e kaçtı ve o kişinin aslında Arın olduğunu anladım
"Emir, hipnoz ediyorum onu, tam büyü işe yarayacak bütün oyunu bozuyorsun bak bir daha olmasın!"
"Arın sana babamı getirdim şimdi bana anneme giden yolu göster. HEMEN!"
"Sakin ol güzel melezim. Sarayın içi Satirlerle dolu savaşta onlarla işbirliği yaptığımız için bir süre burada kalıyorlar, onlara yakalanmamalısınız eğer yakalanırsanız sizi onların elinden ben bile kurtaramam. En alt katta güzel melezim, kilitli tek bir oda var zaten kolaylıkla bulursun ama dikkat et Satirler seni yakalamasın yoksa ben sensiz ne yaparım" çok açık sözlüydü.
***
Basamakları inerken karşımıza çıkan satirlerden gizlenme büyüsü yoluyla kurtulduk, basamaklar bittiğinde karşımızdaki kilitli kapı dikkatimi çekmişti.
Kilitli kapıyı nasıl açacağımı düşünüp ümitsizliğe kapıldım, huzursuzca etrafı yokladım ve anahtarların olabileceği her yere baktım ama asla yoktu aralık olan kapılardan birinden geçtiğimde bir el ağzımı kapattı ve başka bir el de kollarımı "şşşt Aşkım biziz sakin ol ses çıkarma" karanlıkta gözlerini açtıklarında parlayan gözleri irkilmeme sebep oldu Hazal ve Bulut her zaman olduğu gibi tam ihtiyacım olduğunda yanımdaydılar.
"Annem içeride anahtarların nerede olduğunu biliyor musunuz?" Olumsuz olarak başlarını sakladıklarında tamamen ümitsizliğe kapılmıştım.
"Kızım sana verdiğim kolye ile bir şeyler yapabilirsin belki, sahi o nerede neden çıkardın?"
"Çıkarmak zorunda kaldım içeride anlatacağım, Bulut kolye nerede?" yanında olmadığını evde bıraktığını söyledi ve peşinden de lanet okumaya eksik etmedi.
"Kahretsin, nasıl gireceğiz şimdi"
"Işınlanmayı denesek diyeceğim ama o odayı daha önce görmediğimizden işe yaramayacaktır" Hazal'ın ortaya attığı fikir içimde bir umut yeşertti ama cümlesini bitirirken yeşeren umudum da bitmiş, çürümüştü.
Kararan gözümle dengemi sağlayamayıp yere düştüm hızlı refleksleriyle beni tutam Bulut ve Hazal ikilisine babamda bir kaç saniye dâhil olmuştu konuşulanları duyuyor ama gözümü açamıyordum.
"Aşkım şu an bayılamazsın Satirler gelebilir!" şu an Hazal'a cevap vermek en çok istediğim şeydi.
Aren öldüğüne göre bu göz kararması da neydi tansiyonum düşmüş de olabilirdi, derince nefesler alamaya çalıştım.
"Aşkım, kapının üstünde ki anahtarla kilitli odaya girdi"
Ses yoktu sadece kelimeler zihnimde gözlerimin önünden akıp gidiyordu, altyazı gibi.
Gözlerim yavaşça açılırken etrafımdakileri umursamayıp kapıya yöneldim. Diğerleri hipnoz olup olmadığımı sorguluyorlardı.
Kapının üzerindeki anahtarı onlara işaret ettiğimde tepkileri "az önce orada değildi" oldu.
"Yazar bize yardım ediyor"
"Kim?" Hazal, Bulut ve Babamın tepkilerine sırıtıp anahtarı çevirdim.
Bu oda leş gibiydi çok dağınık, yerlerde un ve kurabiye tozları vardı. Bembeyaz duvarlara sahip oda içerisinde yaşayan insanı kolayca delirtebilecek cinstendi ama annem insan değildi.
Kadın elinde yarım ısırdığı kurabiye ile yerde uzanıyordu yavaşça yaklaştım, babam ondan hiç beklemediğim şekilde büyük bir hızla annemin yanına gitti nefesini kontrol etti ve ağlamaya başladı.
"Ölmüş mü?" Başını yukarı aşağı salladı.
"Hayır, ölmemiş nabzını duyuyorum sadece çok yavaş" Hazal özgüvenli bir şekilde annemin boynuna yaklaştı bir şeyler mırıldandı yaptığı büyünün etkisi çok geçmeden kendini belli etmiş ve annem uyanmıştı.
Karşısında ilk gördüğü kişi babam olmuştu ve ağlayarak ayağa kalktı.
"Bu-bu nasıl mümkün olabilir bu odaya nasıl girdin," duraksadı gözleri teker teker üzerimize değdi Hazal ve Bulut'a baktığımda başları yere eğik ve mahcup bir şekilde yere bakıyordular. Annem "girdiniz" diye düzeltti cümlesini.
Kurabiye kokusuna eskiye göre daha çok dayanabiliyordum ama bu uzun vadede beni zorluyordu. Ne zaman tutmaya başladığımı bilmediğim nefesimi verdim ve tekrar derince bir nefes aldım.
