İçeriğe geç

KALBİMDEKİ LEKE

Bölüm 20 · 12 dk okuma

KALBİMDEKİ LEKE

Bölüm 20

TAYLAND

Uyandığımda herşeyi hatırlıyor olmam iyiydi ve tatil olması harikaydı. Kötü olan şey başımın çok ağrıması. İlk kez içince insan böyle oluyor heralde. Üstüme sporcu atleti, altıma da kısa şort giyip çıkacakken siyah ceketimi de alıp çıktım.

Kış ayındayız ama hava yakıyordu. Bu yüzden üşümüyordum. Biraz yürüyüş yaptıktan sonra deniz kenarına oturdum. Telefonum dün kırıldığı için telefonsuz hayat yaşıyordum.

Ayağa kalkacakken Müge ve Ege'nin geldiğini gördüm. Bunlar beni mi takip ediyor? Üstümü temizleyerek kalktığımda Ege beni süzüyordu. Gideyim derken birine çarptım. Geriye doğru düşürken sağolsun düşürdüğü gibi adam tutmasını da bildi. "Özür dilerim hanımefendi görmedim dalmışım da"

"Tamam tamam sorun değil. Düşmediğim için mutluyum" adam tebessüm ederek gittiğinde "Milletin nasıl gözü var. Bakar bakmaz nazar değdirdiler. Tabi bu vücut bu fizik herkes ister." diye söylediğimde Müge'nin "Ben istemem" dediğini duydum. "Sen istesende olmaz. Kafaya takma bebeğim." diye gittim. Yine orada sinir krizi geçirdiğini söylesem inanır mısınız? Tam olarak öyleydi yüzüne baktığımda sinirden bu sefer mosmor olmuştu. Gülerek gittiğimde gözümü başka bir yerde açtım. Bu rutin oldu bende ha. Ne bu insanların beni başka yere götürme isteği anlamadım ki. Yanımda Alper'i görünce "Alper?" diye sordum. O ise psikopat gibi gülüp "Ekrana bak, izle" dedi. Ege ve Müge'nin aynı oda da durduğunu gördüm. "Bana ne bundan. Saadete gel bilader. Neden getirdin buraya?"

"İzle!" dedi tekrar.

İzlemeye devam ettiğimde Müge, Ege'ye "Elisa'yı hiç sevdin mi?" diye sordu. "Zerre sevmedim güzelim."

diyip onu öptüğünde ondan 2. Kez nefret ettiğimi fark ettim. Tamam öyle dedi nefretim arttı ama şimdi napıyım baskın mı yapıyım odalarına? "Neden sevgili oldun o zaman onunla?" Diye soru soran Müge ağzını eğe eğe konuşuyor. Gelde şarteller atmasın. Ege, Müge'nin sorusuna "Atlas'ın kudurması, senin de duygularından emin olmak için güzelim." diyerek cevap vermişti. Alper'e dönüp "Neden böyle birşey yaptın? Ege senin arkadaşın değil mi?" diye sordum. "Ege, arkadaşım değil! Beni hep dışladılar. Ege hep kendi çıkarları için insanları kullanıyor." Ayağımı çözüp beni onların kaldığı odaya götürdüğünde kendisi karşımızda duran küçük odaya geçti. Müge "Sen ne arıyorsun burada!" diyince

"Biliyor musun sizinle aynı yere kaçırıldım!"

"Ne?! Burası otelin bir odası ve buraya nasıl girdin?"

"Alper sağolsun getirdi. Sizin o konuşmalarınızı dinlemek zorunda da bıraktı. Ha bu arada ağzını eğe eğe konuşunca yamuk tencereye benziyorsun."

Bana doğru yürüyünce içeri Doruk'un da girdiğini gördüm. Alper'e bağırarak "Beni buraya getirme amacın neydi? Amacın Ege ve Doruk'a seni dışladıkları için hesap soracaksan benim buradaki görevimi söyle bari!!"

Alper en sonunda konuşmak için ağzını araladığında "Bora..." dedi. Ne Bora? "O, Atlas ve benim adamımdı. Ege'nin sana deli gibi bağlı olduğunu bildiğim için o adamın sana dokunması senden çok onu etkileyecekti. Bende senin canının yanması onun canını da acıtır diye Bora'dan bunu yapmasını istedim. İleri giderse sorun olmayacağını da belirttim tabii. Yangın çıkmasını da yurttan birkaç kız sayesinde çıkardım."

