Hastane koridorunu baştan sona defalarca turlayan sinir küpü ağa, yengesi için meraklanan görümce, herşeyi yanlış anlayan gelinlikçi Fistan, tüm bu olanları kendi suçu gören Saliha hanım ve aşkına kavuştuğunu zanneden Yasin. Kıyamet kopsa bile iki adam aynı ortamda görmeleri mucize gibi bir şeydi şimdi hepsi tek bir amaç için bir aradaydılar. Genç ağa koridorda bir oraya bir buraya gitmeyi bırakıp duvara yaslanmış genç adamın yakasından tuttu. "Ulan dua et ki kötü bir şey olmasın. Yoksa seni toprağın yedi kat aşağısına gömerim Yasin. Anladın mı beni?" Dedi. Genç ağanın sesi sonlara doğru daha gür çıkmıştı. "Ulan kadını iten sensin benim ne suçum var? Hem sana ne oluyor el alemin kadınından Robar ağa? Namus bekçiliğin mi tuttu?" Dediğinde yüzüne okkalı kanlı bir yumruk yedi. "He lan tuttu var mı bi diyeceğin?" Değip genç adamın karnına yumruk attı. Yere doğru eğilen adamın sırtına kol dirseğile vurdu.
Yasin acılar içinde kıvrılırken yere düştüğünde saçlarından tutup ona bakmasını sağladı. Tüm bunları yaparken artık bir ağa olduğunu unutmuştu. Yılların intikamını alıyor gibiydi. Genç adamın işine geldiği için karşılık vermiyordu. Onu döven adamın artık Midyatta şanını ve otoritesini kendi elleri ile maf ettiğini düşünüyordu. Her şey bir kenara kapı ardında yatan kadının durumunu çok merak ediyordu. Genç ağa "Yasin bu sana ilk ve son uyarım o kadından uzak duracaksın." dedi. Üç kadın ağanın gözü dönmüş halinden korktuğu için kavgayı ayırmak bir kenara yanlarına dahi yaklaşamıyordular. Tek onlar değil orada bulunan hiç kimse korkudan kıllarını bile kıpırdatamıyordu. "Geç kaldın Robar ağa sen sıranı Zührede saldın Zümra benim. Tabii annenede teşekkür etmek lazım sonuçta bizi tanıştıran kendisi." Dedi sırıtarak. İşte bu sözler iki adamın öldüresiye birbirlerine girmeden konuştukları son cümleler olmuştu. Herkes ne yapacağını şaşırmış kalmıştı. Bu iki adamın birbirlerinden ne alıp veremediği vardı da yıllardır birbirlerini gördüklerinde kedi köpek gibi kavga ediyorlardı. Üç kadın ve güvenlik görevlileri kavgayı ayırmaya çalışsada başarılı olamamışlardı. Son çare polisi arayan hastane güvenliği iki adamı toplumun huzurunu bozmaktan nezalathaneye atmıştı.
Karşılıklı nezalathanelerde banklarda oturmuş gözlerini zemine dikmişlerdi. Başını ilk kaldıran sarışın Yasin olmuştu. Karşısında parmaklıklar ardında oturan can düşmanı okul, sınıf hatta sıra arkadaşı olmuş adama baktı. İlk defa onu kızgın ve delirmiş haliyle görmüştü. Patlamaya hazır nüklear bomba sonunda geri sayıma başlamıştı. Bu hikayede hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Şeytanlar melek melekler ise şeytana dönüşmüşlerdi. Hikayenin gidişatı hiç iyiye gitmiyordu.
Günün yirmi dört saati çok mutluyum diye gülümsersin fakat içindeki ateşi harmanlanmış acıyı bir tek sen bilirsin. En kötüsüde her gülümsediğinde içindeki ateşi kendisi harmanlamasıydı. Sen kendin acınacak haldeyken onlara acımak ayrı bir dert ve saçmalığın daniskasıydı. Mardin ağasının bundan hiçbir farkı yoktu. Parmaklıklar ardında bankta oturmuş gözlerini kapattığında baygın halde yerde yatan çakma sözlüsünü görmüştü. Şu anda onun yanında olması gerekirken nezalathanede tıkılıp kalmıştı. Yasinin genç kadına bakışları gözünün önünden gitmiyordu. Elini anlına koyup sıvazladı. Bu böyle olmayacaktı. Ayağa kalkıp parmaklıkları tuttu. Bağırarak konuşmaya başladı. "Açın lan şu kapıyı. Orada biri var mı? Kime diyorum ben lan." Değip parmaklıklara eliyle vurdu.
