İçeriğe geç

KALBİMDEKİ MELEZ

Bölüm 10 · 14 dk okuma

KALBİMDEKİ MELEZ

Bölüm 10

10- MELEZİN KIZI

“Melezi ve melezin kızını bana getirin...”

Düğün günü gelip çatmıştı giydiğim pudra pembesi elbise karnımı epey belli etmişti ve çok şirin duruyordu. Eda'nın saçı yapılırken bizim saçlarımız ve makyajımız çoktan bitmişti Eda makyöz tutmak yerine kendisi makyajını yapmak istediği için ona engel olmamıştık, ne kadar gerek olmadığını söylesekte bu Edaydı.

Makyajımızı yapmıştı sona kendi makyajını bırakmıştı, kuaförler Edanın saçını tamamlarken Edaya gelinliğini giymesine yardım etmek için odaya girmiştik Mavi yerinden kalkıp çalan kapıyı açmaya gitti.

-ÇAĞRI VURAL -

Rüzgâr takım elbisesini giydikten sonra gelip saçımı başımı düzeltti. Edanın ne yaptığını merak ettiğimden onu aradım umarım onu bugün yüzlerce(!) kez aradığım için kızmayacaktı.

"Aşkım bitti mi işiniz ne durumdasınız?"

"Aşkım mı?" Diye şaşırdı Eda Aşkımdan bahsettiğimi düşünerek. Yanlış anlaşılmaları önlemek adına birbirimize aşkım demezdik.

"Pardon hayatım, n'aptınız hazır mısınız?"

"Güneşim ne yapıyor iyi mi teyzesi?" Rüzgâr aramıza girdiğinde Eda da bende gülmekten konuşamadık "neden gülüyorsun ben babayım baba merak ediyorum kızımı acaba pembe ona yakıştı mı?"

"Yakıştı babası çok yakıştı hem de. Aşkımdan bile güzel oldu. Hazır sayılırız aşkım"

"Aşkım mı?" Bu sefer şaşırma sırası bendeydi

"Pardon hayatım" diyerek beni tekrarladı.

"Tamam o zaman bizde annemler gelince çıkıyoruz birazdan gelirler."

"Tamam hayatım dikkat et kendine" "Hazırmıymışlar?"

"Abi birazdan çıkıyoruz dedim ya tabi hazırlar" "Şaçının şurasına biraz jöle sürsek mi?"

"Olur" jöle almak için banyoya giderken kapı çaldı "Annemlerdir ben açayım sende jöleyi getirebilir misin" jöleyi Rüzgâr’a aldırıp kapıyı açtım.

"M-melek?"

"Selam sevgilim" Rüzgâr banyodan "Melek mi? Aha kesin kıyamet kopacak" siye söylenerek ve koşarak evin ortasına en az on santim topuklularıyla giren Melek ve öpmeye çalıştığı dudaklarımı gördü.

"Melek sen ne arıyorsun burada?" Rüzgârın sorusu karşılığında bir kahkaha patlatıp bana döndü.

"Eda benim düğünümü mahvetti bende onunkini mahvedeceğim"

"Buna asla izin vermem"

"En son nikâh masasındaydık be sevgilim. Çekil önümden" beni ittirip dengemi kaybetmeme sebep oldu toparlandığımda salonda bacak bacak üstüne atmış oturuyordu. Rüzgâr, kaş göz hareketleriyle Melekten bir an önce kurtulmamı söylüyordu.

"Ne saçmalıyorsun sen çabuk evimden çık"

Ah Çağrım çok safsın ay ışığım diye gezdiğin kıza nasıl iğrenmeden bakıyorsun gerçekten aklım almıyor"

"Yeter bu kadar hemen evimden defol!" Melek'in kolundan tuttuğum gibi koltuktan kaldırdım ve kapının önüne koydum kapıyı şiddetle kapattığımda bir çığlık yükseldi. Allah kahretsin!

Melek ben kapıyı kapatırken ayağını kapıyı arasına koymuştu ve bende kapıyı hızlı kapatınca ayağı acımıştı.

