İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 7 · 7 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 7

🖤💙💍💙🖤 ....

Ataları boşuna iyi insan lafın üstüne gelir, demiyorlardı. Mağazada gördüğü kehribar gözlü kadın cinnet geçirmiş haliyle karşısında iki kolundan tutan güvenlik görevlilerine tehtitler savuruyordu. Bakışlarını peşinden gelen Derya ve Selin'e çevirdiğinde ikinci şokunu yaşadı. Eski hallerinden eser kalmamıştı. Gülmemek için iki dudağını birbirine bastırdı. Kendini toparlayıp herkesin ona bakmasını sağlayacak olan gür sesiyle "Yeter, kesin şu şamatayı." dedi. Genç kız çikolata mankenin sesini duyunca sesin geldiği yöne doğru baktı. Derya aşık olduğu adamın sesini duyunca onu tutan güvenlik görevlisini istip yanına gitti. Adamın boynuna sarılıp işaret parmağını gece karası uzun saçlı ve muhteşem güzellikteki kehribar gözlere sahip kadına uzattı. "Aşkitom dağ kaçkını bu kızı kov. Polise şikayet edicem bana saldırdı. Birde tırnaklarımı kırdı." Dedi ağzını büzerek.

Genç kız mağazada tatsız olay ile karşılaştığı çikolata mankeni ile tekrar tatsız bir olayla karşılaşmıştı. Sevgilisini dövmüştü, piman mıydı? Tabii ki hayır ama içindeki pişmanlık duygusu değilse neydi? Kara ve kehribar gözler birbirlerine takılıp kalmıştı. Kadının canı yanıyordu. İki kere gördüğü adamdan hoşlanmış olamazdı değil mi? O kadar mı kalbi aşka muhtaç kalmıştı? Yoksa o kara gözlerde çocukluk aşkı, noal geyiği caribousunu mu görüyordu? Ona caribou lakabını kendisi takmıştı.

İkilinin arasındaki bakışma oyununu genç adam kazanmıştı. Selin eniştesine sarılacakken Derya tek eliyle onu itip engelledi. Genç kız bakışlarını adamdan çekmiş onun boynuna sarılan kıza bakmıştı. "Asıl ben seni şikayet edicem çarpık bacaklı." Dedi. Sinir kat sayısı hat safaya çıkmıştı. O kollar biraz daha adamın boynunda durursa orada kırılacaktı. "Aşkitom ben çırpı bacaklı falan değilim deme beni en iyi sen birisin." Dedi ağzını yayarak. Genç adam boynunda dolanan kolları tutup itti. Neyi ima ettiğini ortamda bulunan herkes anlamıştı. Bu mor saçlı kadının lügatında utanma diye bir şey yoktu. Artık bu şaçmalığa dayanamayan Saliha hanıma kendisine gelmesine yardımcı olan yeşil baş örtülü kadın eğildiği yerden kalktı. "Kızım senin lügatında utanma ya da terbiye diye bir şey yok mudu?" Dedi bir çırpıda. Tüm gözler yeşil baş örtülü kadına dönmüştü. Herkesin düşündüğü şeyi o dile getirmişti. Bağırdığı kızın yanında duran adama baktı. Kendi saatlerce sancı çekip doğurduğu oğluydu. Süpriz yapmak istemiş gelmişti ama utanç verici bir olayla karşılaşacağı aklının ucundan dahi geçmemeşti.

Genç adam annesini görünce bugün üçüncü şokunu yaşadı. Bugün kader onun için çalışıyordu. Takvimlere lanetli gün olarak geçmeliydi. Orta yaşlı kadın oğlunu ne kadar özlesede yanına gitmek istesede gitmedi. Kavga eden genç kızın yanına gidip elini omzuna koydu. "Boşver böylelerine değmez." Dedi. Çantasını oturduğu masadan alıp peşinde dolaşan koruması ile kafeyi terk etti. Ne çok özlemişti oğlunu aylardır görmüyordu. Fırsat bu fırsat değip memleket hasretiyle yanıp tutuşurken İstanbul'dan kalkıp Mardin'e gelmişti. Kocasının yalvarmalarına bile takmamıştı ama tanıklık ettiği olay bünyesine fazla gelmişti. Aniden gözleri kararmaya başı dönmeye dönmeye başladı. Arkasından gelen korumasına baktığında gözleri tamamen karardı.

