İçeriğe geç

KALBİMDEKİ LEKE

Bölüm 21 · 8 dk okuma

KALBİMDEKİ LEKE

Bölüm 21

İNTİKAM

Biz insanlar çok kafaya takarız. Kendimizin yaşamadığı ama gördüğü, duyduğu olayları bile çok kafaya takarız. Bizi en çok yoran da bu değil mi? Çok düşünmek, kafaya çok takmak. Elalem ne der? Bunu beğenir mi? Beni neden sevmiyor? Çok mu çirkinim? Bizler bu sorunu kafaya takıyoruz. Hayatımızı onların yönlendirmesine izin veriyoruz. Fakat bu bizim hayatımız değil mi? Neden onları her attığımız adım da düşünüyoruz? Bunu bırakmamız gerekmiyor mu?

Onların hayatımıza karşımasına izin vermemeliyiz. Bizim hayatımız, bizim huylarımız, bizim yaptıklarımız onları ilgilendirmiyor sonuçta. Ben küçükken sürekli insanların hakkımda neler düşüneceğini düşünerek hareket ederdim. 17 yaşıma kadar da hep öyleydim. Şimdi 18 yaşındayım insanlar benim hayatımda etkisiz eleman. Onların çok zayıf olduğumu düşünmesi ya da artık daha gıcık bir hâl aldığımı düşünmesi beni üzmüyor çünkü ben böyle mutluyum. Kendimi her şekilde değiştirmeye çalıştım. Değiştim de.

Tayland'da dayımın büyük bir holding sahibi olduğunu demiş miydim? Dayım kısa bir süredir beni arıyormuş. Çünkü yeni öğrenmiş bir yeğeni olduğunu! Neyse ki Tayland'da karşılaştık. Evet, bana evi o ayarladı. Bana her konuda yardımcı oldu. Şuan her hareketimi gözlemlediğini biliyorum ama aşırı kafa dengi bir adam. Ama gece Ege'yi eve aldığımı görünce bana kızabilir. Çünkü beni kıskanıyor. Kendilerinin hiç çocuğu olmamış ve beni artık kendi çocukları gibi seviyorlar.

Okulun bahçesine geldiğimde Doruk beni çekiştirerek sessiz bir yere getirdi.

"Oğlum noldu?"

"Ege..." dedi ve yutkundu.

"Ee noldu sonra?"

"Seni seviyor! Ondan intikamını al ama onu öldürme."

"Ben intikamımı 1 yıl 1 ay onu burada tek bırakarak aldım bile. O benim canımı yaktı. Ama inan bana o yıllarda bende acı çektim. İntihara bile kalkıştım çünkü canımı sevdiğim adam yaktı. En büyük darbeyi ben ondan aldım. İlk intihara giriştiğim de ben doğum günümdeydim. Benim canım doğduğum gün ölmeyi isteyecek kadar yandı! Bana şimdi gelip Ege'nin sevgisinden bahsetme! Çünkü sevgisi ikimizide yakıyor!!"

Burnum sızlıyordu ve sesimi çok yükseltmiştim. Artık sinirlerime ve sesimi kontrol edemiyorum. Sesim bu sefer çok yüksekti.. Doruk sanırım duyduklarının şokundaydı. Evet.hepsi doğruydu benim canım doğum günümde intihar edecek kadar yanmıştı. Doruk bana sarıldığında ağlamamak için kendimi sıkıyordum.

"Ağlamasana!"

"Beni de ağlak yaptın inanamıyorum sana!"

Gülerek ondan ayrıldığımda Ege'nin bizi dinlediğini gördüm. En azından belki yaptıklarının farkına varır.

İlk dersimiz beden eğitimi olduğu için çantamı spor salonuna koydum. Hoca "Kızlar basketbol erkeklerde futbol oynayacak. " dedi. Basketbol oynamayı severim.

Hoca takımları ayarladığında Müge ile aynı takımda olmamamız iyi oldu. Erkeklerde Atlas ve Ege aynı takımda değil. En azından kavga etmeyecekler. Sorunsuz bir maç olması dileğiyle ilk kızlar başlıyor.

Topu potaya atacağım zaman Müge iterek yere düşürdü. Sağ dizim ikidir yara alıyor. İnsaf be!

