Aşkım, of lanet olsun uyanmıyor."
"Abi bir sakin ol lütfen ya beni de geriyorsun uyanır birazdan kaç saat oldu sonuçta."
"Rüzgâr" sesim iniltiye karışık çıkıyordu. Bir şeyler dediğimi duyuyor ama ne dediğimi neden dediğimi bilmiyordum.
"Onları ben yapmadım Melek yaptı, Eda ya yaptı, beni bunun için terk edemezsin."
"Çok sıcak, ateşi var"
"Çekil bir büyü deneyeyim" dedi Bulut.
"Hâlâ geçmedi" dedi Hazal "Dönüşüm geçirdikten ve ilk defa kan içtikten sonra normal ama şimdiye uyanmalıydı."
"Aşkım, hadi kalk endişelendiriyorsun bizi." Gözümü bile açacak gücü kendimde bulamıyordum, ama onları endişelendirmemek için gözümü açmaya çalışıyordum, kısmen başarılı da oluyordum. Bulut'un benden ümidini kesip üst kata çıkışını görebildim -yarım yamalak olsa da- Hazal başımı okşuyordu.
-BULUT NEVRES-
Uzun süredir Emir'den haber alamıyordum, her ne kadar gitmek istesem de Aşkım bu haldeyken gidemezdim. İyileşmek üzere olan kesik izimi bir büyüyle düzelttim. Biraz uzanmak için tişörtümü çıkarıp yatağa uzandım. Etraf en sevdiğim haliyle karşımdaydı karanlıktı, Aşkım'ın dünyasında her ne kadar güneşe alışsam da bu karanlığı özlemiştim, orada geceleri bile çok aydınlıktı. Aşkım da Laviyaya alışıyordu, kısmen tabii. Kollarımı iki tarafı açtığımda rahat edemeyip sol tarafıma dönüp sırtımı cama verdim. Aklımda hâlâ Aşkım'ın nasıl vampir olduğunun çelişkisindeydim. Onu Arından nasıl koruyacaktık?
Biraz sonra uyuyamayıp kalktım, tişörtümü üzerime geçirip aşağı indim. Aşkım hâlâ uyuyordu. Yanına oturarak Hazal'a Aşkımın hiç uyanıp uyanmadığını sordum. Cevabı tahmin ettiğim gibiydi, uyanmamıştı. Aşkımın gözlerini açmasını bekliyordum ama asla açmıyordu, nasıl bu kadar etki edebilirdi ki?
"Abi kolunu uzatsana."
"Ne oldu?"
"Bir şey var?"
"Ne var?"
"Bir uzatsan bakacağım." Kolumu kendine çekip hafifçe çevirdi. "Burada bir dövme var ne zaman yaptırdın? Anlamı ne?" Kardeşimin anlamsız sorularına karşılık ona ters ters baktım.
"Ben bir şey yaptırmadım, neden bahsediyorsun?" kalkıp aynadan koluma baktım, gerçekten de bir dövme vardı. Dövmede italik bir yazıyla "A" yazıyordu. Neler olduğunu anlamak için odasında dinlenmekte olan babamın yanına gittim.
"Baba, müsait misin? Özür dilerim rahatsız ettim ama bunu sormalıydım. Bu ne anlama geliyor?" dirseğimin biraz altında kalan dövmeyi babama gösterdim.
Uzandığı yataktan kalkıp yanıma geldi, kolumu inceledi.
"Aman tanrım, ne zaman oluştu bu?" "Az önce"
Babam gülerek cevap verdi "Tebrik ederim evlat, A isminde biri senin eşin olacak. Aytunç olabilir mi acaba?" gülüşü daha da çirkinleşti.
"Aytunç ne alaka baba, o şerefsiz mi benim eşim olacak saçmalama ya "
Babam resmileşerek "Şaka yapıyorum tabi ki, kim olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek."
Benden cevap bekliyordu ama ben cevabın Emir olmadığından dolayı hayretler içerisindeydim. Cevap vermeyeceğimi anlayınca "Aşkım işte, çok açık değil mi?" dedi. "Diğer harflerde yakında çıkar. Eğer birinizin başına bir şey gelirse o iz buğulanır ama silinmez." "Silinmiyorsa senin kolunda neden yok?"
"Herkesin kolunda olmaz, sırtında bacağında her yerinde olabilir. Benimde kolumdaydı" kolunu kaldırıp benim izimin olduğu noktayı gösterdi.
"Buradaydı. Annen ölmeden önce iz silindi, size asla anlatamamıştım ama madem şimdi konuşuyoruz, evet annenizi onlar öldürdü ama anneniz zaten ölmek istiyordu. Bir gün önceden bana bir mektup yazdırdı. Yazmakta iyi değildi, söylediklerini yazdım yazarken hayretlerle onu dinliyordum."
"Ne yazdırdı?"
Yerinden kalkıp dolabından bir kutu çıkarttı. "Duymak istediğinden emin misin?" Onayımı aldıktan sonra kutudaki mektubu açıp okudu.
"Canım oğlum ve güzel kızım her şeyden önce sizi hep sevdiğimi ve seveceğimi unutmamanızı istiyorum önünüzdeki binlerce yılda da bunu lütfen unutmayın. Sadece vampirler sonsuza kadar sevebilir ve bende sizi sonsuza kadar seveceğim, umarım sizde bir gün birini bu kadar çok seversiniz. İzlerinizi göremeyeceğim için üzülsem de sizin için çok mutluyum çünkü babanız uzunca bir süre yanınızda olacak. Bugün Kraliçe Arın'a gidip ölmek istediğimi söyledim, yarın infazımı yapabileceğini söyledi. Biliyorum bunun için beni asla affetmeyeceksiniz ama buna mecburdum her şey için özür dilerim. Sizi çok seviyorum. İyi ki benim çocuklarımsınız iyi ki hayatımı güzelleştirdiniz."
"Bu kadar" dedi babam.
"Neden bunu şimdi söylüyorsun?"
"Daha önce cesaret edememiştim, ne kadar sinirli ve güçlü olduğunu biliyordum çünkü Arın'a kafa tutmanı istemedim. Kısaca son zamanlarda annenden soğumuştum ve onun gerçek eşim olup olmadığını sorguluyordum karşıma annenle aynı isme sahip kraliçe çıkana kadar" Babamın sözünü bıçak gibi kestim.
"Kraliçe derken Lavonların kraliçesi Simirnadan mı bahsediyorsun? Ama..." duraksayarak kendime gelmeye çalıştım biraz sakinleştikten sonra yarım bıraktığım cümleme devam ettim. "Ama onun için eski de kalmış bir şey diyordun."
"Size ne diyebilirdim ki? Annenizden sonra bunu size söyleyemezdim. Bu şekilde öğrenmen daha iyi oldu en azından bizi basmadın." Yüzüne tuhaf bir gülümseme kondurdu, pişkinlik diyebilir miydik?
"Neyse konu çok dağıldı ne diyorduk, ha kolumdaki iz neden yok oldu, son zamanlara doğru izim kayboldu yani annenin benim eşim olmadığı belli oldu yanlış kadından hoşlanmışım, hoşlanmak denebilir mi emin değilim. Kolumda onun ismi belirdiği için ablam beni aile dostumuz Simirna ile tanıştırdı, bende onun doğru kişi olduğunu düşündüm. Annen öldükten sonra da kolumdaki iz göğsüme geçti tam kalbimin üzerine, beni asla yalnız bırakmadı bırakmayacak ve ara sıra rüyalarıma gelip benden hesap soruyor. Bu dünyada Aşkım isimli kimse yok, o tarafta da varsa şayet sen daha tanımadığın için, senin için doğru kişi Aşkım, yazılan bu isimler değişemez. Büyük ihtimalle ondada vardır ama daha fark etmemiştir."
"Peki Annemde senin adın yazmıyor muydu? Nasıl anlamadın doğru kişi olmadığını?"
"Annenin omzunda başka birinin adı yazıyordu, o ismin zamanla değişebileceğini, belki bir yanlışlık olmuştur diye düşündüm. Annen o ismi bana hiç bir zaman söylemedi sadece ismin ben olmadığını söyledi. Öldüğü gün cesedini kaldırmak için yanına gittiğimde omzunda onun ismini gördüm, eniştenin."
Duyduklarıma şaşırıp, sinirlenmek arasında kalmıştım hiç birini dinlemeyip odadan çıktım ve Aşkımın uzandığı koltuğun yanına oturdum, Hazal neler olduğunu anlamaya çalışıyordu kısaca bir açıklama yaptım ama annemden bahsetmedim babamın anlatması daha doğruydu. Hazal anlattıklarımdan dolayı gülme krizine girmiş havalarda uçuyordu -mecazen tabi-. Tahminimce bin birinci kez "Ben sana Emir den olmaz demedim mi?" diyordu.
-EDA AY –
Herkes koğuş benzeri yataklarına giderken önde Kraliçe Arın arkasında ben ve Elçin Nevres kraliçenin odasına gittik, Kraliçe üzerini değiştirirken benden kan banyosunu hazırlamamı istedi, bugün gördüğüm o kanlardan sonra umarım dayanabilecektim.
Kraliçe banyosuna girdikten kısa bir süre sonra beni yanına çağırdı. "Gel benim güzel seçilmişim, nasıl halinden memnun musun?"