Genç adama gelen telefon ile alelacele mekanı terk etmişti. Sevgilisi peşinden gitmeye kalkışınca herkesin ortasında "Yeter lan bırak artık peşimi. Hayatımı maf ettin." diye bağırmıştı. Genç kızın gözleri dolsada aldırmadı. Bu sözleri hemen hemen her gün duyuyordu. Pes etmeyecekti onu başka bir kadına kaptırmayacaktı. Her zaman olduğu gibi umursamadı. Eninde sonunda ona kendini sevdirecekti. Oturdukları masadan leopar desenli çantasını alıp çoktan kafeyi terk eden adama sanki orada varmış gibi "Bekle beni aşkitom."değip giydiği apartman topuklu ayakkabıları ile koşturmaya başladı. Genç kızın arkadaşı aptalaca etrafına bakıp elini kaldırdı. "Derya beni bekle canikom." Dedi. Oda çantasını masadan alıp arkadaşının peşinden gitti. Olayın şokundan kimse polise şikayet etmemişti. Üç kadın yaşlı yöneticiye olayı anlattıktan sonra yaşanan olaydan özürler dilendi içtiklerinin ücretini ödeyip kafeden çıktılar.

Bu halde konağa giderse kaynanası kızına çok fena kızardı. Bu yüzden dinlenmek için en uygun yer olan kapalı çarşıdaki arkadaşının yanına gitmeye karar verdi. "Hakim marketin birinde dur bana su alıp gel. Daha sonra uygun bir yerde dur." Dedi otoriter sesiyle. Annesinin nereye gideceğini bilen genç kız bir şeyler söylemek istesede utancından başını kaldıramıyordu. Araba uygun bir yerde on dakika bekledikten sonra kapalı çarşının yolunu tuttu. Yaşananlar umrunda değildi asıl oğlu yaşananları duyduğunda olacaklardan korkuyordu. Kapalı çarşıda inip içeri girdiler oradaki esnaf dostları ile ayak üstü muhabbet edip gelinini tanıştırdı. Tabikide asıl buraya gelmesinin sebebi olan gelinlikçi dükkanına girdiler.

Her zamanki gibi arkadaşı Fistan cıtlak sesiyle şarkı söylüyordu. "Eja bese bese (Artık yeter yeter.)" Dedi. Eşarbı kayık orta yaşlı kadın mankenin üzerindeki gelinliğin gögüslerine danteli dikiyordu. Aniden duyduğu sesle ilkildi. Arkasına dönüp elini kalbinin üstüne koyup derin derin nefes alıp verdi. Bu kadın bir gün onu kalpten götürecekti. "Fistan bak sana kimi getirdim." Dedi. Arkadaşının eliyle gösterdiği kadına bakınca hayranlıkla genç kadına baktı. "Yoksa bu o kız mı? Anammm ben buna hemen yıldırım nikahı kıyarım. Kör talihe bak sen oğulcuğumda şimdi gitti." Dedi. Saliha hanım yanlış anladığını söyleyecekken telefonu çaldı. Ekranda oğlunun ismini görünce önce yutkundu daha sonra alelaceleyle dükkandan çıktı. "Yok anam gitmekten vazgeçtim." Dediğinde Saliha hanıma kapıdan geçmesi için yol verdi. "İyi insan lafın üstüne gelirmiş. Hadi gel durma dışarıda." Dedi. Gülen yüzüyle gelinlikçi.

Oğlunun kolundan tutup iki kızın yanına getirdi. Arkalarında duran tabuleri gösterip oturmalarını rica etti. Genç kadın oturduğu yerden dükkanın içini incelemeye başladı. Askılıkta asılı gece kıyafetleri, camın önünde duran mankenler, demir masanın üstünde duran boyut boyut ve çeşitli iğne, iplikler, danteller, boncuklar vb. şeyler.

Herşeyi yanlış anlayan Fistan hanım bir felaketi hazırlayacağını nereden bilecekti. Genç kız yengesini kendine doğru çekti. Karşısında sırıtan adama öldürücü bakışlarını gönderiyordu. Bu adamı çocukluğundan beri tanıyordu. Abisi ile aralarındaki mesele yüzünden yıldızları hiçbir zaman barışmamıştı. Her iki adamda kavga etmek için yer arıyorlardı ve yengesine olan bakışları abisine yem olacaktı. "Hadi kız Erce bana yardım etde çay yapalım." Dedi gelinlikçi. Genç kadın karşısındaki sırıtan adamla yanlız kalacağını idrak edince genç kızın koluna girip kendine çekip "Olmaz" dedi gereksiz yere yükselerek. Saliha hanım neredeydi bu yanlış anlaşılmayı uygun bir şekilde anlatması gereken kişi oydu.

Genç adamın gülüşü yüzüne daha da yayıldı. Genç kadının utangaçlığı hoşuna gitmişti. İlk gördüğünde onu yıllar önce platonik aşkı kadın olduğunu sansada dikkatli bakınca ondan daha güzel olduğunu fark etti. O kadının bir daha buraya geleceğini de sanmıyordu. Aşk çarkı yavaş yavaş dönmeye başlamıştı. Çan çalmış sırların ortaya çıkma zamanı gelmişti. İçlerinde kalan yaşanmışlıklar tek tek tartışıyorlardı. Genç adam kadına bir şans vermemekle aptalık yapacağını anladı. Bu sefer aşk onun yüzüne gülmüştü. Birincisini kaybetmişti ikincisini vermeyecekti.