"Gerizekalı! Ne diye itiyorsun?"

"Yanlışlıkla oldu!"

"Bende yanlışlıkla beynini deşerim bundan sonra!"

"Ne canın varmış. İncilerin döküldü sanki!"

"Döküldü, var mı?"

Hoca Müge'ye fual dediğinde sinirden nefesini tutuyordu. İyiki adaletli bir hoca yoksa Müge'yi tahtalı köye gönderebilirdim!

34-56 puan ile biz öndeydik. Şuan Müge'nin o yüzünü görmeyi çok isterdiniz. Attığım baskette Atlas "Harikasın!" diyince yüzsüzlüğüne güldüm.

Bu sefer basket atmaya hazırlanırken Müge itince kafam demire geliyordu. Düşünsenize o demir tam kafama giriyor! İyiki elimi hafif kesti. Kafama gelmesinden iyidir.

"Kızım sen nasıl bir hastasın! Ölebilirdim aptal!"

"Umurumda olduğunu sanmıyorum."

Üzerine yürüdüğümde Müge sırıtıyordu. Ben dalarım buna!

"Kendine gel çocukça hareketlerini kendine sakla! Çünkü benim sabrım taşmak üzere. Bir değil iki değil bıktırdın!!"

"Sabrın taşsın bakalım ne yaparsın?"

"Deneyelim istersen. Ölmezsen sürekli yaparız."

"Başlayalım o zaman."

Tam yumruk atacakken yumruğunu tutup tekme attım. Müge yere sülük gibi yapışırken hoca sinirle "Ne yapıyorsunuz siz ha? Tutanak mı yemek istiyorsunuz?" diyip kükreyince sürede bitmişti. Bir yere oturup suyumu içtim. Müge ağlamaya başlayınca krizler geçirecektim. Tüm ilgiyi üstüne çekmek istiyor! Allah'ın bildiğini kulundan mı saklayalım. Canım onu çok pis dövmek istiyordu. Nasip bugüneymiş. Elim hafif kesilmemiş derin kesilmişti bu yüzden kan üzerime bulaşacaktı. Çantamda peçete ararken Atlas getirmişti. "Sağol" diyerek geri yerime oturdum. Erkeklerin maçı başlayacaktı. Merak ediyordum çünkü her iki takımda iyi oynuyordu.

4-6 Ege'nin takımı yenilirken Atlas, Ege'ye olan nefretini ona maçta yansıtıyordu. Ege'de altında kalmayıp ona karşılık veriyordu.

Atlas artık damarına o kadar basmıştı ki Ege onu göğsünden iteleyerek yere düşürdü. Hoca hemen müdahale etti.

Son anda Ege'nin takımı kazandı. Tabii şuan Atlas'ın sinirden moraran yüzünü görmek çok keyif veriyordu.

Ege yanıma gelmişti. Peçeteyi atıp elimi gazlı bezle sarınca "Gerek yoktu" diye söylendim.

"Varmış demek ki."

"Küçük bir yaraydı. Bazı yaralardan daha az acı veriyordu. Acı vermiyor da diyebilirim."

"Beni hiçbir zaman dinlemeyeceksin değil mi?"

"Dinleyecek birşey yok ortada."

"Yok..." diye mırıldandı.

Sınıfa gidince Müge yanıma gelip "Ringe çıkalım" diye konuştu. Ringe çıkmak mı? Karşımda şansı olduğunu sanmıyorum.

"Sen ve ben mi?"

"Evet? Noldu korktun mu?"

"Karşımda şansım olduğunu düşünmüyorum."

"Bence öyle deme. Ne zaman istersin?"

"Akşama ne dersin?"

"Gayet güzel olur. Saat 21:00'de gelirsin, kaçmazsan tabii"

"O zaman akşama kadar iyice çalış. Çünkü 21:00'de hışmından geçeceğim."

"Geçilmezsen iyidir."

"Merak etme bebeğim yılların intikamını almadan ölemem."