"Evet kraliçem" beni sarayın bahçesinde bulan korumalar beni Arınla tanıştırdıktan sonra sarayda yaşamaya başlamıştım, Arın sarayda onun yanında yaşamama karşı hastalığımı iyileştireceğini söylediğimde hiç düşünmeden kabul ettim, çünkü artık dayanma gücüm kalmamıştı sürekli hastanede uyanmaktan bıkmıştım.
Laviya beni seçtiği için kraliçe üzerime bu kadar düşüyordu.
"Kraliçem izninizle bir şey sormak istiyorum" eliyle devam etmemi söyledi.
"Kraliçem, bugün bir vampirin kanı diğerlerine göre tuhaftı ve siz ona 'benim güzel melezim' dediniz. O ne demek? Yani ne melezi?”
Arkadaşım olduğunu belli etmek istemiyordum, Aşkımın bu güzel hayatı yaşamasını istemiyordum. Eğer o melezse benim pabucum dama atılacaktı ve ben buna izin veremezdim.
"Ne melezi olduğunu tam bilmesem de çok önemli biri olduğu kesin. Onu bir daha görürsen saraya getir. Yine karşıma çıkacaktır." Asilce saçlarını karıştırdı ve geriye attı.
"Gençleştim resmen" dedi. Bir dönem sosyal medyada gündem olan video aklıma geldi, içimden sözü devam ettirdim "Bu kadar mı fark eder."
***
-BULUT NEVRES-
"A-Abi, ne yapıyorsun sen burada? Yine uyumadın mı?"
"Uyku gözlerime uğramıyor, Aşkım bu haldeyken beni engelleyen bir şey var sanki uyursam ya da yanından ayrılırsam bir şey olacakmış gibi hissediyorum."
"Bunun iz ile ilgisi olabilir mi?"
"Sanırım"
"Yok yok bu hallerin hiç normal değil abi, sen Emirden 1 gün ayrı kalamazdın şimdi seni böyle görmek beni endişelendiriyor. Yani tamam kabul ediyorum Emirle olmanı istemiyordum ama bu durumdan da memnun değilim."
"Hazal bir susar mısın?! Aşkımın ateşi hiç düşmedi ve sanki arttı gibi ne yapsak?"
"Halama sorsak? A-Ama sanırım az önce çıktı görmedin mi?" Omuz silktim, çıkarken görmemiştim.
"Tamam, her neyse biraz büyü araştırsana. Ben biraz kestireyim şurada gözün Aşkımda olsun."
***
"Abi...Abi"
"Aşkım?" yerimden adeta zıpladım.
"Benim, Aşkım sen uyuduktan sonra hiç uyanmadı, kitabın her sayfasına baktım ama bir şey bulamadım."
"Bende bir bakayım." Kitabı Hazal'ın elinden aldım ve sırasıyla bütün sayfaları dikkatlice süzdüm.
Kitabın yıpranmış sayfalarını çevirirken aniden elim kesildi, çabucak bir büyüyle elimi düzeltip tekrar yorgun gözlerimi silinmek üzere olan kâğıtlarda ki yazılarda gezdirdim. Her bir kelimeyi atlamadan okumaya çalışıyordum Hazal bir şey bulamayacağımdan o kadar emindi ki mutfağa gitti, bu boş çırpınışlarımı görmek istemiyordu, ama ben bir şey bulacağıma inanıyordum.
"Hazal, koş bir şey buldum." Hazal koşarak yanıma geldi. "Aşkımı Gece Güneşine götürmeliyiz."
"Ne? Neden? Kitapta mı yazıyordu? Ben bir şey görmedim" "Dikkatli bakmamışsın. Kalk gidiyoruz."
"Belki senin görmen gerekiyordu"
"HAZAL! UZATMA VE KALK GİDİYORUZ DİYORUM!"
"Ya bari bir yemek yeseydim."
"Hazal bak canını acıtmak istemiyorum beni sinirlendirme kalk çabuk, kızın burada ateşi var sen yemek derdinde misin?"
***
"Of Tanrım, nefret ediyorum buradan, lütfen başımıza bir iş gelmeden defolup gidelim şuradan."
"Hazal bak yol boyunca sızlandın zaten benim canımı sıkma kızı iyileştirmeliyiz böyle kalsın da ölsün mü?"
"Yol boyu dediğin on saniye farkındasın değil mi?"
"Hazal kes şu sesini yoksa ben ses tellerini keser odamın camına perde olarak kullanırım."
"Tamam sustum." Gerçekten de tehdidim işe yaramıştı ve susmuştu.
Tam o noktadaydık Aşkım ara sıra gözlerini açıp kapatıyordu, bedeni güçsüz düşmüştü. Kimsenin bizi, özellikle de Aşkımı görmemesi için etrafı üç kez kolaçan ettim ve hızlı adımlarla Aşkım'ı Gecenin ve Güneşin birleştiği noktaya yatırdım. Kitaptaki büyülü sözleri hızlıca okudum ama beklediğimin aksine hiçbir şey olmamıştı. Aşkım'a seslenişlerimiz cevapsız kalmıştı, tekrar bu sefer biraz daha sakince söyledim.
"Abi hızlı ol bir ses duyuyorum. Hadi gidelim lütfen." Beni dürtükleyen kardeşimi ittirip sözlerime devam ettim bir yandan da işe yaramasını dileyerek, Aşkım'ın elini sıkıca ve umutla tuttum.
Evet, sanırım işe yaramıştı, yüzüğün kitaba dönüşmesinden dolayı tanıdık olduğum bir sis dumanı üçümüzün etrafını sararken bir saniyeliğine ruhumun çekildiğini hissettim, aynı şey Aşkımın da başına gelmiş olacak ki soğuktan kurumuş dudaklarından sessiz bir inilti döküldü çekilen ruhlarımızdan sonra kendimi aşırı yorgun hissetmeye başladım. İçimizden çekilen gücümüz, birleşti birleşti, bir havai fişek oldu büyük bir gürültüyle havalandı ve Hazal2ı bizden uzak bir tarafa fırlattı.
Yaklaşık bir haftadır yaşanan felaketlerden sonra herkes hazır kıtada bugün olacak afeti bekliyordu. Henüz bir felaket olmamıştı ama benim sayemde herkes bir şeyin olduğunu düşünüyor, dışarıya dökülüyordu.
"Başlıyor sanırım, kraliçeye ulaşın hemen" dedi evinden koşarak çıkan bir vampir.
"Kahretsin, abi hadi lütfen kalk."
Hazal'ı duyup kalkmaya çalıştım ama nafileydi. "Hazal, Aşkımı al gidin buradan."
"Saçma sapan konuşmada gir koluma." "Hazal gidin dedim."
"Abi çıldırtma beni kalksana ya ." Hazal bir yandan Aşkım'ı kucakladı. Güçsüzlüğümü fark etmişti.
"Ayağa kalkacak gücüm yok." Hazal bir şey demeden beni çekiştirerek ayağa kaldırdı, kolumu omzuna attırdı. Vampirler teker teker dışarı çıkarken bir grup vampir bizi görmüştü bile. Bu kadar yavaş yürümeye görmemeleri imkânsızda zaten.
"Orada vampirler var!"
"Hazal beni bırak Aşkımı götür buradan bak Kraliçeyi çağırıyorlar." Vampirlerden isimlerini bile bilmediğim iki tanesi yere çökmüş elleriyle de yere kapanmışlardı. Bu da demekti ki Kraliçe geldi.
"Kahretsin, Hazal gitsene o kızın başına bir şey gelsin boğarım seni." Hazal'ın aklı sonunda başına gelmiş olacak ki beni bırakıp kucağında Aşkımla koştu. Kraliçe, Duhan gerzeğine Hazal'ı işaret etti, o da dünden razı gibi tüm gücüyle Hazal'a doğru koşmaya başladı, ona yetiştiğinde Hazal'ın üzerine atladı ve Aşkımla Hazal'ı yere düşürdü. Olmayan gücümle kalkmayı denedim, ama sadece bir kaç adım atabilmiştim, bir kaç adım atmama rağmen daha fazlasını
yapacak gücüm kalmamıştı, yere yığıldım.
Duhan ayağa kalkmaya çalışan kardeşime bir tekme indirdi ardından da Aşkımı omzuna atıp Kraliçeye doğru koşturdu.
"Ona dokunayım deme Kraliçeeeee!" Kraliçe boğazımı yırtarak attığım çığlığa cevap olarak taklidimi yapıp "'Kraliçeee' demek öyle mi ne komik. Bunun adı neydi?" Soru sorduğu kızın yüzüne baktığımda bu kızın Eda olduğunu gördüm.
"Sesli söyle" diye emir verdi Kraliçe. "BULUT NEVRES, Kraliçem"
"Bunu da getirin"
"Kız kalsın mı kraliçem?"
"Kalsın Duhancığım sağ ol" Duhan kraliçenin yapmacık tavırlarını anlamayarak sevindi. Sevinsin gariban.
Arının emriyle Duhan büyüyle ellerimi ve ayaklarımı bağladı beni yakalamak için buna ihtiyaç yoktu ama yine de yaptı, bir yandan da sırıtıyordu.
"Oğlum seni kullandığını ne zaman anlayacaksın?!" bende sanki beni zorla saraya götürmüyorlarmış gibi egolu bir şekilde gülümsedim.
"Kes sesini, kalk ayağa"
"Ulan kalkabilsem burada neden oturayım kardeşimin yanına giderim." "Tamam tamam sus"
Giderken Hazal'ın arkamızdan döktüğü bir damla yaş toprakla buluştuğunda toprak şiddetlendi, sinirlendi ve biz giderken beklenen felaket gerçekleşmeye başladı.