"Şerefsiz!"

"Elisa çok ayıp! Bora burada hem. Senden özür dileyecekmiş yanına gitsene."

"Sen hep boş konuşuyorsun iyiki dışlanmışsın"

"Birazdan o dışlanmanın bedelini Müge ya da sen ödersen karışmam."

"Sustum aman iyi be!"

İçeri Bora girince geriye adım attım. Doruk önüne geçip "Elisa'dan uzak dur!" dedi.

"Sen karışma! Ona yaptıklarım için özür dileyeceğim."

"Özürünü kendine sakla!" Doruk'a yumruk attığında, Doruk'un eli bağlı olduğu için birşey yapamıyordu. Ege, onun eli bağlı değildi ama onun benim için birşey yapmasını istemiyorum. Doruk'un dudağı patlamıştı yanına giderek "Özür dilerim."

"Aptal kız sen yapmadın!"

"Olsun yine de özür dilerim."

Bora'nın ensemden çekip geriye düşürdüğünde gözümün önüne yaptıkları geldi. "Bu sefer yardım edecek kimsen olduğunu sanmıyorum."

"İstediğimi hatırlamıyorum!" Ayağımla bacak arasına tekme attığımda daha çok sinirlendi. Yüzüme tokat atacakken elim bağlı olduğu için bu seferde karnına tekme attım ama ne fayda! Adam taş heralde işlemiyor!! "Bana bak adam akıllı dur!"

"Sen adam olursan seni örnek alırım."

Bu sefer yüzüme yediğim tokatla canım gerçekten yandı. Alper'in "Kızı rahat bırak yeter artık" demesiyle odadan çıkması bir oldu. Doruk "Ege! Elin bağlı değildi! Neden onu korumak yerine seyirci oluyorsun!"

Ege cevap vermemişti. Neden versin ki? Alper o odadan yanımıza gelip "Şimdi istediğiniz gibi dövebilirsiniz."

dediğinde Ege "Elimi senin gibi birinin kanıyla kirletemem." diyip onu yere itince Alper bu seferde Doruk'a döndü. "Ya sen?"

"Kardeşimiz gibiydin. Şuan sana inanamıyorum. Sana dokunarak, seninle daha fazla konuşarak hem vücudumu hemde ruhumu kirletemem."

"O zaman gidebilirsiniz çünkü sizden istediğim gerçeği öğrenmeniz. Elisa sende bu oyunda yardımcı olduğun için teşekkür ederim. Ege senin için yeterince acı çekti."

"Yansa umurumda olur mu?"

"Olmaz değil mi artık?"

"Olmaz ve şimdi gidiyorum."

Buradan ayrıldığımda koşuyordum. Birşeyden kaçar gibi kaçıyordum. Yorulup yavaşça yürümeye başladığımda oradan çok uzaklaşmamıştım. Karşıdan karşıya geçerken hızla gelen arabayı gördüğümde takılıp yere düştüm. Tam kalkıp gideyim derken arabanın bana çarpmasıyla ağzımdan kan gelmeye başladı. Bilincimi kaybetmiştim sadece kan kusuyordum.

Sanırım bu aralar gözümü başka bir yerde veya hastanede açmaya alışmalıyım. Odaya alınmıştım ve başımda kimsem yoktu. Benim için endişelenecek kimsem yoktu. Ben alıştım, kimsenin benim için endişelenmediği görmeye. Odaya Ege girdiğinde "İlaçların" dedi. "İstemiyorum, acıya alışığım."

"Al şunu."

"Defol git! Seni görmek bile istemiyorum."

"Şunu al!"

"Sen kıt mısın? DEFOL GİT. İMDAT! YARDIM EDİN! GİT! GİT! ŞİMDİDE BEN SENİ İSTEMİYORUM! SENİN BANA VERECEĞİN ŞEYLERDEN NE HÂYIR GELİR? ODADAN ÇIKMAZSAN POLİS DİYE BAĞIRIRIM!"

Odadan çıktığında derin bir nefes aldım.

