"Seni çok bekledim, ama artık yeter sen sadece bana aitsin."
***
"Onur duyarım kraliçem..."
-AŞKIM ERYİĞİT -
Hayatımda hiç alkol almamış biri olarak bu gece kendime izin vermiş, Edalara gelirken büfeden aldığım biraları içiyordum.
Eda ve kızlar yatana kadar biraları balkona bırakmıştım, herkesin yattığından emin olduktan sonra balkona çıktım, biraları tek tek masaya koydum ve sandalyeye oturdum.
Biranın tadını beğenmeyeceğimi bildiğim halde deniz manzarasına karşı içmenin güzel olacağını düşünüyordum.
İçki içmemin tek bir nedeni vardı o da; kafamı rahatlatmak ve gerçekten ne istediğime beynimi inandırmaktı.
İlk birayı hızlıca bitirdim ve ikincisini açtım, onu da kendimden hiç beklemediğim bir hızla kafama diktim. Yüzüm buruş buruştu, tadı kötüydü ama kokusu ondan da beterdi. Giderek rahatladığımı beynimin kuş misali uçup gittiğini hissediyordum. Aklım daha da karışmadan ne için içtiğimi kendime hatırlattım.
Masanın üzerindeki telefonum ben ona bakmaya başladığımda birden iki tane- hayır hayır üç tane- olmuştu. Telefonumu bulayım diye girdiğim haller sırasında içtiğim ama yarım bıraktığım bira şişesi telefonuma döküldü. Allah kahretsin! Telefonu elime alıp kurulamak yerine gözlerimin ağırlaşmasana izin verdim ve gözlerimi kapattım. O an sadece uyumak istiyordum, sadece uyumak...
Uykunun sıcak ama berbat kokan kollarındayken telefonum büyük bir gürültüyle çalmaya başladı. Allah aşkına arayan kimdi bu saatte?
"Aşkım? Neler oluyor?" Sorusuna yarım yamalak Türkçemle cevap verdim "N' oluyor Rüzgâr?"
"Tek misin? Neden içiyorsun kızım hemen sarhoş oluyorsun biliyorsun niye içiyorsun?!"
"Kendi evinde misin?!"
"Hayır. Bağırmayı kes, ve sıcak yatağında senden vazgeçişimi izle" Eda geri döndüğü için büyü bozulmuştu, Rüzgar hâlâ sevgili olduğumuzu sanıyordu, oysa ki ben onu kalbimde çoktan bitirmiştim.
"Neden bahsediyorsun?"
"Ben artık seni sevmiyorum Rüzgâr." "Buna şimdi mi karar verdin?!"
"Hayır, sadece kendime açıklamayı bekledim. Ayrıca en doğru kararlar sarhoş halde verilir" dedim ve bitmek üzere olan biramdan büyük bir yudum aldım. Rüzgâr yutkunmamın sesini duymuş olacak ki derin bir iç çekti ve konuşmayı başlatan sorusunu yineledi.
"Neyse bunu yarın konuşuruz. Şimdi söyle bana attığında kayıt ne demek oluyor?"
"Bir şey olduğu yok, asıl sana ne oldu?"
"Aşkım, az önce bana üç dakika on altı saniyelik bir ses kaydı gönderdin, tamam sarhoşsun ses kaydını anlayabiliyorum bunları sabah konuşacağız ama tek olduğuna emin misin?"
"Evet Rüzgar, tekim dedim ya, hani gözlerim var ya görebiliyorum etrafımı" "Bak emin misin?" sesi giderek kızışıyordu.
"Ya evet evet evet! Sanki evleniyorum" sinirden kahkaha attım ama öyle böyle değil dakikalarca, gözümden yaşlar gelinceye kadar.
Normalde bu gülüşüme Rüzgârda gülerdi ama şu an onu tedirgin eden bir şeyler vardı.
"Kapat Edayı arıyorum" telefon yüzüme kapanırken boş ekrana "Aman be ne yapıyorsan yap" diye söylendim ardından üçüncü ve son biramı kafama diktim. Bir yandan da telefonumun şifresini açmaya çalışıyordum, bir kaç denemenin ardından başarmıştım, Whatsapp'a girdim, Rüzgâra attığım ses kaydını açtım.
Bu sesi ne zaman kaydettiğimi bile hatırlamıyordum. Fonda Rüzgâra attığım sesim ve ben oturduğum yerde uyuyakaldım.
