-SABAH-
~Elisa'dan~
Şuan saat 5:34'ti ve ben yatakta sessizce oturmuş düşünüyordum. Neyi mi düşünüyordum o günü.. Tacize uğradığım o günü.. O adam demeye utandığım şahısın bana zorla dokunduğu çaresizce onu ittirmeye çalıştığım, ağladığım zaman bana "Biri sesini duysa bile yardım etmeyecek, buna alışmalısın. Kimsen yoksa seni düşünen bile olmayacak, bence daha fazla kendini yorma" demesi kadar haklı birşey yoktu. Bu Dünya'da artık böyle şeyler normalleştiriliyor. Senin tecavüze uğrarken bağırdığın da insanlar seni duyduğunda seni dilsiz sayıyorlar, kendilerini de sağır yapıyorlar. İşte bu bir gerçekti.
Sabah kahvaltı yapmak için aşağı indiğimde Alper ve Doruk vardı. Alper:
"Günaydın Elisa"
"İkinizede günaydın da Ege nerede?"
Doruk, Alper'e bakıp "Sabah erkenden çıkmış." diyerek somurtup üstüne "Ege'de Ege biraz bizi de seven olsa keşke." diye ekledi.
Kıkırdayarak "Çocuk gibisin" dedim. Omuzlarını bana ne? der gibi kaldırdığında tam birşey diyecektim ki Alper "Kahvaltı yapmaya ne dersiniz?" diye bizi uyardı. Anlaşılan acıkmıştı.
"Doruk, Ege ne zaman gelecek?" Sanırım bu saatte 143. soruşumdu. "Yengecim gelecek merak etme. Kaçmadı ya." Onu sorularımla bıktırırken saate baktım. 14:52'yi gösteriyordu. Of diyerek iç çektiğimde Doruk, bir yere gitti. Acaba onu da mı karamsarlık bastı?
Saat 17:38'i gösterirken Doruk yanımıza geldi. Alper de sanırım sorularımdan bıkmış olacakki artık cevap vermeye tenezzül bile etmiyordu. Doruk elindeki telefonu gösterince telefonu alıp
-Alo
-Elisa, şuan önemli bir işim var. Beni merak etme. Geleceğim. Sen 19:00'dan önce hazırlanmış ol.
Sonra dıt...dıt...dıt... telefonu yüzüme kapattı. Bu aptal acaba beni de düşünmeli miydi biraz? Ne demek merak etme? Hödük.. Zavallı duygusal kalbimi üzdü. Doruk'a sarıldım tabi onu gerçekten yakın arkadaş olarak görüyordum. En sevdiğim özelliği ise pozitif, şakacı bir yapısı olması. "Teşekkürler Doruk. Beni dinlemedi ama en azından sesini duydum."
"Sen yeter ki dakka başı Ege ne zaman gelecek? diye sorma." Kıkırdayarak odama gittiğimde ne giyeceğime karar vermeliydim ana sorun şu ki KIYAFETLERİM YURTTA! Aptal kafam şimdi yurda nasıl gideyim? Odanın kapısı çalınca içeri giren Tuğçe ablayı gördüm. İçeriye bir sürü elbise, kıyafet getirmişti. "Bunları Ege Bey gönderdi." dedi. Odadan çıkınca hepsine göz attım. Nereye gideceğimizi bilmiyordum. Sahi ya nereye gidecektik? Tamam, bunu bilmiyorsak bizde abartı olmayan, çok da sade olmayan bir elbise seçeriz. İçlerinden bana yakışacağını düşündüğüm krem renkli ceket ve mini etek takımı giydim. İçine de beyaz badi giyip saçlarımı yapmaya başladım. Saate baktığımda 18:19'du.
Saçlarımı dağınık topuz yaptığımda, yüzüme de hafif bir makyaj yaptım.
Hazırladığımda SAAT 18:57'YDİ. 3 dakika kalmıştı. Heyecandan elim ayağım birbirine dolaştı. Evet gerçekten de dolaştı çünkü tam boy aynasına son kez bakmak için giderken yere yapıştım. Bugün zavallı kolum için yakıyoruz. Canım acıdı ama o kadar da drama Queen değilim. Aşağıya inmek için yeltendiğimde Ege ve diğerlerinin gülüşme sesini duydum. Ben yanlarına gidince Doruk "Ege'nin prensesi gelmiş sonunda" diyince Ege'nin yüzü asıldı. "Ege'nin prensesi olmak istemem Ege'nin incisi olmak isterdim ama o da İzmir. Üzgünüm Ege ile hiç bağım yok." Bunları diyince aklıma 3391 km geldi. Ege'nin incisi... Ğöğe bak İzmir, Ege seni özledi... O kitap gerçekten harikaydı. Aslında bir gerçek var o da ben Beyza Alkoç fanıyım sanırım. Kadının her kelimesi ayrı bir güzel. Kendiside, kitaplarıda harika! Yaralasar, karantina, kar küresi, no:26 ve daha çok böyle kitaba aşığım sanırım.
Alper "Elisa, lütfen sabahtan beri başımızın etini sadece Ege'ye bakmak için mi yedin? Git bari sarıl!" diyince Ege'nin o umursamaz tavrına baktım. Noldu bu hödüğe? Tamam o tavrından taviz vermezse bizde vermeyiz kısasa kısas. "Üzgünüm ama beni istemeyeni bende istemem!" diyerek yanıma gelen Ege'ye göz devirdim. Şey... Bu çok cringe geldi.. Beni göğsüne çekip sarıldığında sanki son kez sarılıyormuş gibiydi. Son kez vanilya gibi kokan saçlarımı kokluyordu sanki.