Hastaneden taburcu olduğumda ne Doruk'u ne de Ege'yi gördüm. Tayland'a gidecektim. Biriktirdiğim 2 trilyonun yarısından çoğu aslında annemin biriktirdiği paraydı. Biletimi almıştım 17:30'da kalkacaktı. Koşarak gelen karşımda bir adet Ege vardı. Ege Aksoy... "Elisa seni seviyorum." Beni göğsüne çekip sarıldığında onu iteleyerek "Ne yapıyorsun? Aptal!" diye onu azarladım. "Bir daha bana dokunma Ege Aksoy! Çünkü ben nasibi senden aldım!"

Bir silah sesi duyduğumda Ege yere yığıldı. Etrafa baktığımda herkes soğuktan içeride bekliyordu. Görünürde kimse yoktu. "Elisa... Özür dilerim." Telefonumu alıp Doruk'u aradım "112'yi çağırmazsanız Ege hava limanından ölü bedeniyle çıkacak." diyip kapattım. "Aksoy bu sana yaptığım son iyilik oldu, olacak. Bundan sonra sana eyvallahım yok."

~YAZAR'DAN~

Doruk, 112'yi arayıp Ege'yi hastaneye götürmüştü. Ege ise yaşama tutunmuştu. Elisa gittiğinden beri Ege daha farklıydı. Yaptıklarından pişmandı. Alper'e inandığı için kendisinden nefret ediyordu. Elisa'dan ayrılmasının sebebi Alper'in annesinin Dubai'ye iş nedeniyle gittiğinde araba kazasıyla ölüm döşeğinde olduğunu, annesinin, Ege'den istediği ise Elisa'dan ayrılmasıydı. Ege, annesini çok seviyordu bu isteğini mecbur kabul edecekti. Elisa'dan ayrılmıştı ama yarım hissediyordu.

Alper onları kaçırdığında her şeyin yalan olduğunu anlamıştı. Elisa'ya hiçbir şey diyemedi. Ona kızgındı, dinlemeyecekti. Hastanede dedikleri Ege'ye çok kızgın olduğunu açıklamıştı.

Ege, Elisa'nın başka bir ülkeye gideceğini öğrendiğinde engellememesi, onun orada mutlu olacağını düşünüyordu. Fakat Alper'in, kendisini öldüreceğini öğrendiğinden dolayı ona "seni seviyorum" demek için ölümü göze alarak uçağın kalkacağa yere gitmişti. Sırtından vurulduğunda hâlâ Elisa'yı düşünüyordu. Onu derinden etkileyen Elisa'nın "Aksoy bu sana yaptığım son iyilik oldu, olacak. Bundan sonra sana eyvallahım yok." demesi olmuştu.

Elisa gideli 1 yıl 1 ay geçmişti. Ege, her gün onun geleceğini düşünerek okula gidiyordu. O günü hayal ediyordu. Doruk ise Elisa'nın nerede olduğunu bulmak için çabalıyordu. Elisa gittiğinde tüm sosyal medya hesaplarını kapatmış, numarasını değiştirmişti. Anlayacağınız onlarla tüm bağını koparmıştı.

Doruk, Ege'nin bu hâlini görmekten bıkmıştı. Annesi, Ege'nin, Elisa'ya olan sevgisini anlayınca onların ilişkisini rahat bırakmıştı. Hatta Elisa'yı o da arıyordu. Ancak hiçbir izini bulamamışlardı.

Ege bu sabah artık Elisa'nın geleceği gün bugün demeden okula gitmişti. Müge, hâlâ Ege'ye yakınlaşmaya çalışıyor ama Ege onu takacak durumda değildi. 3. ders hoca sınıfa girdiğinde "Çocuklar bugün sınıfımızda öğrenci geldi. Adı Elisa Uyar." Ege onun ismini duyunca kaskatı kesilmişti. Doruk ona heyecanla döndüğünde "Doruk duyduklarım doğru mu? O geldi mi?.." diye sordu. Ege, o gittiğinden beri halüsinasyon görüyordu. "O geldi Ege. Elisa bugün geldi." Doruk bile mutluluktan ağlayacakken Ege acaba ne yapardı? Sınıfa Elisa girdiğinde eski Elisa'dan kalan tek şey kahverengi gözleriydi... Orta boy uzunlukta olan saçları uzamış, kahverengi dalgalı saçları düzleştirilmiş, bal köpüğü rengindeydi. Eski kilosundan eser yoktu. Zayıflamıştı, eskiden hüzünle bakan gözleri artık nefretle etrafı yakıyordu. Gözleri Ege'yi bulunca gülüşü soldu. Elisa'nın kalbi nefretle yanmaya başlamıştı. Buraya da Ege'den yarım kalan intikamını almaya gelmişti. Ege'nin karşısında 17 yaşındaki Elisa yoktu. 18 yaşında intikam ateşiyle yanıp tutuşan Elisa vardı.