"Göreceğiz"

Etrafıma baktığımda sınıftakiler bizi dinliyordu. Ayıp değil mi?! Ne diye dinliyorsunuz? Sırama geçtiğimde sınıftakiler "Sizi izlemek için geleceğiz. Ona göre!" diyerek bize gaz veriyorlardı. Benim gaza ihtiyacım yok. İntikamımı alma isteği daha çok. Kinci değildim ama Müge'nin küçükken bana attığı iftirayı unutamam! Onun yüzünden yaşadıklarımı saymıyorum.

~GEÇMİŞ (ÇİÇEK KIZ YURDU)~

-Yıl 2015-

Daha 10 yaşındaydım. Yurdun müdürü Sahra abla beni yanına çağırmıştı. O zamanlar Müge yurda geleli 2 yıl olmuştu. Bana karşı büyük bir kin tutuyordu.

Sahra abla Müge'ye dönüp "Gördüklerinden eminsin değil mi kızım?" diye sormuştu. Neyden emin miydi? Müge "Eminim!" diye bağırdığında hiçbir şey anlamıyordum. "Tamam kızım çıkabilirsin sen." diyip Sahra abla onu göndermişti. Sonra bana dönüp

"Müge'nin gümüş olan kolyesini sen mi çaldın Elisa!? Bana sakın yalan söyleme!" bağırdığında korkmuştum.

"Hayır ben çalmadım! Onun odasına bile girmedim!!"

"Bana bağırma pis hırsız!" Hırsız demesi üzmüştü. Ben çalmadım ki?..

"Ben çalmadım Sahra abla. Yemin ederim!" diye direndim ama kadın beni dinlemiyordu. Müge onu inandırmıştı.

"Sen çaldın pis yaratık!"

"Sana çalmadım diyorum!!" Bana tokat attığında canım yanmıştı.

"Bana sesini yükseltme pis yaratık! Seni başka bir yurda göndereceğim!"

"Hepiniz çok kötüsünüz! Çalmadım diyorum ne diye vuruyorsunuz!"

"Defol git odana! Yarın başka yurda gideceksin!"

Odasından çıktığımda odama gidip ağlamaya başladım. Aynı odada kaldığım kişiler bir anda bana "Hırsız!" diyerek rencide etmeye başladılar. Müge ise hiç kimse ona bakmadığı için bana gülüyordu. İçlerinden birini "Ben hırsız değilim!" diyerek ittim. Bu seferde bana "Onu öldürecektin" diyip bağırdılar. Neden kimse bana inanmıyor?

Sabah kadar ağlamıştım. Herkes bana hırsız diyordu. Sahra abla odaya gelip "Elisa gidiyorsun artık!" diyip bir arabaya bindirdi.

O günden sonra Müge'ye hep kızgındım.

~ŞİMDİKİ ZAMAN~

Okulun geriye kalan zamanları sorunsuz bitmişti. Şükür yani.

Akşam için Müge'yle yaptığımız anlaşma var. Bu yüzden iyi beslenmeliyim değil mi?

Sanırım geç kaldım çünkü 21:30'du saat. İçeriye girince gözüm Ege'ye ve Doruk'a kaydı. Sonra da Müge'ye.

"Kaçtın sandım" dedi Müge.

"Geldiğime göre kaçmamışımdır."

Ringe çıktığımızda öfkeme yenik düşüp enerjimi harcamamam gerektiğinin sürekli kendime hatırlatıyordum. Dişimizin kırılmaması için jel dişlik taktık. Elimiz için de boks eldivenlerini taktık. Evet, hazırdık, hazırdım ve intikamımı almak için sabırsızlanıyorum. Arkadan gelen Müge'yi destekleyenlerin sesini duymak ona olan hırsımı arttırıyordu. Yine de duymamaya çalışıyordum. Doruk'un "Sana güveniyorum Elisa! Hadi kızım!!" diyen sesini duyup kendi kendime güldüm. Hakem "1...2"

"3" dediğinde Müge hakeme gitmesi için işaret etti.

"Başlayalım bebeğim çünkü seni dövmek için sabırsızlanıyorum." dedim.

Şuan artık kimin ne dediğini duyamıyordum. Artık bu savaş bitmeliydi. Bugün bitecekti, bitmek zorundaydı! Bana yumruk atacakken yumruğunu tutup ona yumruğu ben attım. Sert atmış olacağım ki burnu şimdiden kanamaya başlamıştı.