Doruk ve Alper'de birbirlerine sarılmış bizi izliyorlardı. Ciddi anlamda Doruk, Ege ve bana hüzünle bakıyordu. Doruk'u ilk defa böyle hüzünlü bakışlar atarken, enerjisiz görüyordum.
Arabaya bindiğimizde Ege müziklerden birini açmıştı. Şarkı Manuş Baba'nın şarkısından Dönersen Islık Çal. Şöyle diyordu:
Olmuyor, ne yapsam olmuyor, bu kaçıncı, ayrılık akşamı
Duvarda, asılı resminle bir benden, bir sen geçiyor
Hiç bekleme, dönemem,dönemem belki de
Şarkı bittiğinde bu seferde Buray'ın Kış Bahçeleri şarkısı çalmaya başladı. Bu seferde şarkı:
"Git" diyemedi
Sevdi mi, sevmedi mi, anlayamadım
Hayatının en kıyısına
En köşesine sığamadım
Sonra başka bir nakaratında:
Bir of çektim içimden
Of
Aşk gitti
Aşk veda etti
Biliyor musunuz şarkılar bence içimizi anlatıyor. Kalbimizdekileri söylüyor, anlatıyordu. Şuan içimde kötü bir his var. Kalbimi sıkıştırıyor desem yeridir. Aslında heyecanlıyım da 1. Dönemin bittiğinde bir parti verilecek okulda. Şarkılar ile dolu bir gün olacak.
Lunaparka geldiğimizde Ege ile gondola bindik. Sonra ısrarlarım sonucu korku trenine bindik. Önüme kafası patlamış bir zombi geldiğinde Ege'nin elini sıkıca tuttum. O ise hiç tepki vermedi.
Yağmur yağmaya başladı. Ege ile eve gitmek için yöneldiğimde elimi tutmayı bırakıp karşıma geçti. Ona ne diyecek diye bakarken o ağzını aralayıp "Elisa.." dedi. Yutkundu, derin bir nefes alıp "Ayrılalım bitti. Ben yokum artık. Kendi yoluna devam etmelisin." dedi. Gözlerine baktığımda gerçekten doğruyu söylediğini anladım. Gözyaşlarım süzülürken "Senin için bu kadar kolay olmamalı. Böyle çekip gidemezsin." dedim. Arkasına dönüp "Seni kullandım. Atlas'a olan nefretim için seni kullandım." diyerek çekip gitti. Gözyaşlarım yağmura karışmış giderken, Ege beni bırakmıştı bile. Gözlerim karardığında ayakta durmaya çalışıyordum. Bir yandan da nereden geldiğini bilmediğim bir şarkıyı dinliyordum.
Sen ağlama
Bir damla göz yaşın yeter
Sen üzülme gülüm
Gamzende güllerin biter
Yollarıma taş koysalar döneceğim
Gözlerinden yaşlarını sileceğim.
Şarkıyı dinlerken hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Ege'ye karşı sevgi duygumun yerini nefret alıyordu. Ne demek Atlas'a olan nefreti için beni kullandı? Yere dayanamayarak oturduğumda sırılsıklam olmuştum. Üşüyordum.... Yine küçük olmama rağmen çok net hatırladığım 4 yaşındayken babam demeye utandığım adamın beni yağmurun altına bırakıp gittiğindeki gibiyim şuan. Yardım edecek, sığınacak kimsem yoktu...
Gözümü açtığımda lunaparkta değilde başka bir yerde olduğumu anladım. Ateş'in elini alnıma koyduğunu gördüm.
"Uyanmana sevindim Elisa"
"Ateş?"
"Lunaparkta ablamın çantası düşmüş. Yana yana onu evde arıyordu. Sonradan aklına lunaparkta düşürdüğü geldi. Onu aramak için geldiğimde seni perişan hâlde gördüm. Cayır cayır yanıyordun, sırılsıklamdın birde gitme diye sayıklıyordun. Seni o hâlde tek bırakamadım. Ablam doktor olduğu için eve götürecektim. Eğer iyileşmezsen seni hastaneye götürmeyi düşündüm."
"Gerek yok Ateş. Arabayı durdur ben ineceğim."
"Elisa saçmalama! Bu hâlde gidemezsin!!"
"Ateş lütfen durdur. İnan yurda gitmem daha iyi olacak."
"Hayır itiraz istemiyorum. Eve gidip seni iyileştireceğiz. Sonra gitmek istersen gidersin."
"Ne desem kabul etmeyeceksin."
"Aynen öyle de özel değilse bu hâle gelmene sebep olan neydi?"
"Ege..."
"Ha? Sana olan aşkından ölecek olan çocuk seni üzdümü yani? Ciddi olamazsın!"
"Ciddiyim. Hatta beni Atlas'a olan nefreti için kullanmış."
"Nasıl ya?"
"Atlas'tan ayrıldığımda onu çıldırtmak istemiş. Bu yüzden benimle sevgili olmuş. Zaten şuan Müge'yle sevgili olur. Onu da bana olan nefreti için kullanmazsa."
"Öyle birşey yaparsa sende benimle sevgiliymiş gibi yap! Emin ol çıldıracaktır. Çünkü ne kadar kullandım desede ben onun sana olan sevgisini biliyorum. Sana aşık!"
"O kadar küçük düşmeyeceğim. Seni kullanamam ben. Bana en çok koyan Müge'yle sevgili olacağı değil ki. Kullandığı hâlde seviyorum, aşığım demesi.."
