Rahat ve yumuşak yataktan esneyerek kalkan genç kadın iki gün boyunca güzel uyku çekmişti. Yataktan kalkıp dün zar zor giydiği geceliğini çıkarttı. Odasında bulunan banyoda kısa bir duş aldı. Beyaz banyo dolabından beyaz bornozunu giydi. Yatağın üstündeki siyah geceliği alıp krem gardolaba doğru ilerledi. İki gündür terli terli geziyor aynı kıyafetleri giyiyordu. Hizmetliler bornozundan geceliğine kadar her şeyini düzenlemişlerdi. Dolabının içinde bulunan çekmeceden beyaz iç çamaşırlarını alıp giydi. Askıda asılı siyah beyaz yatay çizgili sıfır kollu t-shirt üzerine geçirdi. Altına siyah deri kumaş parelin eteğini giydi. Rafta duran topuklu bağlaç beyaz ayakkabılarını ayağına geçirdi. Makyaj masasının üzerine montalanmış aynadan kendine baktı.
Gözleri akşam yemeğinden sonra baktıkları albüme kaydı. İçine öyle bir şey oturmuştu ki kalbinin atışları durmuştu. Yıllardır biriktirdiği acı koleksiyonuna dün akşam bir tanesini daha eklemişti. Gözlerini albümden çekip masanın çekmecesini açtı. Yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakaldı. Dün koyduğu fotoğrafa bir kaç dakika bakıp ters çevirdi. Arkasında yazılan yazıları ne olduğunu bulacaktı. Daha dikkatli baktığında ikiye ayrılmış paragraf olduğunu fark etti. Her iki paragrafta iki isim yazıyordu. Biri patronunun adı Robar diğeri kadın adı Zühre. Maviliklerini çekip içinden getirdiği takı kutularından siyah olanı aldı. Orta halkalı küpelerini siyah kare kutudan etrafı kristallerle süslenmiş saatini taktı. Egzotik havası olan tarakla saçlarını taradı. Siyah pırıltılı tokayla saçlarını at kuyruğu yaptı. Telefonunun mesaj sesini duyunca dün çıkardığı ceketin cebinden telefonunu aldı.
Çakma sözlüsü kahvaltı için onu beklediklerini yazmıştı. Kıyafetlerini baynodaki kirli sepetin içine atıp odadan çıktı. Dün akşam yemek yedikleri salona gitti. Hümmen hanım hariç herkes yemek masasında oturuyorlardı. Yerine oturup herkesle göz teması kurarak "Günaydın" dedi. İslamiyet ve diğer dinlerde sofra kurallarına hürmet etmek gerekiyordu. Batı'da Doğu'da Kuzey'de Güney'de ya da Avrupa'da Asya'da her yerde uyulması gereken kurallar vardı. Yazılı olmasada tüz halinde geçmişten günümüze kadar gelmişti. Fakat insanoğlunun modenleşmeye çalışmasıyla yavaş yavaş kendi kültürlerini yok ediyorlardı.
Her çocuğa küçükken öğretilmesi gereken kuralları kendisi anasınıfına gidince öğrenmişti. Yemeğe ilk aile büyüğü başladığını bildiği için genç kadın diğerleri gibi bekledi. Saliha hanım bu duruma çok sevinmişti. Hayallerindeki gelin gibi birini oğlu bulmuştu. Geldiğinden beri doğru düzgün konuşamamışlardı. Konağa ilk geldiği günü hatırladı. Aynı masada herkes oturmuş kayınpederini bekliyorlardı. Aile nedir bilmiyordu babasını kaybettikten sonra annesi onu da alıp kendi memleketine dönmüştü. Annesi babasına yük olmamak için sınıf arkadaşı Hozan'ın babasının konağında işe başlamıştı. Babasız büyümüş annesi çalışmak zorunda kalmıştı. Ne öğrenmişse kaynanası sayesinde bilmişti. Gençti kanı kaynıyordu çatalını domatese batırıp ağzına atacakken tüm gözler ona kaymıştı. Kaynanası anlayışla karşıladığı için sorun çıkmamıştı. Çünkü o da aynı imtihandan geçmişti. Aksine karısına bıyıkaltından gülen oğluna konağın kurallarını anlatmadığı için kızmıştı.