***
Balkonda, sandalyede, belli belirsiz bir şekilde uyandım. Güneş fazla yukarıdaydı. En son nereye koyduğumu hatırlamadığım telefonumu sandalyede, masada aradım sonunda yere düştüğünü fark ettim. Saat üç'e geliyordu. Masanın üzerindeki bira şişelerini çocuklar görmesin diye masanın altına sakladım ve salona gittim, dün gece birlikte salonda filmlerimiz eşliğinde cipslerimizi yemiş, kutu oyunları oynamış güzel bir kız gecesi geçirmiş ve aramızı da düzeltmiştik.
Ağıran başımı, leş gibi kokan üstümü umursamadan salona girdiğimde kızların orada olmadığını Edanın da koltukta telefonuyla uğraştığını gördüm. Yanına gidip kızların nerede olduğunu sorduğumda "Dün gece hakkında hiç bir şey hatırlamıyorsun değil mi?" dedi.
"Hatırlıyorum tabi ki film izledik oyun oynadık" derince bir iç çekti ve devam etti "dün gece film izledikten sonra Melek'in yanında polisle gelip bizi karakola götürdüğünü Rüzgârında korkmuş çocukları evlerine bıraktığını söylemişti.
"Nasıl? Ben hiç bir şey hatırlamıyorum."
"Sarhoş olduğun için olabilir mi? Sen apartmanı inlettin benimle gelmek için geldin de baban seni öyle görünce bana çok kızdı bunu seninle konuşacağını söyledi haberin olsun." söyledikleri üzerine gerilsem de bunu sonraya bırakabilirdim şu anda önemli olan Edaya ne olacağıydı.
"Sonuç ne? Babam yanındaydı değil mi?"
"Sonuç Melek benden şikâyetçi oldu ama Çağrı Melekle konuşup şikâyetini geri çekti."
"Bak eminim Melek 'neyse büyüklük bende kalsın' dedi buna adım kadar eminim."
"Doğru."
"Yani bir şey olmayacak sana" Eda başını yukarı aşağı sallayıp yorgun gözlerini kapattı.
Telefonum açtığımda en son Whatsapp'da Rüzgârla konuşmamız açık kalmıştı. Dün gece 12.34 de Rüzgâra sesli mesaj göndermiştim, Rüzgârda hiç bir şey yazmayıp beni 13 kere aramış, en sonunda da ulaşmıştı.
"Eda dün akşam Rüzgâr seni aradı mı? Yani bu olaylardan önce"
"Aradı. Yanında kimin olduğunu sordu bende kimsenin olmadığını neden ısrarla sana bakmamı söylediğini sordum hiç deyip geçiştirdi."
Oturduğum yerden kalkıp Eda'nın odasına gittim ve ses kaydını açtım.
"Herkese günaydın, tünaydın ve iyi geceler bugün sizinle birlikte... Biraz dedikodu edeceğiz ses kaydını açmamın asıl nedeni sabah bunu dinleyip gerçek düşüncelerime ulaşmak. Evet, şimdi konumuz benim aşk hayatım. Şimdi konuşma sırası bende; arkadaşlar kolumda Bulut yazılı bir dövme var ve bu benim kafamı çok karıştırıyor. Yıllardır hayatımda olan Rüzgâr ve... A bende tam olarak senden bahsediyordum hayatıma yeni girmiş ve hızlıca kendine yer bulan senin arasında kalmış hissediyorum. Rüzgâr’ı... yarı yolda bırakmak istediğim bir şey değil, sana Laviya için her ne kadar ben oraya ait değilim desem de sanırım ben gerçekten oraya aitim..." sonrasında ne dediğim anlaşılmıyordu ve kayıt böylece bitiyordu.
Rüzgâr’a Laviyadan bahsetmiş olmam endişelenmeme sebep olsa da endişemi geçiştirdim. Rüzgârın söyledikleri şimdi netlik kazanmıştı demek bu yüzden ısrarla yalnız olup olmadığımı sormuştu. Sabah olmuş ay güneşle yer değiştirmiş ama benim kararlarımda bir değişiklik olmamıştı, sadece içimde bir huzursuzluk vardı Rüzgârla yaşanmış onca şeyi bir çırpıda atıyormuş gibi hissediyordum ve ondan nasıl uzaklaşmam gerektiğini bilmiyordum.