***
Kraliçe beni bir koğuşa kilitledi ve döneceğini söyleyerek gitti. Aşkımı da kendi odasına yatırdı.
Odaya girerken Edayla konuşmaya ne kadar çalışırsam çalışayım benimle konuşmuyor suratıma bile bakmıyordu.
Umarım Aşkım da Hazal da babamlarda iyiydi ve umarım kimseye bir şey olmazdı.
***
-AŞKIM ERYİĞİT-
Kendime biraz olsun gelip gözlerimi açtığımda başucumda Eda, gözlerini üstüme dikmiş bana bakıyordu.
"Eda? Sen ne zaman geldin? Biz seni almaya gelecektik."
"Ben gelmedim Aşkım, sen geldin saraydayız." Hafifçe doğruldum. "Bir dakika ne dedin sen?"
"Saraydayız dedim."
"Bulut ve Hazal nerede? Ben neden buradayım? Neden bu kadar iyi hissediyorum?"
"Kraliçe büyü yaptığı için olabilir. Hazal evinde Bulut koğuşta, Seni bulduğumuzda Hazal seni kaçırıyordu. Bizde seni alıp saraya getirdik."
"Hazal mı beni kaçırıyordu? Ne saçmalıyorsun. Eda, bana yardım et lütfen çıkmam lazım buradan."
"Biliyorum gitmelisin."
"O ne demek ya? Neyse nasıl kaçacağız?" Büyüyle eline bir harita yaptı ve bana çıkış yolunu anlattı, ağzım açık Edayı dinliyordum.
"S-Sen büyü mü yaptın az önce? A-Ama nasıl? Sen insansın" "Ben sadece İnsan değilim Aşkım. Ben seçilmiş kişiyim." "Neyse bu kavgayı sonraya bırakıyorum. Hadi gidelim."
"Ben hiçbir yere gelmiyorum."
"Ne demek gelmiyorum Eda saçmalama?"
"Baya baya gelmiyorum. Burada sahip olduklarımın hiç biri dünyada sahip değildim. Ve olamayacağımda. Küçükken büyü yapmayı ne kadar istediğimi biliyorsun, kim istemez ki. Ve bak burada bana önem veren insanlar pardon vampirler var, en önemlisi buraya geldiğimden beri hiç hasta olmadım. Bir kere bile. Belki inanmayacaksın ama burada yediğim yemeğin haddi hesabı yok dünyada bir haftada yediğim yemeği burada bir günde yiyorum ve ne kilo alıyor ne rahatsız hissediyorum. Ben gelmiyorum Aşkım." Edanın bu zamana kadar yaşadığı şeyleri göz önünde bulundurunca ona hak veriyordum ama burada kalamazdı burası onun, benim ait olduğumuz yer değildi.
"Bak seni anlıyorum ama biz buraya ait değiliz, hadi lütfen bizim dünyamıza gidelim."
"Hayır dedim Aşkım uzatma"
"Peki ya Çağrı? O ne olacak? Onu hiç düşünememiş olamazsın değil mi?"
"Tabi ki düşündüm, her şeyin farkındayım Aşkım. Benim burada rahat olduğumu mu düşünüyorsun? Evet, az önce ben söyledim güzel yönleri fazla ama her gün, her zaman Çağrıyı düşünüyorum, Melek'in hâlâ ona âşık olduğunu bilmediğimi mi sanıyorsun? Kim bilir neler oluyor orada, beni hatırlıyorlar mı? Çağrı beni unutup tekrar Melekle mi sevgili oldu? Allah kahretsin hepsini çok merak ediyorum! Ama sende beni biraz anla, hayatımda yaşamadığım şeyler oluyor ve ben bunları kaybetmek istemiyorum. Özür dilerim, Çağrıya da Rüzgâr’a da iyi bak olur mu? Tabi ki kendine de. Hadi biri gelmeden git." Yüzünü çevirip banyo olduğunu düşündüğüm aralık olan kapıya yöneldi. Edasız yapamayacağım ve Çağrıyla Rüzgârın Edanın başına gelenleri sanki ben Meleğe yapmışım gibi inanmasına daha fazla dayanamazdım.
Eda, her filmde olduğu gibi acıklı bir konuşma yaptıktan sonra gitmiş bende önemli bir şey açıklayacağım için onu çağırmıştım ve oda adımlarını durdurup arkasını dönmüştü.
"Eda, evet seçilmiş olabilirsin, Laviya ya da her neyse seni seçmiş olabilir ama
sen gittikten sonra hiçbir şey aynı olmadı. Büyünün etkisiyle Çağrı da Emir de seni unuttu. Ne yaparsam yapayım seni hatırlatamadım." Arkadaşımı iyi tanıyordum ne kadar üzüleceğini, sinirleneceğini bilsem de onu geri getirmemin tek yolu olan hamlemi yaptım.
"Evleniyorlar" dedim, hissediyordum sinir damarlarında yayılmaya başlıyordu. "O kadar ciddi mi?" Başımı sallayıp ona istemediği bir cevap verdim.
"Ben biri gelmeden gideyim. Eğer kararın değişirse Bulut'a ulaş o seni dünyaya getirir." Kendi kolyemi Bulut'a vermiştim buraya pek gelmek istemesem de nasıl oluyorsa her zaman bir şekilde yolum buraya çıkıyordu.
Ben giderken arkamdan hiçbir şey demedi ama onu birazcık tanıyorsam gelmeyi düşünecekti. Umarım gelecek ve Melek'i hayatımızdan kovacaktı.
***
-EDA AY-
"Eda, kız nerede?!" Kraliçenin öfkeden gözleri dönmüştü, bağırıyor bir taraftan da diğer vampirlere onu bulmaları için emir yağdırıyordu.
"Kraliçem bir anlık dalgınlığıma gelmiş çok özür dilerim."
"Kes sesini, şunu da o Bulut muydu neydi onun yanına kilitleyin biraz orada kalsın belki aklı başına gelir."
"A-Ama kraliçem ben seçilmişim yapmayın lütfen."
"Seçilmiş olman sana verdiğim emirleri uygulamayacağın anlamına gelmiyor, unutma buradan haberim olmadan çıkamazsın yani bana aitsin duydun mu beni!! Götürün şunu." Her adımında daha da yaklaşarak yanıma geldi, uzun pis tırnaklarını saçımın arasından geçirdi ve saçımdan birkaç tel kopardı. Acıyla gözlerimi kıstım, gözlerimi açmama ve ona bakmama fırsat vermeden beni kolumdan sürükleyerek Bulutun kaldığı odaya kilitlediler.
"Eda, ne oldu?"
"Aşkım kaçtı, onu kaybettiğim için buradayım." Bulut bir şey demedi ama Aşkımın kaçtığına mutlu olmuştu.
"Baksana siz gerçekten sevgili misiniz?" Tahminim doğru olacak ki gözlerini kaçırdı elini saçlarının arasından geçirdi, endişeli bir şekilde ne diyeceğini düşünüyordu.
"Yani Aşkımın kolunda bir dövme vardı da, sonuçta kim sevmediği birinin adını dövme yaptırır ki değil mi?"
"Ne dövmesiydi?"
"Bulut yazıyordu işte, sevgili misiniz?"
"Sanırım" dedi bana belli etmemeye çalışsa da gözlerinin içinin güldüğünü görebiliyordum. Aşkımın Rüzgâr’ı kendinden bile çok sevdiğini biliyordum ama uzun süredir buradaydım ve her şey değişmiş olmalıydı.
***
-HAZAL NEVRES-
Abimler gittikten kısa bir süre sonra Kraliçe geldi ve herkesi bir araya topladı, sarayın altında tahtına oturup Lavonlar'ın isyan başlattığını ve bu durumun eğer Eda'yı onlara vermezsek devam edeceğini söylüyorlardı. Bu olaylarda Lavonların parmağı olduğunu tahmin etmemiştim.
"Neyse ki sadece Edayı biliyorlar" dedi kraliçe, bu da Edayı Lavonlara vereceğinin bir kanıtıydı sanırım. Umarım, umarım Aşkım ve Aren bir çözüm buluyordur.
Çok geçmeden kraliçe "Edayı getirin, halkımı tehlikeye atamam" dedi. "Kraliçem, Kraliçem majesteleri Eda sarayda yoklar."
"Ne demek yoklar?" ***
-ÇAĞRI VURAL-
Düğünüme 2 saatten az kalmıştı. Smokinimi giyip Rüzgârla saçma sapan videolar çekip paylaştıktan sonra Mavi gelerek Melek'in hazır olduğunu söyledi hep birlikte Meleğin hazırlandığı odaya geçtik, gerçekten çok güzel olmuştu. "Meleğim, çok güzel olmuşsun."
"Yaa teşekkür ederim hayatım sende çok yakışıklı olmuşsun diyeceğim ama her zaman öylesin." Şirince yanıma geldi ve sıkıca sarıldı. Bende yanağına minik bir öpücük kondurup geri çekildim.
"Tamam makyajın bozulmasın, ben son bir bakayım her şey hazır mı sonra çıkarız. Başıyla onay verdi. Rüzgâr da beni yalnız bırakmamak için peşimden geldi, gözleri hâlâ Aşkımı arıyordu. Tamam, bunca yıllık arkadaşlık bu kadar kolay bozulmamalı, herkes ikinci bir şansı hak eder ama o benim sevdiğimi bıçaklatacak kadar ileri gitmişti, bunu asla ondan beklemezdim, beklemediğim içinde hayal kırıklığına uğramıştım ve onu asla affetmeyecektim...
