İçeriğe geç

KALBİMDEKİ MELEZ

Bölüm 11 · 29 dk okuma

KALBİMDEKİ MELEZ

Bölüm 11

11-ZAMAN DURSA OLMAZ MI?

***YA ÖDEYECEĞİN BEDEL SAHİP OLDUĞUN EN DEĞERLİ ŞEYİ KAYBETMEKSE***

-Eda Ay-

"Hayatım, Rüzgâr, Demir ve Eymen dışarı çıkacakmış beni de çağırdılar erkek erkeğe takılalım diyorlar, iyi hissetmiyorsan gitmeyeyim benim için sorun değil"

"Hayır ya sen git biz iyiyiz böyle" ellerimi karnımda dolaştırdım. "Aşkımı alıp geleyim mi? Ya da başkasını evde tek kalma."

"Gerek yok ben istersem geçerim"

"Bak emin misin istemiyorsan gitmeyebilirim"

"Git dedim Çağrı, melek görünümlü şeytanlara dikkat et" gitmesini istemiyordum Güneş henüz iki aylıktı Aşkım gelemezdi ve en az benim kadar Rüzgâr’a sinirlendiğini biliyordum neyse onun yanında annesi ve babası vardı ve Aşkım'a destek oluyorlardı. Annem ve babam doğumumdan bir gün önce gelecek ve üç ay bizde kalacaklardı.

Vampir saldırısı balayı ve eğlence planlarımızı yok etmişti. Düğün gününden bir kaç ay sonra hamile kalmıştım ve kızım Miray haftaya doğacaktı. İsim konusunda çok düşünmüştük en sonunda Çağrının önerisiyle Miray isminde karar kılmıştık. Miray; ay gibi parlak, etrafına ışık saçarak örnek olan anlamına geliyordu, Çağrı bana Ay Işığım diye seslenmeyi çok seviyordu ve kızının da ay ışığı gibi bir anlama gelen bir isme sahip olmasını istiyordu, Hilal ve Miray arasında kalıp Miray'ı seçmiştik.

***

Hamileliğim başlarda çok sıkıntılı geçiyordu ve ben kilo almam gerekirken büyük bir hızla kilo veriyordum, neyse ki doktorumun verdiği bir takım ilaçlar sayesinde biraz olsun toparlayabilmiştim ve bebeğimde de bir sorun gözükmüyordu.

Bebeğime cinsiyet partisi yapmak hep istediğim bir şeydi ama o dönemler o kadar kötü durumdaydım ki tek başına tuvalete bile gidemiyordum, neyse ki arkadaşlarım ve Çağrı her zaman yanımda olmuşlardı.

Artık daha iyi hissediyordum doğuma günler kala bebeğimin odasındaki son eksikler olan sallanan sandalye ve bir kaç dikkat çekici oyuncak gelmişti.

Oyuncakları yerleştirip salona geçtim, sandalyenin kurulumunu tek başına yapamazdım. Bir elimde kâğıt bir elimde kalem çizimlerime devam ediyordum.

Ne kadar bu işe biraz ara vereceğimi söylesem de bunu başaramamıştım biraz toparlanınca çizim yapmaya başlamıştım ve şimdi hamileler için kıyafet tasarlıyordum, çalıştığım şirkete yaklaşık 2 defilelik kıyafetler göndermiştim, bu çizimden sonra en azından bebeğim biraz büyüyene kadar çizim yapmayacaktım.

***

Her şey bu güne kadar güzel gitmişti az önce gelen hemşire damar yolumu açtı ve belime uyuşturucu bir iğne yaptı. Odadan çıkarken birazdan beni alacaklarını söylemişti. Dün gece stresten doğru düzgün uyuyamamıştım ve bu bebeğimi de etkiliyordu dün geceden beri kıpırdamıyordu sanki ya da ben öyle hissediyordum.

Ameliyathaneye götürülmeden Aşkım'a "Eğer bir şey olursa bebeğim sana emanet " demiştim. Normal bir hamileliğim olmadığından kilomun düşüklüğünün ameliyat riskini arttırdığını tahmin ediyordum, her ameliyatta düşükte olsa bir risk vardır değil mi? Aşkım bir şey diyemeden bir kaç hasta bakıcı gelerek beni ameliyathaneye götürdü belden uyuşturmalı bir doğum olacaktı. Ameliyata Çağrı da girmişti, bebeğim hareket etmediğinden ona bir şey olmasından çok korkuyordum.

Doktor beni rahatlatmak için konuşurken elimi Çağrının eline yapıştırmıştım o kadar sıkıyordum ki bir ara Çağrı elini benden kurtarıp diğer elini avucum arasına bıraktığında eli kıpkırmızıydı ve tırnak izleri vardı. Diğer eliyle de yanağımı okşuyor saçımı öpüyordu.

Kapının dışında bütün sevdiklerim beni ve bebeğimi bekliyordu. Bebeğinin ağlamasını duyduğumda gözyaşlarına engel olamadım. Doktor bebeğimi elime koyarken ne kadar güzel olduğunu gördüm o bizden bir parça taşıyordu, hayatımımı ona adadığım adam ve benden. O mükemmeldi gözlerimi ondan alamıyordum.

Ameliyathaneden çıktığımda Aşkım'ın ve Mavinin bebekle gittiğini gördüm. Bebeğe aşı yaparken beni odaya götürmüşlerdi. Çok üşüyordum ama bir an önce bebeğimi kucağıma almak ve kokusunu içime çekmek istiyordum.

Biraz ısındığında bebeğim hemşirenin kucağında geldi. Aşkım ve Mavi de peşindeydiler. Hemşire ağlayan bebeğimi kucağıma verdiğinde yaptığım şey burnumu boynuna gömmek olmuştu, cennet kokusu ciğerlerime dolarken nefes vermeksizin sadece kokusunu içime çekmek istiyordum, sanki hayatım boyunca hiç çekemeyecekmişim gibi özlemle sanki yıllardır bu günü bekliyormuşum gibi çektim kızımın kokusunu içime. O da benim kokumu aldığından ağlaması durmuştu.

Aşkımın gözünde iki damla yaş akarken kucağında Güneşi taşıyan Aşkım yanıma gelerek Güneş'i Miray'a yaklaştırdı.

"Onlarda bizim gibi olacak her zorluğa birlikte göğüs gerecekler ve hiç ayrılmayacaklar..." annem, babam, Mavi, Çağrı, Rüzgâr ve Aşkım. Hepimiz gülümsüyorduk ve çok mutluyduk. Artık her şey daha da güzel olacaktı.

"Bebekleriniz hep birlikte büyüyecekler, yanlarında siz olduktan sonra onlar için endişelenmeye gerek kalmayacak, maşallah benim güzel torunlarıma" annemin bu sözleri bizi duygulandırırken kucağımda bebeğimle bir kaç saniye gözlerimi kapadım ve bebeklerimizin ilerideki hallerini hayal ettim.

Hamileliğim başlarında bebeğimin kucağımda olduğu hayali bile o kadar güzeldi ki ama şimdi hayal değil gerçekti bebeğim kucağımdaydı ve karnını doyuruyordu.