"Cemal Süreya Aslında ayrılıklar değil de, gidenin sevmediği halde ' seviyorum ' demesi en çok koyuyor insana. demiş. Gerçekten de öyle oluyor değil mi?"
"Evet..." Hapşurduğumda Ateş ceketini üstüme örtmem için verdi. "Teşekkür ederim..." sonra yine bir hapsuruk.
"Rica ederim."
"1. Dönemin bitmesine kaç hafta kaldı?"
"Hafta kalmadı Cuma günü 1. Dönem bitiyor Elisa! Sadece 6 gün kaldı. Bugün cumartesi!!"
"Ha?! Gerçekten mi? Ben daha 2 hafta var sanıyordum."
"Partiye geleceksin değil mi?"
"Emin değilim. Sanırım gelmem."
"Bana depresyona gireceğini söyleme! Partiye gelip Ege'ye onsuz da mutlu olduğunu kanıtlaman lazım!"
Düşündüm de evde salya sümük ağlayacak mıyım? Ondan almam gereken bir intikamım var.
"Tamam geleceğim!"
"İşte beklediğim kişilik!! Hatta arabayla seni ben alırım."
Tebessüm ederek "Yanımda olman yeterli." dedim.
"İyiki varız Elisa."
Gözlerimin içi yanıyordu. Yavaş yavaş uykuya teslim oluyordum...
Bu sefer gözlerimi açtığımda odadaydım ve başımda tanımadığım bir kadın vardı. Bu sanırım Ateş'in ablasıydı.
"Merhaba Elisa, ben Ateş'in ablası Narin. Şuan ateşin yüksek canım. Sanırım yağmurda dışarda uzun süre kaldığın için enfeksiyon, grip gibi hastalıklara yakalanmış olma ihtimalin var. Eğer halsizlik veya başka sorunların artarsa çekinmeden söyleyebilirsin. Hemen hastaneye gideriz."
"Yardımcı olduğunuz için teşekkür ederim."
"Rica ederim canım. Birazdan kahvaltını odana getirirler."
Kafamı evet anlamında salladığımda Narin hanım odadan çıktı. Biraz sonra içeriye elinde kahvaltı tepsisiyle Ateş girdi.
"Elisa iyi misin?"
"Halsiz ve yorgun hissediyorum. Birde üşüyorum."
"Hastaneye gidelim"
"Gerek yok"
"Hey iğneden korkmuyorsun değil mi?"
"Hayır! Sadece canımı acıtmasından korkuyorum!!"
"Hastaneye gideceğiz Elisa dolapta ablamın birkaç kıyafeti var. Onlardan birini giy."
"Of!"
Söylene söylene mavi kazak ve bir tane siyah eşofman giyinip Ateş'in yanına gittim. Abi önüne gelen bana kıyafet veriyor. Benimde kıyafetlerim var ama hep yurtta kalıyor. Böyle de olmaz ki beleşçilik gibi oluyor. Neyse nerde beleş oraya yerleş demişler. Bende o usulden gidiyim.
Art arta 5 kez hapşurduğumda gerçekten çok kötü hasta olduğumu anladım.
"Bence hastaneye gerçekten de gitmeliyiz." diye söylendim.
Hastaneye gittiğimizde doktor üşüttüğümü söyledi ve koluma serum taktı. Zavallı vücudum neler çekiyor bu yaşta.
Ateş, fotoğrafımı çektiğinde "depresyona girip bu durumlara düştüğümü söyleyerek Instagramda paylaşmayacaksın değil mi?" diye sordum.
"Öyle yapacağım ve seni etiketleyeceğim. Telefonuna bakabilirsin."
Gerçekten de öyle yazmış! İnsanlar salya sümük depresyonda olduğumu düşünecekler! Somurtup of çektiğimde Ateş kıkırdadı. Bu hâlde insanları gerçekten güldürüyorum helal olsun bana be!
Ateş yine beni dinlemeyerek kendi evine getirmişti. Açıkçası şuan heryerde uyuyabilirim çünkü çok yorgunum ve uykusuzum.
~Ege'den~
Instagramda gezinirken Ateş'in Elisa'nın fotoğrafını çekip üstüne depresyona girip hastanelik olan Elisa! yazmıştı. Demek benden ayrılır ayrılmaz Ateş'in yanına koştu. Fırsat kolluyormuş Ateş'in yanına gitmek için! Doruk omuzumu dokunduğunda kafamı kaldırıp ona baktım.
"Elisa'nın fotoğrafına mı bakıyorsun?"
"Hayır Ateş paylaşmış önüme çıkınca baktım."
"Sen benim tanıdığım Ege değilsin. Benim tanıdığım Ege böyle yapmaz."
"Yanlış tanımışsın"
"Ege ben seni çocukluktan beri tanıyorum. Dün gece neler olduğunu bile anlatmadın. Sadece ayrıldığınızı söyledin."
"Onu Atlas'a olan nefretim yüzünden kullandığımı söyleyip geldim. Tamam mı?"
"Onu kullanmadın. Sen onu gerçekten sevdin hâlâ da seviyorsun! Hem kızı orada tek nasıl bırakırsın? Elisa tacize uğramış biri. Gecenin bir vakti onu orada bırakırken neler olacağını düşünmedin mi? Ya aynı şeyler başına gelirse?"
"Doruk yalan borcum yok. Kullandım onu diyorum. Gereksizdi. Sonra ne olduğu umurumda değil ayrıca. Ne hâli varsa görsün."