Korkunun ecele faydası olmaz değil mi? Rüzgârla arkadaş kalıp kalamayacağımızı sorup yoluma Rüzgârsız devam edeceğim, bunu yürekten istemesem de bu izin bir anlamı olmalıydı değil mi? Evren doğru çalışıyordu değil mi?
-BULUT NEVRES-
Simirna, halkının geri çekilmesini işaret ederken bizde Kraliçenin yanına gitmiştik.
Elçin, taşımamızın yasak olduğu kılıcı kraliçeye geri verdi, "Elçin bu ne? Sen ne zamandan beri hırsızlık yapıyorsun hemen onu bana geri ver!!!"
"Ama kraliçem bu Bulutun, sadece ben kaybolmasın diye üzerimde taşıyordum"
"Yalan söylemeyi kes!" Kraliçe Elçinin avucundan yüzüğü aldı ve eline aldığı kılıcı Elçin'e sapladı.
Her şey o kadar hızlı olmuştu ki neler olduğunu anlamadan Elçin göğsünü tutarak nefes almaya çalışıyordu. Nefes alamadığından derisini yırttı, bu sırada Satirler ve geri dönen Lavonlar Kraliçenin elinde tuttuğu kitaba dönüşen yüzüğe gözlerini dikmişlerdi.
Savaş yeni yeni durulurken yüzük yüzünden savaş tekrar başlamıştı.
Üzerimize koşan Satirlerden daha hızlı olduğumuzdan onlar yanımıza gelene kadar bizim dışımızdaki vampirler onların yanlarına gitmişlerdi bile.
Elçini büyüyle iyileştirmeye çalışıyorduk aklımıza gelen bütün büyüleri uygularken bir grup Lavonun dibimize kadar girdiğini fark etmemiştik.
Gök, kitapta yazdığı gibi kızıl olmak yerine daha da karardı, yer sarsıldı, şimşekler çakıyordu, hayatımda bir kere gördüğüm ejderha yuvasından çıkmış ve ailesiyle üzerimizde tuhaf ve dehşet verici sesler çıkararak uçuyordu.
Yer sarsılarak bir parçasını gürültüyle suya bıraktı. Çöken kara parçasının üzerinden kurtulamayan bir kaç Satir ve Lavon'un sudan çıkmak için yeterli güçleri yoktu, ölmeye mahkûmdular. Üzerimizden büyük güçlükle def ettiğimiz Lavonlardan sonra Elçin'e döndüğümüzde korkuyla olduğumuz yere sabitlendik, ilk şoku atlattıktan sonra Elçinin kaskatı kesmiş bedenine yaklaştık.
Bu bu kadar kolay olmamalıydı bir vampir nasıl diğer vampiri bu kadar kolay öldürürdü?
Elçinin etrafında gözyaşı dökerken Aren'in "Neler oluyor? Bu da ne?" Diyen sesi duyulduğunda gözlerimizi Elçinden kaldırıp en son savaştıklarını gördüğüm vampirlere baktığımda onlarında aynı Elçin gibi kaskatı ama farklı pozisyonlarda durduğunu gördük.
-ARIN-
Halkım için büyük bir yas içerisindeydik fazla can kaybımız olmasa da kaybımız yok değildi. İlk başta Simirna üstünlüğümüzü kabul etmiş ve geri çekilmişti soyları tehlikedeydi kayıpları büyüktü.
Ama durmaya niyeti yoktu haseti o kadar büyüktü ki onu öldürebilirdi. Simirna kaybetmeyi hiç sevmezdi ama kabul etmeliydi kaybetmişti...
"Kraliçem misafiriniz var" sonunda beklediğim kişi gelmişti elimdeki özel güçlere sahip yüzüğümü düzeltip yerimden kalkıp üzerimi düzelttim ve kapıya yanaştım artık ayrılığımızın sonuna gelmiştik hiç olmadığım kadar heyecanlanmıştım. Az önce aklıma düşen Aşkım artık önemini yitirmişti şu an en önemlisi kapıda, birazdan kollarının arasında olacağım kişiydi...
Onun kollarındayken donmuş kalbimin teklemesini engelleyemiyordum. Sarılışı beni eritiyordu buz gibi vücudum onun sayesinde yanıyordu. Ona çok şey borçluydum, beni asla yalnız bırakmayan tek dostum oldu, düşüncelerimi bir kenara bırakıp dudaklarında kayboldum.
