Şimdiki zaman :
Genç kız annesinin bu haline alışıktı. Küçükkende bir iblisin yüzünden bazen dayak yerdi. Sonra ikisi duvar kenarında oturup beraber şarkı söylerlerdi. Birbirlerine gülüp onun vücudundaki yararlı sayardı. Onu terk ettiğinden sonra hiçbir velete aşık olmayacağına yemin etmişti. Gittiğini duyduğunda günlerce ağlamış yemek yememişti. Kalbi çok acıyordu. Aşk cidden insanın canını çok acıtıyordu. Bunu küçük yaşta küçücük kalbiyle yaşamıştı. Bir gün karşılaşırsa onun için annesinden yediği dayakların acısını sonuna kadar onda çıkaracaktı. "Merak etme anne mühim bir şey değil. Alt tarafı küçük bir sıyrık." dedi.
Ana yüreği küçük bir yara olsa bile canı acırdı. Bunu anca genç kız anne olduğunda anlayacaktı. Belkide hiç bir zaman anlamayacaktı. Yanlarına gelen güzel yengesi görümcesine baktı. "Saliha Hanım telaş yapmayın. Daha kötü olabilirdi." dedi. Genç kız annesinin omuzlarından tutup kalktığı kırmızı koltuğa oturtturdu. Yengesine eliyle işaret yapıp onunda oturmasını istedi. "Hanımlar ben aldığım kıyafetleri deneyeceğim ve sizde onaylayacaksınız." dedi.
Saatler sonra üç kadın aldıklarının ücretini ödeyip mağazadan ayrıldılar. Ecrenin ısrarları üzerine Mardin çarşısının vazgeçilmez iki katlı hoş kafeye girdiler. Tek kişilik siyah üç koltuktan oluşan masaya oturdular. Yanlarına gelen genç delikanlıya siparişlerini söylediler. İki genç kadın birbirleri ile sohbet ederken Saliha Hanım ikilinin arasına girmek istemesede gelini ve kızı onu sohbete dair etmek için arada sorular soruyorlardı. O sırada üç kadının siparişleri gelmiş koyu bir muhabbete tutuşmuşlardı. Saliha Hanım gelinini bu fırsatta biraz da olsa tanımıştı. Kafasına takılan soruların cevaplarını arayacaktı.
Genç kadın kaynanasının ona anlattığı güzel görümcesinin abine karşı yaptığı planlara gülüyordu. Tabiî her seferinde başını soğuk suyun altında bulduğunda daha da hırslanıp başka bir planla annesinin yanına gidip ondan yardım istiyordu. Genç kadın kaynanasının çayını içmediğini fark ettiğinde genç kız yerinden kalktı. "Anneciğim ve yengeciğim benim lavaboya gitmem gerek. Ben gelince kalkarız olur mu?" dedi. Genç kadın kafasını sallayıp gülümsedi "Tamam olur." dedi. Görümcesi gittikten sonra genç kadın kaynanasına ve çayına baktı. Sadece bir kaç yudum içip çay tabağına bırakmıştı. Dışarıda bir şeyler yemeği veya içmeyi sevmiyordur diğe düşündü. Kaynanasının bakışlarını takip ettiğinde kendi masalarına çarpraz düşen masada iki gotik tarzda kız oturuyordu. Bu yöreye göre fazla açık giyinmişlerdi. Gelen geçen onlara bakıyorlardı. Önüne döndüğünde kaynanasının ona baktığını fark etti.
