İki adamın yüzünden tekrar diyabeti yükselen Saliha hanım acil servis bölümüne kaldırılmıştı. Yatakta uzana orta yaşlı kadın seruma bakıp sonra refakatçi olarak yanında kalan can dostu arkadaşına baktı. "Fistan kaç gün içeride kalacaklarmış?" Dedi. Gelinlikçi oturduğu mavi kumaş kaplamalı tekli koltuktan kalkıp arkadaşının omzuna güven verircesine sıktı. "Yarın sabah erkenden çıkacaklarmış. Sen düşünme onları yaptıkları terbiyesizliğin bedelini ödesinler. Serum bittikten sonra gelininin ve kızının yanına gidelim." Dedi. Orta yaşlı kadın kafasını sallamakla yetindi. O serumun bitmesini beklerken arkadaşı Midyat gelininin durumunu öğrenmeye gidip gelmişti. "Saliha gelin hanım iyi kızın yanında merak etme. Doktor her ihtimale karşı bu gece burada kalmasını uygun görmüş." Dedi.
Gözleri dolan gelinlikçi eliyle sildi. Tüm bu olan olaylar onu yüzünden olmuştu. Her şeyi yanlış anlamasaydı Midyat gelini, ağası, can dostu, oğlu bu durumda olmayacaktı. "Ne oldu Fistan neden ağlıyorsun?" Dedi. Orta yaşlı kadının yorgunluğu sesinden belli oluyordu. "Benim yüzümden bu hale geldiniz. Kusura bakma Saliha düzeltmek için ne yapacağımı bilmiyorum. Sen bana geçen telefonda Adaletin kızıyla evlenecek demiştin." Dediğinde orta yaşlı kadın arkadaşının sözünü kesti. "Senin yüzünden değil iki eşek kadar adamların kavgası yüzünden ben ve gelinim bu haldeyiz. Sen tatlı canını üzme." Dedi. Kalbi temiz mükemmel bir arkadaşa sahip olduğu için kendini özel hissediyordu. Omuzunda olan ele dokunup "O ikisi kavga etmek için yer arıyorlardı. Bu da onlara vesile oldu." dedi.
Gelini bir kaç gündür gelmişti ama gün yüzü görmemişti.
Genç kadın yavaş yavaş gözlerini açtığında beyaz tavanla bakıştılar. Kafasını çevirdiğinde ona gülümseyerek bakan güzel görümcesini gördü. "Adını hatırlıyor musun yenge?" Dedi. Genç kadın beklemediği saçma soru karşısında refleks olarak kavisli kaşlarını çattı. "Evet hatırlıyorum Erce kafamı çarpmış olmam hafıza kaybı yaşacağım anlamına gelmez." Dedi kısık sesle. Genç kız yeşil kaplamalı tekli koltuktan kalkıp yengesinin yatağına oturdu. "Her ihtimale karşı yinede sorayım dedim." Dedi. Görümcesinin cevabına gülümsemekle yetindi. Hala başı ağrıyordu kafasının içinde orkestra çalıyordu. Bu deli dolu kızın ruh halini seviyordu. Farklı karakterlere bürünüp çıkıyordu. Dizi oyuncusundan hiçbir farkı yoktu. "Neyse ben doktora haber vereyim uyandığını." Dedi. Odadan çıkan görümcesinin kapı sesiyle başındaki ağrı şiddetlenmişti.
Genç kadın bayılmadan önce yaşananlar aklına gelince yattığı yerde oturur pozisyonuna geldi. O sırada görümcesi ve doktor içeri girmişti. "Geçmiş olsun." Değip yatağın ayak uçlarındaki yatağa kenetlenmiş rapor kağıdını alıp hasta ismine baktı. Elindeki rapora göz gezdirip genç kadının yanına gitti. "Zümra Hanım lütfen gözlerinle parmağımı takip edin." Dedi. Genç kadın doktorun kibarca emrettiği isteği uyguladı. "Zümra Hanım tomografi sonuçlarınız iyi çıkmış. Ama her ihtimale karşı sizi bugün hastanemizde misafir edeceğiz. Tekrar geçmiş olsun Zümra hanım." Dedi. Ellerini beyaz gömleğin cebine koyup odadan çıktı. "Artist. Bende tıp okusaydım şimdiye buranın baş hekimi olurdum." Dedi. Görümcesinin doktora olan tiksinici bakışlarını odaya ilk girdiklerinden beri fark etmişti. "Erce yanlız adamın yaka kartında Baş Hekim Onur SİVİL yazıyordu." Dedi.