Keşke onunla daha fazla zaman geçirebilseydim.

Böyle olmasını çok isterdim ama anlatırken biraz değiştirdim. Aslında şöyle olmuştu;

Hamileliğim başları gibi sonları da çok kötü geçiyordu, çok hastaydım, asla bir şey yiyemiyordum ve kilomda giderek düşüyordu. Bir gün canım sadece dondurma çekmişti Çağrı, Rüzgâr, Aşkım ve Güneşimizle birlikte dondurma yemeye gitmiştik.

Hemen yan tarafımızda bulunan lunaparkta gondola binen insanların çığlıkları yükseliyordu. Benden en azından bugün beklenmeyecek enerjik bir şekilde "atlıkarıncaya binelim mi?" dedim. Diğerleri de beni kırmayarak kabul ettiler.

Dondurmalarımızı bitirdikten sonra Rüzgâr ve Çağrı atlara dağılırken ben onların arkasında kalan koltuklara oturmuştum. Ve yavaş yavaş dönmeye başladık. Önümde Rüzgâr sanki üzerinde oturduğu gerçek atmış gibi hafifçe havaya doğru zıplıyor arada da düşüyor numarası yapıyordu. Aşkım binmeyip dondurma yediğimiz yerde Güneşle oynuyordu. Çağrı da ara sıra arkasına bakıp iyi olup olmadığıma bakıyordu.

Turlarımız devam ediyordu yavaş yavaş dönüyorduk ve giderek daha da yavaşladık ve durduk. Çağrı başka neye binmek istediğimi sorduğunda "dönme dolaba ne dersiniz ama önce tuvalete gitmem gerekiyor siz biletleri alın bende gelirim"

"Gelmemi ister misin?"

"Hayır, iyiyim gidebilirim" Gülümseyip dondurma yediğimiz kafedeki tuvaletlere doğru ilerledim. Aşkım üst kattaydı onu göremezdim, tuvalet ise alt kattaydı. Kat çok tuhaf dizayn edilmişti tuvaletlerin bulunduğu yerde bir bahçe ve hamak vardı.

Tuvaletin kapısının orada tanıdık bir yüz gördüğümde kaşlarımı çatarak o kişinin kim olduğunu doğru tahmin ettiğimi fark ettiğimde beni fark etmemesi için küçük adımlarla geri geri gittim ama o çoktan gözlerini bana dikmişti, işaret parmağını dudağına götürdü ve sessiz olmamı söyledi etrafıma baktığımda o çoktan yanıma gelmişti ve beni kolumdan çekiştirerek uzaklaştırdı. Gözlerim karardı, ruhum sancıdı.

Gözlerimi açabildiğimde hâlâ onun kolları arasındaydım. Etrafta daha önce görmediğim yaratıklar, vampirler vardı. Önümden kafası kopmuş bir Satir geçerken korkuyla geri çekildim. "Neler oluyor Bulut?" Burası neresi neden buradayız?" Karşıdan karşıya geçen Aren'i gördüğümde içim bir tuhaf olmuştu, Aren'e seslendiğimde hemen yanıma geldi.

"Sen neden buradasın?" sesinde büyük bir endişe gizliydi.

"Asıl sen neden buradasın, sen ölmemiş miydin? Hem burası neresi ilk defa görüyorum."

"Burası Noralivya ölen kişiler burada toplanır. Demek ki sen de öldün Eda"

"Ne saçmalıyorsun ben buradayım ya işte nasıl öldüm, Bulut şimdi beni geri götür Çağrılar merak etmiştir."

"Götürsemde bu bir şeyi değiştirmeyecek" "Beni hemen geri götür!"

"Pekâlâ, bunu sen istedin" ***

Tekrar tuvaletin önündeydim ama bu sefer her şey farklıydı cansız bedenimin etrafından toplanmış insanlar vardı, kendimi o halde görmek çok kötüydü.

Katilimde uzaklaşıyordu ve hafızam yavaş yavaş kendine geliyordu.

"Seninle bir anlaşma yapmak için buradayım. Uzatmayacağım neler çektiğini ne zorluklar yaşadığını biliyorum. Sen seçilmişsin, LAVİYA seni seçmiş bu da demek oluyor ki benden ve Aşkımdan sonra tahtın varisi sensin ve kızında seçilmişin kızı olacak, mükemmel bir güç. Güç her şeydir Eda. Melezin kızının tahta geçmesini istiyor musun? Senin kızının çıkmasını istemiyor musun? Laviya da daha sağlıklı olduğunu ve büyü yapabildiğini biliyorsun bunlar için değmez mi? Eğer sen bebeği öldürürsen bende Aşkım' ı öldürürüm. Yanımda bir süre kaldıktan sonra tahtı sana bırakırım. Ama eğer teklifimi reddedersen Ailen ve çok sevdiğin eşin Çağrıyla vedalaşman gerekebilir. Karar vermek için zamanın yok hemen cevap vermeni istiyorum."

"Bunu neden yapıyorsun benden, bizden ne istiyorsun?!"

"Senden istediğim bir şey yok Aşkım tahtı ele geçirmeye çalışıyor onda tahtı yönetmek için gereken şartlar yok. Tahta gerçekten hak eden birinin geçmesini istiyorum ve eğer Laviya seni seçtiyse bir bildiği vardır. O taht senin hakkın Eda. Senden bana yardım etmeni istiyorum."

"Bunu yapmayacağımı biliyorsun neden hâlâ soruyorsun?" "Herkes değişir Eda, bak Elçinde değişti ve artık Elçin yok." "N-Nasıl yani Elçin öldü mü?"

"Evet, şimdi cevap ver. Kararın ne?"

"Bunu yapamam, lütfen onlara bir şey yapma"

"Peki"

"Bize bir şey yapmayacaksın değil mi? "

"Yapmayacağım, git" arkamı döndüm ve hızlı adımlarla koşmaya başladım. Ama Arın sözünü tutmamıştı.

"Lütfen onu koru" dedim iniltiye karışık sesimle bizi uzaktan izleyen elinde pamuk şeker çöpü olan kız çocuğuna doğru. Ve yere yığıldım, kısa süre içinde bilincim tamamen kapanmıştı.

***

"Ambulans çağırın, burada yaralı hamile bir kız var"

Çağrı, Rüzgâr ve Aşkım hissetmiş gibi koşarak can çekişen bedenime bakıyordu.

Çağrı cansız bedenimi kucağına almış ambulansı bekliyordu ve ambulansın nerede kaldığı hakkında küfürler savuruyordu. Rüzgâr, kucağında Güneşle ağlayan Aşkım' ı teselli etmeye çalışıyordu ama o da en az Aşkım kadar kötüydü.

"Sen ölemezsin. Eda, ölemez beni yalnız bırakamazsın, duyuyor musun beni?! Seni çok seviyorum seni çok seviyorum" ağlamaktan sesi kısılmıştı.

"Duyuyorum sevgilim, bende seni çok seviyorum" dedim ama o beni duymuyordu. Beni duymadığı için hüngür hüngür ağlıyordum, ona sesimi duyuramadığım için ağlıyordum.