"Ayağım burkuldu!!!! Allah seni kahretsin Çağrı!" ***

Şu anda annemlerle Edalara gitmem gerekirken ben hastane köşelerinde Melekle uğraşıyordum arabadan inerken de ayağındaki on metrelik topukluyu unutup yere düşmüş kaşını patlatmıştı mükemmel bir gün oluyordu. Melek'in hanında geçirdiğim her saniye beni Edaya karşı mahcup hissettiriyordu sanki ona ihanet etmiş gibi...

Yaklaşık bir saat sonra sonunda Melek'i evine bırakıp Edalardaydık. Tam kapısının önünde birazdan onu görecektim ve bu düşünce kalbimi tekletiyordu. Birazdan onu buradan alıp düğün salonuna götürecek ve kendi soyadımı verecektim.

Kapıyı çaldığımızda kapıyı Mavi açtı.

"Abi neredesiniz ya bak Eda abla çıldırdı seni de aramış ama bakmamışsın"

"Abicim hastanedeydim telefon arabada kalmış" "Ne oldu iyi misin?"

"Bir şey yok eski bir arkadaşı götürdük geldik. Burada mı bekleyelim alsana içeri bizi"

"Eda abla hazır değil daha"

"Tamam abicim bekleriz biz ama içeride beklesek ya" "Olmaz öyle abi sen burada kal"

"Bak MAVİ beni delirtme seni istemeye geldiklerinde vermem seni görürsün!!!"

"Abi çok kötüsün, özür dilerim Eda abla" Eda duyacakmış gibi kendi kendine söylendi ve kapıyı açtı.

Her yerden arkadaşlarımız çıkıyordu, herkese sırayla selam verdikten sonra bütün enerjim yok olmuştu.

Sonunda Aşkımı gördüğümde çok şaşırmış ve mutlu olmuştum.

"Tebrik ederim" önce sertçe Rüzgar'a sonra nazikçe karnına zarar vermeden Aşkım'a sarıldık.

"Teşekkür ederiz, Eda içeride bir bak istersen, salondaki kızları dışarı alayım" Aşkımın çağrısı üzerine salonun kapısı açıldı ve beyaz kabarık bir şey görüldü. Sırayla İzgi, Hazal, Elçin, Defne ve ismini bile bilmediğim diğer kızlar dışarı çıktı.

İçeri girdim, gördüğüm görüntü karşısında ağzım bir karış açık kalmış Edanın ruj sürmesini izliyordum.

"Hoş geldin, nasıl buldun?" "Çağrı? Hayatım bir şey sordum"

"Beğenmedin mi?" Eda sorularını soruyordu bense konuşmayı bile unutmuştum.

Bana yaklaştı sarılacağını düşünerek bana yaklaşmasını izliyordum ve aklımdan ne kadar güzel olduğunu geçiriyordum.

Bana sarılmak yerine hemen yanımda bulunan kapıdan içeri seslendi. "Kızlar ayakkabımı getirir misiniz, kimler isim yazdıracak?"

"Hemen getiriyorum abla" Mavi ayakkabılarımı getirirken diğerleri de buraya gelmek için hareketlenmişlerdi.

Edayı kendime çekip yeni sürdüğü rujun tam üzerine diğerleri gelmeden dudaklarımı bastırdım.

"Vişne" "Ne?"

"Rujun, vişne aromalı"

“Şu sıralar fazla online kitap okuyorsun sanırım”

“Ama sarıyorlar kabul et” kahkahalarını saklamazken arkadaşlarımız odaya dolmaya başladılar.

Aşkım "Eldivenlerin nerede?" Dediğinde Eda da "şu çekmecede olacaktı" dedi.

Eda eldivenlerini giydikten sonra eline bir kalem aldı ve ayakkabısının altına isimler yazmaya başladı. Kulağına eğilip bu elbiseyi ne zaman yaptıklarını sorduğumda çok yorulduğunu bir süre dinleneceğini söyledi.

Ayakkabısının altına isim yazarken aklına bir şey gelmiş gibi başparmağını

kaldırdı.

"Ah Melek'i unuttuk en üste yazacağım belki evlenirde bizden uzak olur" Melek'in ismi geçince sabahki olay aklıma gelmişti.

***

"Ne konuşuyorlar acaba?" Diyen Defneye omuz silkerek cevap verdim oysa ne konuştuklarını tahmin edebiliyordum.