~Elisa'dan~

Bugün Rüya kolejinde ilk günüm. Eskisi kadar heyecan vermeyen o okuldayım. Tayland'da spora gitmiştim. Boks eğitimi de almıştım. Okulda da derslerimi düzeltmiştim. En azından sayısalı...

Hocanın karşısında ki sıra boş olduğu için oraya oturdum.

Teneffüs olunca Atlas "Sen daha mı çok güzelleştin?" sorusuna "hep güzeldim sadece biraz kazık yemem lazımmış." dedim. Ateş'i görmek için gittiğimde o da kapıdaydı. Koşarak ona sarıldığımda "Özledim lan seni kerata!" diyerek kıkırdadım.

"Elisa sen ne yaptın kendinide daha fazla güzelleştin?"

"Kazık yedim!"

"Aptal kız ben ciddiyim! Saçların harika!!"

"Onlar hep harikaydı!"

Ayrıldığımda Ateş'in sakallarının uzadığını gördüm. Yakışmış kerataya.

"Hadi kantine gidelim. Yoksa öleceğim açlıktan."

"O zaman yiyeceğin şeyler benden!"

"HELAL BE SANA YÜRÜ BE KOÇUM KİM TUTAR SENİ. ASLANIM BE!" diye bağırdığımda herkesin bize baktığını gördüm. "Şey sanırım fazla bağırdım..." Ateş'le gülerken kantine doğru gitmeye yöneldiğimizde Ege'nin beni izlediğini gördüm. Yanıma geldiğinde "Özledim seni be gülüm." dedi. Napıyım şimdi ağlayayım mı? Hem gülüm nedir ya?

Onu takmadan gittiğimde bu sefer de Doruk "Elisa! Kızım özlettin be kendini!" diyince ona da sarıldım. Alnımdan öpecekken "Öpülmeyi sevmiyorum." diyerek itiraz ettim.

Ateş ile kantinden tost ve ayranı gömdükten sonra ikimizde sınıflarımıza gittik. Dersimiz boştu. Evet hoca yoktu. Bende uyuyarak geçirdim.

Okul çıkışı olmuştu. Doruk beni evine çağırmıştı. Zorla gidiyorum!

Eve gittiğimde Doruk "Evde birkaç şey eksik hemen geliyorum!" diyerek evden çıktı. O gittiğinden 1-2 dakika sonra içeri girince şaşırmıştım. Hemen nasıl geldi? "Doruk? Sen misin??!" kapının kilitlendiğini duyunca telaşlandım ve kapıya gittim. Ege'nin olduğunu görünce kapıyı açmaya çalıştım.

"Kapıyı aç!"

"Öncelikle halletmemiz gereken işimiz var."

"Seninle yapacak hiçbir şeyim yok!"

Kapıyla duvarların arasında mesafe çok az olduğu için geriye attığım ilk adımda duvara çarptım. Ege de kolunu kaçmayım diye duvara doğru uzattı.

"Şimdi güzelim-" Ege'nin lafını tamamlamasına izin vermeden attığım tekmeyle inledi. "Öpmeyecektim! Öpmeyecektim! Neden tekme atıyorsun. Lanet olsun!!"

"Açmazsan kapıyı yakarım seni!"

"Yaktın yakacağın kadar kadın. Hem kalbimi hem de hayatımı. Daha ne kadar yakacaksın!"

"Aç dedim! Dertlerin beni ilgilendirmiyor! Açmazsan yemin ederim yakarım hem evi hemde kendimi!"

"Tamam açıyorum lanet olsun!"

Eve gittiğimde saat 20:56'ydı. Uykum vardı ve bu saatte uyuyacağım.

Gece dışardan gelen sesle uyandım. "Abi gece gece ne işiniz var camın önünde. İşsiz misiniz?!" diye homurdandığımda Ege kapıdaydı. Müslüm Gürses'in affet şarkısını söylüyordu. Ah! Keşke kapıda tek o olsa!! TÜM MAHALLE KAPIMDA EGE'Yİ AFFETMEMİ BEKLİYOR.