Saliha Hanım üzerinde askılı ve göğüsleri anca kapatan t-shirt ve altına kalçaları görülen kısa kot şortlu iki kızdan bakışlarını çekti. İçinden "Allah'ım sen akıl fikir genç milletine ver." dedi. Kimsenin giyinişine laf söylemez söyleyemezdi. Herkesin kendi özgür idaresiydi. Onun o cümleyi kurmasındaki nedeni masada oturan mor saçlı kız karşısındaki saç uçları mavi olan kıza kafenin ortasında birilerinin görmesini umursamadan t-shirt göğüs uçları görünecek kadar yukarı çekip yeni yaptırdığı yazılı dövmeyi gösterip el hareketi çekmesiydi. Saliha Hanım kafasını salladı iyiki kızı lavaboya gitmişti. Böyle umursamazlığa ve terbiyesizliğe gelemezdi. Kime çekmişti? Kocası kendisi ve oğlu sınırları zorlanmayacak süre olaylara karışmazdı. "Saliha Hanım neden çayınızı içmiyorsunuz? Değiştirmemi ister misiniz?" dedi. Kafasını hayır anlamında iki yana salladı. Çayından birkaç yudum içip tabağa koydu. "Hayır güzel gelinim. Dışarıda yemeğe içmeye alışık değilim. Hemde iştahım kaçtı. Erce gelir gelmez kalkalım." dedi.
Gelin kaynana kendi aralarında konuşurken az önce baktıkları daha doğrusu kafede bulunan herkesin göz ucuyla baktıkları iki kız yanlarına geldi. "Hey moruk ve sen ingiliz çakması siz bize mi bakıyorsunuz?" dedi. Genç kadın istifini bozmadan oturduğu koltuktan ayağa kalktı. Kaynanasına bakan genç kadın kaşlarını havaya kaldırmasıyla 'sorun çıkartmayalım' demesini anlamıştı. Bakışlarını kaynanasından çekip iki kıza baktı.
Konuşmaya başlarken işaret parmağını kıza doğru uzatıp "1. senden yaşca büyük birine moruk demen ayıptır." dedi. Bu sefer orta parmağını işaret parmağının yanına getirip "2. çakma olup olmamam seni ilgilendirmez." dedi. Hemen ardından yüzük parmağını da diğer iki parmağının yanına getirip "3." dediğinde çatlak deli dolu görümcesi önüne geçti. Genç kız iki kızın gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı. "İzin verde üçüncüsü ben söyleyim yenge." dedi. İşaret parmağını iki kız arasında getirip götürdü. "Siz ikiniz zebani kılıklı kıl kuyluklar hemen bu masadan gidip daha önce kıçlarınızı koyduğunuz koltuklara oturun yoksa günah benden gitti." dedi. Saç uçları mavi rengli yeşil gözlü siyah ruju dudaklarını olduğundan daha büyük gösteren kız "Sen kime kıl kuyruk diyorsun? Asıl sen siktir olup git eniştemin kafesi burası yosmaaa" dediğinde genç kız duyduğu kelimeyle kan beynine fırladı. Dünyayla ördüğü ağlarını kesti. Beyninin v kayışı koptu. Karşısında duran boya fıçısı suratlı kızın saçlarından tutup kendi oturdukları masaya fırlattı. Arkadaşını yerde gören mor kısa saçlı kız onu yere düşüren kızın üstüne demirden hafif sehpayı attı.
Saliha Hanım olacakları anladığında aniden diyabeti tuttu. Nefes alış verişleri zorlaştı gözleri kararmaya çenesi ağırlaşmaya başladı. Sağ elini kalbinin üstüne koyup derin derin nefes alıp verdi. Bunu gören gelini Saliha hanımın olay yerinden uzaklaştırıp koltuğa oturtturdu. Giydiği krem gömleğinin bir kaç tane düğmesini açtı. Orada çalışan personellerin ne zaman getirdiğini bilmediği kolanyayı alıp eline damlattı. Kaynanasının boynuna yanaklarına sürüp burnuna tuttu.
Omuzunda hissettiği elin sahibine baktı. Kaynanası yaşlarında beyaz şal takan kadın elini kavga edenlere ve kavgayı ayırmak isteyen görevlilere doğru uzattı. "Kızım anneni bırak ben onun yanındayım. Sen kız kardeşinin yanına git kızları perişan etti. Haklıyken haksız duruma düşmesin." dedi. Genç kadın bir kaynanasına bir de görümcesine baktı. Eline dokunan kaynanasına tekrar baktığında kısık sesle "Git" demişti.