"Siz kalbimi çaldınız Bay Çağrı Vural bende birazdan sizin soyadınızı çalacağım "

"Çalabilirsiniz Bayan Eda Ay bende birkaç dakika sonra size Bayan Eda Ay Vural diyeceğim. Kendi soy ismini atmak olmaz."

***

"Siz Sayın Eda Ay hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan Sayın Çağrı Vural beyefendiyle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

"Evet"

"Siz Sayın Çağrı Vural hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmasan Sayın Eda Ay ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

"Evet!!"

"O zaman bende sizi karı koca ilan ediyorum, tebrik ederim. Gelin hanım buyurun aile cüzdanınız, damat bey gelini öpebilirsiniz" Yavaşça sanki yaralı bir kuş misali incitmeden Edayı öptüm.

İlk dans sonrası nikâhımız kıyılmıştı. Ve tekrar dans ediyorduk dans ederken Aşkım ve Rüzgârla eş değiştirdiğimizde Rüzgâr "çok güzelsiniz mutluluğunuz hiç bozulmasın kardeşim" dediğinde ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.

Tekrar eş değiştirdiğimizde Çağrı, Aşkımın ona ne dediğini söylediğinde Rüzgârın da bana aynısını söylediğinden bahsettim, çok şirinlerdi Aşkımın yazarın inadına Rüzgârı seçmesi gerçekten bir işe yaramıştı ve çok doğru bir karardı, hele ki Bulut onu bıçaklamışken kararının doğruluğu apaçık belliydi.

***

Düğün bitmek üzereyken herkes sırayla yanımıza geldi ve fotoğraf çekindik. Arkadaş grubumuzu sona bırakmış önce aile üyeleriyle çekinmiştik.

Hazal, İzgi, Defne ve Elçin fotoğraf çekinmek için hareketlendiklerinde, ellimle onları durdurup şirince önce Aşkımlarla çekinmek istediğimi söyledim, anlayış gösterdiler.

Aşkımı ortamıza alıp Rüzgâr’ı da Çağrının soluna atmıştık, fotoğraftaki beş kişi o kadar güzel çıkmıştı ki.

Çağrıyla dillere destan aşkımızı sonunda herkese duyurabilmiştik, artık sevdiğim soy adımının ardında daha da sevdiğim insanın soyadını taşıyordum.

Düğün bittiğinde etrafta ailemiz ve arkadaşlarımız dışında kimse kalmadığında fotoğrafçımıza teşekkür ediyorduk ki sinir katsayılarımı bir bakışıyla arttıran llüzumsuz melek görünümlü şeytan uzunca giydiği beyaz bir elbise ile gözükmüştü zaten düğünümün bu aşamasına kadar bir sorun olmaması beni şaşırtmış her an Melek'in kapıdan girmesini beklemiştim gelmeyince ise önce şaşırmış sonra sevinmiştim ama tabii ki sevincim yarım kalmıştı ve Melek uzun siyah dekolteli elbisesiyle salona girdi ve ağır ağır yürüyerek yanımıza geldi, ayağında bir sorun vardı topallıyordu.

Çağrının ailesi de Eda kaçırılınca büyünün etkisi altındaydılar o yüzden de Melek'i nikâh masasında Çağrıyla görünce epeyce şaşırmışlardı.

"Oğlum bunun ne işi var burada?!" Çağrının annesi Ayla Hanım o kadar sinirli söylemişti ki oda en az bizim kadar iyi tanıyordu Melek'i.

Melek, daha da yaklaşıp bana pek samimi olmayan bir tavırla sarıldı. Daha sonra aynı tavrıyla Çağrının omzuna dokundu, ona sarılmaması dikkatimi çekmişti. Her fırsatta Çağrının dibine giren kızdan şimdi eser yoktu. "Mutluluklar" dedi ve geldiği kapıya baktı, onunla birlikte refleksle bizde kapıya baktığımızda gözlerimiz Emir'i buldu. Siyah takım giymişti sarı saçları yukarı doğru jölelenmişti onu daha önce hiç böyle görmediğim için bir hayli şaşırmıştım.

