Sabah nihayet olduğunda yataktan isteksizce kalktım. Sabah oldu ama benim için gece hep sabah gibiydi. Bir türlü uyuyamadım. Yüzümü yıkayıp kahvaltımı hazırlamaya başladım.
Televizyondan Müge Anlı'yı açtım. Ah! Sanırım yaşıtlarım daha farklı şeyler izliyor değil mi?
Hem dinleyip hem de kahvaltımı hazırlarken arkadan birinin sessizce nefes alışverişleri duydum. Evimde benden başka biri yok sanıyordum! Bana yaklaştığında arkamı dönüp bıçağı boynuna dayadım. Ciddi ciddi evime nasıl girdi? Bu rüya olsa gerek!! Ege, nasıl girdi içeri??!
"Aksoy evime izinsiz nasıl girdin?!"
"Bana Aksoy demeyi bırak artık Elisa! Benim de bir adım var Ege!"
"Aksoy bir daha bana sesini yükseltme! Hem evime nasıl girdin?"
"Kapıyı kilitlememişsin!"
"Her kapıyı kilitlemeyenin evine mi giriyorsun?!"
"Sadece senin evine giriyorum. Diğerlerini merak etmiyorum açıkçası."
"Ha birde merak edecektin?"
"Elisa şu bıçağı şah damarımdan uzak tutar mısın? Şuan ölmek istemiyorum."
Bıçağı boynundan çektim. Neyseki onu öldürmedim. Elimdeki bıçağı alıp bana yaklaştığında Ege'nin kalp atışlarını duyabiliyordum. İnsanın kalbi bu kadar da hızlı atmaz ki! Bir insanın kalbi ortalama 60-100 aralığında atması gerekirken onun 100-250 arası neredeyse!
"Uzak dur benden Aksoy!"
Daha da çok yaklaştığında aklıma bin bir türlü şey geldi! Beni öpmeyecek değil mi? Eğer öyle birşey yaparsa beynini patlatırım!!!
"Uzak dur benden! Yoksa beynini patlatırım!"
"Beni artık sevmiyor musun?"
Susup gözlerimi kaçırdığımda o konuşmasına devam etti.
"Ben seni seviyorum ama Elisa."
"Eğer beni sevseydin dün Müge'nin değil de benim yanıma gelirdin!"
"Çok kötü durumdaydı!"
"Ben çok mu iyidim? Onun sadece burnu kanadı ve kan kustu. Ölmezdi biraz daha beklese! Ayrıca orada tüm sınıf vardı! Tek sen yoktun!"
"Kıskandın mı?"
"Seni kıskanacağımı sanmıyorum Aksoy. Beni ne kadar sevdiğini kanıtlamaya çalışıyorum! Fakat %50 ihtimal bile yok. Çok üzücü. Şimdi defol git evimden Aksoy çünkü sana tahammül edemiyorum!"
"Sana olan sevgim hesaplanamaz Elisa!"
"Ben hesapladım %0,01. Ayrıca evimden gitmeyeceksen polisi arayacağım."
Yanağımdan öpüp gittiğinde dün Müge'nin yanına gitmesini hatırlayıp içimdeki aşk pıtırcığına engel oldum. Affedilecek bir yanını göremiyorum. Gören varsa bana da göstersin lütfen!
Saat 13:26'yı gösterdiğinde sıkıntıdan ve ağrıdan patlayacaktım! Kol kırığı bu kadar da acıtmaz ama ya! Biraz insaf be!!
Zar zor tişört ve eşofmanımı giyip dışarı çıktığımda yeni bir Dünya'ya geldiğimi düşündüm. Telefonum çalınca baktığımda yabancı bir numara olduğunu gördüm. Açıp açmamak arasında kaldım ama açtım sonuç olarak.
-Alo?
-Elisa! Nasılsın? Bil bakalım kimim ben??!
-Doruk sen benim numaramı nereden buldun?
-Karıştırma oraları şimdi. Sen okula gelmeyince bende senin yanına geleyim dedim. Nerede bulaşacağız? Neresi yakın sana?
-Konum atsam gelir misin?
-Gelirim, hadi at!
-Tamam atıyorum.
Yüzüme kapattığında homurdandım. Bu insanların bana takıntısı mı var? Hepsi yüzüme kapatıyor.
Doruk'a konumu attığımda onu beklemeye başladım. Mavi spor arabasıyla gelmişti. Yanıma gelirken bir anda silah sesi duyuldu... Doruk kanlar içinde yere yığılırken korkuyla yanına koştum. Lanet olsun ki bu mahalle ıssızdı! Etrafta yine kimse yoktu. Neden sürekli biri vuruluyor?
Hastaneye gittiğimizde Ege'yi de aradım. Neyseki numarasını unutmamışım.
-Alo?
-Aksoy derhal hastaneye gel!
-Elisa? Noldu?
-Doruk... Vuruldu... Şehir hastanesine gel.
Telaşla telefonu yüzüme kapatırken Doruk'un ameliyatının bitmesini bekledim.