Onu küçüklüğünden beri tanıyor olmam ve aramızdaki yaş farkı aşkımıza engel değildi. Bedenini bedenimden çekti üşümüş olmalıydı.
"Kraliçem, " dedi karizmatik ses tonunu kullanarak.
"Seni çok bekledim, ama artık yeter sen sadece bana aitsin."
"Onur duyarım kraliçem..."
***
2 ay sonra
-AŞKIM ERYİĞİT-
Uzunca bir süredir Laviyaya gitmemiştim, annemlere Hazal ve Bulut'un bir eve ihtiyaçlarını olduğunu söylemiştim ve annemlerin yardımıyla bize uzak olmayan yürüme on dakikalık bir ev bulduk. Artık dünyamıza daha sık geliyorlardı ve gidiş dönüş sırasında yakalanma olasılığımız büyüktü o yüzden bir eve çıkmak onlar için en iyisiydi. Bulut ve Hazal'ın öğrettiği büyülerle gidiş gelişime ben karar veriyordum üç aylık sürede sadece iki kere gitmiş olsam da Laviya da olmayı seviyordum. Son gidişimde Kraliçenin yardımcıları beni yakalamak üzereyken Emir ile karşılaşmıştım ve Emir beni ellerinden kurtarmış tekrar dünyama getirmişti. Bu sürede onunla konuşma fırsatım da olmuştu ve bana tüm gerçekleri anlatmıştı Laviya da ne olduğunu, benimle aynı özelliklere sahip olduğunu ve onun da melez olduğunu kraliçenin de bundan haberi olduğunu, kraliçenin güvenini kazanabilmek için sarayda yaşadığını ama aslında onun yerine geçmek istediğinden bahsetti.
Hazal'ın da odasını dikkat çekmemek için doldurmuştuk, bir çalışma masası ve üzerinde Bulut'un âşık olduğu bilgisayarı yerleştirdik bir haftadır burada kalıyorlardı, Bulut'un gün içinde yaptığı tek şey bilgisayar ve telefonda takılmaktı. Hazal'ın da ondan kalır yanı yoktu tabii.
"Aşkım hadi kek yiyelim" Hazal başını telefondan kaldırdıktan sonra dün yaptığı keki bana yedirmeye çalışıyordu. Hazal'ın uzattığı kekten küçük bir ısırık alıp televizyonu açtım, Bulut odasında bilgisayar oyunu oynuyordu oynadığı savaş oyununun sesi salona kadar geliyordu Hazal dayanamayarak " Şu oyunun sesini kıssan mı? Hem sanki üç ay önce bu oyunun canlısına girmemiş gibi davranıyorsun ya çıldırıyorum" Bulut oyunun sesini kısarken aklıma Hazal'ın Laviya da ki savaşı büyüyle bana izletişi geldi çok ürkünç bir ortamdı kurtulmaları büyük şanstı.
"A-Abi" dedi Hazal televizyonu işaret ederken.
"Bulamayacaklar, boşuna uğraşıyorlar çocuktan geriye kemikleri bile kalmadı" dedi Bulut yanımıza otururken bilgisayarını nihayet kapatmıştı, haberde Mutlunun resmi vardı ve haberin başlığında "AYLARDIR KAYIP AMA HÂLÂ BULUNAMADI..." yazıyordu.
Televizyondan Mutlunun resmi gittiğinde o ilk günü hatırladım o beni görmemişti ama ben onun her anına şahit olmuştum o güne dair bütün ayrıntıları hatırlarken Bulut Hazal'a "Hâlâ oraya nasıl geldiğini düşünüyorum" Bulut'u duyuyordum ama bütün yeteneklerimi kaybetmiş gibi hissediyordum ne konuşabiliyor ne gözümü açabiliyordum Hazal durumu fark etmiş olacak ki "Aşkım, neler oluyor iyi misin?" burnuma gelen kötü koku karşısında burnumu kırıştırdım.
"Aşkım sana veda etmeye geldim"
"Aren neler oluyor? Ne saçmalıyorsun" Ağzımdan konuşmadığıma emindim o zaman bu konuşmayı zihnimde gerçekleştiriyorduk.
"Beni öldürecek, sana ve sevdiklerine kötü şeyler yapacak," "Aren neden bahsediyorsun kim yapacak bunları?!" "Geleceğini gören kişiyi buldum ve bundan çok eminim"
"Kimmiş?"