Aşkım, Emir hakkında her şeyi bana anlatmıştı ve orada önemli bir isim olduğunu anlamıştım ama neden ısrarla karşımıza çıktığına anlam veremiyordum. Neden orada oturup tahtında keyif çatmıyordu ki?

Emir, yaklaşıp teker teker ikimize de sarıldı ve Melek'in yanında durdu ve elini Melek'in beline koydu, Melek tatmin dolu bir bakışla bize dönüp "Biz evleniyoruz" dedi.

-AŞKIM ERYİĞİT SANRI-

"Biz evleniyoruz" dedi ve Emir'e döndüğünde de Emir çevik bir hareketle Melek'i öptü. Midem gördüklerine karşı çok direniyordu, kusmak istemiyordum ama gerçekten midem bulanmıştı. Edanın düğünü mahvolmasın diye susmaya çalışıyordum ama konuşsam feci konuşurdum ve kolay kolayda susmazdım.

Sahilde karşılaştığımız ama sık sık sahilde tekrar karşılaşarak yakın olduğumuz Kayra ve Afra'yı da düğünümüze devam etmiştik, ortamı gerginliğini hisseden kızlar Edaya yaklaşarak geç olduğunu eve dönmeleri gerektiğini söyleyip uzaklaştılar.

Kızlar yanımızdan ayrıldıktan sonra Melek "bizde gidelim malum bu sabah ayağımı kırdım, değer verdiğim bir kişi tarafından. Ama insanlar kimseye güvenmemeli değil mi herkes her şeyi yapabiliyor" değer verdiğim bir kişi tarafından derken vurgu yapmıştı. İçimden bir ses bunun Çağrıyla bir ilgisi olduğunu söylüyordu.

Yanımızdan daha yeni ayrılan kızlar gitmek yerine geri döndü.

"Ne oldu iyi misiniz neden gitmediniz?" sorumla yüzlerindeki gerginlik daha da arttı ve arkalarını döndüler. Bende bu adam nerede? Benim düğünümden beri görünmüyordu diyordum. Evet güzel okurum bu şeref yoksunu it bizi her yerde bulmayı başarıyordu ve bu artık katlanılmaz oluyordu. Rüzgarla düğünümüzde yine gelip sürüyle olay çıkarmıştı bizde polis çağırmış ve onu içeri attırmıştık. Tarık iti yüzünden düğünüm mahvolmuştu aynısının Edanın da başına gelmesini istemiyordum ama elden ne gelirdi. O it nasıl olduysa içeriden çıkmış, belki de kaçmıştı ve yine buradaydı.

Tarık koşarak salona girdi eliyle boynunu tutuyordu. Yeri göğü inleten ve aydınlatan bir şimşek çaktı açık olan kapıdan dışarısı gözüküyordu, gök kıpkırmızı olmuştu. Tarık bize doğru bir kaç adım atıp yüzüstü yere düştü. Dışarı çıktığımızda gördüklerim karşısında ne yapacağımı bilemedim.

Vampirler ve Lavonlar her taraftaydı sanki savaş burada da devam ediyordu. İnsanlarla uğraşıyorlardı etraftaki herkes yaralanmıştı. İnsanlar korkudan evlerine kapanmıştı. Şimdi köşeye sıkışmıştık.

Arın, Bulut'a ve diğer vampirlere beni işaret edip "işte orada, yakalayın!" derken sesiyle kulaklarımızı tırmaladı. Bu nasıl olabilirdi? Elçin ve Hazal'a bakıp dudaklarımla bunun nasıl olduğunu sorduğumda kederlice başlarını sallayıp omuz silktiler, onlarda ne olduğunu bilmiyorlardı.

En önde Bulut arkasında sürüyle vampir üzerimize doğru koşuşturuyorlardı. Annem" bu Bulut değil mi Hazal'ın kardeşi hani, orada ne yapıyor?"

"Anne sonra açıklayacağım"

Sürü üzerime koşarken benim dışarı çıkmam büyük risk taşıyordu ve yakalanmam kaçınılmazdı. Annemlerin önünde dönüşmek ve büyü yapmak istemiyordum. Ve melez bile olsan hamileyken büyü yaparsan bebek güçsüz düşer hatta ölebilir, doğsa ve ne kadar güçlü bir vampir olursa olsun lanetler onun peşini bırakmaz.