"S-sen b-benim kızım mısın?" Cevabı biliyordu ama sanki benden de duymak, doğru olduğunu onaylamak istiyordu.
Bulut, "Evet tanrıçam, o sizin kızınız" dedi başını bir santim bile kaldırmadan annemin gözünden akan ve yavaşça bir göl oluşturmaya başlayan gözyaşları tek tek silmek ona sıkıca sarılmak istiyordum ama ona karşı bir adım atmama fırsat olmadan kapının dışarısında Satirlerden biri "Kraliçe burada olduklarını söyledi etraflarını sarın kaçmasınlar"
"Tanrıçam ışınlanabilirsiniz değil mi buradan gitmeliyiz" Hazal başını kaldırıp annemle göz temasına geçince Bulut onu dürterek uyardı demek ki ne olursa olsun tanrıçaya bakamazlardı.
"Elim bağlıyken ışınlanamam" dedi annem.
"Kahretsin"
"Kapının anahtarını denesek?" Babam gözyaşları arasında bir bana bir
anneme bakıyor olanlardan büyük pişmanlık duyuyordu.
Ne şanstır ki -belki de yazarın bir oyunudur- anahtar uyuşmuş, kilit açılmıştı Satirlerden bir kaçı kapıda görünürken biz çoktan ışınlanmıştık.
***
Hazallara ışınlanmıştık annem ben doğmadan önceki bütün olayları anlatmıştı ve tuhaftır ki Arın'ın anlattığından ne eksik ne fazla bir şey anlatmıştı.
Xxxdzzz annemin yaşadığını ve durumunu söyleyene kadar ailemi hiç istememiştim yanımda olduğum ailem benim her şeyimdi, ama şu an annem yanımdayken keşke onu daha önce bulabilseydim diyordum.
Aklıma Edalar geldiğinde eve gitmek zorunda olduğumuzu hatırladım ve babamın koluna girip ışınlandık. Babamdan öğrenmek istediğim her şeyi öğrenmiştim babam bana gerçekten bakamamış, sorumluluk alamamış almak istiyormuş ama tek başına yapamayacağını düşünüyormuş ve bana bakmak için tekrar evlenmek istememiş yıllarca annemin ve benim hasretimle kavrulmuş. Nedense babamın ve annemin dediklerine koşulsuz inanıyor ve güveniyordum, tuhaf olan şey Tarık'ın amcam olmasıydı...
Geldiğimizde Eda'nın Rüzgârı eve sokamamış olduğunu gördüm, yanlarına gittiğimizde Eda "Bana öyle bakma Aşkım, içeri girmeyeceklerini söylüyorlar on dakikadır dondum burada!" Eda gizliden on dakikadır burada olmadığımı söylemeye çalışıyordu Laviyayı bilen birinin olması çok güzeldi.
***
Aren'in ölümünden 1 yıl sonra
Edayla bir aydır doğru düzgün konuşamıyor, buluşamıyorduk. Düğünü yaklaştığı için ailesi gelmişti ve başını kaşıyacak bile vakti yoktu, bir de üzerine yine rahatsızlanmıştı öyle ya da böyle idare ediyordu ama bedeni çok yorulmuştu, direniyordu tek duam iyileşmesiydi.
"Aşkım sence bu nasıl?"
"Çok güzel oldu"
"Seninki kadar olamaz, sonuçta benim ellerimden çıktı" güldüm. "Sakın kimsenin geceni mahvetmesine izin verme"
"Şaka mı yapıyorsun bu an için yıllarca bekledim, nice zorlukların üstesinden geldim, Melek görünümlü şeytanı bile bizden uzaklaştırdım daha ne olabilir ki?"
"Umarım düğün günü tekrar rahatsızlanmazsın"
"Sus ağzını hayra aç, umarım bir şey olmayacak sen de biliyorsun geçen hafta biraz kötüleştim onun dışında neredeyse yedi sekiz aydır kusmuyorum bile bence çok çok iyi bir gelişme" yüzüme kondurduğum gülücüğün altında kocaman bir endişe gizleniyordu.
***
Eda yaklaşık otuz kadar gelinlik denemesinden sonra pek içine sinmese de bir tanesini seçmişti görevli kadın düğüne bir hafta kala gelip ölçü vermesini söyledi. Kadın çok kalabalık olduğundan ancak o zaman müsait olurmuş, her şekilde gelinlik düğüne yetişeceğinden Eda sorun etmemişti.
Bu akşam Edaya bekârlığa veda partisi yapacaktık Mavi, Edayla alışverişe çıkarken bizde evi süsleyecektik. Ben, Mavi, Hazal, Elçin ve Eda'nın bölümden bir kaç arkadaşı vardık.
Maviden Edayla eve döndüğü haberini aldığımızda her şey zaten hazırdı taçlarımızı takıp onu bekledik. Eda içeri girdiğinde şaşkın gözlerle etrafı süzdü, elimde onun için tuttuğum kuşağı boynuna bıraktım aralarındaki tek evli olduğum için çoğu görevi ben üstlenmiş, diğerlerine yol göstermiştim.