"Beni Arın'a öldürecek tahminimce bizim konuştuğumuzu bilmiyor ama öğrenmesi çok zor olmayacak, Arın'ı kışkırtacak şeyler yaptım eğer konuştuğumuzu öğrenirse daha kötü şeyler olacak bunu sana yapamam en azından birimiz kurtulsun. "
"Arın artık kim olduğunu söyler misin?"
"Bunu yapabileceğimi sanmıyorum ama çok yakında öğreneceksin. Arkadaşın Emir'in sana söylediklerinin büyük kısmı yalan, babası zaten o doğmadan bir kaç gün önce ölmüştü, annesi durumu iyi olmayan bir vampirdi doğum yaptıktan sonra saraya geldi saatlerce bize yalvardı o sıralar ailemizi yeni kaybetmiştik yanımızda bizim büyüteceğimiz bize yardımı olacak bir vampirin olması işimize gelmişti. Zaten kısa bir süre sonra yetişkin oldu vampirler hızlı gelişir biliyorsun her gün yüzer yaş yaşlanırız tabii bu durum değişiklik gösterebilir.
Emir bizim yanımızda büyüdü benden çok Arınla arası iyiydi, birlikte dışarı çıkarlardı, halkla ilgilenirlerdi Arından büyük olduğum için taht benimdi saraydaki sıkıcı işleri bana bırakıp sürekli eğlenirlerdi bu durum canımı çok sıkıyordu ama Emir sarayda bizimle yaşadığı için onu yemeklerde ve yatmadan önce görebiliyordum ve bu sarayda gördüğüm en güzel şeydi.
Bir gün bize dünyaya gitmek istediğini söyledi onu dünyadan hep uzak tuttuk, ya orayı sever ve orada yaşamak isterse diye çok korktuk. Korktuğumuz başımıza geldi Emir gerçekten gitti gitmeden önce bize sarıldı. Bana sadece bir kaç saniye uzun sarıldığı için Arın sinirden köpürdü, içindeki hainliği dindiremedi üzerinde ne olur ne olmaz diye sakladığı hançeri karnıma sapladı amacı beni öldürmek değildi eğer öyle olsa kalbimden başka bir yeri seçmezdi.
Sonrası tahmin edebileceğin şekilde beni Satirlere gönderdi herkese çok hasta olduğumu o yüzden tahta onun geçtiğini söyledi bana zorla bir mektup yazdırdı insanları ikna etme çabalarından biriydi ve o günden beri tahtta, Aşkım o taht senin hakkın ne Arın'ın ne Emir'in ne de benim sen Melezsin" Aren'in söylediklerinin şokunu atlatamadan bir diğerini geliyordu ve ben altlarında eziliyordum.
"Kimse benim ne melezi olduğumu söylemeyecek mi artık? "
"Haberin yok mu? Arın sana söyler diye düşünmüştüm. Babanın adı Merih zaten biliyorsundur, Annen Tiraje Laviyadaki önemli isimlerdendi. Evet ben ve Arın Vampirleri yönetiyorduk ama o Laviya'nın yıllar önce indirdiği tanrıçasıydı bütün Laviyayı o yönetiyordu, Tiraje öldürüldüğünde Laviya seni şu an yanında yaşadığın ailenin yanına bıraktı niyeti seni Arından, kötü niyetli vampirlerden korumak ve sakin bir hayat yaşayabilmendi.
Geliyorlar seslerini duyuyorum. En azından gerçekleri duyabildin. Geleceğini gören kişiye çok dikkat et ve Arın başta olmak üzere kimseye güvenme!!!" gözlerim yavaşça açılırken kulaklarım Aren'in çığlıklarıyla doldu gözümden akan yaşlara engel olamadım. Başımı kaldırıp Hazal ve Bulut' a Aren'in öldürüldüğünü ve aramızda geçen konuşmayı anlattığımda Hazal yerinden hızlıca kalktı "Hemen Laviya ya gitmeliyiz" dedi. Hemen gözlerimi kapadım artık kolyeyle ışınlanmıyordum düşünmem ve kalpten istemem yeterliydi.