Eğer seni kırdıysam

Darıl bana

Ama bir gün beni ararsan

Bak ruhuna

Birden gecem tutarsa

Güneşi çevir bana

Sevgilim bağışla

Biraz zor olsa da

"Hey! Aksoy kapımdan defol git! Uykumu böldüğün için ayrı kızgınım!"

O ise devam ediyordu.

Affet beni akşamüstü

Gölgem uzarken

Öğleden sonra affet

Ne zaman istersen

Affet beni gece vakti

Ay doğmuş süzülürken

Sabaha kalmadan affet

Tam ayrılık derken

Çünkü sen çölüme yağmur oldun

Sen geceme gündüz oldun

Sen canıma yoldaş oldun

Sen kışıma yorgan oldun

"Yeter! Yeter!! Git artık!!!"

Beni umursamadan devam etti.

Affet beni akşamüstü

Gölgem uzarken

Öğleden sonra affet

Ne zaman istersen

Affet beni gece vakti

Ay doğmuş süzülürken

Sabaha kalmadan affet

Tam ayrılık derken

Çünkü sen çölüme yağmur oldun

Sen geceme gündüz oldun

Sen canıma yoldaş oldun

Sen kışıma yorgan oldun

Medine abla:

"Affet kızım şu çocuğu. Belliki pişman olmuş. Gece gece bizi de rahat bıraksın hem."

"Onu affetmek değil günahımı vermem!"

Ege'yi omuzlarından sallayıp kendine gelmesi için uğraştığımda hiç etki etmemişti. Doruk'un numarasını iyiki ezberlemişim! Telefon 4. çalışında açılmıştı.

-Doruk!

-Elisa? Noldu gece gece?

-Sarhoş arkadaşını alıp götürmezsen karakoldan zor alırsın!

-Ege'den mi bahsediyoruz? Ne yaptı?

-Kapıma dayanmış Müslüm Gürses affet şarkısını söylüyor!

-Üzgünüm sizin ilişkinize karışmam.

-Yemin ederim polisi ararım!!

Dıt... Dıt.... Dıt...

Yüzüme kapatmakta nedir be! Off bu sarhoşla nasıl ilgileneceğim? Tamam, polisi arayarak geceyi orada geçiremem. Ee şimdi ne yapacağım? Ege'nin cebinden telefonunu alıp rehberine girdim. Bu işle annesi ilgilenir! Sonuçta beni sevdiğini söyleyemem. Onu aradım ama açmadı! Bu kadının derdi ne? Neden çocuğuyla ilgilenmiyor ki! 6. arayışımda elhamdülillah açmıştı.

-Alo?

Öyle bir sesi vardı ki kadının buz gibiydi. Yemin ederim ne diyeceğimi unuttum!

-Şey... Ee... Ha! Oğlunuz şuan kapımda! Lütfen sarhoş evladınızı buradan alır mısınız?!

-Elisa sensin değil mi?

Evet demeliyim sanırım.

-Evet benim.

-Üzgünüm ama ben Dubai'deyim sanırım İstanbul'a gelmem yaklaşık 4 saat 25 dakika sürer. O da aktarmasız uçuş olursa. Ayrıca bilet almak lazım. Şuan bilet yok. 3-4 gün dayanabilirsen gelirim.

-O zaman birini gönderin ve şunu alın!

-Benim oğluma şu diyemezsin!

-Kapıma dayandı ne diyim? Sayın Ege Aksoy'u buradan alır mısınız? Dememi mi bekliyorsunuz!?

-Biraz daha kibar olabilirsin!

-Üzgünüm olamam. Çünkü ben kaba biriyim anlıyor musunuz? Eğer oğlunuzu almazsanız da karakollarda onu süründürürüm!

-Nasıl gelememi bekliyorsun!? Bilet yok ve 4 saatten fazla sürebilecek yolculuk bu!

-Hiç burada adamınız yok mu? Onlar alsın!

-Yok!

-Of!!

Telefonu kapatıp başka kimi arayacağımı düşündüğümde babası aklıma geldi. Umarım numarasını kaydetmiştir!! Evet babam diye kaydettiği için çabuk buldum. İyi bari rehberi karışık değilmiş. Aradığımda telefon hemen açıldı.