Eda, kızlara alacağı gelinliği gösterirken içlerinden biri "ya bir şey bir şey diyeceğim neden sen tasarlamıyorsun daha on yedi gün var yetiştiririz" "Evet ya bende düşündüm, ama Eda yetiştiremeyeceğini düşünüyor. Bir kaç ay önce yapmalıydı ama biliyorsunuz hastaydı" cümlelerimle herkes başını dertli dertli salladı.
"Ama hep birlikte yapabiliriz değil mi?" dedi ismini hatırlayamadığım yeni tanıştığım kız
"Çok da güzel yaparız, yeter ki Eda çizsin" Eda herkesin bir anda girdiği beklentilerden ve beklentilerini karşılayamamaktan korkuyordu.
***
Düğün günü giderek yaklaşıyordu Eda gelinliği tasarlamıştı; aylar öncesinden hayalindeki gelinliği tasarlamıştı ama üzerine dökülen kahveyle hayalleri suya düşmüştü ve çizim yapmaya ara vermişti. Şimdi tekrar aynı gelinliği yapmak onu zorluyordu son yaptığı tasarımı bana gösterdiğinde kelimenin tam anlamıyla bayılmıştım, Eda yaptığı tasarımı gösterme taraftarı değildi, tasarım yapmadığı süreç boyunca formdan düştüğünü yüzlerce kez dile getirse de ben ve çizimlerini gösterdiği herkes resimlerine bayılıyordu.
Neyse ki kızlarla sonunda Edayı ikna etmiştik ve gelinlik için gece gündüz çalışmalar başladı. Ben, Mavi, Hazal ve Elçin işlerden pek anlamasak da ayak işleri yaparak kızlara yardım ediyorduk.
Uzun uğraşlar sonucu gelinliği bitirdiğimizde Edayla birlikte gelin çiçeğini almak için dışarıdaydık. Mor ve beyaz renklerin hâkim olduğu çiçek gerçekten çok güzel gözüküyordu.
Döndüğümüzde kızlar gelinliği bitirmişti, gelinliği arkalarına alarak görmemize izin vermediler.
"Eda'nın gözünü kapatalım sonra gelinliği giydirelim öyle baksın son haline" İzgi'nin şahane fikri hepimizden onay almıştı. Eda'nın gözlerini kapatıp gelinliği giymesine yardım ettik. Eda gözünü açmadan bir süre önce "hadi bizde nedime kıyafetlerimizi giyelim" diyerek aklımdakini açıkladım tuttuğum sırı bir an önce söylemezsem ölecektim daha fazla saklayamazdım.
Edayı koltuğa oturtup gözünü açmaması için başında bekledim. Herkes üzerlerini giydiğinde son olarak ben üzerimi değişmek için odaya gitmiştim. Hepimiz bekârlığa veda için düğün günü fotoğraf çektirecektik o yüzden hepimizin kıyafeti hazırdı. Üzerimi değiştirip Maviye Eda'nın gözlerinin kapalı olup olmadığını sordum istediğim cevabı aldığımda gizlendiğim yerden önce göbeğim olmak üzere odaya girdim.
Mavi ve diğerleri neler olduğunu çözmeye çalışarak göbeğime bakarken ben Edaya gözlerini açmasını söyledim, Eda gözlerini açtığında gelinliğine bile bakmadan gözleri önce göbeğimin sonra benim gözlerimi buldu o kadar duygusal bir andı ki gözlerimin dolmaması imkânsızdı.
Ağzı açık ayağa kalktı, açık bıraktığı ağzını elleriyle kapatıp küçük bir çığlık attı "Şaka yapıyorsun şaka yapıyorsun. Ben teyze mi oluyorum?" yorgun gözlerinden akan yaşları silmeyip başını göbeğime yasladı. Diğer kızlarda en az Eda kadar sevinmişti birlikte geçirdiğimiz günlerde bir hayli yakınlaşmıştık, hepsi teker teker kutlarken Eda gözlerini karnımdan ayıramıyordu.
"Beni gördüğüne hiç bir zaman bu kadar sevinmedin Bayan Eda Ay" alaya karışık attığım trip gerçekten az da olsa kırılmama neden olmuştu.
"Çünkü o başka; sevdiğim iki insandan birer parça taşıyor ve o mükemmel bir şey"
"Kızımın mükemmel teyzeleri olacak" "Ne?! Aşkım kız mı?"
"Sakin ol Eda Allah söyletti sanırım daha doktora gitmedim belki gelmek istersin diye"
"Tabi ki isterim, Aşkım çok mutluyum," Eda boynuma atlarken susmak bilmiyordu bu çok sempatikti "keşke daha önce söyleseydin sana iş yaptırmaz, yormazdık."
"Şu an keşke daha önce söyleseydim diyorum Eda, canım çıktı sana hizmet ederken. Bak eminim çocuk beni oturtmadığın için senden nefret edecek."
"Sen öyle san, hadi doktora gidelim sen Rüzgâr’ı ara bende üzerimi değiştireyim."