Kapı açılma sesi geldikten birkaç saniye sonra polis memuru ağanın önünde durdu. "Aç şu kapıyı Veysel." Dedi. Polis memuru başındaki şapkayı çıkarıp göbeğinin üstünde tuttu. "Ağam elimde olsa açmazmıyım ama elimden bir şey gelmiyor." Dedi. Polis memurunun cümlesini bitirir bitirmez genç ağa bir kez daha parmaklıklara vurup arkasını döndü. Aniden aklına gelen fikirle polis memuruna döndü. "Tamam kapıyı açamıyorsun anladım. Hastaneyi mi ararsın yoksa oraya mı gidersin bilmem ama bir saat içerisinde Zümranın durumunu öğrenip bana haber veriyorsun." Dedi. Polis memuru gülümseyip saçını eliyle düzeltip şapkasını geri taktı. "Sen yeterki iste ağam hemen öğrenip geliyorum." Dedi. Polis memuru geldiği gibi saniyeler sonra geri gitti. Ağa ve polis memurunun konuşmalarına başından beri şahitlik eden Yasin oturduğu yerden alkışlayarak kalktı. "Karşınızda yine Robar ağa ve bitmek tükenmek bilmeyen emirleri." Dedi. Ona öfke ile bakan gözlere zevkle karşılık veriyordu. "Adaletin nöbetçisi polis memuruma bile emir veriyorsun. Bravo adam önünde şapkasını bile çıkardı. Görüşmeyeli kendini hatta boyunu bile aşmışsın alkışı hak ediyorsun." Dedi. İki işaret parmağını birbirine vurup havaya kaldırdı. "Sana bu bile fazla Robar ağa" Dedi. Öfkesini dizginlemeye çalışan ağa öldüresiye dövmek istediği adamın her sesini duyduğunda öfkesi on kat daha artıyordu. İşaret parmağını karşısındaki adama sallayıp "Birincisi; benim boynum adalete kıldan incedir saygım sonsuzdur. İkincisi; şapkasını önümde çıkartmasını ben istemedim." dedi. Onunla uğraşacak hali yoktu. Kalktığı banka geri oturdu. Polis memurunun gelmesini bekledi.
Yasin aldığı cevapla yerine geri oturmuştu. Oda aşk tanrıçası Afrodit gibi güzel kadının durumunu merak ediyordu. Karşısındaki adamın durumu farklıydı. Gözlerindeki kaybetme korkusunu görmüştü. Nerede olsa bu duygunun kokusunu alırdı. Çünkü o defalarca yaşamıştı tecrübe kelimesi yaşanmışlıkların yanında nokta kadar kalırdı. "Sen bu kadını neden bu kadar merak ediyorsun? Robar o Zühre değil kendini kandırma." Dedi. Ona seslenen adama bakıp hissiz bir şekilde dudağının bir kenarı kıvrıldı. O sırada kapı açılmış polis memuru ağanın bulunduğu parmaklıkların önünde durdu. "Ağam hanım ağamın durumu kötü değilmiş. Sadece başını çarptığı için her ihtimale karşı bu gece hastanede kalacakmış." Dedi. Genç adam duydukları ile içi ferahlamış kalbi bayram etmişti. Elini kalbinin üstüne koyup "Eyvallah" değip ardından "Ne benim ne de bir başka kişinin yanında şapkanı bir daha çıkarma. " dedi.
Orta yaşlı polis memuru "Sen nasıl münasip görürsen öyle yaparım ağam ama Kadir ve Hozan ağalar buna sevinmeyecektir." dedi. Genç adam gözlerini sıkı sıkı kapatıp açtı o adamların yaptıkları bardağı taşıran son damla olmuştu. Her şey üst üste gelmek zorunda mıydı? "Robar ağam böyle demiştir de olmadı ben onlara uygun bir dille anlatırım." Dedi. Polis memuru kafasını sallayıp "Peki ağam." dedi ve gitti. Polis memuru sevinmişti iki ağayı karşısına almak istemediği için bir şey söyleyemiyordu. Ne kadar polis olsada kıt kanaat geçiniyordu. Elleri kolları uzun olduğu için istediği zaman istediği şeyi yaparlardı. Adaletine yandığı dünyada o ve onun gibiler hep ezilirdi. Büyük balık küçük balığı yerdi. Yasinin genç adama yaptığı sabotaj bir şekilde avantaja dönüşmüştü. Polis memurunun gözünde daha saygın konuma getirmişti.
Sorduğu sorunun cevabını polis memurundan alan Yasin yerinde bir kez daha kala kalmıştı. Ne demek oluyordu? Güzelliği ile yunan tanrıçalarını bile geride bırakan kadın Midyat'ın dilinden düşürmediği Midyat gelini miydi? Aşık olduğu kadın yine elinden kayıp gitmişti. Buma inanamıyordu ama bu sefer meydanı ağa bozuntusuna bırakmayacaktı. "Aldın mı cevabını Yasin? Bundan sonra benim kadınımın on metre yanına bile yaklaşma." Dedikten sonra banka uzanıp başını kırmızı siyah battaniyeye koydu. Ayağının birini uazanıp diğerini üçgen pozisyonuna getirdi. Elinin birini başının altına diğerini karnının üstüne koydu.
HOŞGELDİN :)