-Ege oğlum?

-Ege değilim. Sizi Ege'nin sarhoş hâlde kapıma dayandığı için onu buradan almanızı istiyorum.

-Gece gece nasıl geleyim kızım?

-Gelin işte bir şekilde!

-Gelemem kızım kendiniz halledin.

Dıt... Dıt... Dıt...

Hepsi bilerek mi yapıyor bunu!! Of! Böyle olmayacak. Etrafa baktığımda herkes beni dinliyordu. "Tamam onu şimdi alacaklar. Gidebilirsiniz." diyerek onları yolladım. Ege'yi de içeri aldım. Beni buna mecbur bıraktı. İnanamıyorum!! Onu taşırken dizimi sehpanın sivri yerine çarpttım. İnlediğimde Ege'nin yarı uyuyor olduğunu gördüm.

"Of ya! Senin yüzünüzden dizimi kestim. Niye her bela beni buluyor." Homurdandığımda Ege'nin umursamadığını gördüm. Onun yüzünden olduğunu anlaması için ne yapıyım? Onu zar zor kanepeye oturttum ama uykumun içine ettiği için uykum KAÇTI. Şimdi gelde uyu!

Onu ayıltmam lazım doğal olarak kahve yaptım. Zorla içirdiğimde artık ne kadar içmişse bir türlü ayılmıyordu!! Bu ona yaptığım 7. kahveydi sanırım. Yavaş yavaş kendine gelince "Elisa..." diye mırıldandı.

"Elisa seni sevmiyorum. Sana deliler gibi aşığım ben."

"Neden gittin ha? 1 yıl 1 ay geçti..."

"Öldürseydin beni daha az canım yanardı." konuştukça moralim bozuluyordu.

"Sus artık!"

"Çok sustum Elisa. Konuşmak istiyorum seninle artık."

"İstemiyorum ama ben."

"Dinle o zaman!"

"Ne günah işledim ben?"

Saat sabah 5:16'yı gösteriyordu. Ege'nin uyumasına müsaade edip, kendim spor yapmak için şortumu ve sporcu atletimi giyip çıktım.

Geldiğimde saat 7:46'ydı. Ders 8:30'da başlıyordu. Daha zaman çoktu. Biraz atıştırdıktan sonra Ege'nin yemesi için tepsiye yiyecek şeyler koydum.

Yanına gittiğimde yoktu. Nereye kayboldu bu çocuk? Göz açıp kapayana kadar nereye gitti? Tam arkamı döndüm gideyim derken ona çarptım. Herşey yere dökülmüştü!

"Arkamda ne diye dikiliyorsun! İyilik yapanda kabahat!"

"Şuan tek sıkıntı bu mu?"

"Korona yeniden başladı da benim mi haberim yok?"

"Onu kastetmiyordum."

"O zaman açık konuşsaydın Allah Allah. Şimdi çekil ve şunları toplamama müsaade et."

Beni kendine çekip:

"Sence çok zayıflamamış mısın?"

"Hayır."

"Üstüne ceket giyip dışarı çıksaydın keşke."

"Yok ceketsiz çıkmak daha iyi. Farkındaysan Mart ayındayız ve bugün hava yakıyor!"

"Senin beni yaktığın gibi yakmaz be gülüm."

"Yine tekme yemek istemiyorsan beni rahat bırak Aksoy!"

"Soyadımla hitap etmeni sevmiyorum. Ege de!"

"Yok Aksoy daha iyi. Bırak beni artık!"

"Beni dinle lütfen."

"Seninle konuşacak ya da seni dinleyecek zamanım yok!"

"Hâlâ kırgınsın değil mi?"

"Ben sana kırgın değilim. Çünkü senden kırgın olamayacak kadar uzaklaştım."

"Yapma güzelim. İzin ver tekrar kalbini kazanayım."

"Ben kalbimi gömdüm. Hemde nerede biliyor musun? O partide!"

"Yapma Elisa, ben seni yaraladım ama sen beni öldürdün."

Onu iteledim ve yere dökülenleri topladım. Sonra odama gidip üstümü giyindim. Geldiğimde Ege gitmişti. Bugün otobüsle değil yürüyerek okula gitmeye karar verdim...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.