Bulutla beni hançerlediği günden beri görüşmüyorduk bir kaç kez büyüyle rüyalarıma girmiş ve bana âşık olduğunu, izinin hâlâ geçmediğini söylemişti. Bunu Elçin ve Hazal'a anlattığımda dünyalarında biraz araştırma yapmışlardı "O izler eğer sevdiğinin gözyaşına temas ettiğinde silinip başka bir bölgede tekrar çıkıyorsa o kişi senin ruh eşindir eğer silinmiyorsa o seni öldürmeden sen onu öldürmelisin" cümleleriyle karşılaşmışlardı. Bulut beni bıçaklamadan sadece bir kaç saat öncesinde öğrenmemiş olsaydım belki de oraya hiç gitmezdim.

Bulut, ne zaman olduğunu bilmediğim bir gün gözyaşı görevini denemiş olmalıydı ki izi silinmeyince benim onu öldüreceğimden korkmuş ve sonraki aşama ben onu öldürmeden onun beni öldürmesiydi. Bunu denemiş ama başaramamıştı.

Peşimdeki vampirleri umursamadan ailemi korumak için onlardan uzaklaştım, Hazal ve Elçin de peşimdeydiler Annem, babam, Mavi, Rüzgâr, Çağrı ve Eda da peşimden gelmeye çalışmışlardı ama Elçin büyüyle onları durdurmuştu. Gebe bir melez olduğumdan ötürü Hazal dönüşmek için benden işaret bekliyordu. Herkes korkudan titrerken dönüşmek istemiyordum.

Üzerimize deli gibi koşan vampirleri Hazal ve Elçin büyüyle durdurmaya çalışıyordu ama Bulut zaten güçlüydü bir de Arının tarafını tuttuğundan olduğundan daha da güçlüydü. Arın ve Bulutla baş edemezken üzerimize gelen binlerce hatta milyonlarca Vampir ve Lavonla uğraşmak çok zordu.

Bebeğim, Güneşim için büyü yapmak istemesem de eğer yapmazsam ölecektim ve bebeğim doğma şansını bile bulamayacaktı, bu riski almaya değerdi.

Üzerimdeki gözleri umursamadan derimi yırtmaya başladım, ne kadar uğraşsam da karın bölgem yırtılmıyordu, olmuyordu. Elçin ve Hazal önümde beni koruyorlardı. Elçin arkasını dönüp "Rüzgar’a ihtiyacın var. Bebek güvende hissetmeden derini yırtmana izin vermeyecek."

"Ne yani Rüzgârla ne ilgisi var?" büyüler ve vampirlerin bağrış sesleri bizim sesimizi çok bastırıyordu ama iletişim kurmayı başarıyorduk ailem ağızları açık ve korkmuş bir şekilde bizi izliyorlardı.

"Bebek, anne ve babası yanında olunca güvende hissedecek ve şu an onu koruyan derini rahat bırakacak" hızlıca Rüzgâr’ı çağırdı. Rüzgâr tedirgin adımlarla yanıma yaklaştı.

Benden korkuyordu çok haklıydı ona kızamazdım. Ama konuşacak zaman yoktu Hazal ve Elçinin yaptığı kalkan çökmek üzereydi. Rüzgârın elini alıp karnıma koydum "biz buradayız güvendesin bebeğim, lütfen izin ver seni koruyayım" dedim.

Bebeğim güvende hissetmemiş olacak ki derim yine çıkmıyordu Elçin'e bağırıp işe yaramadığını söylediğim sırada nefesim daraldı yırtacak derim kalmamıştı karnımdaki de çıkmıyordu. Karnıma saplanan acı nefesim ve gücümü eş zamanlı olarak tüketti. Kolumu okşayıp bana destek olmaya çalışan Rüzgâr hiç de yardımcı olmuyor, olamıyordu.

Karnım giderek büyüyordu sanki içimdeki güç beni parçalayacaktı, hissettiğim acı giderek arttı nefes almam gerekiyordu ama yapamıyordum derim parçalanmıyordu.