***
Neyse ki hiç bir sorun çıkmadan düğün salonuna gelebilmiştik. Üniversite sonda olduğumuz için davetlilerin çoğu arkadaşlarımızdı. Konvoyu acısıyla tatlısıyla önümüze para almak için yatan çocuklarla atlatıp ilk dans için hazırdık.
İlk dansımızdan sonra nikâh memuru gelmişti. Şahitlerimizde yanımızdaki sandalyelere oturduktan sonra her şey tamamdı. Melek kulağıma fısıldayarak "Heyecandan öleceğim, birazdan senin eşin, annenin gelini olacak ve senin soyadını alacağım. Bana artık Melek Vural diyeceksin."
"Bende çok heyecanlıyım ama neden kendi soyadından vazgeçiyorsun? İyisi mi biz şuna Melek Öcal Vural diyelim ne dersin?"
"Diyelim, yeter ki sen iste" dedi çabucak. Ve işte nikâh memuru o soruyu sordu; "Sayın Melek Öcal hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan Çağrı Vural beyefendiyle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
Melek hiç düşünmeden "Evet" dedi coşkuyla. Sıra bendeydi. "Siz Sayın Çağrı Vural hiç kimsenin etkisi ve ..." ses giderek azaldı sanki beynim çalışmayı ve ruhumu öylece bıraktı.
"Bu evlilik gerçekleşemez!!! Yeter bu kadar palavra Melek Öcal. Game over, Don't Try again canım."
Beynim uzun zamandır özlemini çektiği bir şeyi hissetmişti, az önce beni terk etmemişti sadece onsuz olmayacağını bana söylüyordu.
Gördüğüm kişiyle ayağa fırladım, hemen peşimden Melek de aynısını yaptı.
"Hem beni bıçaklat, hem arkadaşlarımı ayır, hem sevdiğim adamı elimden al oldu canım başka. Evet, sevgili davetliler, sevgili Ayla teyzeciğim ve Tufan amcacığım bu Melek Öcal beni bıçaklattı." Herkesle beraber bende Edanın bu gözü dönmüş hareketlerini izliyordum. Annem, babam ve kardeşim yerlerinden fırlayıp Edaya yaklaştı. Eda hızını alamayarak yanımıza geldi ve Melek'in saçlarına yapıştı, zavallı kızı yerden yere vuruyordu. Melek yalvararak ismimi sayıklıyordu ama içimden hiç bir tepki vermek gelmiyordu aksine Eda, Melek'e vurdukça içim rahatlıyordu. Şahitlerden biri sonunda Melekle Edayı ayırmayı akıl edebilmişti.
Melek kendini toparlamaya çalışırken ben ancak kendime gelebilmiş durumun ciddiyetini yeni fark etmiştim. Biraz daha gecikse onunla evlenecektim. Aklıma o gün geldiğinde nasıl bu duruma geldiğimi sorguladım.
***
"Eda! Geldiler"
"Nereye geldiler? Neden geldiler?" Eda, Aşkıma saçma sorular sorarken sesinin kapının diğer ucundan duyulmadığını düşünüyor olmalıydı. Hemen yanımdaki Rüzgâr, "seni istemeye geldik Eda, eğer kapıyı açarsan içeri gireceğiz" Rüzgârın sözü üzerine kapı çok geçmeden açıldı.
Önden babam, arkasından annem, ben, Rüzgâr ve Mavi olmak üzere sırayla içeri girdik annem, Edanın annesiyle selamlaşırken babam da babasıyla selamlaşıyordu bense heyecandan gözüme bakamayan Edaya çiçeklerini uzatıyordum yüzüme bakmadan çiçekleri aldı ve kısık bir sesle teşekkür etti. Gerginliğini atmak için "her zamanki gibi çok güzelsiniz Bayan Eda Ay" sanırım başarılı da olmuştum çünkü hemen bana karşılık verdi "sizde çok şık olmuşsunuz Bay Çağrı Vural"
Herkes herkesle selamlaşmıştı anne ve babalarımız çoktan salona geçmişlerdi bana uyarı yapan Mavi olmasaydı günlerce Edaya bakabilirdim, hiç bir şey yapmasa bile beni büyülüyordu.
"Abi artık geçsek mi içeri?"
Salonda koltuklar haricinde yan yana iki sandalye duruyordu Edayla ben o sandalyelere oturduk. Rüzgâr, Mavi ve Aşkım tam karşımıza birer sandalye çekip oturdular, ailelerimizde koltuklara oturmuşlardı.
Kahve faslı geldiğinde Eda mutfağa giderken Aşkıma kaş göz yaparak onu mutfağa çağırıyordu büyük ihtimalle kahveleri ona yaptıracaktı.
Kahveler geldiğinde gülmemek için zor duruyordum çünkü Aşkımın yaptığını biliyordum, Edanın yaptığı kahvenin köpüğü olmazdı.
BU SIRADA MUTFAK
"Aşkım kahveleri sen yapmalısın, ben yaparsam zehirlenirler falan sonra isteyemezler beni. Ya biz evlenince yemeğe falan gelseler de ben onları zehirlersem of delireceğim şimdi"
"Sakin ol önce, öyle bir şey olmayacak tamam bu işlerde kötüsün ama o kadar da değil. Sen yeter ki taşırken dökme de ben yaparım kahveleri"
"Aşkım ya ne dökmesi! Niye aklıma getirdin şimdi bunu. Kesin dökeceğim ya
kesin"
"Şaka yaptım yapmaz olaydım özür dilerim, sustum. Hadi tuz dök"
"Tamam ama suya dökeceğim, kahvede tuz yok sanıp sevinecek"
"Şeytan seni görse şeytanlığı sana devreder be kızım"
“Ben kıyamaz az dökersin sanmıştım sen tuzluğu boşalttın"
"Abartma o kadar dökmedim, aksine bana az gibi geldi biraz daha döksem mi?"
"Abartma Eda hastanelik edeceksin çocuğu
Eda kahveleri dağıtırken ve otururken ellerinin titremesini durduramıyordu, kimsenin fark etmediği anda elini tuttum ve "sakin ol" dedim bu onu biraz olsun sakinleştirmişti.
Babam konuya girmek için benim kahvemi içmemi bekliyordu bunu fark ettiğimde kahvemden bir yudum aldım ve babam konuşmaya başladı açıkçası Edanın kahveme tuz koymamasına sevinmiştim suyumu içmek için uzanırken gözlerimle teşekkür ettim ama suyumu içtiğimde bunun bir kandırmacadan başka bir şey olmadığını fark ettim.
"Şimdi dostum biliyorsun uzun yıllardır ailecek tanışıyoruz çocuklarda birbirlerini tanıdılar, sevdiler ve birlikte bir yola çıkma kararı aldılar bize de bunu desteklemek düşer. Ben diyorum ki gel bu çocuklara destek olalım"
"Tufanım seni severim bilirsin aileni de öyle, size güvenip kızımı emanet edebileceğimi biliyorum ama kızıma da sormam lazım" dedi ve Edaya baktı, Eda da onayladığında "e o zaman verdim gitti" dedi ve Edayla aynı anda ayağa kalkıp ailelerimizin ellerini öptük.
İstemeden sonra bir yerlere gidip bir şeyler içelim demiştik ama Eda'nın kontrolü bu kadar kaybedeceğini düşünememiştim.
"Eda bırak artık çok içtin" ama kendini geri çekerek elindeki kadehi almamı reddetti ve içmeye devam etti.
"Çağrı, gözlerinin çok güzel olduğunu biliyor muydun? Peki ya gülüşün?" itiraf etmeliydim ki bu halleri çok tatlıydı.
"Umarım o gülüşü benden başkasına göstermiyorsundur yoksa" dedi ve elini boğazına götürüp "seni öldürürüm" mesajını verdi. "ve sizinle ilgili bütün hayallerimi suya düşürmüş olursunuz ve bu canınızı acıtabilir"
"Hayallerin mi? Ne onlar? Daha önce bana hiç bahsetmemiştin."
"Çok şey var Bay Çağrı Vural ve hepsinin başrolünde siz varsınız. Dudaklarının çok güzel olduğundan haberin var mı?" bunu söylerken iki parmağıyla dudağımda dolaştı ve geri çekti "Dur biraz bunu daha önce söylemiş miydim? Yanaklarında, kaşlarında, burnunda her şeyin çok güzel ve bana ait."
Ayağa kalkıp biraz yaklaştı ve "dudakların çok güzel" elini boğazımda gezdirdi ve "o karizmatik sesini söylemiyorum bile" elleri kollarıma indi "bir de o damarlar vardı değil mi. Çağrı sen ne olur bir daha dışarı çıkma. El âlemin kızı sana imalı imalı bakacak bende onları gebertmek zorunda kalacağım, uğraştırma beni"
"Güzelim," dedim ve ellerini tuttum "ben senden başkasına bakar mıyım hiç? Onlar baksa bile ben onlara bakmam ne demiştik hatırla 'ben seninim sen benim' "
"Ya Çağrı galiba düşüyorum" Eda'nın bu cümlesine gülen Rüzgâr hemen araya girerek "baksana hayatım nasıl biliyor kızı nasıl kendine düşüreceğini"
"Çağrı düşüyorum diyorum tutsana beni" gözlerimi Edaya çevirdiğimde ayakta zor durduğunu ve bu yüzden öyle söylediğini benimle ilgisi olmadığını anladım ve onu bir yere oturttum. "Ve Eda Ay Çağrı Vural'a düşer" diyerek ortaya bir slogan attığında beynimden resmen dumanlar çıkıyordu az önce onu düşüyor diye dememiş miydi?"