Genç kadın etrafında görümcesinden başka biri olmadığı için "Erce abin, annen nerede? Yoksa onlarada mı bir şey oldu?" dedi telaşla. Genç kız panik yapan yengesine olan biteni en küçük ayrıntısına kadar anlattı. Yaşanan olayları yeni öğrenen genç kadın patronunun şu anda nezalatanede olduğu öğrendiğinde kalbine oklar saplanmıştı. İstem dışı elini kalbine götürüp bastırdı. Gözlerini kapatırken bir daha göz yaşı firar etti. Genç kız yengesinin halini görünce anlattığına pişman oldu. Yine dilini tutamamıştı annesinden çok büyük azar işitecekti. "Annem de şimdi acilde serumu yarım saate bitermiş Fistan teyze söyledi. Doktoru çağırmaya giderken koridorda karşılaştık oda senin durumunu sormak için gelmişti. Ama içeri girmek istemdi garibim oda tüm olanlardan kendini suçlu görüyor. Şimdi mesaj attım iyi olduğunu söyledim." Dedi. Genç kadın görümcesinin nezalatane kelimesinden sonra gerçek hayatla bağlarını koparmıştı. Ne yapıyordu dört duvar arasında? Soğuk mudur? Bir günde üşütür mü? Ya hasta olursa rütübetli yerde kalmış ince hastalığa yakalanırsa. Genç kadının kafasında binlerce seneryo üretip durmuştu. Belki çok fazla abartmıştı ama onun suçu değildi. Hepsi izlediği yeşilçam filimlerin suçuydu. Her filmin baş karakteri illaki hapse düşer ince hastalığa yakalanırdı. Onlarda bir nevi film çekiyorlardı. Her film bir oyundu onlarda iki kişilik oyun oynuyorlardı.
Genç kız abisinin nezalathane olduğunu söylediğinden beri yengesi boş gözlerle karşı duvara bakıyordu. Nazikçe yatağa geri uzandırdı. İşte aşk böyle bir şeydi hangi durumda olursan ol seni perişan ediyordu. Boşuna aşk imkansızı seçer demiyorlardı. Genç kadının aşkı yaşarken ölen adamı seçmişti. Tekrar nefes alacak kalbi atacak mıydı? Aşkın yükünü yaralı kalbi kaldırabilecek miydi? Gidecek miydi kalacak mıydı? Kaderin ona sunduğu güzel fırsatı eliyle tepecek miydi? Artık bir tercih yapması gerekiyordu ya göklerde bulutlarla aşkını yaşayacaktı ya da yerin yedi kat altında aşk tanrıçası gibi aşkını içine gömüp mutsuz bir evliliğe adım atacaktı. Her iki kadın ölüm sessizliğine gömülmüşlerdi.
Saliha Hanımın dil döküşlerine rağmen Fistan Hanım hala olanlardan kendini sorumlu tutuyordu. Orta yaşlı kadın güzeller güzeli gelinini merak ediyordu. Toplasan üç gündür buradaydı fakat gün yüzü görememişti. Kimdir kimlerdendir ne ona ne de oğluna sorabilmişti. Anası babası kızlarının durumunu öğrenseler dünürlerine ne cevap verecekti? En kısa zamanda gelini ile konuşup dünürleri ile tanışmalıydı. Düğün tarihini konuşup hazırlıklara başlamalıydılar. Oğlu yıllar sonra eve evleneceği kadını getirmişti. Oğlunun yalan söylemeye veya duymaya tahamülü olmadığını bilen kadın bu evliliğin onlara karşı oynanan oyun olmadığını tüm yaşananlara rağmen aklından bile geçirmemişti. Malesef bazen bazı şeyler görüldüğü gibi olmuyordu. Hayat sana istediğin şeyi sen pes etmeyene kadar karşına çıkarmıyordu. Ama şunu unutmamak gerekir ki her şerde vardır bi hayır.
Hastane odasındaki ölüm sessizliğini hemşirenin odaya girmesi bozmuştu. "Serumunuz bitmiştir hanım efendi. Çıkışınıza dair işlemleri koridorun sonundaki nöbetçi hemşire size yardımcı olacaktır." Değip kolundaki hortumu çıkardı ve "Tekrar geçmiş olsun hanım efendi." değip odadan çıktı. Saliha hanım yattığı yerden kalkıp oturur pozisyonuna geldi. Giydiği beyaz gömleğin kollarını düzelti. Yataktan inip arkadaşının ona verdiği ayakkabıları giydi. İki kadın çıkış işlemlerini tamamladıktan sonra Midyat gelininin odasına doğru yol aldılar.
HOŞGELDİN :)