Ege geldiğinde Doruk hâlâ çıkmamıştı. Onu mahalleye çağırmasaydım şuan burada olmazdık. Ege yanıma oturup "Nasıl oldu bu?" diye sordu.
"Beni aradı. Buluşalım dedi bende ona konum attım. Çağırdığım konum ıssızdı... Doruk arabayla gelmişti. Yanıma tam gelirken silah sesi duyuldu. Sonra kanlar içinde yere yığıldı..."
Pişmanım ama ne fayda ki? Son pişmanlık neye yarar? Yaramıyor işte...
1 saat sonra Doruk çıktığında doktorun yanına gittim.
"Nasıl? O iyi mi?"
Merakla yüzüne bakarken Ege'de onun diyeceklerini bekliyordu.
"Kurşun omuriliğe gelmiş. Bu da hastanın geçirebileceği felç olayını tetikliyor. Hasta uyandığında geçici olarak felç kalabilir. Fakat şuan komada. Hayati tehlikeyi hâlâ atlatamadı."
Gözümden yaşlar süzülmeye başlarken dizlerimin bağı çözülmüş gibi kendimi yere bıraktım. Ne demek koma da? Nasıl felç kalabilir? Hâlâ nasıl hayati tehlikesini atlatamadı?...
Ege yanıma gelip "O çok güçlüdür. Küçükken Alper yüzünden kolu kırılmıştı. Canı çok yanmıştı ama Alper'e hiç kızmadı. Doktor bir daha kolunu kullanamayabilir demişti ama herşeye rağmen dayandı. Şimdi küçük bir mermiden bizi bırakmaz. Kendini suçlama..." diyip teselli etti ama şuan komada. Kolu kırık değil ki?
Aradan 6 saat geçmişti. Yani saat 19:54 diyebilirim. Doruk hâlâ komadaydı. Doktor hâlâ hayati tehlikesinin olduğunu söyledi. Yanına giremiyordum bile. Doktordan yalvar yakar izin almıştım. Doruk'un sessiz, kıpırdamayan vücudunu görünce içimde bir burukluk oldu.
"Hadi yine dalga geç! Yine espiri yap! Yeter ki susma... Özür dilerim, özür dilerim..."
Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
"Uyansana! Yemin ederim istediğin kadar bana yenge de, canın istediğinde öp kızmayacağım. Alnımdan öp ama böyle susma!"
Neden uyanmıyor!?
"Uyansana ya! Beni bırakma Doruk! Kimsesi olmayan bir kızı kimsesiz yapma."
Hemşirenin uyarmasıyla dışarı çıktım. Ben Doruk'un konuşmasını özledim ama...
Dışarı çıktığımda Ege bitkin bir hâldeydi. Müge neden burada? Kim ona haber verdi? Beni görünce Ege ayağa kalktı "Bir gelişme var mı?" diye umutsuzca gözüme baktı.
"Hayır"
Bu kızın sorunu ne ya? Bana gıcıklık olsun diye Ege'ye sarılıyor. Şuan sadece Doruk'un uyanmasını istiyorum.
Gördüğüm kabuslar yüzünden uyandığımda Ege'nin de uyuduğunu gördüm. Müge? Nerede olduğunu bilmiyorum. Pekte umurumda değil. Hangi deliktedir Allah bilir. Telefonuma baktığımda gece 3:30'du. Doruk'a bakmak için camın kenarına gittim.
"Uyan artık be Doruk. Uyanacağını bilsem canımı veririm. Yeter ki uyan..."
Rengi hafif solmuştu. Yüzü artık neşeli değildi... Neden bu kadar mutsuz ve sessiz duruyor? O hep gülerdi ama.
Kolumun ağrısı yine başlayınca yanıma ağrı kesici almayı unuttuğumu farkettim. Acıdan kıvranıyordum resmen. "Allah belanı versin Müge!" diye söylendiğimde canım daha çok acıdı. "Hep belalar beni bulur zaten!" diyerek tekrar söylendim. Geri yerime oturunca uyumuşum ya da uyumaya çalıştım.
Bu sefer uyandığımda Ege yoktu. Her yerim ağrıyordu zaten. Doruk'a baktığımda hiçbir şekilde gelişme yoktu.
"Daha ne kadar uyuyacaksın uykucu? Bence artık uyan yoksa senin beynini deşeceğim!"
Arkamdan gelen sesle irkildim. Yabancı bir sesti.
"Seni duyamayacak."
"Ne biliyorsun belki duyuyor?!"
"Duymuyor. Kendini kaptırma bu umutlara."
"Merak etme seni görünce onun kulakları duymayı yitirdi. Kapatırılacak umut kalmadı!"
Neler diyorum ben? Adama neler dedim.
"Şey... Kusura bakmayın. Moralim bozuk olunca ağzımdan kaçtı"
"Sorun değil asabi kız. Seni önemseyemeyecek kadar işim var."
"Adımın Elisa olduğunu söylemedim sanırım bay suratsız."
"Yaratıcılığın mükemmelmiş asabi kız."
"Yakışıklılığın ile kişiliğin arasında çok fark var."
"Yakışıklı mıyım?"
"Çirkin misin?"