"Bir baksaydın olmuş mu?" hemen aynaya baktı "Evet çok güzel olmuş, kızlar elinize sağlık çok teşekkür ederim," tekrar bana döndü " aradın mı Rüzgâr’ı ne zaman gelirmiş? Sen ayakta kalma gelene kadar otur." Eda etrafta pervane olurken kızlarda onun huyunu bildiğinden heyecanına gülümsüyordu. Eda elbisesini çıkarırken Hazal ve Elçin yaklaşıp tebrik ettiler az önce etmemişlerdi bunun altında bir neden arayamayacak kadar mutluydum.
"Aşkım bebek umarım sağlıklı bir şekilde doğar, hep mutlu olun" Hazal'a teşekkür edip sarıldım Elçinde benzer şeyler söylemişti. Her insan değişebilir zamanla ben artık buna inanıyordum Elçin'i bile değiştiren hayat bize ne yapmazdı, gerçi Elçinin değişmesi belki de xxxdzzz'nin işiydi ama sonuçta değişmişti.
Uzun zamandır Laviyaya gitmiyordum, ben gitmesem de Elçin ve Hazal sıklıkla geliyordu. Elçin, Simirnanın saldırısından sonra annesinin yardımıyla uzun bir süre tedavi gördükten sonra iyileşmişti, ama bu tedavide büyüyü yapan kişinin büyük bir güç sarf etmesi gerektiğinden diğerleri kurtulamamıştı. Bulut mu güzel okurum-artık bir kitap karakteri olduğumu kabul ediyordum- onunla en son beş ay kadar önce konuştum son konuşmamız olmasını diliyorum, sana da anlatayım:
Uzun bir aradan sonra tekrar Laviyaya ayak basmıştım bu sefer tamamıyla bir amaç uğruna değil sadece Bulut ve ailesini görmek için gelmiştim.
Savaşın izleri hâlâ belliydi yerlerde yakılan cesetlerin külleri o kadar fazlaydı ki her adımımda orada birinin öldüğünü düşünüyordum.
Bulut'un evinin önüne ışınlanmıştım, artık istediğim yere ışınlanabiliyordum bu
gerçekten hoşuma gidiyordu.
Kapıyı açan Hazal biraz durgun ve dertli görünüyordu, neler olduğunu sorduğumda efsanelerin yazılı olduğu adının Vâveylâ olduğu kitabı kaybettiğini söyledi.
Yakında iki efsanenin gerçekleşeceğine dair Laviyadan bir uyarı almışlardı. Laviya, bir efsanenin daha yakın diğerinin biraz daha uzak olduğunu söylemişti ve ikinci efsanede ortalığın karışacağı söylenmişti. Efsaneleri araştıramıyorlardı çünkü kitap kayıptı daha doğrusu kraliçe tarafından çalındığına emindiler.
Bulut evde değildi, saraya çağrılmıştı büyük ihtimalle Arın Bulut'a kitabın neden onlarda olduğunu soracaktı. Ama Bulutun bir suçu yoktu yüzük onu seçmişti.
Hazal ve sonradan sohbetimize katılan Elçin ile salonda oturup biraz sohbet ettikten sonra kapıdan Bulut girdi, ayaklanıp kraliçenin ne dediğini sorduğumuzda yorgun olduğunu daha sonra konuşmak istediğini söyledi.
Üst kata çıkmadan önce "benimle gel" dedi kısık bir sesle, ses tonunun bir önemi yoktu zaten herkes onu duyabiliyordu. Daha sonra Hazal'a seslenerek "bana kurabiye yapar mısın?" dedi.
Hayır ben bu kokuyu duymak istemiyorum hem annemin yıllardır kaldığı odanın kokusundan sonra hiç istemezdim orada yeterince maruz kalmıştım.
Ayrı kaldığımız zamanda Bulut'a buradayken verdiğim telefon yardımıyla konuşmuştuk, Bulut tarafından bana atılan mesajın haddi hesabı yoktu gün içinde bine yakın mesaj atıyordu. İlk başlarda tatlı gelse de sonradan yorulmuş, Bulut'a arama yapabileceğini söylemiştim, ilk başlarda on dakikada bir ararken şu sıralar saat başı arıyordu.
Bulut, kolumdan çekiştirerek beni üst kata kendi odasına götürdü, burayı ilk gördüğüm an aklıma gelince utançla ellerimle yüzümü kapattım.
"Sorun değil bilerek yapmadığını biliyorum gerçi bilerek yapsan da sıkıntı değil"
Beni yatağa oturttu ve yerleşmemi beklemeden kucağıma yattı, gözlerini kapattı.
"Uyumak istiyorum, sadece uyumak belki o zaman bu saçmalıklardan kurtulurum" tereddüt ederek elimi saçlarında gezdirdim, hiç bir şey demedi huzursuzca yerinden kıpırdandı biraz kalktı ve dudağını dudaklarımla birleştirdi ve tekrar dizlerime başını yasladı soğuk bedeni beni sıcacık yapmıştı öpüşündeki huzursuzluğu ve endişeyi hissediyordum ama o anlatmaya başlayana kadar ben bir şey sormayacaktım.