"Öpsene beni, öp beni”
“Ne?!”
“Sana düşüyorum diyorum ne tutuyorsun ne de öpüyorsun ya!"
Eda arkasında Melek'i bırakıp koluma girdi ama hemen geri bıraktı, arkasına döndü ve Melek'in suratına tükürdü. Hiç bir şey olmamış gibi yanıma geldi elimden tuttu ve beni salondan çıkardı, kısık bir tonda "Şu an resmen sevdiğim adamı kaçırıyorum Allahım daha neler yapacağım acaba?" salonun önünde bekleyen taksiye bindik.
"Beklediğiniz için teşekkür ederim." Çantasından çıkardığı kâğıdı şoföre verdi.
-AŞKIM ERYİĞİT-
Allah bu bildirimin kara kara belasını versin artık. Gelen bildirime korkuyla tıkladım, acaba bu sefer başıma ne gelecekti?
Fotoğraftan önce altındaki yazıya baktım "Bu en sevdiğim sahnelerden biri olacak, umarım siz de seversiniz." yazıyordu. Fotoğrafa baktığımda ise Melek ve Çağrının salona girmeden hemen önce çekilmiş bir fotoğrafı vardı, hemen yanındaki başka bir fotoğrafta Melek' in gelinliğiyle tek başına bir resmi vardı ama Çağrı neredeydi?
***
"Hadi be Eda, gel bas şu düğünü." Arkadaşımın geleceğine emindim ama bir an önce gelmeliydi yoksa birazdan her şey için geç olacaktı.
Sonunda, evet ben bu kızı tanıyordum. Eda başlı başına mükemmeldi ama âşık Eda en iyisiydi.
Eda hızla Meleğin üzerine yürüdü saçlarına yapıştı ve onu bir güzel patakladı. O vurdukça içimin yağları eriyordu.
Ve o böyle yaptıkça şu sıralar pek popüler olan videolardan aklımda kalan şu cümleyi söyledim: "That's my girl"
-ÇAĞRI VURAL-
"Eda ben gerçekten hiç bir şey hatırlamıyorum, ben neden Melekle evleniyordum? Ciddi ciddi evleniyordum sen gelmeseydin."
"Nasıl oldu bilmiyorum ama o şeytan bozuntusu Melek seni kandırmıştır. Endişelenme artık buradayım, yanındayım."
Edaya küçük kederli bir gülümseme verdim o da üzüntümü anlayıp sinirden alev gibi olan dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Onun sıcacık vücudu önce kalbimi sonra da bütün vücudumu yaktı geçti.
"Biz burada inelim teşekkür ederiz."
"Eda biz tam olarak ne yapıyoruz burada?" Sesim beklemediğim kadar ince çıkmıştı.
"Şöyle ki Çağrıcım bildiğin üzere kaçırdım seni. Bir süre buralardayız." Bütün romantik dizi klişelerine sahne olan dağ evi, burada da mevcuttu. Ve Eda beni oraya kaçırmıştı.
"Eda ne demek kaçırdım, saçmalama annemler merak eder burada telefonda çekmez hem annemleri geçtim Melek'in huyunu biliyorsun, polise haber verecek yetmeyecek. Bizi bulduklarında senin de hayatın, hayallerin bitecek. Sabıkalı olacaksın, iş bulamayacaksın kariyerin başlamadan bitecek. Eda hayatın biter saçmalama gidelim lütfen ya."
Eda hiç bir şey demedi "Eda sen delisin."
"Sana deliyim ama"
"Bu klişeler yetmedi mi? Dağ evine kaçırmalar bu laflar falan, sen iyisin değil mi içmedin normalde böyle konuşmazsın." Eda hiç bir şey demeden buz gibi olan evde, sobaya bir kaç odun attı ve yakmaya çalıştı.
"Ay ama Çağrı salona girişimi gördün değil mi? Meleğin ağzı nasıl açık kaldı. Çok havalı gözüküyordum değil mi?"
"Gerçekten çok havalıydın, hâlâ üzerimde sana karşı bir mahcubiyet var. Aşkım gerçekten ben ne zaman bu duruma geldiğimi bile bilmiyorum, ne ara sözlendik, ne ara nişanlandık aklım almıyor ben sana aşığım neden Melekle evleniyordum. Ciddi ciddi sen gelmesen evleniyordum, bence Melek ya da biri bana muska yaptı. Gerçekten hiç bir şey hatırlamıyorum tekrar özür dilerim" evin içi giderek ısınması gerekirken sanki daha da soğuyordu, ısınmak için kalkıp sobanın yanına oturduğumda Eda da yanıma gelmişti. Ellerini birbirine sürterek ısınmaya çalışıyordu.
"Ay bir daha söyle"
"Neyi?"
"Aşığımlı cümleyi"
"Pekâlâ, ben sana aşığım"
"Bir daha söyle" kısa bir göz devirişin ardından ona istediğini verdim. "Ben sana aşığım."
"Bir daha, bir daha, bir daha"
"Eda kaşınıyorsun ha"
"Tamam tamam hoşuma gitti sadece. Ha bu arada bir daha onun ismini ağzından duymak istemiyorum valla o dilini koparırım" kimin olduğunu sormadan kimden bahsettiğini anlamıştım.
"Hay hay emredersiniz Bayan Eda Ay" konuşurken ağzımızdan çıkan dumanlar kendi başlarına odada dans ederken Eda başını omzuma yasladı "Ne güzel kaçırdım seni ama değil mi?"
"He Eda he, dua et de başımız belaya girmesin." "Kötü düşünmeyelim hayatım."
***
-AŞKIM ERYİĞİT-
Hava buz gibiydi, dudaklarım çatlamıştı. Çatlayan dudaklarıma narince dokunup durumun vahimliğine baktım. En son iki yıl önce geldiğimiz dağ evinin yolunda, soğuk tenimi yakarken kendimce konuşarak rahatlıyor, aklımca sinirlenip vücut ısımın artacağını düşünmüştüm. Allah aşkına neredeydi bu zıkkım ev.
Düğündeki karmaşa da gözüne beni kestiren Melek yerden kalktığı gibi üzerime yürümüş Eda ve Çağrının nerede olduğunu sormuştu, benden istediği cevabı alamayınca saçlarıma yapışmayı tercih etmişti, ama tabi istediği hamleyi yapamadı.
"Ulan başlatma Çağrına nereden bileyim ben neredeler bu Edanın işleri hiç belli olmuyor ki."
"Sizi şikâyet edeceğim, hayatıyla oynayacağım, adam kaçırmadan içeri tıktıracağım onu."
"Bana bak eğer böyle bir şey yaparsan," cümlemi bitirmeden etrafımızda bizi video çeken bir grup insana da bakarak ses tonumu biraz yükselttim.
"Sizde duyun, eğer bu videolar bir internette dolaşsın, eğer Eda'nın kılına bir zarar gelsin sizi tek tek bulur kararttığınız hayatın beterini karartırım. Duydunuz mu beni. Şimdi herkes o videoları siliyor, bu cümleler senin için de geçerli hayatım. Bizden bu kadar, yalnızlığında mutluluklar" İçimden çıkan kadına anlam vermemiştim ama o kadar sinirlenmiştim ki kendimi tutamadım.
Düğün salonunun kapısına geldiğimde konuştuğum cümleleri hatırlayıp güzel bir kahkaha attım.
“Ay ne güzel dedim değil mi”?
"Valla harikaydın hayatım." Hayatım? Doğru olan bu muydu? Kolumda Bulut yazılıyken. Ayrıca Bulutla tanıştığımızda Rüzgârla bir ilişki içindeydik ve ben Buluta karşı bir şeyler hissettiğimi düşünüyordum ve bu da kesinlikle baştan sona kadar yanlıştı.
Ve bugün ikinci kez gelen bildirimin günü bitirmeye niyeti yoktu. "Eda mı? Ne yazmış?"
"Selam, bu sefer mükemmel bir klişeyle karşınızdayım, dağ evi, küçük kaos." Fotoğrafta en son iki yıl önce gittiğimiz dağ evinin fotoğrafı vardı.
Gözümü, diktiğim telefondan ayırırken Rüzgârın bana seslendiğini fark ettim. "Aşkım, iyi misin ne oldu? Eda mı yazmış?"
"Yok ya kargo"
"Ama sanırım Edanın nerede olduğunu biliyorum." ***
"Hayatım acaba sabah mı gelseydik bu karanlıkta burada olmak? Yani bilemedim çok mu gerekliydi gecenin bir saatinde buraya gelmek?"
"Bende meraklı değilim Rüzgâr ama Edayı Çağrıyla yalnız bırakamayız." "Çağrıyı Edayla yalnız bırakamayız desen daha doğru olurdu."
"Neyse ne. Sen hatırlıyor musun soldan mıydı sağdan mıydı?"
"Sağ diye hatırlıyorum."
"Bak emin misin? Kaybolmayalım sonra."
"Ya Aşkım üzerime gelmesene buraya hep sabahları gelirdik. Sen ne hatırlıyorsun sol mu sağ mı?"
"Ben sol hatırlıyorum ama arabayı kullanan sensin sen sağ diyorsan sağdır."