"Emin değilim ve komadaki insanlar seni duyamazlar, bilinçleri kapalı olur asabi şey. İnsanların seni kaçık sanmasını istemezsin sanırım."
Bay suratsız uzaklaştığında tekrar Doruk'a baktım.
"Senin yüzünden birde kaçık sanılmadıydık! Uyandığında hepsinin hesabını sana soracağım!! Beni duymak zorundasın anlıyor musun?"
Bir anda halüsinasyon görüp refleks olarak kırık olan kolumu uzattığımda duvara çarpmıştım. Ağzımdan "Ah!" diye bir inilti çıkmıştı. Buna bas baya bağırmak denir ama yapacak birşey yok canımdan can gitti sanki. Ege'nin geldiğini hissedip arkamı döndüğümde telaşla yanıma geldi. "Neden kolunu duvara vuruyorsun? Kafayı mı yedin? Daha da çok canın acıyacak!"
"Halüsinasyon görmek elimde olan birşey değil! Canım da acımadı ayrıca!"
Bundan daha iyi bir yalan bulabilirdim değil mi?
"Canın acımadığı hâlde böyle hastaneyi ayağa kaldırıyorsun. Canın acımasa Allah bilir ne olur?!"
"Sesim bir anda yükseldi. Dalmışım!"
"Bunu da geçtim. Daha yeni kendi kendinle konuştuğunu başka biri görse yemin ederim kaçık sanar!"
"Bugün de herkesin kaçık olduğumu söyleyesi geldi heralde!"
"Benden başka biri daha mı söyledi?"
Ona açıklama yapmakla uğraşamam çok üzgünüm.
"Hayır."
"Yalan söylediğini anlayabiliyorum."
"Şuan tek derdin bu mu?! Doruk hâlâ komada!"
Yapacak birşey yok valla. Kendi çıkarlarını düşünüyor. Biraz da arkadaşını düşünsün!
"Dünden beri kolunun ağrıdığını görebiliyorum. Bu yüzden ağrı kesici aldım eczaneden."
"Ağrı kesici kolumun ağrısını geçirir ama kalbimin ağrısını geçirmez."
"Ağrı kesici olarak beni mi istiyorsun yani?"
Lan! Kendi kuyumu kazdım. Ben ne dedim o ne anladı. Gelde şimdi konuyu anlat!
"Kendi çıkarlarını sürekli düşünmek zorunda mısın? Ben onu mu dedim şimdi!"
"Demedin mi?!"
Aklıma bir anda Doruk gelince gözlerim doldu. Şimdi olsaydı kavga etmemizi mısır yiyerek izlerdi.
"Elisa kıracak birşey mi dedim? Özür dilerim."
Sarıldığında buna çok ihtiyacım vardı ama yapamazdım. Ondan uzaklaşarak "Demedin, boşver." dedim.
"Nereye kadar benden kaçacaksın?"
"Şuan bunun konuşmak için doğru zaman olmadığını biliyorsun değil mi?"
"Haklısın tamam ama benden kaçtığın sürece nasıl seninle konuşayım?"
"Konuşma o zaman Aksoy! Daha kaç defa diyeceğim sen beni en büyük hayalimin içinde tek bıraktın! Lunaparka ben ilk defa seninle gitmiştim! Benim en büyük hayalimdi lunaparka gitmek! O hayali seninle gerçekleştirdim ama sen beni o hayalin içinde tek bıraktın. Beni yaraladığın o gün Ateş beni sardı. Çünkü ben kimsesizim anlıyor musun? Beni saracak birine ihtiyacım vardı ama bu sen değildin. Sen beni, benim aşkımla yaktın. Benim artık kırılacak bir kalbim yok Aksoy! Kalbim var ama kırmak artık o kadar kolay olmayacak. Bu saatten sonra kalbimin atmasını engelleyecek herşeyi atomlarına ayırırım. Aynı şey senin içinde geçerli Aksoy!"
Söylediklerim karşısında sertçe yutkundu. Pişman olduğunu göremiyorum açıkçası. Pişman olsaydı dün Müge için değil benim için endişelenirdi.
2 haftadır ne doğru düzgün birşey yiyordum ne de içiyordum. Bu süre zarfında Ege'yle artık göz göze gelmiyorduk bile.
Üstümdeki kıyafetlere değinmek bile istemiyorum! Çok kirlenmişlerdi. Bugün gidip kıyafetlerimi değiştirmem lazım yoksa doktor beni bu hâlde gördükçe kıyafetlerimi o verecekti.
Eve gidip şort ve tişört giyindim. Bu günlerde hava çok sıcaktı zaten. Üstüme biraz parfüm sıktım.
Hastaneye gittiğimde Ege'nin uyuduğunu gördüm. Ah be adamım bana bunları yapmasaydın şuan bunlar olmayabilirdi.
Sana ihtiyacım var ama dokunamıyorum, sarılamıyorum, konuşamıyorum bile.
Doruk'a baktığımda hâlâ hiçbir şey değişmemişti. Gülüşünü özledim... Sonra Ege'ye baktım uyuyordu. Kokusuna hasret kaldım... İkiside yakınımda ama ikisinede hasretim.