Neyse ki beni çok bekletmeyip anlatmaya başladı "Kraliçe, Aren'in aslında farklı şeyler planladığını ve kraliçeyi kötü gösterdiğini söylüyor hatta ölümünde bile, Arenin seninle konuştuğunu biliyormuş daha doğrusu öğrendiğinde senin gözünü boyadığını tahmin etmiş.
Neden olduğunu söylemedi ama geçmişte ailesi onu reddetmiş, ailesi ölünce Aren değil Arın tahta geçmiş. İnsanlar Aren'ın haksızlığa uğradığını düşündüğünden Aren, sanki Arın onu sürmüş gibi bir süs vererek ormanda yaşamaya başlamış. Orada Aren'i gören satirler onu tanımayıp kabilelerine almış Aren'i tanımıyorlar çünkü bu satirler pek dışarıyla ilişkileri olan yaratıklar değil."
"Kitap hakkında bir şey sormadı mı?"
"Sordu... Her şeyi anlattım..." her şeyi derken ne kadarını anlattığını merak ediyordum ama sormadım.
Homurdandı "seni her zaman koruyacağım, Aren öldüğü için üzgün hissediyordum ama artık onun gerçek yüzünü öğrendiğimden üzülmüyorum. Aren de öldüğüne göre artık Arın'a güvenmeliyiz..." elim saçlarında gezerken elimi tuttu, önce öptü sonra elimi yanağına koydu ve kendi elini de elimin üzerine koydu. Öylece uykuya daldı.
***
Aslında Arın'ın tarafına geçmiş bunu öğrendiğim günü anlatayım:
Elçinle efsaneler üzerine konuşuyordum ki Hazal ve Babası evin kapısını açıp içeri girdi ve konuşmalarına devam ettiler.
Hazal çok sinirliydi babası onu sakinleştirmeye çalışsa da pek bir işe yaramıyordu.
"İmkansız ya nasıl yapabilir bunu?!"
"Bak yol boyunca saçma sapan büyüler yaptın arkanı toplamaktan yoruldum, sakinleş lütfen!!!"
"Neler oluyor Hazal?" Mutfaktan çıkan halasına "Bilin bakalım abim kimin tarafına geçmiş?!.. Arın!"
"Neden bahsediyorsun sen Hazal?"
"Şundan bahsediyorum Aşkım, abim seni korumak sebebiyle Arın'ın tarafına geçmiş. Amacı seni ondan korumak senin için düşündüğü fikirleri önceden öğrenmekmiş"
"Ama ben Bulut'u biraz tanıyorsam her ne olursa olsun kraliçenin tarafına geçmez!"
"Geçti Elçin. Geçti. Belki Aşkım için belki değil ama geçti"
"Kızım sakinleş artık yeter" Hazal'a halası sakinleştirmek için bir büyü yaptı üzerinde çalıştığım bir büyüydü bu her gelişimde bir büyü öğreniyordum, güçlenmek çok hoşuma gidiyordu.
Hazal sakinleşince salondaki kanepeye oturdu ve sakince az önceki cümlelerini tekrar etti.
Bir kaç saat sonra uykum geldiğinden odama çıkmak için izin aldım ben merdivenleri çıkarken Hazal büyük bir hızla aşağı indi.
"Beni tutmayın, ben gidiyorum yetti bu kadar sabahtan beri kendimi yiyorum"
"Ne oldu yine kızım?!" Halasıyla birlikte herkes ayağa kalkıp Hazal'a yaklaştı.
"Bilmediğiniz bir şey olmadı sadece öğrendiğimden beri sindiremiyorum" öyle bir psikoloji içine girmiştim ki kendimi çok suçlu hissediyordum Bulut söylediğine göre tabi gerçekten öyleyse Arın'ın tarafına geçmişti. Bir daha bu eve gelmeyecekti, ruh eşi olan beni görmezden gelecekti, bu çok dayanılmaz duruyordu.
Hazal'ın öfkesi asla soğumuyor, dinmiyordu abisine bu kadar sinirlenmesinin açıklaması çok basitti.
"Onunla konuşmak istiyorum!!!" Herkesin şaşıran gözleri üzerimdeydi.
"Evet, onunla konuşmalıyım neden geçtiğini ve size anlatamadığı şeyleri anlatmasını istiyorum, geçen gün Arın aklını karıştırmıştı ama bunu yapacağını asla tahmin etmemiştim. Lütfen izin verin beni ona götürün konuşalım" başta itiraz etseler de biraz ısrarla ikna oldular.
Saraya girdiğimizde diğerleri ışınlanarak eve gittiler gitmeden önce beni sıkıca tembihlediler. Merdivenleri yavaşça çıktım burası epeyce büyük olduğundan merdivenlerde bir o kadar fazlaydı.
Son basamakları çıkmadan önce çok yorulmuş nefessiz kalmıştım derince nefesler aldım biraz daha iyi hissettiğimden son basamakları da çıktım. Kraliçenin kapısında bekleyen dört muhafıza kim olduğumu söyledim, muhafızlar kraliçeye benim geldiğimi söylediklerinde kraliçe beni kapıda karşıladı.
