Ege'yle zil çalana kadar gökyüzünü izledik. Kendimizden bahsettik.
Okul bitince Doruk'u ailesi ile işleri olduğu için evine bıraktık.
"Benim evim yalnız o tarafta değil ki?"
"Eve gitmiyoruz güzelim."
"Nereye gidiyoruz? Hava yakında kararacak."
"Sürpriz olsun."
"Peki"
Sahil kenarına gelmiştik. Ne yapacağız ki burada? Gün batıyordu. Bulunduğumuz yer kalabalık olan yerlerden daha uzaktı ve kimsecikler yoktu. Ege elimi tuttu. "Ne oldu?" diye sorduğumda "Sadece sus ve bekle güzelim" diyerek sorumu cevapladı. Diğer elini belimi koyduğunda bir şarkı çalmaya başladı. "Bu şarkı partide sana söylemek istediğim ama söyleyemediğim şarkı." dediğine tebessüm ederek sustum. Şarkı ise Mabel Matiz Aşk Yok olmaktır'dı. Ege ile dans ediyorduk. Güneş batarken etraf pembe renklerle kaplandı. Şarkı ise
Her ayrıntım sayıklıyor
Sükünetim deliliğimden
Aşk yok olmak diyor biri
Yar ben yokum yok zaten
Ayyaş ruhum sayıklıyor
Her zerrem sende çarpıyor
Aşk yok olmaksa şimdiden
Yar ben yokum ben de zaten
Bin çalıntı aşk tecrübesi bakıyor gözlerime ah
Soru soruyorsam tuzağına düşeceğim, bana günah
Saklar mı yüreğin?
Yüreğimi içinin her yerinde?
Eski kelimeler, döndürüyor başımı sen söylediğinde
diyordu. Evet her zerrem onda çarpıyordu. Aşk yok olmaksa ben yok olmaya razıyım çünkü aşk Ege'mle güzeldi. Yolumuzda birbirimizi çok pis yaraladık ama şimdi o yaraları sarıyoruz. Sonrasında o şarkı bitmişti ve yeni bir şarkı yerini doldurdu.
Bu yerler bu insanlar bana yabancı biliyorsun
Sana saklandı ruhum
Beni bırakma ne olursun
Bize karşı dursalar da
Kalbimize vursalar da
İftira atsalar da
Yanımda dursun kalbin
Kulağıma "Sana saklandı ruhum" diye fısıldadı. Bende ona "Beni bırakma ne olursun" diyerek kulağına fısıldadım.
Şarkı bittiğinde Ege dudağıma küçük bir öpücük kondurdu.
"Şimdi başka bir yere gidip küçük hayallerimizden birini daha gerçekleştireceğiz."
"Hayalinde benimle dans etmek mi vardı!?"
"Evet, seninle olan küçük hayalimden biri."
"Başka neler var?"
"O da bana kalsın. Sürprizlerimiz bozulmasın."
"Bu seferlik merak etmemeye çalışıyorum!"
Arabayla lunaparka geldiğimizde hiç kimse yoktu ve çok sessizdi. Ege beni ayrıldığımız yere getirmişti. Bu yerde bugün farklı olan tek şey yağmur yağmaması sanırım. Ege cebinden birşey çıkarttı. "Gözlerini kapat Elisa." dediğinde gözlerimi kapattım. Aşırı heyecanlıydım. Ege birşeyler söylemeye çalışıyordu. Belliki doğru kelimeleri bir araya getiremiyordu. Gözlerimi artık açacaktım ki "Elisa benimle evlenip hayatıma renk katmak ister misin?" dedi. 1. şoku atlatamadan 2. bir şokla karşılaştım. Işıklar bir anda yandı ve Ege'nin arkasında Benimle evlenir misin? yazıyordu. Ege'nin elindeki yüzük kutusuna baktım. Herşeyi düşünmüştü. Yüzük çok zarifti. Sarmaşık modelli ve üzerinde tek taş olan bir yüzüktü. Ne çok sade ne de çok abartılıydı. Herşey güzeldi ama ne diyecektim. Evet mi hayır mı? Onu kırmamak için evet diyemezdim ama onunla bir ömür geçirmek için evet diyebilirdim. "EVET!" diye bağırdığımda alkış sesleri koptu. Simalara baktığımda Doruk, Ege'nin annesi ve sanırım babası oradaydı.