Yerinden doğrulup kolanyayı kadına verip görümcesi ve mor saçlı kızın arasına girip ayırmaya çalıştı. Fakat başarılı olamayıp kavgadan oda nasibini aldı. Genç kız yengesine atılan tokatı görünce daha da sinirlenip kızın suratına osmanlı tokadını yapıştırdı. Mor saçlı kızın yerde olmasından faydalanan görevliler kızın belinden tuttular. Arkadaşına atılan tokadı gören mavi saçlı kız genç kızın üstüne girecekken bir görevlide onun belinden tuttu. Genç kadın görevliler gibi görümcesinin belinden tutup iki kızdan uzaklaştırdı. Hâlâ siniri geçmeyen görümcesini tutmakta zorlanan kadın görevlilere "Bana yardım edin." dediğinde hepsi tereddütle baktı. Genç kadın tereddütlü gözleri görünce görevlilere bağırıp "Ben sizin hanım ağamızım lafınımı ikiletmem hiç kimse için iyi olmaz."dedi. İki görevli genç kızın kolundan tuttuğunda çıldırmış genç kızın tehditlerini umursamadılar. Sonuçta hanım ağaları emretmişti onlarda yapmıştı.
Genç adam kafesini işleten Reşit beyin odasında gözlerini gezdirdi. Çalışma masasının siyah üç dikişli koltuğuna oturdu. O sırada yaşlı kel adam karşısındaki tekli siyah deri koltuklardan birine oturdu. "İşler gayet yerinde Yiğit bey. Burda açtığımız iki SARAY KENT kafesinin durumu beklediğimizden de yoğun ilgi görüyor. Buna yöre halkı ve turistlerde dahil." dedi. Karşısında koltukta gri takım elbiseli adama baktı. Genç adam yaslandığı koltukta dikey pozisyonuna geldi . "Yakında turistlerin daha çok ilgisini çeken bir yer olcak. " dedi. Reşit bey kafasını evet anlamında sallayıp "Evet efendim. Turistlerin ilgisini çekiyoruz fakat yeni ortağımız olacak Robar Bey gerek otoritesi gerekse buradaki konumu sayesinde daha çok ilgi göreceğimize eminim. " dedi.
Çocukluğu burada geçmişti. Kurtarıcı meleğinin abisiydi Robar ağa. Çok çalışkan bir çocuktu , okulda birincilikleri bile vardı. Kardeşi ve kendisi okul yıllarında başına çok bela açmışlardı. Onlar suç işler kendisi üstüne alırdı. Onu asi yapısı sayesinde çok severdi. Onu dövenleri bulup hastanelik yapana kadar döverdi. Adamın dibiydi o zaman diyordu ona en has ağa olacağını. Kız kardeşini ve yavuklusunu kendisini yokken ona emanet ederdi. "Robar ağa bizim kadar ilgi gören diğer mekanın sahibi." diye seslice düşündü. "Doğrudur efendim mekanın adı PERİ MASALI yiyecek ve içeceklerin bir kısmı tamamem doğal. Bu sektörde bizim tek rakibimiz oda bu ortaklık ile ortadan kalktı." dedi.
Genç adam yaşlı yöneticiği dinlemiyordu. Çünkü aklı büyüdüğü şehri terk ettiğinde kurtarıcı meleğinin ne yapıtığındaydı. Onu çok kırmıştı "Evlenene kadar seni hiç bırakmayacağım. " sözünü çiğnemişti. Kurtarıcı meleğine büyük bir özür borcu vardı. Borcu ikiye çıkmıştı. "Peki yeni ortağımız hakkında neler biliyoruz?" dedi. Yaşlı yönetici yaptığı araştırma dosyasını çam siyah masanın üzerinden alıp genç adama uzattı." Hem yurt içi hem de yurt dışında büyük markalarla anlaşmaları var. Türkiyenin en büyük şarap fabrikası ve en kaliteli şarap sertifika ödüllü. İstanbul'da şirketleri olsa da asıl buradan yönetiliyor." dedi.