"Bak Ege seni deşerim anlıyor musun? Ne oldu da bir anda ondan ayrılmak istedin? Neden yani?"
Bu soruları duymak içimi sıktı. Bu yüzden ayağa kalkmaya yeltendim ama Doruk engel oldu.
"Kalkarsan seni deşerim!"
"Of of! Doruk, Elisa benim için birkaç günlük kızdı. Onu sevmedim bile. Sadece.."
"Devam et sadece ne? Oğlum sen ona aşıksın aşık!"
"Sadece onu Atlas kudursun diye yaptım. Aşık da değilim!"
"Atlas için yapmadın."
"Yaptım yaptım!"
"Kapat o çeneni! Onu hâlâ sevdiğin için o fotoğrafı görünce hemen Ateş'in yanında olduğu için ona kızdın!"
"İstediği yere gidebilir. Ondan nefret dahi etmiyorum."
"Aşıksın."
"Doruk rahat bırak"
"Allah Allah bırakamam kusura bakma. Sen benim yengemi neden bıraktığını açık açık söylemezsen Elisa'nın kaldığı yurda gidip orada intihar ederim."
"O senin yengen değil! Hem açıkladım sebebini."
"O benim yengem."
"Değil Değil!!"
"Yok canım Müge mi olacaktı!?"
"Evet!"
"Hayır!!"
"Evet"
Doruk sinirle giderken "Lan nereye gidiyorsun?"
"İntihar etmeye!"
"Şu saçma şakalarını bırak artık."
Evet, gitti. Sanırım şaka yapmayı bırakmayacak asla.
~Elisa'dan~
Uyandığımda sessizde olan telefonuma baktığımda bildirimlerde Deniz kişisinden 36 cevapsız arama yazıyordu. Deniz tekrar aradığında açtım.
-Deniz?
-Elisa acil yurda gelmelisin!
-Noldu?
-Açıklayamam çabuk gel kendin görmelisin.
Yüzüme kapattığında çabucak merdivenlerden inmeye başladım. Ayağım takılıp tam düşerken Ateş bileğimden tuttu. Durun ben bu sahneyi Hint dizilerinde gördüm!
"Elisa noldu?"
"Yurda gitmem lazım."
"Neden?"
"Bilmiyorum ama gidersem göreceğimi biliyorum."
"Tamam gel gidiyoruz!"
"İtiraz edeceğimi düşünmüyorum çabuk gidelim!"
Yurdun oraya geldiğimizde Doruk tam olarak yurdun çatısındaydı. Ne işi var orada?! İnsanlar yavaş yavaş toplanmış "Kendini atmasına izin vermeyin" diyordu. Ha? İntihar mı edecek? Deniz yanıma gelip "Sen ve Ege diye birini çağırdı. Yoksa kendini atacağını söyledi." dedi. Hemen siyah spor arabasıyla Ege geldi. Doruk:
"Siz Ege ve Elisa eğer barışmazsanız atarım kendimi buradan!"
Ege sinirle küfürler sayarken "Doruk in aşağıya!" diyerek bağırdım.
Ege'yle göz göze geldiğimizde iğne yüzünden moraran koluma gözleri kaydı. Sonrasında:
"Doruk! Eğer aşağıya inmezsen sana içi bol fıstıklı meşhur Gaziantep baklavasından vermem!"
Onun zaafından vursamda etki etmiyor. Kafayı yememek mümkün mü? Ege neden arkadaşı olarak ağzını açmıyor?
"Doruk bak bıktırdın ha iyice sende."
"Barışın!"
Ege sinirle "Eğer aşağıya inmezsen senin tüm belanı-" derken Doruk anlamış olacakki hemen
"Tamam tamam iniyorum." dedi.
İndiğinde onun da gözleri iğne yüzünden moraran koluma kaydı.
"Yenge! Koluna noldu?"
Gitmek istiyordum çünkü Ege'nin yüzünü görmek artık kalbimi sızlatıyordu.
"Yenge... Bana kırgın mısın?" İlk defa onun duygusal konuşmasını duymak çok farklı hissettiyor..
"Sana kırgın değilim. Ben kimseye kırgın değilim. Tek kırgınlığım kendime..."
"Onu hâlâ sevdiğini biliyorum. Şuan yüzünü görmek istemiyorsun. Fakat bari benimle konuş."
"Seninle konuşurum Doruk. İstediğin zaman ara konuşalım ama burada değil."
Doruk'un ağladığını görünce dayanamadım koşarak ona sarıldım. Bu çocuk hiç ağlamasın ya.
"Ağlama eşşek!"
"Ağlamıyorum sadece gözüme saçların kaçtı. Sen neden ağlıyorsun kızım!?"
"Sanırım bu seferde senin saçların benim gözüme kaçtı." Kıkırdadığımızda ondan ayrıldım.
"Gitmem gerek görüşürüz."
"Görüşürüz yenge." Alnımı öptüğünde gerçekten duygulandım.
Ateş hâlâ iyi olmadığım için ablasının bana bakması için kendi evlerine getirdi.
~Okulda~
Ege'nin yanına artık oturmayacağım. Normal olarak. Müge'nin yanında oturan kızın yanına oturdum. Müge, Ege'nin yanına oturur zaten.
Ders başlamıştı. Hoca yoklama alırken sadece Alper'in olmadığını fark ettim. Dünde yoktu. Sanırım hasta ya da başka sorunları var.