Nereden mi babasını tanıyordum. Ege ve ailesinin olduğu fotoğrafları görmüştüm Doruk'un evinde. Doruk'un annesi ve Ege'nin annesi yakın arkadaşlarmış hatta Ege'nin evinde de Doruk'un aile fotoğrafı varmış. Çok yakınlar anlayacağınız.
Ege elime yüzüğü takıp dudağımdsn öptü. Utançla geriye çekildiğimde annesinin bakışlarına mahsur kaldım. İyi mi kötü mü bakıyor anlamadım ama şuan yanıma gelmesi biraz korkunç. Saçlarımdan öpüp "Ege'yi böyle göreceğim aklıma gelmezdi. Senin için deli oluyor. Daha öncede sevgilisi olmuştu ama hiçbirine senin gibi bakmamıştı. Artık ilerde düğününüzü yapacağız." dedi. Gururla Ege'nin alnından öptü. Ege ise bana dönerek "Bence sadece beni değil seni de değiştirdi annecim. Yıllar sonra ilk kez seninle doğru dürüst konuştuk." diye söylendi. Doruk yanıma koşarak gelip kucağına aldı.
Koşarak beni Ege'den uzaklaştırdığında Ege "LAN SEVGİLİMİ GERİ VER!" diye bağırıyordu. Doruk ise gülerek "Bugünlük gelin hanımı bu kadar görmeniz yeterli efendim. Yarın görüşürsünüz!" diyerek bağırdı. Arabasına bindiğimiz "Gıcık etmekte harikasın!" diyerek aklıma Ege'nin surat ifadesi geldi ve kıkırdadım. Telefonum çalınca arayan kişiye baktım. Ege'm yazıyordu. Doruk alıp kapatınca ona tip tip baktım. "Onu gıcık etmek istiyorum. Sakın açma!" dedi Doruk. Kafamı tamam anlamında salladım. Eve gidene kadar Ege bilmem kaç yüzüncü aramasını yaptı. Doruk, bana kahve yaparken gizlice açacaktım. Tam açmıştım ki Doruk elimden alıp "Hayır Küçük gelin! Açamazsın dedim! Seni gidi kurnaz! Bu devirde kimseye iyilik yapılmayacak valla anam. Hepsi kuyumuzu kazıyor!" diye beni azarladı. Ağlamaklı bir sesle "Ama Doruk..." diye söylendim. O sırada telefondan Ege'nin kükremesi duyuldu "Lan ne diye sevgilimi kaçırdın!". Gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Doruk ise bana "Sen niye telefonu açtın? Bu devirde kimseye de güvenilmezmiş!!" diye beni tersledi.
Sonra Ege "Bana cevap ver Doruk! Asıl sana güvenilmezmiş! Kaçırdın sevgilimi!" dedi. Doruk'ta "Ne sevgilin varmış! İyiki var. Sanki bizim istesek olmaz. Şuan kapatıyorum ve sevgilin ile kahve içeceğiz!" diye söylenirken sevgili kelimesinin üstüne basmıştı. Ege'nin birşey söylemesine izin vermeden de yüzüne kapatmıştı.
Balkonda karşı binaya bakarak kahve içtiğimizde "Doruk, senin sevgilin yok mu?" diye sormadan edemedim.
"Yok yengecim"
"Hiç olmadı mı yani?"
"Nereden çıktı bu?"
"Merak ettim. Hiç olmadı mı?"
"Oldu..."
Sanki derinde bir yerlerde acısı var. Fakat söylemiyor.
"Ondan bahsetsene."
