İçeriğe geç

KALBİMDEKİ LEKE

Bölüm 26 · 5 dk okuma

KALBİMDEKİ LEKE

Bölüm 26

HAVALİMANI

Sabah okula gittiğimde Ege çok dalgındı. Doruk onu konuşturmaya çalışsada konuşmamıştı.

Okul çıkışı artık gitmeyecektim çünkü kendim öğrenebilirim.

~PAZARTESİ~

Gösteri için pudra renkli, kol kısımları bol ve kısa, diz boyuma gelen, göğüs ile bel kısımları arası için olan pembe korse kemerli elbiseyi giydim.

Gösteri başladığında Ege mutluydu. Ateş, elini belime koyunca rahatsız hissettim. Ona rağmen gülümsedim. Ege'nin gözleri beni bulunca dans hareketlerini unutuyordum.

Eğildiğimde inşallah beni düşürmez diye dua ediyordum. Hele Ateş beni bir düşürsün onu nasıl yakıyorum!

Dans hareketlerine göre Ateş ile ellerimizi birbirimizin yüzüne koyduk. Gözlerim dolduğunda kalbimde bir sızı vardı.

Gösteriyi gözlerim dolu dolu bitirdiğimizde herkes alkışlamıştı. Ege direkt salondan çıkınca ayağımdaki topukluları soyunma odasında hemen çıkardım ve spor ayakkabı giyip Ege'nin arkasından gittim. Onun gitmesini mi izleyeceğim? Ciddi anlamda daralmıştım. Kalbim bir hızlanıyor bir yavaşlıyordu. O da ne istediğini bilmiyor ki!

Ege havalimanına gelmişti. Uçağını beklerken Doruk'da yanındaydı. O da gitmesini istemiyordu ama belliki dinlemiyordu. Bildiğim kadarıyla en erken uçak 15 dk sonra kalkacaktı. Ege etrafına bakıyordu. Bende köşede onu izliyordum. Göremeyeceği bir yerde tabii. Lütfen kalbim karar ver. Gitmesini mi izleyelim yoksa gitmemesi için onu ikna mı edelim? Evet, kararımı verdim. Onun gidişini izleyeceğim.

Tamam bu bir şakaydı. Onun gitmesini engelleyeceğim. Uçağı tahminimden de önce gelmişti. Koşarak giderken lanet olası taşa takıldım. Birde elbiseyle geldim! Kanayan dizime rağmen Ege'nin yanina gittim. "Dur!" diye bağırdım. Duymuyor sağır! "Ege!" diye öncekinden daha fazla bağırdım. Dönüp baktığında "Gitme..." diyebildim.

"Gitme çünkü sana ihtiyacım var."

"Gitme diyorum sana! Kıt mısın Allah Allah!?"

Yanına gidip sarıldığımda "Bir an hiç gelmeyeceksin sandım" diye fısıldadı.

"Ege ben sana hâlâ deli gibi aşığım."

Boynumdan öptüğünde ondan ayrıldım. Bizi izleyen Doruk burnunu çekerek karşımızda duruyordu. Yanına gidip ona da sarıldım. Ege kanayan dizimi görünce "Nasıl oldu bu?" diye sormadan edemedi.

"Gelirken düştüm Aksoy!"

"Hâlâ Aksoy diyecek misin?"

"Ee sanırım hayır ama arada derim unutma diye."

Arabaya bindiğimizde Ege yara bandını alıp peçeteyle temizlediği yere yapıştırdı. Sonra devam etti.

"Elisa benimle çıkar mısın?" birde bağırdı!

"Hayır Aksoy!"

"Neden? Affetmedin mi?"

"Affettim ama bağırmana gerek yoktu! Utandım."

"O zaman Elisa bu sefer benimle çıkar mısın?"

"Ee sanırım evet diyorum!"

Doruk ve Ege gülünce bende gülmeye başladım. Sonra Doruk'u evine bıraktık.

Ege, beni eve bırakırken yağmur yağıyordu. Ah bu yağmurlar sizi hiç sevemedim. Aklıma bir efsane geldi.

"Ege" dedim anlatmak için.

"Efendim güzelim?"

"Sana bir efsane anlatacağım. Canım istedi."

"Anlat bakalım."

"Bir efsaneye göre ilk öpücüğünü kime verirsen onunla bir ömür ayrılmazmışız. Tabi bunu farklı şekilde anlata-" Ege'nin dudaklarımdan öpmesi ile konuşamadım. Şaşkınlıkla onu izliyordum. İlk öpücüğümü ona vermenin şokuyla afalladım. "İyi geceler güzelim" diyip gidince yüzümde aptal bir sırıtış vardı. Yağmurda o gittikten sonra biraz daha kalmıştım. Sırılsıklam hâlde hâlâ sırıtıyordum. Üzerime inekli tişörtü ve inek desenli siyah beyaz şortu giydim.

Sabah kalktım. Devamı zaten klişe olmuş siz tahmin edebilirsiniz.

Okula gitmek için hazırlanacakken kapı çalınca hazırlanamadım. Kapıyı açınca bunun bir rüya olduğunu düşündüm. Rüyasında beni mi görmüşler? Doruk bana arkadan gülerek el sallarken Ege beni süzüyordu. Rezil olmuştum. Her ikisinide. İnekli, üzerinde "Mö" yazan pijamalar rezil etti beni. Ege bir anda gülüp "Okula gidiyoruz hadi hazırlan." dedi. Utançla "Gülmeyin ya Allah Allah." diyip homurdandım. Hemen üstümü giyinip yanlarına gittim. Doruk, ısrarla arabayı ben süreceğim diye tutturunca Ege'yi yanıma attı. Bunlar ne karıştırıyor?