Teneffüs olduğunda kafamı sıraya koyup biraz yatmak istedim. Öyle bir şansım var ki BİR ANDA ÇIĞLIK KOPTU. Uykumun içine yaptı. Bu Müge'ydi. Bağırmasının geçerli bir sebebi vardır.
"Ne bağırıp duruyorsun ki?! Noldu?"
"Tırnağım kırıldı salak!"
"TIRNAĞIN KADAR BAŞINA TAŞLAR YAĞSIN!"
"Kapat o çeneni!"
"Senin yüzünden uykum kaçtı anlıyor musun?! Birde bunun için bağırılır mı? Kıyameti kopardın!"
"Bağırılır ben bu tırnaklar için çok uğraştım."
"O tırnaklar bende doğduğumdan beri var şimdi sus. Uyuyacağım."
Ben giderken Ege, Müge'nin yanına gitti. Timsah gözyaşlarını silip, tırnağına yara bandı yapıştırdı. Bu yüzleri görmeye dayanamayacağım. Müdürün yanına gideceğim. Kapısını çalıp girdim.
"Merhaba hocam."
"Merhaba kızım sabah sabah noldu?"
"Hocam ben sınıf değişikliği istiyorum."
"2. Döneme kadar sabret kızım. Bu günü saymazsak 4 gün kaldı bitmesine şimdi sınıfına git."
Bu hoca bana gıcık mı ya hep ters adam. Sınıfa gidip oturduğumda evet zil çaldı. Hocanın girmesini beklerken giren kişinin yüzünü görünce gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Bana göz kırpıp sırıttığında hoca içeri girerek "Çocuklar bu stajyer öğretmenimiz. Yeni geldi okula. Benimle birlikte derslere girecek." dediğinde darıldığımı hissettim. Beni taciz edem adam artık stajyer öğretmen mi?..
"Çocuklar ben Samet. Yeni geldim sizinle tanışmak için sabırsızlanıyorum."
Adı Bora değil miydi? Nasıl Samet ya?
"Şimdi ben çıkıyorum. Samet hocanız sizinle tanışsın."
Hoca çıkarken Doruk tanımış olacak ki elini yumruk yapmıştı.
Herkes onunla tanıştığında sıra bana gelmişti. "Senin adın ne bakalım? Çok sessiz görünüyorsun."
"Elisa" demekle yetindim. "O zaman ilk sorumuzu sen çöz ne dersin?"
"İstemiyorum" diyerek direndim ama zorla kolumdan tutup çektiğinde. Dizlerinin bağı çözülmüş gibi yere düşüp titremeye başladım. "Dokunma! Bana sakın dokunma!!" bağırdığımda kriz geçiriyordum. Ellerim titriyordu, ne konuşabiliyordum ne de birşey duyabiliyordum. Aynı şeyleri tekrarlayarak dokunma diyordum. O ise bilerek daha çok dokunuyordu. Doruk yanıma gelip "Elisa sakin ol. Yanındayım dokunmuyor. Lütfen sakin ol." Konuşamıyorum, titriyorum, üşüyorum, artık Doruk'u duyarken de zorlanıyorum. Bana dokunduğunu hissettiğim anda daha çok titriyordum. Gözlerim kararıyor. Etrafımdaki herşey bulanıklaşıyor. Sadece başımda duran tanıdığım koku vardı. Kim olduğunu hatırlayamıyordum.
"Elisa duyuyor musun beni?"
Dışarıda olduğumuzu fark ettim. Sanırım Doruk sakinleşmem için buraya getirmişti. "Du-duyuyorum" diyerek sakinleşmeye çalıştım.
"Oh be şükür. Çok korktum kızım!"
"Gitti mi o?.."
"Evet.."
Hıçkırarak ağladığımda Doruk "Ağla ve sakinleş. Seni engellemeyeceğim" dedi.
Sakinleştikten sonra sınıfa girdiğimizde Müge'nin bile benim için endişelendiğini gördüm.
"Elisa! İyi misin?"
"İyiyim"
Bana sarıldığında 2. şoka girmiştim. Bu kız beni ne zamandır seviyordu?
"Şey sanırım öleceğim."
"Pardon.."
~3 gün sonra (Perşembe)~
Bugün o adamla dersimiz vardı. Ateş durumu öğrendiğinden beri istediğim için beni yurda bırakmıştı.
Dersimiz o adamaydı. Doruk bu yüzden yanına oturmamı istemişti. Alper'de 5 gündür ortalıkta yoktu.
Ders başladığında Bora'nın gözü bana kaymıştı. Üstelik sırıtıyor. Onun yüzünden yaşadıklarımı bilemez adi adam!
"Elisacım iyi misin? Pazartesi olan dersimizde çok kötü olmuştun."
"İyiydim." diyerek söylendim. O gelene kadar iyiydim tabi.
Derstte bana dokunamamıştı. Bugün güzel olan tek şey sanırım.
Son derstten önceki tenefüste Ege ve Müge içeri girdiğinde sınıftakiler "Oo" diyerek onların sevgili olmalarını istediklerini gözleriyle belli ediyorlardı.
~Cuma Günü~
Akşam parti vardı ve ben ne giyeceğimi bilmiyordum. Yurdun yanındaki parka gittim. Ege'yle bu parkta ortaokuldan arkadaşımla buluştuğum için kavga ettiğimizi hatırladım. Aptal içmişti. Gözlerim dolduğunda iç sesim devreye girmişti.
Hey! Sürekli ağlayacak mısın? Çok duygusalsın salak! Hemen ağlama. Biraz duygularını hiçe say aklını kullan da o seni arasın, senin için ağlasın sen niye ağlıyorsun anlamıyorum ki!?.