Elçin ve Hazal'a boğazımı işaret ederek nefes alamadığımı söyledim. Gözlerim kararmaya başlamıştı, etraf giderek karardı önce Rüzgâr sonra ürkek bakışlarla bizleri izleyen ailemiz ve arkadaşlarımız en sonda karnıma baktım.

Dönüşemeden, hiç bir şey yapamadan mağlup olmuştum ve bu bir zamanlar sevdiğim adamın beni hançerlemesinden daha çok acıtıyordu.

***

"Bizden ne istiyorsunuz?" diye bağırarak kalkanının önünde durdu Eda. Arın mide bulandırıcı kahkahasını atıp eliyle Vampirlerin büyülerini durdurdu.

"Eda... Elçin sizin burada bana karşı olmanız sizin için çok yanlış ve acınası..."

Hazal kalkan büyüsünü durdurmuştu ama Elçin bana yaklaşarak daha güçlü büyü yapmaya başlamıştı. Onlara güvenmiyordu. Kraliçe bize doğru bir kaç adım attığında Elçin " bir daha düşünün kraliçem" dedi bunu söylerken o kadar sinirliydi ki.

"Bence siz bir daha düşünün arkamdaki orduyu görmüyor musun? Artık burada yaşayacağız hem burası Laviyadan daha büyük, orayı Lavonlara bıraktık."

"Burada Güneş var burada yaşayamazsınız!"

"Siz nasıl yaşıyorsanız bizde yaşarız Elçin!" arkasını döndü ve bizi işaret etti "kalkanı indirin, melezi ve melezin kızını bana getirin... Ne duruyorsunuz?"

Hazal ve Elçin üzerimize doğru büyük bir hızla koşturan vampirleri daha büyük bir kalkan yaparak engellemeye çalışıyorlardı ama pek bir faydası olmuyordu, canım o kadar acıyordu ki Rüzgâr artık beni taşıyamıyordu.

Nereden çıktığını bilmediğim kırmızı bir ışık huzmesi karnımın etrafını sarmıştı, ben dâhil kimse gözlerini açamıyordu Hazal ve Elçin kalkan yapmayı bırakmıştı.

Elçin "İşe yaradı" diyene kadar bu ışığın ne olduğunu anlamıştım.

Işık etkisini yavaşça kaybederken gözlerimi kırpıştırarak açtığımda ilk gördüğüm yerdeki vampirler ardından da Rüzgâr olmuştu.

Rüzgâr gözlerini ovuşturduktan sonra bana baktı ben bu sırada nefes almak için karnımdaki derilerimi yırtıyordum. Rüzgâr ürkek tavırlarıyla arkamı işaret ettiğinde hızlıca arkamı döndüm, arkamda bir vampir olabilirdi kendimi ve kızımı savunmalıydım.

"Keşke elimde bir kılıç olsa" diye iç geçirmeden edemedim.

Arkamı döndüğümde bende Rüzgârın verdiği tepkiyi vererek irkildim.

İlk defa kendimden ürkmüştüm. Bir hışımla arka cebimden telefonumu çıkarıp ön kamerayı açtım, böyle bir şey ne derece mümkün olabilirdi? Ama bunca olay olmuşken buna şaşırmam pek normal karşılanamayabilirdi. Asıl şaşırdığım konu Arın da ya da başka vampirlerin de kanatlarının olmamasıydı.

Elimde dev gibi kırmızı bir kılıç tutuyordum artık daha nefes alıyor ve kendimi olduğumdan daha güçlü hissediyordum.

Kanatlarım beni ve bebeğimi korumak istercesine etrafımızı sarmıştı.

Elçin "Aşkım elindeki kılıç, çok özel onunla kalkan yapabilirsin ve ne istiyorsan onu düşün ve büyüyü yap!" Elçin bunları söylerken kraliçe Arın, büyüyle bir halat yapıp Elçin'i kendine doğru çekmişti.

"Melez, eğer kılıcı bana verirsen Elçin'i kurtarabilirsin! Bir daha böyle bir şansın olmayabilir, çocuğundan olmak istemezsin herhalde"

"Asla böyle bir şey yapmayacak Arın bize bir şey olsa bile o kız senin sonun olacak!" Arın uzun tırnaklarını Elçinin yanağına saplayıp aşağı doğu bastırdı. Elçin de bir mimik bile oynamamıştı. Şimdi Elçinin yanağında 4 çizik vardı. Ve bunlar Aren'inkine çok benziyordu.