(Siren sesleri)

Ambulans hastanenin önünde durdu, görevliler dikkatlice Eda'nın hareketsiz bedenini ameliyathaneye götürdü çünkü suyu gelmişti ve doğum başlamıştı. Çağrı, Edanın elini bir saniye bile bırakmıyor gözlerindeki yaş dinmiyordu. Kolay değildi, en değerlisi gözlerinin önünde ellerinden kayıp gidiyordu. O gün Çağrının ruhunun ölüm günüydü, evet belki Edayla birlikte bedeni ölmemişti ama ruhu ölmüştü...

(Artık Eda Ay yoktu ve tabii tanışmaya fırsat bulamadığı kızının yanında da yoktu ve olamayacaktı. Kardeşi ve yeğeni için ölmüştü yine olsa yine yapardı. Herkes Edanın cenazesiyle meşguldü bunlar olurken Eda da sürekli yanlarındaydı, sadece onlar bunu bilmiyordu...)

***

Arın'ın, Eda'yı öldürdüğünden yazarın haberi yoktu. Eğer haberi olsaydı buna asla izin vermezdi, ne olduysa Yazarın yazmayı bıraktığı dönemde yaşanmıştı. Yazar kitabın mutlu bitmesini istiyordu ama artık Eda Ay yoktu.

Yazar, sosyal medya hesaplarına gelen mesajlardan Edanın öldüğünü öğrenmiş ve bu duruma epeyce sinirlenmişti ortada apaçık bir cinayet vardı. Arından intikam almalıydı fikir almak için büyük destekçisi kuzenine olanları anlattı, kuzeni KM karakterlerinin gerçek olduğunu biliyordu hatta Aşkım'ın annesini bulduğu sahnede Hazal ve Bulutu oraya o göndermiş, anahtar konusunda da yardımcı olmuştu. Kuzeni Eda, adaşının öldürülmesine çok sinirlenmişti.

Yazar bir şekilde Aşkımlarla Arının yetkilerini almak için anlaşma yapmalıydı. Aşkım, Çağrı, Rüzgâr ve Hazal Kendilerini savunma konusunda iyi olsalarda Arınla savaşmaya tek başlarına cesaret edemezlerdi. Aynı şey Eda ve yazar için de geçerliydi. Laviyaya gidemeseler de onlara yardımda bulunabilirlerdi.

***

- Eda Ay'ın ölümünden 2 hafta sonra-

Eda öldükten sonra Arın'ın Emirle arası açılmıştı. Arın adaletli davranmadığı için Emir çok sinirliydi, sürekli Edanın suçsuz yere öldüğünü söylüyordu nitekim haklıydı.

Yazar, Aşkım, Rüzgâr, Çağrı, Hazal ve Mavi'ye aynı rüyayı görmelerini sağlamıştı. Yazar, rüyalarında, gördüklerinin aslında rüya olmadığını aslında yazarla konuştuklarını söylemişti.

Yazar, artık onlarla uğraşmayacağına söz vermişti eğer söz vermeseydi ve Eda'nın hatırı olmasa Aşkım bu anlaşmayı asla kabul etmezdi sonuçta yazar onlara az çektirmemişti ve acısı tazeydi. Bir anlaşmayı istememesine yazar da hak veriyordu ama Aşkım kardeşinin intikamı için bu anlaşmayı yapacaktı.

***

Aşkım, Rüzgâr, Çağrı, Mavi ve Hazal kendi aralarında plan yaparken yazar ve kuzeni Eda da plan yapıyorlardı. Yazar, Aşkımın ve diğerlerinin güvenini sağlamak için Aşkım'ı görüntülü aradı. Her şey onun hayal dünyasıydı ve bu yüzden her şey mümkündü telefonla konuşmak bile.

"Selam, gerçekten her şey için çok üzgünüm, bu olanlar beni o kadar etkiledi ki yani sizin gerçek olmanız ve daha fazla yazmak istemedim bir kaç günlüğüne bıraktım, ama sizi ben yazdım yani ben yazana kadar yoktunuz ve ben bitirdikten sonra da olmayacaktınız, ama aslında böyle değilmiş yani ben yazmadan öncede siz vardınız ve ben bitirdikten sonra da var olacaksınız bu düşünceyle tekrar yazmaya başladım. Ama aklıma yazabilecek bir şeyler gelmiyordu bende biraz kafamı dinlemek amacıyla tatile çıktım ve iki haftadan fazla bir süre yazmadım her ne olduysa o zaman oldu. O kadar pişmanım ki en azından bölümleri kontrol etmeliydim gerçekten çok üzgünüm" yazarın gözünden akan bir damla yaşı kimse umursamamıştı.

"Eğer birlikte çalışacaksak o şeytan gözyaşlarını bir kenara bırakmalısın. Şunu kabul et Eda senin yüzünden öldü," dedi Aşkım yüzünde büyük bir tiksinti vardı ve devam etti "şu anda Eda, kızı ve kızım için burada olduğumu bilmeni isterim

o yüzden bizden pek bir şey bekleme sana güvenmiyoruz."

"Bana güvenmemekte o kadar haklısınız ki, Edanın ölümü planlanmamış bir şeydi, asla birinizi öldürmeyi düşünmedim. Bunun için Arın'ı cezalandırmak istiyorum ve yardımınız lazım tek başıma yapamam. Hep birlikte Edanın intikamını alalım."

"Laviyada bir cinayet işlememizi mi istiyorsun yani?" Aşkımın bakışları giderek sertleşiyordu.

"Hayır, sizden bunu isteyemem, bu canilik olur"

"Bizden ne yapmamızı istiyorsun" diye araya girdi Çağrı sert bir tavırla.

"Saraya girip Arının odasında tahtının yanındaki üçüncü çekmecede bir ayna var onu ve Vaveyla Efsaneler kitabını saraydan çıkarmalısınız ve Tirajenin yansıması aynayla buluşmalı, onu annene götürmelisin Aşkım"

"Hazal ve ben Laviyaya gitmeyi denedik ama olmadı"

"Biliyorum bu konuda yardımcı olabilirim sanırım. Sizin yapmanız gereken en önemli şey aynayı almak ve aynayı Tiraje ye götürmek"

"O ayna ne işe yarayacak ki?"

"O ayna Laviya ile diğer boyutlar arası geçişin anahtarı. Yani Arın, Laviyadan sizin dünyanıza onun sayesinde geldi. Biz bu aynayı bu şekilde kullanmayacağız çünkü ayna sadece Arın'a uyumlu çalışıyor, bunun nedeni de Arın'ın aynaya büyü yapması. Bu aynanın bir diğer özelliği bizim oraya müdahale etmemiz. Arın henüz bunu bilmiyor ayna Arının eline sizin dünyaya geldiğiniz gün geçti o zamandan beri sizin dünyanıza müdahale edebilsem de Arın'a müdahale edemiyorum çünkü Arın hep sarayda ayna da onunla birlikte. Söylemeyi unuttum sanırım, aynayı sadece Aşkım alabilir"

"Yani sen bizden o aynayı almamızı mı istiyorsun?"