Ah! Evet bu sefer ona hak veriyorum. Niye ben hep ağlayan oluyorum ki o ağlasın benim için. Sonuçta beni kaybetti.
Odama gittiğimde yatağımın üstüne elbise ve not vardı. Notta:
Elisa nasılsın? Çok konuşamıyoruz seninle bu aralar ama parti akşam 21:00'de başlayacak. Seni 20:30 da alacağım. Sana yakışacağını düşündüğü için ablam bunu aldı. Görüşürüz kendine iyi bak ve ağlamayı bırak.
-Ateş
Bu çocuk müneccim felan mı nereden biliyor ağladığımı? Her neyse elbise gerçekten de güzel ama partiye gitmek istemiyorum. Sürekli Ege ve Müge'nin yüzünü görmek istemiyorum ama Ateş o kadar elbise felan gönderdiğine göre gitmeliyim değil mi? Gönderdiği elbise dizimin üstünde bitiyor. Krem rengi ve bel yukarısı dardı. Kollarındaki bilekten önceki bol ve bazı yerlerde darlık olması hoşuma gitti. Özellikle kol kısımları harikaydı.
Yurdun önüne gelip Ateş'i beklemeye başladım. Çok beklemeden Ateş geldi. Partiye gittiğimizde herkes birbiriyle konuşuyordu. Bu ortam çok gerici geri gitsem mi? Hayır hayır iç sesime uyup gitmemeliyim Ateş o kadar şey yaptı benim için nasıl gidiyim. Bir masaya geçtiğimizde partide bazıları içiyordu kafayı bulmuş hâlde farklı farklı şeyler yapıyordu. Kimi sevgilisiyle vıcık vıcık öpüşüyor, kimi de hayattan bezmiş somurtuyor. Şey o benim yanlız. Ateş kendisine içki aldığında ben sadece etrafı izliyordum. Sonra şarkılar yavaş yavaş çalmaya başladı. Nakaratlardan biri en sevdiğim kısımdı. Şarkı da yüzyüzeyken konuşuruz.
Tut elimi, bur'dan gidelim
"Olmaz" demeden, dinle beni bi'
Rüzgârım söndü, dindi ateşim
Ah bebeğim, ben hâlâ deliyim
Sen yokken ne gece ne de gündüz
Ne Ay var ne tek bi' yıldız
Her yer karanlık ve ıssız,
göremiyorum
Sonra Aşk mı lazım şarkısı başladı. En sevdiğim kısım gelince mırıldandım.
Aşk mı lazım dert mi lazım
Söyle sevdiğim bize ne lazım
Ayran içtik ayrı düştük
Gülmek istedi şu kara bahtım
Yar beni özletme
Hadi artık aşk yolun
Küçücük sevda meleğim
Ben içki sevmezdim ama sanırım şuan içtim. Her yer dönüyor. Bilim adamları gerçeği söylemiş ya lan! Dünya yuvarlakmış ve dönüyormuş. İlk defa kandırılmadık. Çalan Müslüm Gürses'in Hangimiz sevmedik şarkısını söylendim.
Hangimiz düşmedik, kara sevdaya
Hangimiz sevmedik, çılgınlar gibi
Hangimiz bir kuytu, köşe başında
Bir vefasız için, yol gözlemedik mi
Gözledik ne Müslüm Baba! Hem de Ege için gözledim. Ama birazdan beni görecek. Herkesin bağırarak söylediği o şarkıyı bende söylemeye başladım.
Ayyaş ruhum sayıklıyor
Her zerrem sende çarpıyor
Aşk yok olmaksa şimdiden
Yar ben yokum ben de zaten
Bin çalıntı aşk tecrübesi bakıyor gözlerime ah
Soru soruyorsam tuzağına düşeceğim, bana günah
Saklar mı yüreğin?
Yüreğimi içinin her yerinde?
Eski kelimeler, döndürüyor başımı sen söylediğinde
Her zerren bende çarpıyor Ege! Ben yok oluyorum aşık oldum çünkü! Ege'yle göz göze geldiğimizde şarkı bizim için gibi tam olarak
Hem gündüzüm hem gecem
Her saniyem her bir hecem
Her cevabım sensin
Hem de her bilmecem
Durup baktın göz ucuyla
Başka biri vardı yanında
Sakin kalamazdım
Benim olacağını bilmesem
Bilmem kaç yüz kişi içinden
Gördüm deli gözlerini birden
Belki tanımazdım seni
O konsere gelmesen
Gece sonunda kayboldun
Baktım sana yok olmuştun
Sakin kalamazdım
Benim olacağını bilmesem
Emindim zaten gelceğinden
Gördün beni sen merceğinden
Bense kaçtım gerçeğimden
Kayboldum
Bu nakarat şuan ki zamanlamamız için gibi denk geldi. Müge, Ege'yi çekiştirince şarkıyı belirleyen abilerin yanına gidip "şarkı söyleyeceğim" "açın Ece Seçkin'in dibine dibine şarkısını" diyerek sahneye çıktım. Herkes bana bakarken
Sanki olmazsan yaşayamam
Şu koca dünyada
Sabrı bi' şekilde veriyo'
Emin ol, bana Allah
Bunları Ege'nin gözüne bakarak söylemeye başladım. Ağzımı yamultarak konuşuyordum ama şuan umurumda değil kimin ne düşüneceği. Hemen devam ettim.
