İçeriğe geç

KALBİMDEKİ LEKE

Bölüm 23 · 6 dk okuma

KALBİMDEKİ LEKE

Bölüm 23

İŞKENCE

Bazen yanınızdayken de birini özleyebilirsiniz. Kokusuna, gülüşüne, sinirine bile hasret kalırsınız. Ben kaldığımı demiştim değil mi?

Ege yavaş yavaş uyanırken bakışlarımı üzerinden çektim. Benden yana pes etti sanırım.

Bir anda başım dönünce sendeledim. Ege, "Elisa!" diye refleksle ayağa kalkınca geri yerine oturdu. Tamam, hâlâ benden yana pes etmemiş. Yerime otururken kolumu çarptım. Bu işkence ne zaman bitecek Allah aşkına? Ne güzel ağrısı geçmişti şimdi tekrar başladı. Böyle de olmaz ki! Biri bu işe el atsın artık!!

"Lanet olası şey neden sürekli bana bunu yaşatmak zorundasın? Hangi işkence bu? Çin işkencesi felan mı?"

diye mırıldandığımda Ege'yle göz göze geldim. Sanırım deli olduğumu düşünüyor ama ben deli değilim demedim. Bir ihtimal deli olabilirim. En azından şu okul denen kahrolası yerden de kurtulurum. Tabi okuldan kötü bir yer değilse.

3 hafta olmuştu. Tamı tamına 21 gündür Doruk komada. Arada kıyafetlerimi değiştiriyordum sonra geri geliyordum. Kolum ağrıyordu, doğru düzgün uyuyamadığım için uykum çok ağırdı. Sürekli uyuyordum ama ne fayda!? Ege de aynı şekilde arada duş alıp geliyordu. Bu süreçte nasıl yorulduğumu anlatamam.

Doktorlar bir anda içeri girdiğinde yanlarına gitmeye yeltendim. Ege kolumdan çekip geri yerime oturttu.

"Gitmeme neden engel oluyorsun?"

"Bırakta işlerini yapsınlar. Onların zamanını çalıp Doruk'a zarar verme."

Haklıydı. Ne diye bilirim ki? Kafam saman dolu gibi. Çalışmıyor boş boş benimle geziyor öyle.

Doktorlar çıkınca yanlarına gittim. "O iyi mi?!" diye merakla verecekleri cevabı bekledim.

"Başınız sağolsun efendim" duyduklarım karşısında geriye doğru sendeledim. O ölmüş müydü? İçeri girdim. Doruk'un yüzü de dahil tüm bedenini beyaz bir çarşafla kapatmışlardı. Yanına oturup "Oğlum yenge demene bile birşey demezdim! İstediğin gibi öpseydin kızmazdım! Neden ölüyorsun ha!?" Bir anda Doruk'un gülme sesi geldi. "Lan!" diye bağırdığımda beni kandırmış olduğuna sinirlendim. Ege gülerek içeri geldiğinde onunda parmağı olduğunu anladım.

"Yenge dememe kızmayacaksın öyle mi?"

"Ne? Ne zaman dedim ya onu?"

Çenemi eşek arısı ısırsın!

"Daha yeni dedin ya yengecim."

Doruk, Ege'ye bakıp

"Sende duymadın mı Ege?" sorunca Ege "Duymaz olur muyum?" diye güldü. Bunların oyununa mı geldim ben!? Doruk'un yanındaki yastığı alıp ona vurmaya başladım.

"Yenge vurma! Ah! Canımı acıtıyorsun ben hâlâ hastayım!"

Ege arkamdan gelip kollarımı tutunca "Bırak beni Aksoy!" diye tersledim.

"Aksoy demekten ne zaman vazgeçeceksin?"

"Bilmiyorum, sanırım çıkmaz ayın çarşambasına."

"Elisa, özür diledim ama. Biraz affedici olur musun?"

"Beğenmiyorsan kapı orada! Hem kolumu acıttığının farkında mısın?"

Yanağımdan öpüp gittiğinde benim şarteller attı!

"Pis sapık!"

"Sevgilisine öyle hitap eden ilk kişisin!"

"Ben izin vermedim öpmene? Neden izin almadan öpüyorsun!?"

"Seni öpebilir miyim Elisa?"

"Hayır Aksoy!"