"Bence sola gidelim şimdi sağda kaybolursak senin dilinden kurtulamam maazallah"
Soldan gittik, ilk defa gördüğümüz bir yoldan gittiğimizi başka evler gördüğümde anlamıştım ve Rüzgâr tahmininde yanılmamıştı kaybolmuştuk.
"Harika, mükemmel ya"
"Ben sana dedim Rüzgâr arabayı kullanan sensin sen ne dersen odur."
"Telefonda çekmiyor şimdi hangi yoldan döneceğiz?
"Geldiğimiz yerden geri dönsek?"
"Yolu hatırlıyorsan tamam da, ya o kadar sapma yaptık ki ben hatırlamıyorum."
"Rüzgâr ben donuyorum, kirpiklerime baksana buz tutmuş mu?"
"Saçmalama" Rüzgâr önümdeydi ama üşüdüğümü duyunca yanıma gelerek kolunu boynuma doladı, ama hızlıca geri çekti.
"Ne oldu?"
"Elektrik çarptı sanırım" tekrar denedi ama tekrar elini geri çekti. Bunun kolumda yazan yazıyla bir alakası olduğunu hissetmiştim.
"Tamam gerek yok, geldik sanırım."
-EDA AY-
İçimi kaplayan yakalanma korkusu Çağrı'nın dokunuşuyla sonsuzluğa uçuyordu. Bir yandan Aşkım'ın Melek'i nasıl güzel tehdit ettiğine inanıyor bir yandan da Melek'in ne derece bir manyak olduğunu biliyor ve yapacaklarını merak ediyordum. Rüzgâr ve Aşkımdan çok dinlemiştim, umarım Melek, Aşkım'ı dinlerdi.
Tam Çağrı'nın kollarında uyumak üzereyken kapı şiddetle çaldı.
"Cidden mi? Bu kadar erken mi buldunuz bizi!" Huzursuzca yerimden kalktım, söylene söylene kapıyı açtım.
"Aşkım?"
"Allahım şükür, Eda çekil çekil donduk."
"Aşkım ne işiniz var sizin burada?"
"Çağrıyı seninle yalnız bırakamadık."
"Haha ne komik, nerden biliyordunuz burada olduğumuzu?"
"Sen Aşkım'a söylemedin mi?" diye araya girdi Rüzgâr. Aşkım çaktırmamam için göz kırpıyordu.
"Evet ben söylemiştim aklımdan çıkmış."
"Kardeşim sizi Allah gönderdi bir akıl verin Edaya Melek'in neler yapabileceğini söylüyorum ama dinlemiyor beni, siz yardım edin bari."
"Ya ben ne yaptığım biliyorum sakın ağzınızı bile açmayın kendinizi yormayın."
***
-HAZAL NEVRES-
Kraliçe, abimde dâhil olmak üzere bütün vampirleri, satirleri ve Lavonlar'ı saraya çağırdı, ancak Satirler bu iş birliğine şiddetle karşı çıktı Lavonların olduğu bir ortama bir daha girmeyeceklerini belirttiler. Kraliçe de sinirle "Siz Laviya da yaşamıyor musunuz? Ne hakla bize yardım etmezsiniz?" demiş ve kovmuştu.
Kraliçe herkesi olası bir savaşa karşı hazırlamak istiyordu. Satirlerin söylediklerine göre eğer Vampirler ve Lavonlar akıllanmazlarsa Laviya hepimize zarar vereceğini belirtiyormuş. Ama kraliçe dâhil kimse ne konuda akıllanmayacağımızı bilmediği için hızlı bir eğitim başlatacağını anlattı.
Her vampir karşısındaki vampirle öldürürcesine büyü artışı yapıyordu. Babam halamla eşleştiğinde üç kişi kalmıştık ama mecburen abim ve ben eşleştik, Aşkım şimdilik bizi izleyip büyüleri öğrensin ve bir gün yapabilsin diye, en azından bir kaç basit hareketi öğrense yeterdi, sonuçta dönüşen herkes büyü yapabilirdi. İlk hamleyi abim yaptı hiç beklemediğim bir büyü yaptığı için ağaca fırlamış, saçım başım dağılmış dehşetle abime bakıyordum. Aşkımda dehşetle bizi izliyordu diğerlerinin dikkatini çekmeyecek şekilde giydirmiş ve izi gözükmesin diye kollarını kapatmıştık.
"Sen bu büyüyü nereden öğrendin? Görmeyeli geliştirmişsin kendini oğlum, aferin."
"Baba bu oğlun beni öldürecek ve sen ona aferin mi diyorsun?" Babam sırıtmaktan başka bir şey yapmamış ve halamın hamlesine karşılık vermişti. Bana cevap vermemesine sinirlenmiştim ve hamlemi büyük bir sinirle yapmıştım.
Büyünün altından kalktığım için kendimden gurur duyuyordum yerde yatan
abime şeytani bir gülümsemeyle bakıyordum.
"Bana aferin yok mu baba?" Babam yüzüne şaşkın bir gülümseme koyup "Aferin kızım böyle devam" dedi.
Aşkım hayretlerle abime bakıyordu. Abim kahkahalarıma sinirlenip ardı ardına büyüklerini üzerime saldı babam abimin gözlerindeki siniri görüp büyüyle bana kalkan yaptı ama ben başka bir büyüyle kalkanı kırıp abime gelişi güzel büyüler yaptım. Aşkım bizim bu hareketlerimizden korkup geri çekildi.
"B-Bulut" abim yaptığı bütün büyülerini geri çekti. Ama ben duramadım, denedim ama yapamadım abim yere fırladığında halam ve babam araya girerek beni durdurdu.
"B-Bulut kolun," dedi Aşkım, abim koluna baktığında dövmesinin açıldığını gördü.
"A-Aynısından bende de var" Aşkım kolunu sıyırıp kendi dövmesini bize gösterdi.
"Bunun anlamı ne?" Elçin bir anda yanımızda belirmişti sahi ne zaman gelmişti?
Abim hızla ayağa kalktı, kolunu kapattı ve Aşkımın önüne geçti.
"Ne işin var burada?! Çok sevdiğin, yalakalık yaptığın kraliçenin yanına gitsene”
"Neden sürekli beni kovuyorsunuz bende bu ailenin bir üyesiyim."
"Duygu kasma söyle neden geldin? Ne istiyorsun?"
"Saraydan ve görevimden ayrıldım."
"Haha ne komik sen orada kalmak için her şeyini verisin, bile isteye asla ayrılmazsın."
"Of anlayın işte Kraliçe, kovdu beni. Tamam mı? Yetti mi beni aşağılamanız."
"Dediğin hiç inandırıcı değil illa ki bir sebebi vardır gelmenin her zaman olduğu gibi bu sefer ne çok merak ediyorum, neyse yakında öğreniriz" cümlemin ardından hiç düşünmeden "Gerçekten bu sefer öyle olmadı, tamam sizide anlıyorum bana güvenmiyorsunuz ama şu an gidecek başka yerim yok ve burada kalmalıyım," durdu bir iç çekti, enerjisini topladı ve devam etti "Evet canım kuzenim şimdi kolundaki pardon kolunuzdaki izlere bakabilir miyim?" Aşkım itiraz etmeden abimin arkasından sıyırdığı kolunu Elçin'e gösterdi. "Ay çok heyecanlı, yaklaşsana" Aşkım, abime onay verip vermemesi için bakıyordu. Abimin onayını aldığında saklandığı yerden çıktı ve Elçin'e yaklaştı.
Elçin, tehlikeli parmaklarını Aşkımın izinin üzerinde gezdirdi, abimde bu sırada hazırda Elçinin saçma bir şey yapmasını ve onu pataklamak için bekliyordu. Elçin artık -kendi deyişiyle- saraydan ayrıldığı için güçleri zayıflamış olmalıydı, ondan güçlü olmak da bizim işimize yarardı.
Elçin elini çekip "Ne güzel, hayırlı olsun canım kuzenim" dedi. Hiç bir şey olmamış, hiç bir şey yapmamış gibi yanıma yaklaştı ve fısıldadı "Bu kız, sarayda dönüşen melez kız değil mi?" Her ne kadar söylediklerini fısıldayarak söylese de biz vampirler iyi duyan yaratıklardık. Abim Elçin'in dediğini duyup araya girdi "Eğer kraliçeye söylersen cezası her ne olursa olsun seni boğarım, yapabileceğimi biliyorsun hele ki şu durumda bana karşı da çıkamazsın." Abim, Elçin'in gücünün azlığından ona kafa tutuyordu.
"Saçmalama ben öyle biri miyim," dediğinde içimden "Tam olarak öylesin" demek gelse de kendimi frenledim.
"Neyin ne olduğunu gayet iyi biliyoruz, sırf halamın hatırı var diye susuyorum, beni sinirlendirme." Elçin gücün bizde olduğunu bildiği için hiç karşılık vermedi başını öne eğdi ve eve girdi bu ondan asla beklediğimiz bir şey değildi.
Herkes değişirdi zamanla ama bu Elçin için asla geçerli değildi. Ve hepimiz bunu gayet iyi biliyorduk aramıza sonradan katılan Aşkım bile bunu fark etmişti. Elçinin, eski gücüne kavuşunca bize yine kök söktüreceği apaçık ortadaydı ama sırf halamın hatırı için ona dayanıyorduk. Ah halam... Bir gün halamın hatırı da bitecekti ve o gün bizim kıyametimiz kopacaktı. Ya Elçin bizi ya da abimle ben onu boğacaktık, yaşama süresinin uzaması ona bağlıydı.