"Aynen öyle, eğer yapabilirsen bende Arın'ın hareketlerine müdahale edebilirim. İşin büyük bir bölümü sizde olsa da size yardım edeceğim bundan endişeniz olmasın."

"Sence nasıl olmasın? Bilmem farkında mısın ama sen bizim hayatımızı mahvettin, senden sonra başımıza gelmeyen kalmadı. Artık sadece biz değil senin bütün takipçilerin bizim hayatımızı biliyor ve eziyet çekmemiz, canımızın acıması onların hoşuna gidiyor sen hâlâ bana güvenebilirsiniz mi diyorsun?"

Yazar "Aşkım, biliyorum bunu size birçok kez söyledim ve özür diledim. Sizin gerçek olduğunuzu nereden bilebilirdim ki?" dediğinde kuzeni Eda, "Arkadaşlar bölüyorum ama artık adaşımı katleden caniden intikam almak için konuşmaya devam etsekte yani bitirsek bu güven konusunu daha iyi olmaz mı?" Neyse ki fikri herkes tarafından onay görmüştü ve susmuştuk.

Onlar yarın saraya giderek aynayı ve kitabı alacaklardı Aşkımın bir süredir takmadığı büyülü kolyesi kitabı açacak, aynada Tanrıça Tirajeyi tanıyarak evrenin kapılarını açarak benim Laviyaya müdahale etmemi sağlayacaktı. Eğer planımız sorunsuz işlerse Arın'ı zamanında Aren'i gönderdiği yere sürgüne gönderecektik, halka onun gerçek yüzünü gösterecektik ve annem Tiraje hak ettiği tahta geçecekti.

Annem bizde kalıyordu, bugün o gündü dün konuştuğumuz gibi saraya gidip aynayı ve kitabı alacaktık bundan annemin haberi olmamalıydı. Yazarın söylediği üzere aynayı sadece ben alabilirdim çünkü Tanrıçanın soyundan geliyordum.

Rüzgâr, beni tek göndermeyi bir an olsun düşünmüyordu, ona Hazal'la gidebileceğimi ve bir sorun olursa Hazal'ın büyü yaparak beni koruyacağını söylesem de Rüzgar tatmin olmuyordu. Çağrı, Eda'nın intikamını almak istediği için baştan sona kadar orada olacağını söylüyordu, Mavi de abisini bırakmak istemediğinden hep birlikte Laviyaya gidiyorduk.

"Hazır mısınız?" Hazal cevabı beklemeden bizi Laviyaya ışınladığında Hazal ve benim dışımdaki herkes büyülenmiş gözlerle etrafı inceliyordu. Hazal bizi eve götürmek yerine saraya yakın bir ağaç eve götürdü. Eve götürmemesinin sebebi evdeki cenaze ortamından kaynaklıydı ve orada birçok vampir olacağından orası bizim açımızdan pekiyi olmazdı.

"Plan yapalım diye buraya geldik işte şurası saray" diyerek sarayı işaret ettiğinde hepsi sarayın ne kadar güzel ve görkemli olduğunu söylüyordu.

"İçi daha mükemmel" diyerek dalga geçtiğimde Çağrı "Hadi ne duruyoruz gidelim o zaman" dedi.

"Önce plan" Hazal'ı onaylayarak araya girdim "Nasıl ayarlayacağız peki hep birlikte gidersek çok dikkat çekmez miyiz?"

"Kesinlikle çekeriz" elini saçlarına götürüp "dikkat çekmemeliyiz ama toplu hareket etmeliyiz" diye sayıkladı. Bir anda işaret parmağını kaldırarak "Buldum" dediğinde hepimiz ona döndük.

"Şimdi şöyle yapacağız ben eve gideceğim ve size birkaç kıyafet getireceğim. Kitaplığımdaki büyü kitaplarından başkalarının gözünde kılık değiştirme büyüsünü bulacağım ve o şekilde saraya gireceğiz. Aşkım gizlilik büyüsü yap ve buradan sakın ayrılmayın" Hazal'ı onayladıktan sonra Hazal, ışınlandı ve bende hemen büyüyü yaptım artık bu konuda daha iyiydim.

Hazal'ın gelmesini beklerken ağaç evde sohbet ediyorduk, aşağıda bir ses duyduğumuzda herkes susarak aşağı baktı. Çağrı dudaklarını oynatarak "bunlar da ne?" dediğinde bende dudaklarımı oynatarak "satir ve vampirler" dedim bu vampiri ilk defa görmüştüm. İşaret parmağımı dudağıma götürerek oturmaya çalışan Maviye ve Rüzgâr’a sessiz olmalarını işaret ettim.

O kadar yüksek sesle konuşuyorlardı ki sesleri buraya kadar geliyordu.

"Bak keçi, seninle bu anlaşmayı yapmamın amacı belli kraliçeyi tahttan indirmek ve onun yerine benim çıkmam. Eğer tahtta geçmek istemeseydim seninle konuşma zahmetine bile girmezdim. Şimdi bana ne yapmam gerektiğini söyle"

"Herkes sizi kuzeninizin cenazesi için geldiğinizi düşünüyordu ama niyetiniz çok farklı, ne yazık."

"Yazık diye bir şey yok, öldüyse öldü sence umurumda mı? Bak eğer vampirsen ve soylulardan değilsen tahtta geçmek senin için çok önemli ve mükemmel bir güç. Tabi sen bunu anlayamazsın, o melez tahtta çıkmadan benim tahtta çıkmam gerekiyor," durdu ve devam etti "bu arada şimdiden lordum diyebilirsin, kral kelimesini pek sevmem. Daha fazla uzatmayalım zaten anlamışsındır. Şimdi söyle ne yapmalıyım?"

"Peki... Lordum," lordum kelimesini vurgu yaparak söylemişti "kraliçemizin odasında bir ayna var onu almalı ve kırmalısınız, eğer bunu yaparsanız kraliçenin halkına yaptığı büyü kalkacak ve herkes gerçekleri görecek ve tahta sizi geçirecekler."

"Peki, kolaymış. Saraya girmek kolay ama kraliçenin yanına nasıl gireceğim ki?"

"Büyü yapsanız, lordum?"

"Doğru söylüyorsun bir çaresine bakarım. Teşekkürler keçi"

"Lordum, keçi demezseniz çok memnum olurum"

"Tamam demeyiz"

"Teşekkürler lordum. Bir de şey, acaba lord olduktan sonra sarayda bize de yer verecek misiniz?"

"Tabi ki, şimdi gitmeliyim dikkat çekmeyeyim. Yardımın için sağ ol keçi" ve adam ışınlandı. Satir, ayaklarını sinirle yere vurdu ve uzaklaştı.

***

Hazal, elinde beş siyah pelerinle geri geldi, pelerinleri giyerken bir yandan Hazal'a olanları anlattım.

"Kimdi? Nasıl biriydi?"

"Sanırım kuzenin. Kumraldı, yukarıdan sadece onu görebildik. Satir 'herkes sizi kuzeninizin cenazesine geldiğinizi düşünüyor' dedi."