Bi' alttan, bi' üstten giriyo'
Or'da burada dolanıyo'
Gidiyo' suyumdan bu ara
Yine kafalar sanıyo'
Of, oh-oh-of
Nasıl sıkıldım senin o dilinden
Evet şimdi o şarkının en sevdiğim kısmına geliyoruz. İşte burada bağırarak söylediğim de herkesin dikkatini çektim.
Bundan sonra seyret sen, gör'ce'n şimdi beni de
Gez'ce'm toz'ca'm, eğlen'ce'm, vuruca'm dibine dibine
Yat'can kalk'ca'n, merak et'ce'n, sor'ca'n "Nereye?"
Gidiyorum cehennemin ta dibine
Bundan sonra seyret sen, gör'ce'n şimdi beni de
Gez'ce'm toz'ca'm, eğlen'ce'm, vuruca'm dibine dibine
Yat'can kalk'ca'n, merak et'ce'n, sor'ca'n "Nereye?"
Gidiyorum cehennemin ta dibine
Buradan sonra Doruk beni çekiştirerek sahneden indirdiğinde "Ne var ya? Bence çoookk iyiydim. Sence de öyle değil mii?"
"Evet çok güzel söyledin ama yeterli bu kadar."
"YETMEZ! ONA DAHA HESAP SORMAM LAZIM! BIRAK BENİ" kolumu çekeceğim sırada sarhoşluğun etkisinden dolayı yere düştüm. Kalkıp o abilerin yanına gittim. "Bu sefer açın İrem Derici Dur yavaş" sesimin güzel olduğunu demiş miydim?
Sahneye tekrar çıktığımda gözler yine benim üzerimdeydi.
Güldürme, nerede görülmüş geri döneni kabullenmek?
Hasretten ölsem, devrilsem um'runda olmaz
Hadi or'dan, illaki bulursun kendine yeni bir ten
Olmazsa utanmadan gülersin başka bi' çerçeveden
Yok efendim çok değişmiş
Çok düşünmüş, geceler etmiş
Öyle gelgitlerle bahar gelmez
Yok efendim çok değişmiş
Çok düşünmüş, geceler etmiş
Öyle gelgitlerle bahar gelmez
Bu şarkıyı da Ege'nin gözlerine bakarak söylediğimde kendimle gurur duyuyordum. Madem konuşmuyoruz şarkılar bizim yerimize konuşsun. Değil mi ama? Yine bağırarak söylemeye başladım.
Dur, yavaş, gönül bu sabah tersinden uyanıyor
Cennete öyle kolay medet umma, yol buradan geçmiyor
Duygusu neymiş öğrenmelisin artık acıyı derininden
Asıl şimdi sen görmelisin aşkı gerçek sahibinden
Dur, yavaş, gönül bu sabah tersinden uyanıyor
Cennete öyle kolay medet umma, yol buradan geçmiyor
Duygusu neymiş öğrenmelisin artık acıyı derininden
Asıl şimdi sen görmelisin aşkı gerçek sahibinden
Müge bana göz devirince "O önceden benimdi haberin olsun hayatım." dedim. Sinirden küplere bindiğinde "Şunu unutma Mügee! Ben benim olanı beleşe kimseye vermem anlııyor musunn?? Şimdi istediğin kadar eğlen tilkinin döveceği yer yine kürkçü dükkanı şuan mutlu olmana izin veriyorsam çocuk sevindirmek sevaptır" ona öpücük yolladığım da sinirden kıpkırmızı olmuştu. Sahneden indiğimde Doruk hâlime gülüyordu. "Ama Doruk yalan mı söylediiim? Ben verir miyim beleşee?"
"Hayır Elisa vermezsin"
Duman'ın adını bilmediğim bir şarkısı çalmaya başladı.
Alışamam, değişemem, gelemedim oyuna
Uzanırım, erişemem, tutamadım elini
Deli gönül, dayanamaz, bildiğini okuyor
Sevilemez, sarılamaz, yine seni arıyor
Aman Allah
Ölene dek, mezara dek, yine seni arıyor
Ah, kimin için atıyor bu yürek?
Söyle kimin için atıyor bu yürek?
Ne yapıp ediyor, sevdiğini üzüyor, aklımız ermez
Aman Allah
Naz mı ediyor gözlerimi süzüyor?
Ah geri gelmez
"KİMİN İÇİN ATIYOR BU YÜREK?" Doruk bağırmamam için ağzımı kapattığında elini ısırdım. Eh evet bu iğrenç. Eline de mi parfüm sıkıyor bu?
"Oğlum eline de mi parfüm sıktın?"
"Elimde izin kaldı lan! Nasıl ısırdın öyle!?"
"Aman sanki elini kopardık sanar. Ne tatlı canın varmış."
"Tamam suçlu yine benim"
"Hep sendiin"
"Evet Elisa evet"
Müge sahneye çıkınca "Bu intihaar mı edecek ya?" diyip Doruk'u dürttüm. "Dinleyelim Elisa bekle."
"Arkadaşlar biliyorum böldüm ama biz Ege'yle sevgiliyiz artık."
Herkes mutluluktan çığlık atarken Müge'nin bana oh olsun bakışlarına sinirlenip masaların üzerinde duran vişne suyunu alıp üstüne döktüm. "Evet şimdi oh olsun. Bir daha bana bakışlarınla olsa bile laf atarsan bu sefer üstüne kendi kanını dökerim ona göre! Hatta kafatasını da öldükten sonra kadeh gibi kullanırım."
"Ha unutmadan eskimiş şeyleri hâlâ sevdiğini bilmiyordum."