Sarayda savaş öncesi buluştuğumuz salonu hayal ettim, gözümü açtığımda Hazal ve Bulut ta oradaydı tuhaftır ki etrafta kimse yoktu. Bulut bize doğru döndü ve "Duyuyor musunuz?" dedi, evet gerçekten dışarıda bir şeyler oluyordu, büyük bir uğultu sesi geliyordu, sesin geldiği yöne koşturduğumuzda yerde Aren'in bedeninden ayrılıp bize dönük olan kafasını gördük, çığlıklarımı tutmalıydım ama yapamadım bedeni çok kötü bir haldeydi bizi fark eden Arın gözleri parlayarak yanındakilere beni işaret etti bu sefer ne Bulut ne Hazal beni kurtarabilmişti, hiç halim kalmadığından ışınlanmaya fırsatım olmamıştı, hızla yanıma gelen vampirleri pek zorlamadan beni yakalamalarına izin verdim.
Vampirler beni kraliçeye yaklaştırırken bir kaç Vampir de Hazal ve Bulutu tutuyordu. Vampirler beni kraliçenin önüne getirdiğinde gözüm kraliçenin hemen arkasında duran Elçine kaymıştı, nedenini anlamadığım şekilde başka vampirler onu da tutuyorlardı.
"Seni tekrar görmek ne hoş, güzel melezim bu sefer kalıcı gelmişsindir umarım" iki seçeneğim vardı kaçmaya çalışmak ya da kraliçenin suyuna gitmek birinci seçenek kraliçeyi daha da öfkelendireceğinden ikinci seçeneği seçtim.
"O-onu ne-neden öldürdünüz kraliçem?" kendi hıçkırıklarımda boğulurken Bulutla göz göze geldik dudaklarıyla "ağlama" dedi ama nasıl ağlamazdım ki Arensiz burada yaşamak çok zor olacaktı.
"Bir takım hadsizlikler yaptı bizde onu cezalandırdık, eğer bana boyun eğmezseniz aynısının başınıza geleceğini de belirtmek isterim."
"Kraliçem o geldi!" dedi kraliçenin hemen yanında Coşkunu hançerleyen kişi.
"Çabuk getirin, yanıma da bir taht getirin hemen" kimden bahsettiğini en ufak bir fikrim olmasa da kraliçe için önemli olduğu kesindi bunu aklıma yazmıştım.
Kraliçe tahtından kalkıp üstüme yürüdü, beni tutan vampirler sayesinde zorla yere çöktüm. Gözyaşlarım sel gibi önüme akarken zeminin soğukluğu ve ıslaklığı beni daha da huzursuz etti. Kraliçe hafifçe eğilip bir elini saçlarımda gezdirdi soğuk parmaklarının değdiği her yer donuyordu sanki "Artık daha iyi dönüşebiliyorsundur güzel melezim sarayımın en güzel yeri sana ait, Bulut, Edayı öldürdüğüne göre elimde değerli iki kişi kaldı demektir ama ihtiyacım olan sensin" Bulut, Edayı kurtarmak için kraliçeye yalan söylemişti gözyaşlarım "artık yeter " dercesine acırken ben ağlamamı durduramıyordum.
"Onu rahat bırak" Elçin kraliçeye doğru sert bir dille bağırdı.
"Elçin bakıyorum da yanımdan ayrıldıktan sonra özgüvenin fazlaca yerine gelmiş, kes sesini ve sıranın sana gelmemesini dile.
"Kraliçem lütfen elinizdekini yere bırakın" bir dakika neler oluyor Allah kahretsin cidden artık gına geldi, senin ne işin var burada ya?! Adam, Arın'ın arkasındaydı bir elini Arının beline diğer elini de Arının arkasından tuttu ve ittirdi yere düşen hançer gözlerimi büyütürken bir hançer darbesini daha kaldıramayacağımı biliyordum onun burada olması büyük şanstı ama neden her yerden çıkıyordu.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen!!" kraliçe agresif bir şekilde adama döndü, adama büyü yapmak için hazırlanırken adam kraliçenin zaaflarını biliyormuş ve kendi üstünlüğünü kadına göstermek istiyormuşcasına gülümsedi "sadece acıya ne kadar dayanıklı olduğunu merak etmiştim" dedi sesi çok sakindi ve kraliçeye yaklaştı, yaklaştı ve dudaklarını kraliçenin dudaklarına bastırdı. Bulut için artık o defter kapansa da tuhaf bir duygu içinde olduğundan emindim. Kraliçe kendinden geçerken yaptığı büyü dinmek yerine daha da şiddetlendi öpüşmeleri devam ederken büyü Arın'ın kontrolünden çıkarak hemen yanımda duran vampiri kendine hedef aldı.