"O sesini keseceksin, zaten birazdan kesmek zorunda kalacaksın..." "Kimse ölmek zorunda kalmayacak," diye araya girdim.

"Elçini seçiyorum, sana kılıcı vereceğim" dedim, bebeğim zaten benim bedenimde olduğu için onu çekip alamazlardı.

"Hayır, Aşkım" diyen Hazal'a ters bir bakış attım ne yani Elçin ölsün müydü?

"Beni seçmemelisin Aşkım, beni seçmemelisin!"

"Melez! Emin misin?" Daha sonra iğrenç kahkahasını attı, " bu kadar kolay olacağını tahmin etmemiştim, peki"

Elçin'i iterek kendinden uzaklaştırdı ve elini bana uzattı aramızda epey bir mesafe vardı ama büyü yoluyla kılıcı ona vermemi istiyordu.

Hazal ve Elçin dudaklarıyla "bunu yapma" derken, zaten kılıcı Arın'a verme gibi bir düşüncem yoktu.

"Evet, kılıcı bekliyorum Melez!"

"Onu sana vereceğimi nereden çıkardın"

Arının gözleri sinirden büyürken iki elini havaya kaldırdı ve kara bir bulut yaptı, yaptığı bulutu Bulut'a uzattı. Bulutta elindeki büyüyle kara bulutu daha da büyüttü ve kararttı.

Arın bulutu üzerimize fırlatırken kılıcı havaya kaldırıp bir kalkına dönüştüğünü hayal ettim. Bir saniye bile geçmeden etrafımızı ışıklı, kırmızı bir kalkan sarmıştı.

"Tamam geri çekiliyoruz, kalkanı indir... Herkes Laviyaya hemen!" Herkes kraliçeyi dinleyip birer birer Laviyaya gitti, Bulut ve kendisi hariç herkes gittiğinde ben kalkanı indirmiştim, Kraliçe bize döndüğünde Hazal bir şey olacağını hissetmiş gibi etrafıma bir kalkan yaptı.

Elçin kalkanın dışında kaldığından ötürü kraliçenin hedefi haline gelmişti. Arın, Elçin'i büyüyle kendine yaklaştırdı ve elini Elçinin boğazına doladı, sıktı Elçin karşılık vermiyordu ama beni ve bebeğimi korumak için karşılık vermediğini adım gibi biliyordum.

Ona bu kadar ön yargıyla yaklaşmamam gerektiğini her geçen saniye daha iyi anlıyordum. Herkes değişirdi zamanla, olumlu ya da olumsuz, bu Elçin bile olsa böyleydi. Herkesin değiştiğini Bulutta daha iyi öğrenmiştim. Bir aralar sevdiğim onun için herkesi karşıma aldığım adam gitmiş yerine benden en az Arın kadar nefret eden bir adam gelmişti. Bu bir büyü müydü yoksa yazarın berbat laneti miydi bilinmez...

Elçinin ölümünde kimseyi suçlayamazdım ama onu koruyamadığım için pişmanlık duyuyordum.

***

Elçin için Hazal'ın babası ve halası Laviyada bir tören düzenleyeceklerdi Hazal ve bende bu törene katılmak istiyorduk ancak Laviyaya gidemedik, sanki Laviya bizi istemiyor kovuyordu Hazal bunun bir büyü olduğunu söylüyordu ve çözülecek gibi de durmuyordu.

Arın, bize sinirlendiği için bizim Laviyaya gitmemizi istemiyordu, belki de henüz bilmediği şeyse bebeğimin ne kadar güçlü olduğuydu bunu iki gün önce görmüştük.

Düğünün berbat bir şekilde bitmesini asla istemezdim ama elimizden bir şey gelmiyordu. Önce Tarık sonra Arın. Peş peşe gelen sorunlar bizi asla rahat bırakmamaya yeminli gibiydiler.

Elçin öldüğünde Arın, bebeğimin gücünden korkup gitmişti ama geri gelecekti bundan emindim...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.