Hazal, "O Noah'dı" dedi ve ölen teyzesinin oğlu olduğunu söyledi.

"Daha fazla olay yaşamadan şu ayna ve kitabı alsak mı?" dediğimde Hazal, "haklısın" dedi ve ayağa kalkarak bize ilk defa duyduğum sözler söyleyerek bir büyü yaptı.

***

Hemen önümde yürüyen Hazal'a fısıldayarak "Herkes neden bize bakıyor? Bizi şu an kim diye görüyorlar?" diye sordum.

"Sarayın şifacısı, aşçısı ve kraliçenin özel yardımcıları olarak" dediğinde gözlerimi tekrar tekrar kırparak Hazal'a baktım. Demek vampirler bu kadar saçma kişilerin neden bir arada olduğunu düşünüyordu ve bu yüzden bize öyle tuhaf bakıyorlardı.

Kraliçe en üst katta kalıyordu, en üst katın merdivenlerini çıkarken Hazal, bize dönerek "kraliçe sizi büyüsüz bir şekilde görecek o yüzden siz dışarıda bekleyin önce ben girip kraliçeyle konuşayım"

"Ne konuşacaksın kraliçeyle?" diye sorduğum soruya aldığım cevap tüylerimi diken diken etmişti.

"Onun tarafına geçmek istediğimi söyleyeceğim" demişti Hazal.

"Sen ciddi misin? Yoksa..." nedense bir anlığına Hazal'ın bizi kandırıp buraya getirdiğini ve bizi kraliçeye teslim edeceğini düşündüm. Kızıma bir şey olmasını istemiyordum, ben ölsem bile onun yaşamasını istiyordum.

"Saçmalama tabi ki ciddi değilim" dedi ve yanımızdan uzaklaştı. -HAZAL NEVRES -

"Kraliçem rahatsız ediyorum" diyerek içeri girdiğimde abimin de orada Kraliçenin tam karşısında olduğunu gördüm. Biraz tereddüt ederek de olsa abimin yanına kraliçenin tam karşısına geçtim.

"Söyle Hazal ne oldu?" Kraliçe ismimi söylediğinde abim ters bir şekilde bana baktı, o büyüden dolayı beni şifacı olarak görüyordu. Kraliçeye hiçbir büyünün işleyemeyeceğini bildiği için benim kim olduğumu anlamıştı ama ses çıkarmıyordu ama "ne işler karıştırıyorsun" dercesine yüzüme bakıyordu.

"Kraliçem ben çok düşündüm ve sizin tarafınızda olmayı seçtim lütfen beni yanınıza alın, hem abim de burada, eğer bu doğru olmasaydı abim sizin tarafınızda olmazdı. Her zaman yaptığım gibi abimin yanında olmak istiyorum."

"Düşünceni takdir ediyorum. Sen ne dersin Bulut?" Abim, "Siz nasıl uygun görürseniz kraliçem" dedi.

"Peki, o zaman uygundur. Hemen büyülerini tazeleyelim ve saray yardımcılarımda olan bağlılık izini yapalım. Beni takip et, Bulut sende bizimle gelmek istersin belki. Hem nasıl yapıldığını öğrenmiş olursun ve beni her seferinde yormazsın."

"Tabi kraliçem" dedi ve kraliçenin odadan çıkmasını bekledi. Kraliçe odadan çıktıktan sonra kolumu sıkarak "Ne yapmaya çalışıyorsun Hazal?" dedi. Dişlerini o kadar sıkıyordu ki alnındaki damarlar belirginleşmişti.

"Kolumu bırak ve işime karışma. Bulut!" Abim kendine ismiyle seslenmemden nefret ederdi ve ben bilerek ona böyle seslenmiştim zira artık onu abim gibi görmüyor saygı duymuyordum.

Abim kolumu bıraktığında kraliçeye yetişmek için hızlandım, abimde bir kaç saniye sonra yanımdaydı.

Aşkımların olduğu merdivenin tam tersi yöndeki başka bir merdivenden aşağı indik. Normalde kraliçenin kapısında bekleyen muhafızlarda kraliçeyi korumak için peşimizdeydiler. Yeni muhafızlar gelene kadar zaman vardı, Aşkımlar acilen odaya girip aynayı ve kitabı bulmalıydılar.

-AŞKIM ERYİĞİT SANRI-

Hazal'ın ne yaptığını anlamasam da kraliçeyi odadan çıkarmıştı ve bizim tersi yönümüzde merdivene yönelmiştiler. En önde kraliçe arkasında Hazal ve en arkada da... Bulut.

Bizi hissetmemesi için nefeslerimizi tutmuştuk. Noah'dan önce bizim aynayı bulmamız gerekiyordu. Odanın önünde muhafız yoktu ve bu da bizim için büyük bir şanstı hızlıca merdivenleri çıkıp odaya girdik.

Oda çok genişti ve her yerde çekmeceler ve raflar vardı. Yazar aynanın nerede olduğunu söylemişti ama her an biri girecek diye çok gergindim ve aynanın yerini unutmuştum. Aynanın makyaj masasında olabileceğini düşündüğümden hemen oraya doğru ilerledim. Çekmeceleri karıştırdım ama aradığımı bulamadım benden bir cevap bekleyen Rüzgâra bulamadığımı başımı sağa sola sallayarak anlattım. Etrafta gördüğümüz her çekmeceyi açmaya başladık.

Bakmadığımız çok az çekmece ve raf kalmıştı ben tahtın yanındaki çekmecelere bakarken diğerleri de raflara ve diğer çekmecelere bakıyordu. Dışarıdan gelen şiddetli çığlık sesi kesinlikle Hazal'a aitti.

Tahtın yanında üç çekmece vardı ikisine bakmıştım ve aynanın ya da kitabın orada olmadığını görmüştüm ve moralim bozulmaya başlamıştı, birinin gelmesi an meselesiydi. Son çekmeceyi umutla açtım ve içinde bir şeyden başka bir şey olmadığını gördüm. Çekmecenin içinde kendi yansımamdan başka bir şey görmüyordum, bu oydu ayna.

Diğerlerine doğru "Burada" dediğim sırada Mavi eliyle dudaklarımı kapattı, ilk başta nedenini anlamasam da hemen ardından dışarıdan gelen sesleri duyup Mavinin neden böyle bir şey yaptığını anladım. Aynayı hızla elime aldım ve kraliçenin banyosuna girip saklandık.

Gelenler muhafızlardı, bu kadar zaman gelmemeleri bile büyük şanstı ama biz aynayı ve kitabı alıp çıkamamıştık. Kulağımızı banyonun kapısına yaslayıp sesleri dinledik. Sesler arada kesilse de çoğunlukla net ve anlaşılır geliyordu.

"Kapıyı açsanıza ne duruyorsunuz?!"

"Üzgünüz ama kraliçe odada yokken kimsenin girmesi yasak"

"Dalga mı geçiyorsunuz? Benim kraliçenin en değerlisi olduğumu biliyorsunuz değil mi? Eğer beni almazsanız bunu canınızla ödersiniz, neler yapabileceğimi biliyorsunuz? Değil mi?"