-AŞKIM ERYİĞİT-
Edayı almak için binasının önüne gelince Edayı arayıp geldiğimizi söyledim. Eda bir iki dakika sonra yarımızdaydı zıplayarak arabaya bindi.
"Selam millet!"
"Bugün fazla enerjiksin nereden geliyor bu enerji?
"Sizin gibi on ikilere kadar zıbarmıyorum Aşkım Eryiğit! " ses tonuna sahte bir aşağılama yerleştirmişti.
"Altıda kalkıyorsun, o saatte ne yapıyorsun Allah aşkına? Her neyse kadının evine ilk defa gidiyoruz çiçek çikolata falan bir şey alsak mı?"
"Allah aşkına istemeye gitmiyoruz, yemeğe gidiyoruz hatırlatırım. Ayrıca biz hallettik merak etmeyin, çikolatalar torpidoda, çiçek de bagajda" Rüzgârın işaretiyle torpidodan çikolatayı aldım ve kucağıma koydum, koyarken lafımı eksik etmedim "Ya çikolatayı anlarım da çiçeği neden bagaja koyuyorsunuz? Ya solarsa? Ayrıca hani istemeye gitmiyorduk?!"
"Saçmalama yarım saatlik yol, ne kadar solabilir?!"
Konuşacak bir şey bulamayınca bir süre sessizliğimizi koruduk. Çağrı bu sessizlikten rahatsız olmuş olacak ki "Ayşe teyzenin harika bir manzarası var büyük ihtimalle akşam yemeğini orada hazırlamıştır. Bu arada size bir sır vereyim yemeklerine bayılacaksınız."
Yaklaşık yarım saat sonra varmıştık. Pembe tek katlı çok şirin bir evin önünde durduk. Arabadan indiğimizde Ayşe teyze sesimizi duymuş olacak ki kapıya çıktı hemen arkasından eşi Muzaffer amca belirdi. İsmini Çağrı ve Rüzgâr konuşurken duymuştum.
"Hoş geldiniz yavrum hoş geldiniz" bu samimi tavırları içimi ısıtmıştı. Kısa bir selamlaşmanın ardından Ayşe teyze bizi eve yönlendirirken Muzaffer amca da Çağrı ve Rüzgârın elindeki poşetleri almaya çalışıyordu, mangal için biraz tavuk biraz da köfte almışlardı.
Evleri küçük gözüküyordu ama epey genişti ve çok güzel dekore edilmişti. Ayşe teyze önümüzden bahçeye çıktı, kurduğu güzel masayı işaret etti. Belli ki bu akşam mükemmel bir manzaraya karşı yemek yiyecektik.
Ayşe teyzeye teşekkür bile edemeden Çağrı bize yetişti ve dilimden dökülmek üzere olan lafları boğazıma dikti.
"Ayşe sultan sen bizimkilerle tanışmadın hemen tanıştırayım," Edayı gösterip "bu Eda," Ayşe teyzeye minik bir göz kırptı. "bu da Aşkım kızlar siz zaten artık
Ayşe teyzeyi tanıyorsunuz. Senden o kadar çok bahsettik ki artık seni görmeden tanıyorlar." Kadın duyduğuna mutlu olmuş olacak ki gülümsedi, Çağrıya biraz yaklaştı "Sizin her geldiğinizde anlattığınız kızlar bunlar sanırım."
Çağrı gözlerimizin önünde domates gibi kızarırken Rüzgâr ve Muzaffer amca koşarak yanımıza geldi.
"Ayşe teyzem neler yaptın bize, ne zahmet ettin" fark etmeyeceğimizi sanıyorlardı ama Rüzgâr, Ayşe teyzeye kaş göz yapıyor susması için yalvarıyordu.
"Tamam tamam bir şey demedim hadi sofraya geçelim," Ayşe teyze bizi masaya yönlendirirken içeri doğru seslendi "Helin, Hazen ellerinizi yıkayıp gelin bakın burada kim var" bir dakika Helin ve Hazen derken bu kızlar Ayşe teyzenin kızları mıydı? Umarım benden küçüktüler yoksa biraz sonra burada kıyamet kopabilirdi.
Biz sandalyelere yerleşirken beş yaşlarında iki kız koşarak yanımıza geldi. Kızlardan biri Çağrıya sarılırken diğeri de Rüzgâra sarılıyordu.
"Rüzgâr kaç gündür uğramıyorsun. Tahtama yazıyorum bunu" çocuk yaşı gereği ağzını yaya yaya konuşuyordu ama itiraf etmeliyim çok şirin gözüküyordu.
"Yaz prenses, özür dilerim bunu telafi edeceğim, nasılsınız bakalım." Prenses? Pardon! Bir dakika bir dakika ben az önce beş yaşındaki bir çocuğu mu kıskanmıştım?
Çağrıya sarılan kız kollarını Çağrıdan ayırdı ve Edaya tuhaf bir bakış attı "Bu kız kim Çağrı?" Dedi. Eda'nın suratını görebiliyordum, kızın "Çağrı" demesine bozulmuştu, buradan çıkarken kesin bana "En azından Çağrı abi diyebilirdi" diyeceğine adım kadar emindim.
Çağrı sıkıntılı bir nefes aldı ve verdi. "Şimdi nasıl anlatsam Hazenciğim, her an üçüncü dünya savaşı çıkabilir ve ben bundan çok korkuyorum."
"Savaş ne demek Çağrı?" Çağrı konuyu değiştirmek için "Bak bu Aşkım ablan," üzerinizdeki negatif etkiyi almak için önce Hazen'i Aşkımla tanıştırmıştı hemen ardından "Bu da Eda ablan."
"Olabilir" dedi ve omuzlarını silkti. Aman Allah’ım şu an Eda ve Hazen arasında neler oluyordu?
Ayşe teyze konuşmanın gidişatının yanlış yerlere gitmemesini önlemek için "E kızlar nerede tanıştınız bizim çocuklarla?"
"Biz aslında ilkokuldan beri tanışıyoruz ama o sıralar pek samimi değildik, yıllar geçtikçe arkadaşlığımız kök saldı, büyüdü ve ağaç oldu"
Diye açıklama yaptım.
Rüzgâr cümleme küçük bir ekleme yaptı "Ve çiçek açtı" Allah’ım bir işaret göster. Kolumda dev gibi Bulut yazarken ben burada Rüzgarlaydım, iş giderek absürdleşiyordu. Belki bir umut bir şey olur diye kolyemi tuttum ama orada yoktu...
Yemeklerimizi deniz manzarasına karşı yemiştik, Eda her zaman ki gibi midesini doldurduktan sonra boşaltmak için lavaboya gitti. Helin'in tuvaleti geldiği için babaannesiyle birlikte tuvalete gitti.
Rüzgâr bir arkadaşıyla mesajlaşırken telefonunun şarjı bittiğini söyledi ve benim telefonumu istedi tabi ki hiç düşünmeden vermiştim. Sonuçta ne olabilirdi ki... Bende Çağrıya fısıldayarak "Burada kaç tuvalet var?" diye sordum önce soruma güldü ama hızlıca ciddileşip "Üç" dedi.
Yorgun bir halde gelen Eda yerine oturdu ve bir bardak su içti. Çağrı Hazen ile
Eda'nın tam ortasında oturuyordu aynı şekilde Rüzgârda Helin ve benim ortamda oturuyordu.
"İyi misin Aşkım" Çağrı, Eda'nın iyi olup olmadığını kontrol etmek için yönelttiği sorusu Hazen tarafından askıya alınmıştı. Hazen aşklı meşkli konuşmadan sıkılmış Çağrıdan ilgi bekliyordu.
"Çağrı ben sıkıldım" dedi şımarık bir tınıyla. Helin ona kıyasla daha sakindi gerçi o da baya bir kötüydü, geldiğimden beri gözlerimi gözlerinden kaçıyordum.
Çağrı ceketinin cebinden bir adet papatya çıkardı ve Hazen'e doğru uzattı. Hazen, Çağrıya şirince gülerek sarıldı hemen ardından arkasını dönüp bana nispet eder gibi çiçeğini kokladı ve tekrar Çağrıya uzattı.
"Çağrı, bunu kulağıma takar mısın? A hatta Çağrı bana bir dahaki gelişinde çiçekten taç yapar mısın?"
"Yaparız prenses" dedi.
Eda bizi izleyen Ayşe teyzeye bakarak "Aslında çocuklarla iyi anlaşırım ama Hazenle biraz farklı olacak sanırım" dedi.
"Benim adım Hazen. H-a-z-e-n. Tamam mı?"
Eda bu çıkışmayı beklemediği için şaşırmıştı. Eda önce bu duruma son vermesi için Çağrıya baktı ama Eda'nın Çağrıya baktığını ve Çağrının da Edaya göz kırptığını fark eden Hazen Çağrısının kafasını başka bir tarafa çevirdi. Hemen ardından bana baktı ağzını oynatarak "Allahım ya" dedi. İşimiz bir hayli zor olacaktı.
Rüzgâr konuşmayı keserek telefonumu bana uzattı ve bir fotoğraf gösterdi.
"Hayatım bu kim? Neden senin fotoğrafını paylaşıyor? Neredesiniz? Bu şerefsizin senin yanında ne işi var? Ve en önemlisi burada ne demek istiyor?" Parmağı fotoğrafın altına kaydı "AşkBul diyebilir miyiz o zaman?" yazısının ardından fotoğrafa baktım. Bir yandan da Rüzgâra ne diyeceğimi düşünüyordum. Allahım az önce göstermediğin mucizeyi şimdi göster lütfen, beni bu durumdan kurtar.