Bir çeşit kaynana gelin geleneği olmuştu fakat geleneği taze gelin bozmuştu. Hümmen hanım masanın başında boş sandalyeye oturdu. Ekmeğinden parça ısırıp buharı tüten tavşan kanı çayını yudumlayıp "Afiyet olsun." dedi. Kahvaltılarını bitiren ev halkı işleri için dağıldılar. Genç adam fabrikaya, yaşlı kadın semenderde oturup ağanın daha olmayan çocuklarına patik örmeye başladı. Belki o doğarken kendisi göremeyecekti ama arkasında ona yapacaklarıyla adı anılacaktı. Kız veya erkek çeşit çeşit patik örecek sırayla hepsini yapacaktı. Üç kadın ise kahyanın hazırlatığı arabaya binip alışverişe gittiler.
...
- Yenge bu harika. Çok güzel olmuşsun.
Saliha hanım kırmızı koltuktan kalkıp gelinin yanına geldi. Duygularına yenik düşüp gözleri doldu. "Bir süre önce oğlumun asla evlenmeyeceğini düşünüyordum hattâ emindim. Konağın avlusunda koşuşturan küçük torunlarımın hayalini kurmak bana haram olmuştu. Şimdi ise hayallerimi geri bana verdiğin için sana çok minnettarım." dedi. Genç kadının içi burkuldu eğer gerçekleri öğrenirse Saliha hanım yakılırdı. Boyundan büyük işe kalkıştığını şimdi anlamıştı. İçinden gelen sarılma dürtüsüyle kaynamasına içten sarıldı. Gelin kaynana bir birilerinden ayrıldığında genç kız "Yenge abim senin bu elbiseyi sözde hatta hiç bir yerde giymene izin vereceğini sanmıyorum. Çok kıskançtır bunun için iktaya bile girerim." dedi.
Saliha hanımın söylemek istediklerini kızı istemeden olsada ona yardımcı olup söylemişti. Bazen boş boğaz ve gevezeliği işe yarıyordu. "Robar sana buraları anlatmamış babası kılıklı. Sen tüm Midyat'ın hanım ağası olacaksın. Dün duydun senin hakkında ne dediklerini. Onlar elmayı elmas diğe insana yuttururlar. " dedi. Genç kadın kaynanasının ne demek istediğini anlamıştı. Aklına patronunun söyledikleri geldi. Burası onun şehri değildi istediği gibi gezsin tozsun giyinsin, sabah cennetken akşam cehenneme dönüşsün. Burası adamının şehriydi katı ve yıkılmaz kuralları, değiştirilmez töreleri vardı. Buranın ne sabahı ne de akşamı cenneti, yedi yermi dört cehennemi yaşatırdı. Büyük bir duvar dev demir parmaklıklar elektirikli terlerle örülmüş dört tarafı kapalı koskoca hapishane. Özgürlük bunun dışında ama çıkabilene ya da çıkmak isteyene. Genç kadın adamının şehrinde yaşamaya hazır mı?
Genç kadın kabine geri dönüp kıyafeti çıkardı. Sabah giydiği kendi kıyafetini giydi. Kabinden çıkıp etrafına bakındı güzel görümcesi yoktu. Belki kendine kıyafet bakmaya gitmiştir diğe düşünüp müşteriler için konulmuş L şeklindeki kırmızı koltuğa kaynanasının yanına oturdu. "Seni çok sevdiğim bir arkadaşımın yanına götüreceğim. Orada kendine bakarsın olmadı dikdiririz. Robar ne işe yarıyor çalışsın parasını versin." dedi. Genç kadın gülümseyip "Tamam" dedi. Bu konuşma gelin kaynana muhabbetinin küllerini ateşlemişti.
Bir vakit sonra kucağında bi yığın kıyafetle geri döndü. Saliha hanım kızının alışveriş tutkusunu bildiği için şaşırmadı. Genç kadın bir kaç kıyafet denemiş yorulmuştu. Güzel görümcesi kucağındaki yığın dolu kıyafetleri deneyecek miydi? Patronu kız kardeşinin aldığı kıyafet parasına çalışıyordu. "Eveeeeet hanımlar tekrar karşınızdayım. Aaayyy siz beni arayıp sonra yorulup geri dönmüştür diğip geldiniz oturdunuz deme. Kıyamam ben size canlarım benim, merak etmeyin her türlü sevginize layık olacağım." dedi. Saliha hanım kafasını salladı.