"Tabi kralım"

"Lord...ehm yani evet kral ne derseniz işte. Şimdi kapıyı açın" kapı açılırken istemsizce kulaklarımızı kapıdan çektik, diğerlerine sessiz olmalarını ve nefeslerini tutmaya çalışmalarını söyledim. Büyü yapmıştım ama gelen Emir görünümünde Noah olduğu için büyümü fark etme olasılığı yüksekti. Onun kim olduğunu anlamak zor değildi. Bir de aynayı sorunca bu tahminim netleşiyordu.

"İşte bu kadar. Şimdi nerde bu ayna?" etrafta geziniyor ve çekmeceleri kurcalıyordu, çekmeceleri o kadar sert kapatıyordu ki her kapatışında yerimizden sıçrıyorduk.

Noah, bütün çekmecelere bakmış olacak ki raflara geçti çünkü artık çekmece sesi duyulmuyordu.

"Aa... Ne varmış burada? Bu kitapta ne" ve kitabın ismini okudu "Vaveyla Myth Efsaneler Kitabı bunu duymuştum" kitabın ismini duyduğumuzda Çağrıya dönüp "Bu o kitap" dedim, o kitap onun işine yaramazdı ama bizim yarayacaktı.

Kitabın sayfalarını çeviriyordu ve gördüğü birkaç efsaneyi okuyordu. Sayfayı tekrar çevirdi ama bu sefer yazan efsaneyi okumadı, odanın içinde gezinmeye başladı.

"Ne tuhaf bu kitabın böyle bir özelliği olduğunu bilmiyordum" dedi ve sustu.

Saklandığımız yere doğru geliyordu, diğerlerine dönüp nefeslerini tutmalarını ve ses çıkarmamalarını işaret ettim.

"Ne tesadüf aradığım ayna buradaymış ve melez de burada. Ne büyük şans kraliçe seni gördüğüne çok sevinecek"

***

Kraliçe yaklaşık on dakika sonra peşinde Hazal ve Bulutla içeri girdi. Hazal'ın yüzünde Aren de de olan izlerden vardı, kolları morarmış, dudağı da kanıyordu. Gözlerimi kısarak ne olduğunu sorduğumda gözlerini çevirdi ve kraliçenin soruna cevap verdi.

"Neler oluyor sende kimsin? M-melezim?"

"O bizim kuzenimiz, Noah kraliçem" Hazal onun kim olduğunu kanayan elinden anlamış olacaktı.

"A öyle mi? Peki, ne işi var kuzeninizin benim odamda"

Hazal, "Bilmiyorum kraliçem" dediğinde Noah, "kraliçem melezi ve arkadaşlarını sizin odanıza girerken gördüm kapıda muhafız yoktu, çok tedirgince hareket ediyorlardı, sürekli etraflarına bakıyorlardı ve ne işler karıştırdıklarını anlamak için odaya girdim. Sizin aynanızı almaya çalışıyorlardı. Ellerinde gördüm ve sizin eşyanız olduğu için geri almaya çalıştım ama o almama müsaade etmeden aynayı yere fırlattı. Üzgünüm kraliçem"

"Bende üzgünüm Noah, bende üzgünüm. Güzel melezim neden yaptın bunu? Aynamdan ne istiyorsun?"

"Kraliçem yalan söylüyor, aynayı kıran oydu"

"Bana cevap verin aynamdan ne istiyordunuz?!"

Noah,"Hiçbir şey kraliçem" dedi çabucak.

"Onu bir satirle konuşurken gördüm kraliçem. Lord olmak için o aynayı kırması gerekiyormuş. O yüzden bu odaya girdi" diye itiraf ettim.

"Yeter! Kesin sesinizi! Demek öyle. Bulut, kuzenine zindana kadar eşlik etmek istersin sanırım" Bulut başıyla kraliçeyi onayladı ve büyüyle kuzeninin ellerini büyü yapamayacağı şekilde bağladı ve odadan çıktı.

Kraliçe tahtına geçerken Hazal "Kraliçem," dedi ve devam etti.

"Onlar da aynanızın peşindelerdi aynanızı ve Efsaneler Kitabını Tiraje'ye götüreceklerdi"

"Ya, öyle mi? Bakıyorum anneni kurtarabilmiş ve anne kız ilişkisi kurabilmişsiniz, ne güzel. Yoksa annen bu ayna olmadan büyü yapamıyor mu ne yazık?"

"Aslında..." Hazal kraliçeye yazardan bahsedecekti ki sözünü keserek onu susturdum "evet kraliçem öyle"

"Peki, o zaman," dedi ve tahtından kalktı. Rafların birinden bir kitap çıkardı ve bana uzattı, tekrar arkasını döndü ve banyoya gitti. Merakla bir Hazal bir Rüzgâra bakıyordum ve kraliçenin ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum.

Kraliçe banyodan dönerken Hazal, "Kraliçem melezin yanındakilerde insan, vücutlarında fazlasıyla kan var. Bir ziyafete ya da kan banyosuna ne dersiniz?" Hazal'ın cümlelerine karşı dehşette düşmüş bir şekilde Hazal'a bakıyorduk, sanki Hazal gitmiş yerine başka biri gelmişti. Hazal'ın bu şekilde davranmasının iki seçeneği olmalıydı; ya numara yapıyordu ya da cidden taraf değiştirmişti.

"Beni düşünmen çok güzel Hazal ama onlar melezin arkadaşları ve melezimiz hamile bunu atlıyorsun. Ona böyle bir acı çektirmeye gerek yok" dedi ve elinde taşıdığı aynayı bana verdiği kitabın üzerine koydu. Ben ne yaptığını anlamamışken o zihnimi okumuş gibi cevap verdi "bunlarla ne yapıyorsan yap, Tiraje tekrar güçlensin ve Arının gerçek yüzünü herkese gösterip, tahtından indirsin, Güneş'i iyi koru o bu krallığın özel prensesi, yüzyıllardır yasak olan melezin kızı."

Vücuduyla Hazal'a dönüp "Sana gelince Hazal, sen sonsuza dek Noralivya zindanında sürüneceksin" dedi ve tekrar bize döndü "Şimdi hemen gidin" hiçbir şey demeden koşarak odadan ayrıldık. Saraydan uzaklaşana kadar arkamıza bile bakmadan koştuk.

***

"Arın niye öyle konuştu? Normalde asla böyle konuşmazdı" dediğimde "Belki Güneşin ne kadar güçlü olduğunu bildiği için öyle demiştir" diye bir fikir attı Rüzgâr haklı olabilirdi.

Saraydan biraz uzaklaştıktan sonra kendi dünyamıza ışınlandık.

"Bakın kimseye güvenmememiz gerektiğini artık öğrenmeliyiz, biliyorum sürekli bu hataya düşüyoruz ama artık yeter" dedim, çünkü cidden artık yorulmuştum.