Doruk araya girip "Mahrem denen birşey var!" diye azarladı. Ayağa kalkmaya çalıştığında "Oğlum bacaklarımı hissetmiyorum. Kalkamıyorum da. Noluyo?!!" dediğinde aklıma geçici felç ihtimali geldi.

"Ah! Unutmuşum, geçici olarak felç olacağım." dedi Doruk. Yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi.

"Özür dilerim Doruk, benim yüzümden."

"Geçici olarak felç oldum! Ölmedim ve senin suçun değildi!"

İç çekerek duvara yaslandım. Şimdi Doruk nasıl işlerini yapacak? Yürüyemiyor bile...

4 gün sonra Doruk taburcu olmuştu. Hatta ısrarlarım sayesinde 1 haftadır benim evimde kalıyor. Eh birde bana neler yapıyor bir bilseniz!

"Hadi Elisa kahvaltım nerede? Çok yavaşsın!"

"Getirdim!"

Bu sadece günün başlangıcı desem. Sürekli beni azarlıyor. Kapı çalınca Ege'nin geldiğini görüp açtım.

"Günaydın güzelim." diyip öptüğünde afalladım. Sürekli günaydın güzelim diyordu ama öpmüyordu. Hâlime gülerek içeri girdiğinde bende arkasından içeri girdim. Alıştığım için sabahları kahvaltıyı 3 kişilik hazırlıyordum. Ege de her geldiğinde Doruk ve benim en sevdiğim simitlerden alıyordu. Kendisini unutmuyordu tabii!

Doruk, fizik tedavi görüyordu. Hâlâ yürümesede yarası iyileşmişti. Doktor onun bünyesinin daha güçlü olduğu söyledi. Bu yüzden felç daha kısa sürelide olabilirmiş.

Kahvaltımızı yapmış sessizce otururken Doruk sessizliği bozdu.

"Yengecim senin kolun nasıl? Dün gece ağlamıştın ya çok ağrıyor diye."

Ne!? Ne zaman ağladım? Bundan niye benim haberim yok.

"Ne zaman ağladım? Doruk sen şizofren mi oldun?"

"Ağladın ya!"

Ege, hangimize inanacağı konusunda şaşırmışken telefonu çaldı ve dışarı çıktı. Ardından Doruk, "Ege, senin için üzülsün diye diyorum niye hemen bozuyorsun yengecim!" dediğinde herşey yerine oturdu.

"Bana acımasını istemiyorum! Hem ağlamadım bir daha ağlama konusunu açarsan döverim seni Doruk! Beni sevmesi için acımasını istemiyorum."

"Onu hâlâ seviyorsun ama neden affetmiyorsun?"

Ege içeri girince "Akşam konuşalım Doruk" diyip konuyu kapattım.

Doruk "Ege? Noldu?" diye sorunca Ege 2-3 dakika sustu. Konuşmaya başladığında tüm dikkatimi ona verdim.

"Bence bildiğin konular."

"Ben halledeceğim koçum sen merak etme!"

Ege, Doruk'un son dediklerine buruk bir gülümseme ile cevap verdi.

Saat 19:30'a geliyordu. Yemek hazırlamak için mutfağa geçtim.

Yemek olarak kağıt kebap yaptığımda canım çıkmıştı! Tek kolla yemekte yapılmıyor ki!

Yanına en basitinden salata yapacaktım. Yavaş yavaş doğrarken içeriden birşey düşme sesini duyunca irkildim. Ha birde elimizi kesmemiştik! Bu ne çiledir böyle. Sol kolum kırık, sağ orta parmağım kesik! Her yerim yara bere. Elime küçük bir yara bandı yapıştırıp yemekleri masaya koydum. "Harikulade yemeklerimi yemek isteyeniniz varsa hazırladım!" diye bağırarak onları çağırdım.

Yemeği yerken Doruk bir anda "Kaç çocuğun olsun isterdin?" diye sorunca boğazımda kaldı. Bu yine neyin kafasını yaşıyor?

"24 tane Doruk. Hatta Allah sana iki katını versin!" diyerek bağırdım.

"Doğruyu söyle aa!"

"1 tane Doruk 1 tane!"

Ege'ye dönüp sen? anlamına gelecek bakışlar attığımda Ege de sinirle "3 Doruk!" diye bağırdı.

"Bence ortası iki. Sizin 2 çocuğunuz olsun."