Ege'nin yüzüne bile bakamazken o benim elimi tutuyordu. "Aksoy yapma!" gıcıklık yapsam sorun olmaz bence. Yüzüme dik dik bakıyordu. Aksoy dediğime kızdığı için "Doruk! Dün gece neler olduğunu sana demiştim hatırlıyor musun?" diye eşeğin aklına karpuz kabuğu soktu!

"O seviyeye geçtiğinize sevindim! Fakat bence evlenin! Böyle 2 çocuğunuz olur. Sonra torun tombalak ohoo!"

"Doruk! Sana ne anlattı bu?"

Umarım düşündüğümü değil!

"Seni öptüğünü! Senin sırıttığını!"

Düşündüğüm şeymiş!

"EGE!"

"Efendim güzelim?"

İkisi kıkırdarken okula gelmiştik bile. Sinirle arabadan indim. Ateş "Günaydın asabiler güzeli!" diyince "Günaydın gıcıklıklar ustası!" dedim. Saçlarım rüzgarda bozulunca tuvalete gidip düzeltmeye başladım. İşim bitince sınıfa gitmeye niyetlendim. Çıkınca arkamdan sarılıp çenesini boynuma yasladı.

"Neden bu kadar utangaçsın?"

"Ege ne yapıyorsun hocalar görecek!"

"Elisa... Burası benim okulum. Beni ya da seni atamazlar."

"Olsun!"

Oğlum nasıl yapışmış?! İtemiyorum bile!

"Elisa, şuan herkes derse girdi. Ne hoca ne de öğrenci var."

"Kamera var!"

"Burayı çeken hiçbir kamera yok. Bozuldu."

Hay ben böyle şansı!

"Ege! Okuldayız!"

"Okulumdayız"

"Olsun canım. Ayıp yani!"

"Sevgilimle zaman geçirmemin neyi ayıp?"

"Sevgilinim! Karın değilim. Hem günah günah. Benimle zaman geçirirken ayıp olmaması için evlenmemiz lazım!"

Şimdi nikah dairesine götürmez beni dimi?

"Evlen o zaman benimle! Benim için sorun yok. Soyadımı taşımanı isterim. Elisa Aksoy."

"Daha küçüğüz Ege!"

"Görende 14 yaşındaki çocuk sanar!."

"Değil miyiz?"

"Değiliz! Sen 19 ben 20 yaşındayım!"

"Vay canına! İnanmıyorum!"

"Elisa sen benim beynimi sakatlıyorsun."

Gülüp "Demek öyle?" diye söylendim. "O zaman senin beynin sakat mı?"

"Unutma beynim sakat olsa seni öpmezdim!"

"Ya yine mi?!"

Elimi tutup bahçedeki banklardan birine oturduk. Biraz sessizlikten sonra Ege konuşmaya başladı.

"1 yıl 1 ay boyunca neler yaptın bensiz? Hepsini teker teker anlat. İlk günden başla!"

"Giderken sana kırgındım ama onun bilmem kaç katı kızgındım. Tayland'da yaşayan bir arkadaşım vardı. Kız! Ona sordum bir süre evinde kalmak için. O da istediğin kadar kalabilirsin dedi. Onun evine gittim. O da bende çalışarak ihtiyaçlarımızı karşıladık. Doğum günümde 18 Mayıs... Müge'nin seninle ınstagrama attığı dans ettiğiniz fotoğrafı gördüm. O zamanlar herşeye ağlar olmuştum. Depresyondaydım desem daha doğru olur. O fotoğrafı gördükten sonra dayanamadım canım yandıkça kendime kızıyordum. Sinirden odamdaki kağıtları yırtmaya başladım. O esnada vazoyu kırdım. İntihar etmeye karar verdim."

Ege beni dikkatle dinliyordu. Son söylediklerim onun moralini bozmuştu. Devam ettim.

"Vazonun parçalarını alıp bileğimi kestim. Canımı en çok acıtan bileklerim değildi. Bu haldeyken bile senin fotoğrafına bakmaktı. Sırf sen varsın diye ölürken bile Müge'yle fotoğraflarına baktım. Gözlerimi açtığımda bileklerim sarılıydı. Arkadaşım yani Efil, başımda duruyordu. 1-2 gün sonra eve gittim. Fotoğrafı silmiştin. Mutlu olamamıştım. Bileklerim iyileşmişti. Fakat ruhum hâlâ yaralıydı. İştahım yoktu. Sonrasında da boksa başladım. Ağlamak artık beni bitirmişti. Ağlamaktan kaçmak için boks salonuna gidiyordum. Kendimi geliştirdiğimde başkalarıyla ringe çıkmaya başladım. Sonra eski benden birşey kalmasın diye kahverengi dalgalı saçlarımı, düzleştirip, bal köpüğü rengine boyattırdım. Zaten zayıflamıştım. Fizik olarak da farklılaştım. Dayımın olduğunu ve beni uzun süredir aradığını öğrendim. Tayland'da birbirimizi bulduk. Büyük bir holding sahibiydi. Bana yardımcı olmak için İstanbul'dan ev aldı. Sonrasında buraya geldim. Sana olan intikamımı almıştım. Bana ulaşabileceğiniz her yeri kapattım. 1 yıl 1 ay bensiz yaşadın. Bu en büyük intikamımdı zaten."

Ege "Ben seni sende beni öldürdün. Şimdi biraz yaşama kaldığımız yerden devam edelim mi?" diye sordu. "Olur valla. Çok güzel olur." diyerek cevap verdim. Başımı omzuna yaslayıp gökyüzünü izledim. Ne o konuştu ne de ben. Yaralarımızı birbirimizle saracaktık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.