Rüzgârla kaldığımız eve gelmiştik. Düğünden sonra Çağrıyla Rüzgâr evleri ayırmıştı, Mavi de Eda öldüğünden beri o evde kalmıyordu. Mavi ve Çağrı, Rüzgârla Çağrının eski evinde kalıyorlardı.

Ayna ve kitabı orta sehpaya bıraktık ve yazarı aradık. O zaten bizi takip ettiği için olanları anlatmamıza gerek kalmıyordu.

"Hazal gerçekten taraf mı değiştirdi? Arın ona ne yaptı?" yazara sorduğum soru hemen cevaplandı "Öncelikle tebrik ediyorum ve teşekkür ediyorum. Evet, Hazal taraf değiştirmek zorunda kaldı. Arın onu bir odaya götürdü, Ateşten koluna market etiketleri gibi bir şey çizdi ve içine "2.876.554" yazdı onun tarafına olan vampirlerin sayısı ve Hazal iki milyar sekiz yüz yetmiş altı bin beş yüz elli dördüncüymüş.

Yazdığım kadarıyla Laviyada dört milyar vampir yaşıyor. Yaklaşık bir milyon kadar Satir ve yaklaşık iki milyarda Lavon var ama savaştan sonraki sayıyı yazmadım yani bilmiyorum.

Yani kısaca Hazal da artık onlardan ve artık o eski Hazal değil. Birbirinizden başka kimseye güvenemezsiniz. Aşkım hemen eve git ve aynayı Tirajeye götür ve bir an olsun Güneşi yanından ayırma, mutlaka ya senin ya annenin yani Tirajenin yanında olsun. Büyü yapabilen biri ile kalması daha iyi olur."

***

Yazar ile konuştuktan sonra hemen eve gelmiştik, bir anne olarak sorumluluklarım fazlaydı ama eğer biri sırf taht için kızınızı öldürmek isteseydi bu sorumluluk kat ve kat artardı ve her geçen gün artmaya devam ediyordu.

Aynayı anneme uzattım ne olduğunu zaten çok iyi biliyordu, o aynayı benden başkasınında alamayacağını ve benim saraya gizlice girip aynayı çaldığımı da biliyordu. Başta tereddüt ederek de olsa aynayı elimden aldı ve aynaya baktı.

"Merhaba Tanrıça, sizinle karşılaşmak benim için bir onur. Ama neden Kraliçenin ellerinde olmadığımı merak ediyorum"

Annem, "Öyle gerekti Ayna, esbrita metha artuno rukhava esburata" dediği sırda ayna çatlayarak büyük bir ışık huzmesi gönderdi, kucağımdaki Güneş ile arkamızı dönmüştük ki annem "dönebilirsiniz geçti" demişti.

"O da neydi?" diyen diğer anneme açıklama yapmak için elindeki kırılmış aynayı yere bıraktı ve anneme döndü.

"Arın ona büyü yapmıştı ve epey güçlü bir büyüydü, bu yüzden kırıldı. Artık halk Arın'a inanmayacak ve güvenmeyecek, sürgün edilmesi an meselesi."

"Nasıl yani bu kadar kolay mı?" "Tabi ki değil kızım," dedi ve iç çekti.

"Onu biraz tanıyorsam gitse bile sen ve Güneş için geri dönecek, ya da belki de gitmeden bir şeyler yapabilir. O sürgün olana kadar üçümüz de birlikte duracağız tamam mı? Onun size zarar vermesine izin vermeyeceğiz.

***

Efsane kitabı bendeydi bu kitap yüzüğe dönüşebiliyordu ama Noah onu bulduğunda kitaptı demek ki Kraliçe bizden önce yüzüğü kitaba çevirmişti.

Kitabın sayfaları arasında gezindiğimde gözüme ilk defa gördüğüm bir söz çarptı bunu anneme gösterdim ve o da "Halk yakında isyana başlayacak, Arın şu an durumu anlamış olmalı ve sizi öldürmek için planlara başlamış olması büyük bir ihtimal."

***

Laviyadaydık. Geldiğimden ne Rüzgârın ne de başkasının haberi yoktu, zaten olsaydı Rüzgâr beni asla göndermezdi. Arın giderken burada olmalıydık. Özellikle annem tekrar tahta çıkacağı için.

Bizim gittiğimiz sıralarda bütün halk sarayın yolunu tutuyordu ve sarayın etrafı da epey kalabalıktı. Annemin yaptığı büyü sayesinde görünmezdik, annem Arından daha güçlü olduğu için o bizi göremezdi.

Saraya yaklaşığımız sırada o da kendi odasındaki balkonundan aşağı bakıp konuşma yapmaya hazırlanıyordu. Sol tarafında onlara yeni dâhil olmuş Hazal, sağ tarafında ise Bulut vardı.

Arın boğazını temizleyerek konuşmaya başladı.

"Sevgili halkım size bir yanlış anlaşılma olduğunu söylemek için bu konuşmayı yapıyorum, hem de büyük bir yanlış. Aren, gerçekten sizin bildiğiniz gibi değildi..." duraksadı ve konuşmaya devam etti.

"O mükemmel bir kardeşti, ama ben onu sürgüne gönderdim. Size de onun hakkında yalanlar söyledim, pişman değilim çünkü onda bu tahtı yönetmeye yetecek vasıf yoktu" herkes hep bir ağızdan kraliçeyi yuhluyordu.

"Ben sandığınız gibi değilim, daha kötüyüm" dediği sırada annemin emri üzerine muhafızlar Arını, Hazalı ve Bulutu uzaklaştırmak için yaklaştı ama Arın istemiyor zorluk çıkarıyordu, neyse ki pek zorluk çıkarmadan muhafızlar onu götürmüştü. Annem kendisini ve bizi ışınlayarak balkona çıkardı.

"Halkım, ben Tanrıça Tiraje, bilmeyeniniz yoktur. Arın, yüzyıldır beni sarayda, pisliğin içine atarak hapsetti. Doğru olan onun gitmesiydi ve gitti artık ben buradayım. Ama tahta geçmek, Kraliçe olmak istemiyorum. Ben Tanrıçayım, yönetime elbette karışacağım ama taht benim değil kızımın hakkı," eliyle beni işaret etti ve devam etti.

"Herkes onunla melez olduğu için anlaşmazlıklar yaşadı, savaş oldu, kimse onu istemedi çünkü Arın sizden bunu istiyordu, ondan başkasını sevmemenizi. Artık yeni Kraliçeniz kızımdır. Ancak kendisi insan vampir melezi olduğu için hem insan dünyasında hem de burada olacak. Eğer bir itirazı olan varsa hemen söylesin ve kraliçesin yanına gitsin.

İçlerinden biri "Biz burada olmayacak bir kraliçe istemeyiz Tanrıça" dediğinde annem bir şey demeden muhafızlara seslendi ve muhafızlar vampiri alıp götürdü.

Annem kafama kendi tacını taktı, sanki taçtan bir büyü huzmesi geliyor ve kanıma yayılıyordu. Annem "Onları ziyaret etmeye ne dersin?" dedi. Buna hazır mıydım bilmiyordum ama onları görmem lazımdı, özellikle de Hazal’ı.