"Hoş geldin güzel melezim"
"Bulut nerede?!"
"Çok agresifsin güzel melezim biraz sakin ol"
"Bulutu görünce sakin olacağım!" Sıkıntılı bir iç çekti ve göz devirdi "birlikte gidelim o zaman" önde k raliçe yanında iki koruma bir adım arkasında ben, benim hemen arkamda diğer iki koruma vardı.
Kraliçe kapıyı tıkladı, Bulut bekletmeden açtı. Arkasında beni görmediğinden "buyurun kraliçem her şey yolunda mı?"
"Yolunda yakışıklı liderim," liderim mi? Kraliçe devam etti "misafirin var" Bulut beni gördüğüne sevinmiş miydi yoksa üzülmüş müydü anlamak güçtü. Kraliçeye bizi yalnız bırakmasını söyledim, kraliçe zamanınız kısıtlı derken odada bir erkek sesi yükseldi "Bir sorun mu vardı kraliçem"
"Ah tabi ki yok hayatım, sadece sensiz geçen her gün benim için bir sorun en büyüğünden hem de" kendine göre şirin bize göre ürkünç olan kahkahasına burun kırıştırıp susmasını diledik.
"Emir bizi yalnız bırak!!" Emir ikiletmedi kolunu kraliçeye uzattı o da hemen koluna girdi bir zamanlar orada "Edanın eli vardı diye geçirmeden edemedim" ve kendi düşündüğümden iğrendim.
"Bulut neler oluyor? Neden buradasın?" "Hazal anlatmıştır"
"Anlattı, ama ben senden duymak istiyorum... Bana bir açıklama yap lütfen" Sesim giderek artıyordu ve ben kendimi zapt edemiyordum.
Kolumu öylesine sıktı ki bıraktığında parmaklarının izleri çıkmıştı beni içeri çekti.
"Otur" emir kipiyle konuşmasına ayar olmuştum normalde böyle yapmazdı "Anlat bana neden buradasın?"
"Hazal anlatmıştır" diye tekrarladı bir bardağa ne olduğunu bilmediğim bir şey doldurdu ve içmem için bana uzattı, elinden bardağı alıp kucağıma koydum.
"Anlatmanı bekliyorum" "Bak Aşkım aşkım," "Ne?"
"Ne ne?"
"Ne dedin az önce?"
"Aşkım aşkım?!" gülümsedi. Yüzündeki bu ifade pek gülümsemek sayılmazdı "her şey senin yüzünden!" ses tonu bir anda anlam veremediğim kadar arttı, sırtını yasladığı duvardan ayrılıp bana yaklaştı her bir adımında ses tonu biraz daha artıyordu sanki her adımında yer sallanıyordu dişlerini sıkarak tekrarladı.
"Benim yüzümden olan ne?"
"Her şey," başka bir şey demedi, demediği gibi gözünü nefret ve kin bürüyerek cebinden bir hançer çıkardı.
"Bulut saçmalama napıyorsun? Bulut, sevgilim lütfen yap..." yapma demek isterken cümlemi öyle bir yerde kesip ekleme yaptı ki sanki beni bıçaklaması için yalvarıyor gibi olmuştu. Belki de gerçekten ölmek istiyor bu acıyı tatmak istemiyordum. Bazı anlar olur ya acı çekmek yerine ölmeyi yeğlersin, o an ölmek daha mantıklı bir son gibi gelir işte tam o noktadaydım Bulutun elinden kurtulmam için bir mucizeye ihtiyacım vardı.
Sevdiğim adamın gözleri, adı yani Bulut gibi tertemiz ve şeffaf sadece aşk ve şefkat doluyken şimdi bir kasırga gibi ölüm izleri taşıyan bir afet. Canımı yakan hançer olmamıştı, hançeri sağlarken elinin bile titrememesiydi. Bulut'un gözü öylesine kararmıştı ki kolunda ismi yazılı kadını bile görmüyordu, saraydaki büyü yüzünden ışınlanamıyordum da burada kalakalmıştım ve kapı da bir hayli uzağımdaydı.
"Sen benim sevgilim değilsin bunu o kalın kafana sok !!!"
"Ama Bulut bu sen değilsin hadi kendine gel ve elindekini bırak"
"Hakkında her şeyi biliyorum sen aslında beni kullanıyorsun tıpkı babam ve diğerleri gibi bana yalan söylüyorsun!" dediklerini gerçekten anlamıyordum.
"Neden bahsettiğini anlamıyorum"
"Bu izlerin anlamı ruh eşin değilmiş sana ihanet eden kişiye aitmiş. Seni gerçekten sevmiştim"
"Bulut öyle bir şey yok Rüzgâr’ı kast ediyorsan" göz bebekleri bir kaç saniye hüzünlendi ama hemen ardından nefreti tavan yaptı son bir kez dudaklarıma yanaştı teninin soğukluğu titrememe sebep olurken o rahatlamış gibi duruyordu, dudakları dudaklarımı değil boynumu buldu. Başını boynuma gömdü ve ağlamaya başladı.