Bu kız kesin evde başına kalacaktı. "Erce kızım fantazi hayal gücünü bari yengenin yanında yapma. Abinle evlenmeden kaçar." gülerek dedi. Kahve gözleri kızının anlına kaydığında hızlıca yerinden doğrulup kızının yanına gitti. "Anlına ne oldu?" değip elini kızının yara almış yerine dokundurdu. "Senin sakarlığınla ne yapacağız biz bilmiyorum. Kızarmış nereye çarptın duvara mı?" kızarak dedi. Sorunun cevabını biraz ötesine rafların oraya bakarsa alacaktı. "Onun gibi bir şey anne." dedi.
Bir saat önce :
Genç kız yengesinin kabine girmesinden faydalanarak annesinin yanından kaçıp bir kat aşağıya indi. Yukarı çıkarken göz gezdirmişti. Asılı elbiseleri karıştırıp beğendiklerini aldı. Duvarlardaki kıyafetlere bakıp gözüne çarpan iki üç tanesini bedenine uygun olanı aldı. Mağazanın diğer bölümüne gidip asılı elbiseleri karıştırıp eline bir tane aldı. Bedenine baktığında ona bol geldiğini görünce ilerideki rafları düzenleyen mağaza çalışanına seslendi. "Pardon bakar mısınız?" dedi. Elindeki işi bırakıp yanına gelen çalışan "Buyrun" dedi. Genç kız elinde tuttuğu elbiseyi gösterip "Bunun .... bedeni kaldı mı? " dedi. Çalışan elbiseye bakıp "Malesef hanım efendi kalmadı. Bunlar sezon başında gelmişti. Son kalanı ise az önce başka bir bayan aldı." dedi. Genç kız çok beğendiği elbiseyi yerine bırakıp "Tamam, teşekkür." değip ordan uzaklaştı. Mağazanın içinde tur atarken kabinlerin orda gözlerine çarpan elbiseye bakmaya gitti. Duvarda asılı olan elbiseyi alıp bedenine baktı. Başını kaldırdığında kadın adama sarılmış boynundan öpüyordu.
- Seni burda görmek güzel.
Genç adam karşısındaki kadına baktı. Şaka mı yapıyordu bu sadakatsiz kadın? Nasıl bir kadındır ki onu deli divane gibi seven kocası varken başka adamların yataklarında geziyordu. İlginç kısmı karısının o yataktan o yatağa uzandığını bildiği halde kocası ses çıkarmıyordu. Aşk bu kadar mı insanın gözünü kör ediyordu? "Asıl seni burda gördüğüme ben şaşırmam gerekir." dedi. Onu gördüğünden beri deli gibi onun kendisine defalarca sahip olmasını onu içinde hissetmek istiyordu. Kendisinden küçük olduğunu bildiği halde istiyordu. Kocasında iş yoktu sabah akşam iş der dururdu. Cinsel hayatları diğe bir şey kalmamıştı. Hormonları tavan yapmıştı. "Neden? O yanında gezdirdiğin şıllığın nerede?" pişkin pişkin dedi.
Genç adam bu kadından ve peşinden geldiği kadından da bıkmıştı. Bir türlü yakasını bırakmıyorlardı. Bu kadınla burda karşılaşacağını tahmin bile etmiyordu. Yaşadığı ülkenin toprakları onun ve onun gibi kadınların adamların kirletmesini istemiyordu. Burda doğmuş, büyümüş, çocukluğunun en güzel zamlarını burda geçirmişti. "Neyse canım, burda senin için bir hafta kalmaya razıyım. Eğer ondan sıkılıp bana gelmek istersen ............... oteldeyim. Seni dört gözle bekliyor olacağım." dedi. Nasıl olsa o kadından bir gün sıkılıp ona gelecekti. Bu güne kadar hiç bir kadına el sürmemişti ama bir gün onun olacaktı. O gün sarhoşken ağzından kaçırmıştı. "Seni tekrar istiyorum kurtarıcı meleğim nerdeysen gel." demişti. Onu yanındaki genç bayan için söylemediğini biliyordu olgun kadın.
Her kimse bu adamın kalbini fena halde kapmış kimseye yer bırakmamıştı. Bu çok haksızlıktı! Olgun kadın o küçük fareyi ve adamın kurtarıcı meleğini düşünüp moralini bozmak istemiyordu. Genç adamın yakasından tutup çekti fakat kendisi genç adam diri göğsüne yapıştı. "Tatmadığın bir şeyi özlemek nasıl bir duygu biliyor musun Yiğit?" dedi. Genç adama daha da yaklaşıp boynuna öpücük kondurdu. İnsanı delirtecek yavaşlıkla adamın kulağına "Sende beni hiç özlüyor musun? Bekliyor olacağım ........... oteli 345 nolu oda. Sakın unutma." dedi. Genç adam kadını bileğinden tutup ittirdi.