"Çok hassasmışsın!"

"Bakalım kim hassas!"

Karnıma attığı tekmeyle öksürdüm.

"Daha iyisini beklerdim!" diyerek onu kışkırttım. Yüzüme yumruk attım. Bana doğru adım atacakken ayağına çelme takıp yere düşürdüm.

"Sanırım sen benden de kötüsün."

"Karakter olarak diyorsan senden daha kötüsü olamaz."

Nefes nefese kalmıştık ikimizde. İkimizde sert darbeler almıştık ama pes etmemiştik. Bence birimiz pes etmek zorunda. Müge tekme atıp yere düşürünce ayağa hemen kalkıp çenesine yumruğumu geçirdim. Kan kustuğunda bana karşı çok hırçınlaştı. Kolyemi kopardığında o kadar sinirlenmiştim ki karnına geçirdiğim yumrukla yere düştü.

"Öldür!"

Ne? Onu öldüreyim mi?

"Ha?"

"Öldür beni intikamını al! Çünkü sana hırsız dedirtmiştim!"

"Biliyorum!"

"Biliyor musun annen iyiki ölmüş çünkü senin gibi kızı olduğunu görse kadın intihar eder! Beni öldür korkak!"

Yüzüne yediği bilmem kaçıncı milyon yumruktan sonra sol koluma bastı. Acıyla inlediğimde kolumun kırıldığını hissettim. Ben solak biriyim şimdi ne yapacağım?! Acının verdiği nefretle sağ elimle ona vurmaya devam ettim.

Kendimi kaybettiğimde Ege beni kendisine çekip "Yeter! Onu öldüreceksin!" diye uyardığında Müge'ye baktım. Tanınmaz bir hâldeydi. Gözü morarmış, burnu kanayan ve kan kusan birine dönmüştü! Bunu ben yapmadım değil mi? Ege'den kurtulup Müge'nin yanına gittiğimde hâlâ yaşıyordu. Kolum da çok pis ağrıyordu. Sanırım gerçekten kırdı! Ringten indiğimde Ege, Müge'yi kucağına alıp onu indirdi. Müge ise bunu fırsat bilip kolunu Ege'nin boynuna doladı. Gelde tekrar dövme. Ağzımdaki dişlik ve elimdeki eldivenleri sinirle attığımda Doruk "İyi misin? Harikaydın kızım!!" diye teselli edince kafamı evet anlamında salladım. Üstüme ceketimi giydiğimde kolumun ağrısı daha da şiddetleniyordu. Hastaneye gitmeden bununla mücadele edemeyeceğim.

Hastaneye gittiğimde doktor "Kolun bilekten kırılmış. Bir ay alçıda kalacak. 2 haftalık rapor yazıyorum. 1 ay sonra kontrole gelirsiniz efendim." diyip alçıya aldığında hâlâ kolum ağrıyordu. Nasıl da kırdı kolumu. Keşke bir kere daha vursaydım. İçimde kaldı.

Aslında Ege'yi hâlâ seviyorum. Yalan yok ona aşığım. Fakat orada benim için değilde Müge için endişelenip onu hastaneye götürmesi sıkıntılı yani. Seviyorsan ne diye sevdiğini değilde eski sevgilini götürürsün hastaneye! Hayır, onu affetmeyeceğim. Kalbim senin salak sevgin yüzünden beynimi üzümem sen arka planda kal biraz daha yoksa birisi seni kırmadan ben kıracağım. Başıma gelenler hep duygularım yüzünden. Şu kalp uslansa ne mutlu bana. Ama yok nerede kaçık varsa onu buluyor. Biraz beyini örnek alsa çok mu?! Ne güzel adam gibi duruyor. Kimsenin kırmasına izin vermiyor. Kendini koruyor.

Ağrılar içinde sıcacık yatağımda uykuya dalmaya çalıştım. Ama çalıştım. Müge eğer bana okulda bir laf at bu sefer ecelin ben olacağım! Seni bir kaşık suda boğasım var!

Zar zor ağrılarla uyudum. Ara sıra ağrılar yüzünden uyanıyorum fakat az da olsa uykumu alıyorum işte. Ne mutlu bana!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.