Onu bu konudan vurduğum için pişmanım ama ağzımdan kaçtı. Ya da değilim. Hak etti. Sinirle yanıma yaklaşıp tokat atmaya kalktığında "O tokatı bir kez yerim. İkinciye o elini geri U dönüşüyle sana yollarım. Beni küçük Elisa'yla sakın karıştırma Müge! Yoksa bende seni o ilk günlerinle karıştırırım ona göre. Dobralığını o gün yapsaydın keşke de kardeşin ölmeseydi!"
Ah! Hayır bunu söylemem lazımdı. Neler diyorum ben "Allah kahretsin!" diye söylendiğimde Müge'nin gözleri dolmuştu. Onu bu konudan vurmamalıydım. Yalnızken söylesem o kadar üzülmem ama herkesin içinde yapmam büyük hataydı... Müge'nin yanına yaklaştığımda Ege "Onun yanına yaklaşma bile! Dediklerin fazlasıyla yetti." diyip azarladığında geriye doğru adım attığımda Ateş önüme geçip "Bilader sen niye karışıyorsun kızlara? Sana ne yani!? Maydanoz bile bu kadar karışmıyor ha!" dediğinde ne diyeceğimi bilemiyordum. Müge, gözlerinden akan yaşları silip "Benim kardeşim öldü ama annem hâlâ sağ!"
"Sanki annen seni çok mu seviyor ha? Her gün başkasıyla yatıyor kadın. Anasına bak kızını al."
"Ne saçmalıyorsun kızım sen?"
"Yo saçmalamıyorum vallaa. Gayette doğruyu söylüyorum. Hatta ses kaydı da var bende annen itiraf etti. Dur herkes şahit olsun. Hemen açayım. Bir dakika millet!" Ses kaydını açtığımda Müge telefonumu yere atıp kırdı. Onu itileyerek "Senin derdin ne? Doğrular çok mu zoruna gidiyor?! Bence eve gidip annenin şuan kiminle yattığına bak! İlerde belki tekrar kardeşin olur bu sefer onu korursun, kaçmak yerine!"
"Kapat o çeneni! Ben senin tacize uğradığını diyor muyum ya da o konudan vuruyor muyum ha!?"
"Sence umurumda mı? Ben tacize uğradım ben taciz etmedim. Ama sen kaçtın, kurtarmadın!"
"Sus! Sus!! Kes artık şunu. Senin sorunun Ege'yle sevgili olmam mı? Ya da onun seni sevmemesi mi?"
"Dediğim gibi sen anca eskilerimi kullan bu saatten sonra benim derdim ne sen ne de Ege. İkinizde benim derdim olamayacak kadar düşmüşsünüz."
Doruk kolumdan çekiştirince"Doruk bırak! Ege arkadaşın olabilir ama benim hiçbir şeyim bırak herşeyi yüzüne söyleyim!"
"Elisa daha çok yaralıyorsunuz birbirinizi. Yapmayın şunu. Hadi eve gidiyoruz."
"BENİM EVİM YANALI ÇOK OLDU. Şimdi külleri bile yok."
Ege, Doruk'a "Şunu şuradan götür artık." diyince artık duygularımı kenara koymam gerektiğini anladım.
"Ege, şunu unutma ben de Elisa'ysam sana bu yaşattılarının hepsini teker teker ödetirim. Eğer ölürsem seni asla affetmeyeceğimi unutma. Mezarımın 20 metre dâhi yakınından geçme çünkü sana olan aşkımı nefretim kaplıyor. Burdan gideceğim buradan dediğim sadece partiden değil bu ülkeden de gideceğim. Sen yaraladın ama ben kendimi sararım. Sen kırdın ama ben toplarım. Ama sana olan duygumu geri getirir miyim ondan emin değilim. Geldiğim de seni de ben böyle kıracağım ama kendini toplayamayacaksın bile." Kırdığım o bardağı gözüne baka baka yapmıştım. Çünkü artık Ege benim için eski olarak kalacak. Ege sertçe yutkunurken "Şimdi o kırdığın kişinin kırıkları ayağına saplanacak." diye ekledim ve gittim. Doruk arkamdan geliyordu. "Elisa! Bekle! Kızım beklesene!"
"Ne var?" Hâlâ sarhoştum yürüyecek hâlim bile yoktu.
"Gerçekten gidecek misin?"
"Gideceğim."
"Pes mi ediyorsun?"
"Ben hiç pes etmedim Doruk."
"Gitme..."
"5 gün kalacağım burada sadece o da birkaç işim var. Onları halledeceğim."
"Nasıl gideceksin başka bir ülkeye?"
"Orada arkadaşım var onunla kalırım. Parayı sorun ediyorsan bursum var benim. Ondan biriktirdiğim paraları toplarsaak 2 trilyon felan eder."
"Saçmalama gidemezsin!"
"Ege beni çok yaraladı Doruk. O yaralarımı sarmazsam olmaz. Yaralarımı sarıp buraya geleceğim. Sen hiç merak etme."
"Bekliyor olacağım. Senin yeniden eski hâline geldiğini göreceğim."
Ona sarılıp "görüşürüz Doruk."
"Görüşelim Elisa. Çünkü ben yengemi iyi görmek istiyorum."
Ondan ayrılıp "İyi ne demek bomba gibi göreceksin." dedim.
"Peki nereye gideceksin?"
"Söyleyemem. Bir ara söylerim SÜRPRİZ."
Doruk, yurda bıraktığında kendimi derin bir uykuya teslim ettim.