***

Burasını hatırlamamak işten bile değildi, burası Arenle ilk konuştuğum yerdi. Ormanın içindeki yürüyüşün ardından bir kulübenin önünde durduk. Annem "hazır mısın?" dediğinde onu başımla onaylayıp kapıyı ittirdim.

Büyünün etkisinden çıkan Hazal ve Bulut kucağımdaki Güneşi hiçe sayarak bana sarıldılar ikisi de ne yaptıklarını bildiklerinden gözlerime bile bakamıyorlardı.

Önce Bulut, ağlamaya karışık bir şekilde "Aşkım, ben çok çok özür dilerim, ben gerçekten büyünün etkisi altındaydım seni nasıl hançerlerim aklım almıyor sen bizim ilk arkadaşımızsın. Gerçekten çok çok özür dilerim, gebermeyi hak ediyorum. Çok özür dilerim, hem senin hem kızının hayatını tehlikeye attım" derince Güneşi süzdü ve gözleri doldu, büyük ihtimalle eğer bunlar olmasaydı kucağımdakinin kendi çocuğu olabileceğini düşünüyor olmalıydı.

Bulutun ardından Hazal da sesi titreyerek konuştu "Aşkım, özür dilerim. Siz içeri girin diye böyle bir şey yaptım, kaçmaya çalıştım ama olmadı çok özür dilerim." Bulutun aksine Hazal'ın pek bir suçu yoktu. Arın, yerde oturmuş bizi izliyordu üstü başı pislik içindeydi, bu ondan beklediğimiz bir şey değildi demek ki burada şartlar zordu.

Annem, Arına yaklaşarak "kardeşine nasıl kıydın? Hiç mi vicdanın sızlamadı? Kalbin o kadar mı körleşti?" Arın cevap vermeden annemi süzüyordu. Arkamızdaki kapı büyük bir şiddetle açıldı herkes eş zamanlı olarak kapıya baktığımızda uzun zamandır görmediğim ortalıkta olmayan arkadaşım, Bulutun eski sevgilisi, kraliçenin en kıymetlisi olan Emir'i gördük.

"Bir işi beceremedin Arın" dediğinde Arın ağlamaya başladı Emirin susmaya niyeti yok gibiydi Arının üstüne yürüyerek bağırmaya devam etti "Ne melezi öldürebildin ne de melezin kızını, sen ne işe yararsın? Söyle bana ne işe yararsın?! Tanrıça kurtulmuş ve kızını kraliçe yapmış. Sen bencilin tekisin, kendi çıkarların için benim kral olmamı engelledin. Bunu ödeyeceksin, duydun mu beni?! Sen aşağılığın tekisin, oturduğun yerden halkına emir veren şımarık yaşlı bir bunaktan başka bir şey değilsin, kemik torbası" her kelimesinde Arına daha da yaklaşıyordu ve her kelimesi Arını daha çok ağlatıyordu.

Emir, yerde ağlayan Arını kolundan tutup havaya kaldırdı ve boğazını sıkmaya başlamıştı diğer eliyle de Arının yüzüne vurmaya başladı. Dayanamayarak Güneşi anneme verdim ve Emiri bir büyüle Arından ayırdım. "Sen ne yapıyorsun? Hemen def ol buradan, HEMEN!" Emir başını sağa sola çevirerek kulübeyi terk ettiğinde Arın yere çökmüş bu seferde boğazını tutarak ağlıyordu. Bu kişi Arın bile olsa o da bir kadındı ve Emir ona şiddet uyguluyordu, bu Emirin ne kadar aciz olduğunun kanıtıydı, onunla arkadaş olduğum dönemden utanmaya başlamıştım.

Annem "Aşkım, gitmeliyiz artık" dediğinde başımı yukarı aşağı sallayıp bana sarılmaya gelen Bulutu engelleyerek geri çekildim. Hazal, sarılmaya gelirken kapı az öncekinden daha da fazlaca bir gürültüyle açıldı ve kırık kapı ayağımın ucuna kadar geldi.

Emir, eline aldığı mızrakla koşarak Arını hedef almıştı, Annem Arının önüne geçip bir büyüle mızrağın doğrultusunu çevirdi ama Arın bunu fırsat bilip annemi arkasından hançerledi. Bunu yere acıyla düşen annemin inlemesiyle anladık, ben Hazal ve Bulut annemin başında toplanırken aklıma gelen bütün büyüleri deniyordum, ama hiçbir şey olmuyordu. Bulut, hançerin kraliçenin son büyülü aleti olduğunu söyledi. Hâlâ annemin sırtında olan hançeri çıkardım Güneşi Hazal'a vererek Arının üzerine yürüdüm.

Emirde büyüyü atlatıp hemen arkamdan Arına doğru koşturuyordu. Ben Emirin önüneydim, o gelmeden kendime hâkim olamadan Arına kendi hançerini sapladım.

"Aşkım EĞİL!" Hazal'ın ve Bulutun sesini iş işten geçtikten sonra algılayabilmiştim. Hazal, güneşi yere bırakarak önüme geçmişti, abisi de kardeşini korumak için kardeşinin önüne geçmişti. Hançerin ucu saçlarıma değiyordu.

"Hayır, hayır, hayır...Emir sen ne yapıyorsun?!" ne yapacağımı bilmeden ağlayan Güneşe baktım, şu an bende aynı onun gibi ağlamak istiyordum etrafım cesetlerle çevriliydi ve içlerinde annem, ne kadar kötü de olsa arkadaşlarım vardı ve onlar beni ve kızımı korumak için ölmüşlerdi, tıpkı Eda gibi.

Büyüle Emir'i yakalayıp bağladım ve Laviyaya gönderdim. Hazal ve Buluta büyü yapsam da işe yaramıyordu, tek çarem yazardan yardım istemekti.

"Yazar, lütfen, lütfen yardım et" yazar beni çabucak duymuş ve cevap vermişti. Filmlerdeki alt yazı gibi karşımda yazılar belirdi.

"Üzgünüm bu konuda sana yardım edemem, ölenleri geri getiremem. Onlar Noralivya da hep birlikte olacak, Elçin, Eda, Hazal, Bulut, Tiraje, Arın, Aren hepsi."

"Orası neresi?"

"Ölülerin gittiği şehir"

"İstediğim zaman oraya gidemez miyim? Onları ziyaret edemez miyim?"

"Hayır, dediğim gibi orası ölülerin şehri, yaşayanlar oraya gidemez. Özür dilerim Aşkım" ve yazılar kayboldu.

"Dediklerini yaptık, aynayı aldık anneme götürdük ama sen onların ölümünü mü izledin? Sadece izledin mi? O kadar kalpsiz misin? Sen ve okurlarında okudu mu burayı? Beğendiler mi bari? Nasıl bu kadar cani olabilirsiniz. Kahretsin!" dedim ve Güneşi kucağıma aldım, sarıldım. Hepsi bizim için ölmüştü, ne kadar zor olsa da onlar için yaşamalıydık, onlar bizim için ölmüştü bizde onlar için yaşamalıydık.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

12. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.