Vampirlerden biri kalabalık arasından fırladığında artık kuruyan ve yüzüme yapışan gözyaşlarımı umursamadan yanımdaki ve kolumu delicesine sıkan vampirin eline dişlerimi geçirdim ve bu aralar üzerinde çalıştığım dönüşümü gerçekleştirdim adam acı içinde yere düştüğünde Hazal ve Bulut'u tutan vampirlere sert bir bakış attım ve üzerlerine koşturdum sadece iki saniye içerisinde herkesi etkisiz hale getirmiştim Bulut da kurtulduktan sonra Elçin'i kurtardı. Kraliçe hâlâ ışıldayan gözlerle bana bakıyordu "Ah güzel melezim ne kadar da güzel dönüştün, vampirlik sana gerçekten çok yakışıyor, ölümsüz olmaya ne dersin güzel melezim ve böylece Bulutla aşkınızı sonsuza dek yaşarsınız biliyorsun sadece vampirler sonsuza kadar sevebilir, tabi öldürülmedikleri sürece eğer bunu hak etmediysen öldürülmezsin. Sana burada Bulut ile birlikte sarayda yaşamanıza izin verdiğimi söylüyorum bunu öylece reddedemezsin Laviya seni bir kez tanıdı artık her şeyden sıyrılıp eski yaşantına dönemezsin."
"Gerçekleri bilmek istiyorum ben kimin kızıyım!" yanımda bir tehlikeye karşı hazırda bekleyen Hazal, Bulut, Elçin karşımızdaysa, Arın ve sevgilisi Emir bu tablo bana kimseye güvenmem gerektiğini bir kez daha anlatıyordu. Yıllardır tanıdığım arkadaşım şimdi kraliçenin yanındaydı, en başından beri sevmediğimiz Hazal ve Bulut'un nefret ettiği kuzenleri son zamanlarda saf değiştirmişti ve bizi yanıltmıştı.
"Annen Tiraje Laviyada ki tek tanrıçaydı annemin de Lavonların kraliçesi Simirnanın da yakın arkadaşıydı. Bir gün yapmaması gereken büyük bir hata yaptı dünyalı birinden hamile kaldı çocuğun kanında vampir kanı dolaştığından bebek çok hızlı büyüdü. Laviya, Tiraje'yi sürerken doğumunun yaklaştığı belliydi tek başına doğum yapması epey zordu annem Nare, Laviyaya yalvardı ama Tiraje yine de affedilmedi ama doğumunu burada yapmasına izin verildi. Annem ve Simirna Tiraje'ye doğum yaptırdılar. Laviya, Tiraje daha çocuğunu görmeden çocuğu dünyaya babasının yanına gönderdi ceza olarak Tiraje'yi bu dünyada bıraktı ve sarayda bodrumdaki bir odaya kilitledi, belki de hâlâ oradadır bilemiyoruz bizimde çünkü inmemiz yasak. Umarım tatmin oldun güzel melezim."
"Bana bir daha öyle seslenme yoksa bunu sana ağır ödetirim"
"Bu taraftan" Elçin bileğimden tutup beni geldiğimiz kapıdan içeri soktuğunda gözlerimi Emirden alamıyordum, ona diyecek hiç bir şeyim yoktu ama sanki onun bana bir şey demesine ihtiyacım varmış gibi gözlerim gözlerine kenetlenmişti. Bulutların evine ışınlandık Elçin'e teşekkür ettikten sonra Hazal ve Bulut'a dönüp biraz kafamı dinlemem gerektiğini söyledim eğer annem saraydaysa ona ulaşmalıydım. Kısa bir süre sonra evime döndüm saat geç olmuştu hızlıca yatağımın örtüsünü kaldırıp yatağın içine girdim, gözlerim tekrar bana isyan etmeye başlamıştı bütün olanlar birleşince kendimi büyük bir yükün altında ezilmiş gibi hissediyordum. Kararımı vermiştim yarın sabah babamı bulmak için uğraşacaktım geçen sene doğum günümden sonra ortalardan kaybolmuştu ve doğum günüm yaklaşıyordu bu sene de gelip gelmeyeceğini merak etmiyor değildim ama o zamana kadar bekleyemezdim.
Telefonuma gelen ve bütün sessizliği bölen bildirimin kimden geldiğini az çok tahmin edebiliyordum ama bakmazsam da çatlardım, sonuçta benim ile ilgili önemli bir şey olabilirdi değil mi?