"İlla cevap verdirteceksin tüm sorularına?!"
"Evet. Hadi onu anlat bana. Nasıl tanıştınız, neden ayrıldınız felan."
"Adı Aleda'ydı. İsminin anlamı gibi çok nazlıydı. Okula yeni gelmişti. 1 hafta onunla konuşamadım. O da benimle konuşamadı. Sonra ben cesaretlendim ve Aleda'nın yanına gittim. Merhaba Aleda. Ben Doruk dedim. Diyene kadar da ne çektim. O da tebessüm ederek ben memnun oldum seni tanıdığıma diyince elini uzattı. Bende memnun oldum seni tanıdığıma diyerek elini tuttum. 2 hafta sonra Aleda ile artık flört ediyorduk. Çok yakındık. Eh tabi ben gittim ona açıldım. Demiştim nazlı diye. Bilerek düşünmem lazım demişti. Fakat ben biliyordum duygularını. Sonraki gün geldi yanağımdan öptü. Onunda beni sevdiğini ve sevgili olabileceğimizi söyledi. O an nasılda heyecanlanmıştım. Aradan 4 ay geçti. Sık sık Aleda ile buluşuyor, konuşuyorduk. Bir gün yine buluşmak için kendimize bir yer belirlemiştik. Ben onu almayı teklif etmiştim ama o istememişti. Onu arayıp nerede olduğunu soracaktım ki ..."
Sonra acaba noldu ki? Kızı merak ettim.
"Bir araba ona çarptı sandım. Koşarak onun bulunduğu yere gittim. Gittiğimde kimse yoktu yanında. Beyaz giyinmişti o gün yanıma gelirken. Üstü hep kan olmuştu. Araba kazasında bu kadar hasar alamazdı. Yüzü paramparçaydı... Karnında bıçak darbeleri çok belliydi. Evet araba kazası sandığım şey aslında babası, Aleda'nın annesi onu aldattığı için ve Aleda aldattığı adamın çocuğu olduğu için onu öldürmek istemiş. Bu kadar caniydi o adam. Doktorlar onun karnından 14 kez bıçakladığını söyledi. Belki az bir sayı ama onu öldürmüştü."
Sertçe yutkundum bunu beklemiyordum.
"Onu hâlâ seviyor musun?"
"1 yıl önce bıraktım onu sevmeyi. Ben sevsem bile o beni sevmemişti."
"Nasıl yani?"
"Benimle sevgiliyken Ateş ile aldatıyordu beni. Tabi o zamanlar Ege ve Alper dışında kimse onunla sevgili olduğumu bilmiyordu. Aleda'da kimseye söylememişti. Söyleseydi Ateş zaten onunla sevgili olmazdı. Ege bunu öğrenince birde Ateş'e karşı çok kötü kin tutmuştu. Ateş'de ona tutuyordu ama onunki farklı bir nedendi."
"O nedeni söyle oğlum merak ettirme adamı!."
"Söylesem mi?"
"Söyle!"
"Tamam söylüyorum o zaman. Sen okula gelmeden önce kızlar Ege için bir günlük birşeydi. Ah söyle demeliyim Ege tam bir playboydu o zamanlar! Sanırım öyle deniyordu?"
"Evet öyle deniyordu. Sen devam et."
Doruk'u dikkatle dinlemeye devam ettim.
"Yengecim öyle bakma düşündüğün gibi yataklı felan birşeyler olmazdı hiçbir zaman aralarında! En azından Ege bunu düşünüyordu."
Hödük ilk defa kafasını kullanmış! Hödük... Ah eskiler. Nasıl nefret ediyordum ondan! Doruk devam etti.
"Biliyor musun bilmem ama Ateş'in bir kız kardeşi vardı. Kız çok güzeldi, Ege'nin de dikkatini çekmeye çalışıyordu. Tabi başardı da. Ateş bunu fark etmişti. Kardeşini yani Pelin'i ondan uzak tutmaya çalıştı ama ne yaptıysa Pelin vazgeçmedi Ege'den."