Yaşlı adamın uzattığı dosyayı eline aldı. Dosyanın içindeki sayfaları çevirdikten sonra okunmaya başladı. Genç adam dosyayı kapatıp masanın üzerine koydu . "Cidden de güzel satışlar heleki batmaktan kurturan ve Türkiye ekonomisini düşünürsek mucize gerçekleşmiş. " dedi. Genç adamın yüzü gülüyordu kurtarıcı meleği ile ortak olmuşlardı. Robar ağanın sesi bu yüzden çıkmıyordu buna çok sevinmişti. "Ortaklığımızı resmileştirmek için haftaya Pazertesi günü beklediklerini ardından kendi konağında ailenizle iftar yemeğine teklif ediyor." dedi. Eline aldığı siyah demir kaplama kalemi döndürmeye başladı. "Kendim tekliflerini kabul ettiğimi söylemek istiyorum. Lütfen ulaşabileceğim telefon numarası bulabilir misiniz?" dedi. Yönetici şaşırmıştı genç delikanlıdan bunu beklemiyordu. Şaşkınlığını belli etmeyerek "Tabiî " dedi.
Geldiğinden beri dinlenemiyor iş güç ile ilgileniyordu. Babası yaşlılığın verdiği yorgunluk ve kalbinin rahatsızlığı yüzünden aniden elini kolunu işlerden kesti. Emekliliğin verdiği rahatlıkla güzel evinde televizyonun karşısında oturup karısıyla sohbet edip hasret gideriyordu. Koltuğa yaslayıp gözlerini kapattı. Bilinç altında hala gizli kalan ruh hali değişken kehribar gözlere sahip kadın belirdi. Gözlerini açıp ona bakan kel adama baktı. Ne de olsa bu hayatta kendisinden çok tecrübesi vardı. "Reşit bey sizce bir kadın bir çok ruh haline bürüne bilir mi?" dedi.
Yaşlı adam ansızın ve beklenmedik soru karşısında şaşırdı. Kadınlar hakkında bildiği hiç bir şey yoktu. Onun için sadece can parçası vardı. Aklına karısıyla güzel anılar gelince gözlerinin dolmasını engelleyemedi. Gözlerinin önünden geçen birer birer anılarda hiç farkında olmadan konuştu. "Bir kadında; cadılık tatlılık meleklik prenseslik saflık ve delilik vardır." dedi. Göz yaşlarını silip genç delikanlıya baktı. "Siz bir kadında neyi uyandırırsanız onu alırsınız." demesine kalmadan odanın eskitme ceviz rengindeki kapısı hızlı bir şekilde çalındı.
Yaşlı adam "Gel" demesiyle kapı sonuna kadar açıldı. Kafenin personellerinden biri nefes nefese kalmış üniforması yırtılmıştı. İki adam önce personele daha sonra birbirlerine bakıp ayağa kalktılar. "Ne bu halin Kasım?" dedi yaşlı adam. Kafe personeli aşağıda yaşanan kavgayı söylemek için koşarak gelmişti. Yaşlı adam personelin yanına gidip "Kendine gel sonra söylersin. " dedi. Genç adam biraz ötesinde duran su artırmasından kâğıt bardağa su koyup personele verdi. Biraz sonra kendine gelen genç "Efendim siz beni bırakın aşağıda kafenin içinde Derya hanım kavga ediyor." dedi.
Genç adamın sinirleri aniden tavan yapmıştı. O kızı daha bugün alışverişten sonra havaalanına bırakmış bir daha peşinden gelmemesini söylemişti. Sözünü çiğnemiş onu buraya kadar takip etmiş herkesle tanışmıştı. Bu yaptıkları yetmezmiş gibi birde kafesinde kavga mı çıkarmıştı. En son buraya gelmeden önce barda ona bakan kızı hastanelik etmiş uçaktaki hostes hanımı herkesin içinde rezil etmişti. Bu kızdan kurtuluş yoktu. Kavga ettiği kıza acımaya başladı. Odadan çıkıp koridorda ilerledi masaların olduğu yeri geçip sarı ve kahverengi mermer merdivenlerden inip zemin kata ulaştı. Kavga eden kişilere baktığında şok olmuştu.
HOŞGELDİN :)

