Bugün pazartesi. Evet, lanet olası pazartesi. Şimdi ilk dersteyiz. Hoca "Elisa ve Ege okulumuzda dans etkinlikleri olacak. Liste oluşturuldu. Bende sizi yazdırdım. Eşleriniz belirlendi. Elisa-Ateş ile Ege-Şimal ile. Şimal sizin yaşınızda ama dansın ustası diyebilirim. Size o yardımcı olacak ve Ege'yle de aynı zamanda dans edecek. Haftaya pazartesiye kadar umarım tango yapmayı öğrenirsiniz. Çıkışta size boş oda da dersini verecek." dedi. Neden beni yazdırdı? Hem Ege'yle de olabilirdik! Ateş kötü değil ama insan sevdiğiyle olunca daha iyi oluyor. Benim aksine Ege hâlinden gayet memnun duruyordu.
Okul çıkışı boş odaya gittik. Şimal, güzel bir fiziği olan, güzel bir kızdı. Tabi Ege'ye yavşamasa daha güzel olabilirdi ama tek Ege'ye de değil arada Ateş'e de yavşıyor. Ateş, yüz vermiyor ama Ege için aynısını söyleyemem. Bilerek mi yapıyor yoksa tabiatı mı böyle kararsızım. Şimal dans öğretecekti ama Ege'den gözünü ayıramıyor. Şimal, Ege'den gözünü ayıramasın, Ege'nin gözü bende. Ege içimi görmüş gibi bana bakış atınca "Ne?" dedim. "Yalan mı söyledim?" diye de ekledim.
"Elisa iyi misin? Ne saçmalıyorsun?"
"Şimal senden gözünü ayıramıyor ama senin gözün bende onu dediğimi duymadı-" hay Allah kahretsin! Nasıl bir yaratığım ben böyle. Ne diye söylüyorum ağzıma geleni. İçses yine senin yüzünden oldu! İçses:
Elhamdülillah bugün de yüzümüzü yıkadık.
Şimal bana dik dik bakınca "Evet öyle. Kendileri bana aşık. Hani yavşamak istiyorsan sana göre tanıdıklarım var." dedim. Haksız mıyım Allah Allah!?
"Elisa neler diyorsun? Ege'ye ya da Ateş'e öyle bir yaklaşımda bulunmuyorum?!"
"Tabi efendim bende Sinan Engin."
Ayıptır söylemesi mizahım iyidir.
"Elisa bana sürtük imasında bulunuyorsun farkında mısın?"
"İmasında bulunmuyorum diyorum. Ayrıca farkındayım."
"Kimseye öyle birşey demeye hakkın yok!"
"Allah Allah! Vay canına."
"Kötü söz sahibine aittir."
"Max ilkokul 3. Tabi o kadarda fazla ama neyse. Çocuk sevindirmek sevaptır."
"Elisa kes artık!"
"Niye ben makas mıyım?"
"Gerizekalı mısın?"
"Yok ilerizekalıyım ben."
"Beni mi kıskanıyorsun sen? Senden daha güzel olduğum için mi yoksa Ege'yle eş olduğumuz için mi? Tabi sen anca kıskanırsın"
"Şuan istesem Ege'yi senin elinden zahmetsizce alırım."
"Ben de istesem sizi ayırırım zahmetsizce ama ben senin gibi biri değilim."
"Benim gibi olman için önce beynini kullanman lazım."
Çok kullanmıyorum ama kullanıyorum yine de!
"Kullansaydın anneni babandan kurtarmanın bir yolunu bulurdun!"
Sinirlenip ona doğru adım attığımda Ateş engelledi. Hem bu nereden biliyor bunları?!
"Üzgünüm ama Azrail'e meydan okumuyoruz burda."
"Yurtta hırsız denildiğinde neden kanıtlamaya çalışmak yerine beni iteledin o zaman!?"
Şaka mı? O ittiğim kız Şimal olamaz!
"Küçüktüm nasıl kanıtlayım?"
Onu hatırladım. Ah! Evet onun anne ve babası da dedesi onları silahla vurduğu için ölmüştü. O beni kışkırtırsa bende onu kışkırtırım.
"En azından benim dedem bir katil değildi." dediğimde bana doğru o da bir adım attı. Savaş başlasın dostum!
"Kes şunu!"
Onu omzundan iteleyerek "Zoruna mı gidiyor? Dedenin onları öldüreceğini bildiğin hâlde neden annen ve babana demedin? Sende katil olmaya yakınsın!" dediklerim yüzünden Ege bileğimden sertçe tutup dışarı çıkardı.
"Napıyorsun?!"
"Elisa sen iyi misin? Kıza neler dedin!"
"O bana demedi mi sanki?"
"Sen 2 katını dedin!"
"Ha, yani suçlu benim."
"Elisa suçlusun demiyorum."
"Ne diyorsun ya?"
"Seni tanıyamıyorum Elisa. Sen benim sevdiğim kız değilsin..."
Sinirle Ege'nin yanından gittim. Zaten hava kararmıştı.
Boks salonuna gidip Ege'ye olan sinirimi boks torbasından çıkardım. O sırada arkamdan bir adam "Ringe çıkmaya ne dersin?" dedi. "Olur" diyerek onu onayladım.
Ringe çıktığımızda çoğu kişi bizi izlemeye başladı. Rakibim de mübarek fil gibi! Onun yanında karınca gibi görünüyorumdur! Bana yumruk attığında yüzüm parçalandı diye düşündüm. Bu erkeklerin eli de yarıyor mübarek. Buna annesi ne yiyip ne içirmiş!