Bıçaklamaktan vazgeçti diye düşünerek boynumda ağlamasına izin verdim kollarımı sırtına doladım ve öylece gözyaşlarının durmasını bekledim. O bu değildi biliyordum ve yavaş yavaş kendine geliyordu işte.
Bulut boynunu kaldırdı, adımları geriledi, aramızdaki mesafeyi giderek arttırdı
bense yerimde sabit duruyor ve onun uzaklaşmasını izliyordum. Öne doğru bir adım attığımda ayağım hafifçe kaydı ayakkabımı hafifçe kaldırdığımda neler olduğunu anlamıştım.
Hançerin göğsümü sızlatan soğukluğu canımı pek yakmamıştı çünkü o sırada Bulutun gözlerine yansıyan yüzümdeki çaresizliğe odaklanmıştım. Gözlerindeki kini dindirmeye çalışmak beyhude bir çaba olurdu, denemedim ve o beni orada bir başıma bıraktı, çekip gitti. Arkasına bakmadan uzaklaştı, arkasından son kalan nefesimle "hiç bir şeyin acısı kalp acısı kadar acıtmaz buna dayanabilirim Bulut!" Neyse ki oradan geçen bir muhafız benim iniltilerimi duymuştu ve beni bulmuştu.
***
Doktorum Nur Hanım her şeyin yolunda olduğunu söyleyene kadar çok gergindim. Doktorum bebeğimizin kalp atışlarını dinlettiğinde üçümüzde gözümüzden akan yaşlara engel olamıyorduk hem ağlıyor hem gülüyorduk.
"Cinsiyetini öğrenmek ister misiniz ?" neşeyle başımızı salladık.
"Sırtı bize dönük, çok inatçı olacak" Eda kulağıma eğilip "aynı annesi gibi" dediğinde kahkaha atmıştım. Doktor ultrason cihazını bıraktığında cinsiyeti deli gibi merak eden Rüzgar "bir saniye" dedi ve karnıma yaklaştı.
"Hadi babacım, göster bize cinsiyetini. Lütfen tekrar bakabilir misiniz bence beni dinledi" doktor gülerek karnıma tekrar baktı ama sonuç değişmemişti sadece bebek biraz hareketlenmişti.
"Bakın gördünüz mü? Hareket ediyor, bak babacım seninle bir anlaşma yapalım sen şimdi bize dön bende bunun karşılığında anneni öpeyim olur mu doğduğunda da seni öperim hadi babacım göster kendini bize" çok şaşırtıcı olsa da Rüzgârın çabaları sonuç vermişti, anlaşmalarına beni de katması beni güldürmüştü.
"Babamızın çabası işe yaradı geçen geldiğinizde kendini göstermemişti. Ailenize bir prenses geliyor, tebrik ederim" Eda ve Rüzgâr sevinçle yerlerinde duramazken ben gözyaşlarımı durduramıyordum.
"İsim düşünmüş müydünüz?" "Hayır, hiç düşünmemiştim"
"Merak etmeyin bunun için beş ayınız var" doktor bizi yalnız bıraktığında önce Rüzgâr sonra da Eda sırayla bana sarıldı.
***
"Biraz yürüyelim mi?" Eda da Rüzgâr da isteğimi ikiletmedi, sahilde biraz yürüdük biraz oturduk biraz da konuştuk, bebeğimize isimler düşündük.
Oturduğumuz çardaktan bir anda başlayan yağmurda ıslanmak için kalktım. Normalde yağmurlu havalardan ve yağmurdan nefret ederdim ama bugün o kadar çok ıslanmak istemiştim ki nefretimi kısa süreliğine dindirdim.
Tek başıma ıslanmama izin vermeyen Eda da yanımda yağmurun altında kahkaha atarak bana bakıyordu "şu an bir ilki izliyorum" dediğinde bu sefer kahkaha atan bendim.
En az benim kadar yağmuru sevmeyen Rüzgâr çardağın altından bize sesleniyordu. Rüzgârı dinlemeyişim onu öfkelendirmişti " bebeğimizi hasta edersen sorumlusu sensin ve sana ne yapacağımı biliyorsun Aşkım!" bahsettiği şey bana öpücüklerini bahşetmekten başka bir şey değildi.
Rüzgâr’a gülümseyerek baktım kollarımı iki tarafıma açıp etrafımda dönmeye başladım. Bir anlık sendelemem Rüzgâr’ı korkutmuştu ve çardaktan adeta yanıma uçmuştu.
"Dikkat et!"
"Korktunuz sanırım Bay Rüzgar Sanrı?!"
"Şaka mı yapıyorsun tabi ki korktum dikkatli ol. Hadi eve gidelim" kolumdan çekiştiren Rüzgâr’a engel olamadım ve arabamıza doğru yürümeye başladık.
Arabanın önüne geldiğimizde Rüzgâr ön koltuğa geldi kapımı açtı ve beni oturttu.
"Rüzgâr buna gerek var mıydı? Daha dört aylıkken böyle yapıyorsan sekiz aylıkken falan ne yapacaksın çok merak ediyorum."