Son bir umut tekrar kolyeme uzandım. Hissettiğim boşluk hissiyle az önce de kolyeme dokunduğum ama yerinde olmadığını fark etmediğim geldi. Endişeyle yerlere bakarken telaşımı fark eden Rüzgâr "Ne arıyorsun?" dedi agresifçe.
"Kolyemi bulamıyorum."
"Şu kolyemi?" Rüzgâr işaret parmağını fotoğrafta gezdirdi. Gerçekten kolye oradaydı, Laviyada, Bulutların evinde, salonda sehpanın üzerinde kitaba dönüşen yüzük ve benim kolye duruyordu. Elçin, Hazal, Bulut, Emir ve bende o sehpanın etrafında oturmuş kolye ve kitaba bakıyorduk. Ben başımı Buluta dayamıştım.
Rüzgâra bir açıklama yapmak zorundaydım, ama ne diyeceğimi bilmiyordum kolyemden gelmeyen mucize belki Eda’dan gelir diyerek gözlerimi Edaya çevirdim dertli dertli. Neyse ki Eda mesajımı almıştı. Rüzgâr açıklama beklerken Eda, Hazen ve Helin'e "Kızlar pekiyi bir başlangıç yapamadık ama Cumartesi eğer anneanneniz izin verirse bize kalmaya gelin kız gecesi yaparız, hem Mavi ve Aşkım ablanız da orada olacak, değil mi Aşkım? Hızlıca başımı salladım.
Kızlar bu teklife bayılmış, adeta havalarda uçuyorlardı.
"Anneanne lütfen bu akşamdan gidelim. Hem uzun zamandır Çağrı abi ve Rüzgârla ayni evde uyumuyoruz. Pazar günü döneriz olmaz mı?" Helin hemen
yalvarma metoduna girişmişti ama bunu yaparken neden bu kadar tatlı görünüyordu? Çağrıya "abi" deyip Rüzgâr’a dememesi dikkatimden kaçmamıştı. Sahi bu neden benim umurumda diye düşünmeden edemiyordum. Kalbim Rüzgâr diye kendini kanatıyordu ama bedenim, bütün evren beni Bulut'a itiyordu. En az kafam kadar kalbimde karışıktı.
"Adı üstünde kız gecesi prenses. Çağrı abin ve ben yokuz yani ama söz bir gün kalmaya geleceğiz tamam mı?"
"Ya nütfen gelin ya" Rüzgârın kucağındaki Helin şirince yalvardı ve Rüzgârın üzerindeki gerginliği aldı bu haliyle çok şirin duruyordu, benim hayatımı kurtardığını ve bana zaman kazandırdığını bilmiyordu.
"Çağrı? Sen gelmiyor musun? Beni nasıl bırakacaksın? Beni beni Hazenini." Allah aşkına kim bu çocuğa Aşk-ı Memnu izletiyordu.
Ayşe teyze sorumu duymuş gibi cevap verdi "Annesi tam bir Aşk-ı Memnu aşığı, anlamışsınızdır."
Bazen kalbin başka bir şey ister ama o kaderin değildir, istediğindir ama sen kaderin ve istediğin şeyin arasında, ıssız bir adada tek başına kalmış gibi hissedersin kıpırdayamaz o ada dışında bir yere gidemezsin. Bulunduğum konumda Rüzgâr geçmiş ve güzel yıllarımdı, Bulut, belki de yollarım daha güzel yıllarım olacaktı. Her şeyi en ince şekilde düşünmem gerekiyordu ama ben bunu sürekli erteliyordum. Bugün her şeye bir açıklık getirmeliydim onlara böyle davranamazdım. Artık kalbimin ya da bütün evrenin susması gerekiyordu...
-BULUT NEVRES-
Lavonlar son uyarılarını verdikleri için herkes bir savaşa hazır bekliyordu, sırayla uyuyor bir tehlikeye karşı nöbet tutuyorduk. Ben halamla yemek hazırlarken babam, Hazal ve Elçin uyuyordu.
Halam seslice nefes verdi "Bu kanları en erken zamanda tazelemeliyiz hepimize uzun süre dayanamaz," halamın elime verdiği tabakları masaya götürürken dışarıdan zaten keskin duyan kulaklarımızı tırmalayan baskın bir enstrüman sesi yükseldi, elimdeki tabaklar yere düşerken Elçin büyük bir hızla tabakları kırılmaktan kurtardı. Önde babam ve ben olmak üzere hepimiz dışarı çıktık.
Kraliçenin ne kadar ölmesini dilesek de bulunduğumuz noktada kendi neslimizi korumalıydık ve bunun içinde düşmanımızla iş birliği içerindeydik. Kraliçeyi korumak için biz de dâhil olmak üzere diğer Vampir ve Satirlere kraliçeye doğru ilerlerken her adımımızda ayağımıza değen cesetler vardı.
Lavonlar ve Laviya birlik olmuş bize saldırıyorlardı. Laviya adaleti sağlamak için bizi korumalıydı ama yapmıyordu sayıca azalmamızı ve bundan da ders çıkarmamızı istiyordu. Ama bilmediği şey kimsenin ders alacak kadar akıllı olmadığıydı.
Ayağımı yakalayan yaralı bir Lavon'a diğer ayağımla sert bir şekilde vurduğumda başka bir Lavon Hazal'ın saçlarından tutup kafasını koparmaya çalıştığını gördüm, Hazal'ı kurtarmak için yaptığım hamle yarım kalarak bir Satir tarafından engellendi.
Lavonlara karşı savaşmamıza rağmen Satirlerde açık ara bizim türümüzden nefret ediyorlardı ve bunu da sonuna kadar belli ediyorlardı.
Halam dayanamadı bir büyüyle Satir'i Hazaldan uzaklaştırdı, Hazal da en güçlü büyüsünü yaptı ve Lavon oracıkta can verdi, umarım bunun için ceza almayacaktık.
"Geber keçi" dedim belime boynuz atmaya çalışan ama benim ayağımın altına aldığım Satire doğru, bu lafın onları delirttiğini biliyordum onlar nasıl çaldıkları müzikleriyle bizi manipüle edebiliyorlarsa bizde bu kelimeyi sıkça kullanıyorduk ki onları daha da sinir edelim ve dikkatleri dağılsın.
Halamın çığlığıyla ona döndüğümde henüz kraliçeye bile yaklaşamamıştık, iki Lavon halamın ve Hazal'ın kollarını tutarken bir anda Hazal'ı tutan Satir cebinden bir hançer çıkardı. Elindeki hançerle Hazal'a yaklaşıyordu.
Hazal'a doğru koşarken Laviyanın bize cezası başka bir Lavon tarafından kıyafetimi ıslatan ve soğuk bedenimi sıcacık eden bir hamle ile nefesim kesildi.
Hazal'ın kolundan tutan Satir Hazal'ı bize doğru çevirdi eziyet çekmemizi istiyordu, hançeri yavaşça Hazal'ın boynundan geçirdi bilerek çok bastırmıyordu.
Hazal'ın boynundan akan kanlar bütün kıyafetini kırmızıya boyarken bende ona doğru koşmaya çalışıyordum aramızda çok bir mesafe yoktu ama canım acıdığından gücümü kullanamıyordum. Yaramı büyüyle de geçirememiştim.
"Ona bir şey olursa kendini öldü bil keçi!" dedim.
Elçin elinde dev bir kılıç tutarak Satirin sırtına sapladı. Bunu nereden bulduğunu merak ediyordum, sadece kraliçenin sarayda yaşayan korumalarında olan bir silahtı.
Hazal'ın boğazından kanlar akarken yaklaşık beş dakika önceki aynı enstrüman sesinden daha şiddetli bir enstrüman sesi geldi ve hemen ardından Lavonların kraliçesi Simirna dehşet verici bir çığlık attı. Etrafa bakmış ve kendi türünden çok az kişi kaldıklarını fark etmişti
Arın gülerek " Başlattığınız bu savaşın sizin sonunuz olacağını söylediğimi hatırlıyorum ama sen yine beni dinlemedin Simirna! "
Arının yanındaki Aren onlara doğru yaklaşan Lavonlara büyü yapıyordu, kraliçe Arın bu gün özel güçlerini Aren'e vermişti.
"Bu kadar yeter çek halkını üzerimizden!" Arın öyle bir bağırıyordu ki bir kaç saniyeliğine yerin sallandığına eminim.
Lavonlar teker teker uzaklaşırken biz Hazal'ın başındaydık, halam büyüyle yarasını geçirmeye çalışıyordu çok geçmeden büyü işe yaramıştı ama izi kalmıştı. Hançer büyülü olduğundan iz geçmeyecekti.
Elçinin kılıçladığı Satir zar zor ayağa kalktı ve arkasına bakmadan uzaklaşmaya başladı içim soğumamıştı arkasından yaklaşıp boynuzlarından tuttum.
"O kadar kolay kaçamazsın Keçi!" kendimce küçük ama onun için büyük bir büyüyle onu öldürdüm.
"Bir daha böyle bir şey olmayacak Simirna asla, duydun mu beni Asla! Siz Lavonsunuz biz size bu zamana kadar karışmadık sadece sizi Laviyaya karşı uyarmak istedik ama siz onunla işbirliği yaptınız, defolun şimdi!!!"