Doruk'a sus artık dercesine bakış attığımda Ege sırıtıyordu. Doruk o dilini eşek arısı ısırsın da gör!

Yemek masasını toplarken Ege yara bandını görüp "Eline noldu?!" diye sordu. "Kestim" dedim.

"Sen Doruk'un yanına git ben toplarım burayı."

"Kendim toplayabilirim Aksoy."

"İzin vermiyorum."

"Ben de izin istemiyorum!"

Kucağına alıp Doruk'un yanına götürürken ayağı takılıp beni de kendisini de düşürüyordu! Olanı da kıracaklar anam. Sıkıca ona tutunduğumda tişörtünü yırtacaktım neredeyse! Uzaklaşmadan önce kokusunu içime çektim. Hâlâ kokusu büyüleyici... Gözlerim yorgunluktan kapanmak için yer arıyordu ve şuan o yeri buldu sanırım. Yavaş yavaş gözlerim kapanıyordu. Bir anda ağzımdan

Kimin için atıyor bu yürek?

Söyle kimin için atıyor bu yürek?

Duman'ın yürek şarkısının bir kısmını söyledim. Neden yaptığımı hiçbir şekilde bilmiyorum. Kokusu bilincimi kapatıyor resmen. Sarhoş gibi beynimi uyuşturuyor. Ege "Kimin için atıyormuş?" diyince "Bilmiyorum" dedim. Acaba ben içtim de haberim mi yok?

Yanımda kal

Yanımda kal

Düşlerim yetmez ki bana

Yanımda kal

Yanımda kal

Çok geç rastladım sana

Bu seferde başka bir şarkıya geçtim. Ne oluyor bana kafamın içine saman mı doldurdular ya? Doruk gülünce "Lan siz bana içki mi verdiniz?!" diye sordum.

"Üzgünüm yengecim. Ağzından laf almamız lazım. Merak etme ağır değil!"

Ege beni oturttuğunda hâlâ gözüm kapalıydı.

"Şimdi güzelim sen beni seviyorsun değil mi?"

"Yoo sevmiyorum."

"Güzelim doğru düzgün cevap ver"

"Yamuk mu cevap veriyorum?"

Doruk iç çekip "Şimdiden yoruldum ha!" diyerek homurdandı. Ege ise devam etti.

"Güzelim sen bana aşıksın."

"Allah Allah!"

"Elisa!"

"Ne var ya! Tekrar sevgili olmamızı mı bekliyorsun? Bu seferde Alper gıcık olsun diye beni kullanacaksın!! İstemiyorum."

"Anlatsam unutacaksın ama ben seni asla kullanmadım be gülüm."

"Diyorsun ki sana saklandı ruhum"

"Aynen öyle güzelim."

"Benim ruhum saklanmadı ama. Ortada kazık gibi duruyor. Biri alıyor atıyor zavallımı. Hem neden muzun kabuğu var lan? Bir de çilek neden tüylü? Ağda yapmıyor mu ya?"

"Elisa iyi misin? Doruk ne kadar döktün içeceğine?"

"Ee... Şey... 4 yudum..."

"2 yudumda kendisine zor gelir! Neden 4 yudum!!! Cahillerle iş yapılmıyor ki! Kız olanı da yitirdi!"

Doruk hâlime bakıp delirdiğimi düşünüyordu.

"Bana cevap verin!"

"Bilmiyorum Elisa bilmiyorum. Yatacak mısın? Uykun geldi mi?"

"GELDİ!"

Ayağa kalkacakken geri yerime oturdum. Gücüm yok!

"Beni kucağına almaya çok mu meraklısın?"

Yine beni kucağına aldı!

Odama geldiğim de kolundan tutup "Gitme yoksa deşerim seni!"diye onu tehdit ettim. "İsterdim ama sabah uyanınca kıyameti koparmanı göze alamam. Bence küçük bir öpücük yeterli" saçlarımı öpünce "Niye kıyameti kopartıyım! Yat lan şuraya!" diyerek onu azarladım.

"Elisa yok ben ölmeyi göze alamam."

"Yat dedim sana!"

"Yok valla olmaz"

"Ege! Beynini patlatırım!"

"Tamam! Tamam!"

Kendimi derin bir uykuya teslim etmiştim. Bir daha uyanmak istemiyorum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.