Ne Ege aşkı varmış bu kızlarda da Allah Allah.
"Pelin ve Ege çıkmaya başladı. Ege yine heves için kullanıyordu kızı. Bunu biliyordu Pelin, onu kullanıp atacağını ama işte kız takmış kafaya Ege de Ege! Ege, kızdan hoşlanıyor gibi olmuştu ama olmuştu. Kim bilirdi ki onu kendine daha iyi bağlayıp kenara atacağını! Pelin ona daha da çok bağlandı. Ege ondan artık ayrılmaya karar vermişti. Okulda ondan ayrılacağını söylediğinde kız kıyameti koparttı! Ateş onu sakinleştirmeye çalıştı ama olmadı. Ona gizliden yardım ediyorduk Alper'le. Bu yüzden birkaç psikolog ayarladık. Kız resmen ölü gibi yaşıyordu. Bir gün kız eski hâline döndü sandık. Çok mutlu ve pozitifdi. Ateş bile şaşırmıştı. Herşey mutlu mesut giderken son derste çığlıklar koptu. Seslerin geldiği yere gittiğimizde Pelin çatıdaydı. Hocalar ambulansı felan aradılar. Ambulans gelene kadar Pelin kendini atacaktı. Ateş, Ege'ye onu indirebilmesi için yalvardı ama Ege birşey yapmadı. Onu suçlamıyorum çünkü Ateş, Ege'nin yerinde olsa dışarı bile çıkmazdı. Birbirlerine çok kinlilerdi. Pelin kendini atacakken Ege, Pelin! İn aşağıya konuşalım dedi. Pelin bu sefer dinlemedi ben seni seviyorum Ege. Abi sende sakın Ege'yi suçlama. Buradaki tek suçlu benim kalbim, dedi. Kendini attı. Lanet olası ambulans ise kız kendini atarken gelmişti. Pelin'nin kırılmadık kemiği kalmamıştı. Ölmüştü. Ege, belli etmese de vicdanı rahatsızdı fakat o konuşalım diye söylemişti. İkna olmamıştı. Ateş yine de ona kin tutuyordu."
Anlattıklarını soluksuz dinliyordum. Ne diyeceğimi ne tepki vereceğimi bile bilmiyordum. Doruk ise anlatırken çok soğuktu. Nefes alıp verdikten sonra devam etti.
"Hatırlıyor musun Ateş, Ege'nin duygularından emin olmak için sana yakınlaşmıştı. Neden yaptı biliyor musun? Seninde Pelin gibi olmanı, ona bağlanmanı istemedi. Ege'de ona yumruk atacaktı yaptığı yüzünden ama bunu yapmasının sebebi tek kıskanmaçlık değildi. Aleda, benimle sevgiliyken Ateş'in onunla sevgili olmasıydı. Geçmiş için miydi? Hayır, geçmiş için felan değildi. Ateş'in seni elinden almasını istemedi. Gitmenden korktu. Yaşadıklarımı yaşamak istemedi."
Anlattıkları bir filmin özeti gibiydi resmen! Duyduklarım gerçek olamazdı.
"Doruk bunlar doğru olamaz!"
"Keşke bende isterdim doğru olmasın ama o kadar nettiki herşey; Aleda'nın kanlı bedenini, Pelin'in mahvolmuş yüzünü bile hâlâ hatırlıyorum."
Birşey demedim, diyemedim. Ateş'in, Ege'ye tavrının, Ege'nin de, Ateş'e tavrının nedenini anladım. Geçmişin izleri canlarını yakıyordu. Doruk'un acısı Ege'yi, Pelin'in acısı Ateş'i yakıyordu. Tüm olay bundan ibaretti işte. İkimizde sessizce kahvelerimizi içtik.
İlerleyen saatlerde Doruk gitmişti. Telefonum ise şarjı bittiği için kapanmıştı.
Kendimi uykuya teslim ettim. Derin bir uykuya...