"O doğana kadar sana çok iyi bakacağım o doğduktan sonra ikinize de çok iyi bakacağım, bir de ismine karar verdik mi her şey tamam olacak"
"Yuh yani daha eşya alınacak kıyafetler, puset, mama sandalyesi, mamalar, bezler."
"Aşkım sonuna kadar haklı. Benim bir sorum var neden yeğenimi dört ay geç öğrendim?"
"Çünkü bu benim hayalimdi nedime kıyafetiyle anlayacaktın. Şunu da söylemeden edemeyeceğim, Rüzgâr bu Eda bana 'kilo almışsın bir diyet şart bak düğünümde güzel ol' dedi çok kırıldım."
"Aşkım, Allah belamı versin bilsem neden söyleyeyim ben yeğenime. Özür dilerim teyzeciğim affet beni."
Rüzgâr kontağı çevirip arabayı durdurdu ve gözlerini bebeğimize çevirdi "bak kızım teyzen aslında seni çok seviyor sadece seni bilmediği için öyle konuşmuş tamam mı sen sakın üzülme bir daha demeyecek teyzen, değil mi Eda?" bir yandan Edaya da yandan bir bakış atıyordu.
"Bir dakika bir dakika sen bunu sıklıkla yapacak mısın eğer öyleyse bu beş ay epey eğleneceğim" dediğimde Rüzgâr, "Seni eğlendirmek için elimden geleni yapacağım" sonra bir şey unutmuş gibi işaret parmağını kaldırdı ve karnımın üzerine götürdü "ah tabi ki seni de babacım" kahkahalarımız radyodaki kadının sesini bastırdığında yağmur bulutları yerini güneşe bıraktı. Güneş hızlıca gökyüzünde kendine yer buldu ve bizi aydınlatmaya başladı.
Güneş ışıkları gözümü açmama müsaade etmezken elimle ışığı kesmek yerine Rüzgâr’a döndüm "Bebeğimizin adı Güneş olsun mu? Hem hayatta kendine kolayca yer bulabilsin, zorluklara karşı hep güçlü olsun, hem de ışığıyla insanları aydınlatsın" Rüzgâr, ismi beğenmişti gülümseyip narince elimi öptü, kızımda ismini beğenmiş olacak ki karnımda delicesine hareket etmeye başladı, içimde kelebekler uçuşuyordu, bir kaç ay sonra güneşime kavuşacaktım düşündükçe heyecandan kafayı yiyordum.
***
Rüzgârla düğünümüz mükemmel giderken amcam olacak şeref yoksunu it müzik kesildiğinde ellerini çırparak dikkatleri üzerine çekti ve sarhoş haliyle bir şeyler zırvaladı ve babam bu rezilliğe dayanamayıp onu etrafımızdan uzaklaştırıp deniz kıyısına götürmüştü. Kayra ve Afra, Tarık'ın burada olmasından büyük rahatsızlardı ancak benim için buraya gelmişlerdi.
Rüzgâr’a bunu nasıl söyleyeceğimi bilemiyor tuhaf tuhaf fikirler üretiyordum, yarın doktor randevumdan önce emzik alıp bir kutuya koyup ona verecektim. Ama ben döndüğümde Rüzgâr evde değildi arayıp nerede olduğunu sorduğumda acil bir işi çıktığını söylemişti, doktora tek başıma gitmek istemediğimden annemi ve Sevil anneyi de yanıma alarak doktora gidip her şeyin yolunda olduğunu öğrendik.
O akşam Eda, Çağrı, Mavi, Elçin, Hazal'la hep birlikte bizde toplanmıştık, Rüzgâr’a baş başa söylemeyi düşünmüştüm ta ki Eda "Kulaklık oyununu oynayalım mı?" diyene kadar.
Kulaklığı Eda taktı ve Çağrı ona Rüzgârın söylediği kelimeleri anlatmaya başladı. Sırasıyla şöyleydi; sandalye, sandalet, denizaltı, kupa en sonda da kendinden bir şey ekleyerek "seni seviyorum" demişti, Eda sonuncusu dışında hiç birini bilememişti ama karşı taraftan aldığı iltifat hoşuna gitmişti.
"Hadi sıra sizde" Eda elime kulaklığı iterken Rüzgâr’a söylemem gerektiğine karar vermiştim. Mavi kelimeleri söylemeye başladı; denizatı, çöreotu, çörekotu. Rüzgâr büyük bir başarı göstererek hepsini bilmişti. Mavi, son kelimeyi söylerken onu başımla onaylamış ama o kelimeyi anlatmayacaktım.
"Ben" "Ben" "Baba" "Kaba" "Baba" "Baba" "Oluyorum"
"Ol-... bir dakika ne?" Eda sevinçten bana sarılırken Rüzgâr büyük bir şok içindeydi, şokunu atlattığında beni kucağına alıp döndürmüş sonra da bebeğe bir şey olur düşüncesiyle beni hemen yere indirip koltuğa oturtmuştu.
Evde bana asla iş yaptırmıyordu, bazen abarttığını düşünsem de ben ve bebeğimizle ilgilenmesi çok güzeldi.