Yatakta oturur pozisyona geldim ve bildirime tıkladım, tıklamamla gözümdeki dinmeye meyilli yaşlar akmaya devam etti fotoğrafta Aren'in kanlar içindeki kopmuş bedeninin başında vampirler toplanmıştı ve gülüşüyorlardı.
Gönderinin altında "Özür dilerim Aren, ne zaman bu kadar acımasız olduğumu bilmiyorum ama bu gerekliydi, benim arkamdan iş çevirmemeliydin. Aşkım annesini merak ediyor haklı da ama önce babanı bul, sakın ona sana verdiği kolye hakkında hesap sorma çünkü yapmak zorundaydı babanı yanına al ve birlikte annene git Aşkımcım, tabi Arın'ın haberi olmadan nasıl yapacaksın bilmiyorum ama umarım başarırsın hep arkandayım ve size bir sır vereyim babası Çağrı ve Rüzgârın binasında bina görevlisi, Aşkım'ın geçen seneki doğum gününe Çağrı ve Rüzgar şehir dışında ailelerinin yanında olduklarından gelememişlerdi o yüzden Aşkım'ın babasını görmemişlerdi. Bol şans Aşkım..." neydi bu şimdi? Her fırsatta bunu söylesem de Allah bu kişinin kara kara belasını versin...
Artık kim olduğunu söyle KİMSİN SEN!!!
Bir bildirim daha "xxxdzzz hesabı şimdi canlı yayına geçiyor " ekran çok karanlıktı karanlığın içinden seçebildiğim siyah topuklu bir bot vardı ama emin değildim, kamera hareketlenmeye başladı ve bir kadın sesi duyuldu.
"Merhaba sevgili takipçilerim," takipçilerim mi? Son baktığımda bu hesabın takipçisi var mıydı ki? Asla hatırlamıyordum ama yayında on bin kişi vardı yayındakiler on bin ise takipçi sayısını düşünemiyordum, genç kadının siyah kapüşonu siyah kıvırcık saçlarını gizleyememişti, yüzünü göstermiyordu ama sesinden çok genç olduğunu anladım. "sanırım sona yaklaşıyoruz ama hemen üzülmeyin bir süre daha buralardayım, buralardayız, evet bilgisayarımın başındayım ışık oradan geliyor" her şey çok normaldi canlı yayında kendine gelen soruları yanıtlıyordu, kahkaha atıyordu ama sorun neden benim hayatım hakkında gönderiler paylaştığıydı. Cesaretimi toplayıp klavyeme tıkladım ve yazmaya başladım.
"Sende kimsin? Benden ne istiyorsun?" yayına bir sürü mesaj geliyordu hesap sahibi mesajları okumaya çalışıyordu ama mesajlar o kadar hızlı akmaya başlamıştı ki yakalayabildiğim bir kaç mesaj şöyleydi; Oha! abla bu o değil mi? , İnanmıyorum bu onun hesabı, Ablaaaaa Aşkım burada!!!, Bu nasıl mümkün olabilir, umarım bize musallat olmayı düşünen bir yaratık değildir AHAHAHA, Fan hesabı gibi görünmüyor fotoğrafları tarattım ama bir sonuç çıkmıyor o gerçek!!! ,Gençler bu kitaptaki Aşkım Eryiğit değil mi?! Aşkım seni çok seviyorum lütfen Bulutu bırakıp benimle evlen, Abla artık evlenir misin Bulutla yoksa çatlayacağım, ben sizin düğününüzü okumak istiyorum, KM sen nasıl bir şeysin >
Aklımdaki tek soru bunca insanın beni, Bulutu nereden tanıdığıydı, kendi hesabımda bile toplasan iki yüz kişi yoktu. Yayın sahibi bir kaç yorumu okudu ve yayını kapattı hemen ardından bir hikâye paylaşıp şarjının azaldığını bunu telafi edeceğini yazmıştı, belki kimse fark etmemişti ama ben etmiştim hesabı takibe aldım o beni zaten takip ediyordu, her baktığımda instagramda aktifti hem de saatlerce şarjı biten bir insan saatlerce instagramda dolaşır mı hiç sanmıyorum.
Sadece bunu değil genç kadının gözlüğünü de görmüştüm. Kimdi bu kız? Nasıl geleceğimi biliyordu? İnsanlar nasıl benim hakkımda bu kadar şey biliyordu? Bu insanlar ne kitabından bahsediyorlardı? Beynim allak bullak olmuştu.