Kim dedi teklifini kabul et diye! Karşılık veremiyorum ve yediğim onca yumruktan sonra burnum kanamaya başladı. İyiki jel dişlik takmışım yoksa diş miş kalmazmış! Hakem neden birşey demiyor? Hakem yoktu değil mi? Hakemsiz bir ringe çıkılır mı lanet olsun!
Artık o kadar yumruk yedim ki olan gücümü kaybettim. Sol kolum yeni iyileşmişti eğer karşılık verirsem tekrar kırılabilir. Karşılık vermezsem de öleceğim çünkü şuan tam olarak rakibim yüzüme sert bir yumruk vurmaya hazırlanıyor. Allah'ım yardım et! Yüzüme gelirken biri onun elini tutmuştu. Kim bu hayatımı kurtaran kişi! Allah ondan bin bir kez razı olsun.
Beni kucağına aldığında Ege'nin olduğunu gördüm. Son dediğimi geri alabiliyor muyum? Beni bu hâle o getirdi. Habi zamet kurtarsın da değil mi?
"Neden kendine zarar vermeyi seviyorsun?"
"Seviyorum Aksoy. "
Canımın acımasını da onu da seviyorum lanet olsun ki!
"Beni mi canının yanmasını mı?"
"Canımın yanmasını!"
Onu seviyorum ama işte diyemiyorum.
"Elisa saçmalama! Neden canının yanmasını sevesin ki?!"
"Seni neden seviyim ki?"
"Öncelikle yakışıklıyım, sempatik ve karizmatik bir tipim var. Daha çook"
"Leyla ben birşey göremiyorum!"
Bu repliği sevmişimdir. Zamanında az Selena izlemedik.
Eve gelip yatağıma kendimi zor atmışken telefonuma baktım. Doruk'tan 178 arama vardı. Şimdi de 179. aramasını yapıyor. Açmak zorundayım yoksa sabaha kadar 200. aramasını geçecek.
-Efendim Doruk
-Kızım sen neredesin?! Seni bulmak için neler yaptık!
-Ringte ölüyordum sen bana neler diyorsun!
-Ne ringi?
-Ben bazı şahıslar yüzünden boks salonuna gittim. Orada adamın biriyle ringe çıktım. Adam malûm taş gibi hiç işlemiyor. Bana vurdukça vurdu.
-GERİZEKALI NE DİYE HEMEN ÇIKTIN!
-Canıma susadım!
-Belli!! Sabah okula geldiğinde bir de benden dayak yiyeceksin!
-Tamam Doruk senden de yemezsen ayıp olur.
Ay! yine bu telefon yüzüne kapatıldı.
Ege yanıma elinde ilk yardım malzemesi olan kutuyu getirdi. Bir dakka benim evimde o kutu ne zamandır var?
Ege yanıma oturup hem burnuma hem de yüzümdeki yaralarla ilgilenmeye başladı.
"Sen gidince kendimi darmadağın bir hâlde buldum. Her gün geleceğini umut ettim. Okula gidiyordum kimseyle konuşmadan geri geliyorum, kimseyle konuşmadan yatıyorum. Annem bile sana olan sevgimi anlamış o da seni aramaya başlamıştı."
Sessizce onu dinlemeye karar verdim.
"Doruk'da aynı şekilde arıyordu. Tüm sosyal medya hesaplarını kapatmıştın. Numaranı bile değiştirmiştin. Senden tek bir iz bile bulamadım. Nereye gittiğini bile bilmiyordum ki. Sen gidince Doruk'un zorla ağzıma tıktığı yemeklerden başka birşey yemedim. Çünkü sen benim yaşam kaynağımdın."
Bunları söylerken gözlerinde pişmanlık gördüm.
"Müge ile ayrıldık zaten. Ben onu hiç sevmemiştim ki. Sensiz 1 yıl 1 ay geçirdim. O gün geleceğin gün artık umudu kesmiştim. Fakat sen gelince herşey değişti. Gözlerindeki bana olan nefreti gördüm. Beni dinlemeyecektin."
Sana hâlâ kırgınım ama.
"Alper, annemin Dubai'ye gittiğinde araba kazası felan geçirdiğini söyledi. Benden de senden ayrılmamı istemiş. Evet, saçma bir yalan ama annem benim için çok değerliydi. Onun için canımı verirdim. Alper de bunu iyi biliyordu. O an bunların gerçek olup olmadığını sorgulamadan senden nasıl ayrılacağımı düşündüm. Seninle son kez güzel bir anı geçirip ayrılmayı planladım."
Derin bir nefes aldı. Sonra tekrar bana odaklandı.
"Dediğim gibi de yaptım. Fakat yağmurun altında seni o hâlde bıraktığım için kendimden tiksindim. Seni kırmıştım kırdığım kadar ama benden uzaklaşman için Müge ile de sevgili oldum. Sen benden uzaklaştın ama ben senden uzaklaşmadım. Çünkü ben kendimi buna dahil etmemiştim."
Yüzüme yara bandını yapıştırdıktan sonra devam etti.
"Planım işe yaradı, seni kendimden uzaklaştırdım ama kendime aynı şeyleri yapamadım. İyiki de yapamamışım çünkü ben seni sevmeyi seviyorum. Fakat annem Dubai'de işlerini bir süre daha devam ettirecekmiş ve benden yanına gelmemi istiyor. Benim burada kalma sebebim sensin. Eğer sen beni herşeye rağmen affedersen, benimle kalmak istersen gitmem ama affetmezsen gideceğim ve bir daha gelmeyeceğim. Pazartesi'ye kadar burada kalacağım. O da gösteri için. Biter bitmez gideceğim. İyi geceler güzelim."
Yanağımdan öpüp gittiğinde gideceğini duymak üzmüştü. Ona daha yeni kavuşmuştum...