Genç kız sırıtan adama daha sonra onun annesine baktı. "Evet olmaz ben burda kalacağım." Dedi. Parmaklarıyla adamın gözlerini oymamak için kendini zor tutuyordu. "Sende kıza yiyecekmiş gibi bakam. Esaslı bir dayak yemek istiyorsun galiba abimden." Dedi. "Onun konumuzla ne alakası var yılan dilli." Dedi tabureye daha da yayılarak. Ama rahatı sadece saliseler sürmüştü. "Öyle bi alakam var ki o yılan dilli dediğin küçük dilini yuttururum." Dedi dişlerini sıkarak. Başlarını sesin geldiği yöne çevirdiklerinde bir adet elleri siyah takımının pantolonunun cebinde koymuş kapıda dikilen ağayı görmüşlerdi. Genç adam işlerini kısa sürede bitirmiş üç kadını kendisi alıp güzel bir yerde yemek yemek istemişti. Fakat annesinden nerede olduklarını öğrendiğinde kan beynine fırlamıştı. Kız kardeşini ve nişanlısını oraya götürmesini istemediğini bildiği halde iki kadınıda götürmüştü. Kendisi istediği zaman gidebilirdi ama iki kadını asla götüremezdi. Genç adam annesine kızdıktan sonra arabasını kapalı çarşının oralarına uygun bir yerde bırakıp gelinlikçi dükkanına gelmişti. Açık kapıda kız kardeşini ve ölümüne nefret ettiği adamın konuşmalarını duyunca cevap vermişti. Genç adamın tek niyeti üç kadınıda alıp bulunduğu mekanı terk etmekti. Kaldığı her salise cebinde yumruk yaptığı elini daha da sıkıyordu. Genç adam tabureden kalkıp genç ağanın önünde durdu. "Yutturda görelim Robar ağa." Demesine kalmadan yumruklar havada uçuşmuştu.

Genç kadın ona gelen darbeyle kendini yerde buldu. Başını zemine çarptığında zonklamaya başlamıştı. Yerinden kalkmak istesede yerinde kala kalmıştı. Görüş alanına iki adamın yerde boğuştukları girdi. Göz kapaklarında sanki günlerdir çölde sususuz yürüyen bedevinin yorgunluğu vardı. Oysa bu iki gündür çok rahat ve huzurlu uyku çekmişti. Genç kadının göz kapakları beynine itaat etmeyerek yavaş yavaş kapandı. Bilincini yitirmeden önce duyduğu son sesler görümcesinin çığlığı, kaynanasının "Gelinim" demesiydi.

İki adam yerde birbirlerini yumruklayarak üst üste çıkmaya çalışıyorlardı. Genç kızın çığlığıyla ona baktılar. İki adam kızın baktığı yere bakışlarını çevirdiklerine yerde tüm asaletiyle uzanan genç kadını gördüler. Genç adam altında yatan adamın yakasından tutup sert bir yumruk geçirdikten sonra hızlıca kalkıp genç kadının yanında diz çöktü. Genç kadının yüzünün üstüne gelen sarı saçlarını çekip kadının başını yavaşça dizlerinin üzerine koydu. Ağzından çıkan kelimeyi kulakları duymuyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. O an kendi olup feryadını tüm Mardin'e yemini varmış gibi bağırdı. "Zümra güzelim hadi aç gözlerini. Zümra.... Hadi be meleğim aç deniz gözlerini hadi be ..... Zümra." Dedi kulakları sağır edercesine. Birini kaybetmişti diğerini kaybetmek istemiyordu. O esnada çarşı esnafı ve müşteriler dükkanın önünü kapatmışlardı. Genç ağa gözlerini açmakta inat eden kadını kucaklayıp dükkandan çıkardı. Ona bakan kimseyi umursamayıp hızlı hızlı yürüyüp ana yola çıktı. Telaştan kendi arabasının da orada olduğunu unutmuştu. Önünde aniden duran eski kırmızı Anadolla çarşıya gelen ma aile arabadan indi. Düşük bel takılan otuzlu yaşlarda killi sakallı adam ağayı kucağında baygın halde duran kadınla görünce önce şaşırmış daha sonra "Ağam arabaya binin hastaneye götüreyim." demesine kalmadan ağa arabaya binmişti. Yol boyunca kadını hafifce yanağına uyanması için vuran ağa başarısız olmuştu.

HOŞGELDİN :)

Bölüm sonu

3 yorum