Bu kadının parfümü bile berbattı. Nasıl kocası ona dayanıyordu? Hiç bir zaman tek gecelik ilişkiler adamı olmamıştı. O yetiştiği, gördüğü kültüre göre büyümüştü. Batı kültüründeki tek gecelik ilişkiler ona ve onun gibilere haramdı. Sadakatsizliğe tahammülü yoktu. Bunu bildiği halde tahrik edip yatağına çağırıyordu. "Git gözüm ne seni ne de senin gibileri görmeye dayanıyor." dedi. Hoşlandığı adamdan duymak istemediği sözleri duyunca gözleri dolup arkasını dönüp gitti. Genç adam bıkmıştı bu kadınlardan. Neden yakasını bırakmıyorlardı? Sağ eliyle anlını ovalayıp arkasını dönmesiyle birine çarpması bir oldu. Çok geçmeden çarptığı kişinin belinden yakalayıp bıraktı. İzlediği filimlerde yaşadığı filimlerden kesit sahnede adam ve kadın ilk görüşte aşık olup nefessiz kalana kadar aşkın organ timsali dudaktan öpüşürlerdi. Fakat onun oynadığı sahnede bir gariplik vardı. Genç kadının başının üstünde duran bi gardolap dolusu elbiseleri yere düşürdü. Olduğu yerde donup kalması bir olmuştu. İçine tüküresi dünyada hala masum bakan kadınlar var mıydı? Soylarının tükendiğini sanıyordu.
Kehribar gözlere bakmakatan kendini alıkoyamıyordu. Bu göz rengine sahip insanları görenler şanslı derlerdi fakat onun şanstan yana hiç bir ümidi yoktu. Yıllar önce her gün ve şimdi bakmasına rağmen hala şansı yoktu. En son bu topraklarları terk etmeden önce şansını kurtarıcı meleğinin yanına bırakmıştı. Geldiğinde tekrar onun olsun diğe. Karşısında gördüğü kehribar gözlü kadın, yıllar önce genç adamın kalbine etiği şans fidanı şimdi yeşermeye başlamıştı. Genç kadın adamı görünce afalladı. Televizyonda gördüğü çikolata mankenlerden birinin Midyat'ta ne işi vardı?
Genç adam güzel kadına yaklaştı. Keman gibi kaşlarının üzeri kanamış güzel yüzüne leke bırakmıştı. Genç adam baş parmağıyla kanlanmış yeri sildi. Özel dikim siyah takımının ceketinin cebinde bulunan demirden güneş gözlüğü kanatmıştı. Nedense beğenerek aldığı güneş gözlüğünü bunu yaptığı için ayağının altında kırmak istiyordu. Genç kadın nihayet gerçek dünyaya döndüğünde sevecen bir tavırla gülümseyip "Merhaba" dedi. Genç adam kadının sevecen tavrı karşısında onunda dudağının bir kenarı kıvrıldı. Genç kadın ona güldüğü için normalde olsa nefessiz kalana kadar boğazına yapışırdı ama gülüşünde takılıp kalmıştı. Zalimin oğlu neden bu kadar güzel gülüyordu?
Genç adam gülüşlerinin arasında "Merhaba mı sadece o mu?" dedi. Genç kadın adamın hapsolmuş gülüşünden kurtulup eski tavırlı haline geri döndü. Ne bekliyordu özür dilemesini mi? Çarpan kendisi olmasına rağmen o mu dileyecekti. Türk çikolata mankeni avucunu yalardı. "Başka ne diyeyim? Ya da ne dememi beklersin çikolata mankeni?" dedi bir hışımla. Genç adam kadına öpecek kadar yaklaştı. Kendisiyle kıyaslanınca kadının kısa boyundan eğilmek zorunda kaldı. Genç adam kadının muhteşem güzellikteki kehribar gözlerinin içine bakarak "Özür dilemeni." dedi. Genç kadın alaycı bir tavırla "Halla hallla ben mi senden özür dileyecekmişim?" dedi ve elini havada sallayarak "Sen daha çok beklersin çikolata mankeni. Sen benim kim olduğumu biliyor musun da böyle konuşmaya tenezzül ediyorsun?" dedi.
Genç adam sağ kaşını havaya kaldırdı. Siması küçük kurtarıcı meleğine çok benziyordu. Fakat herkese yetiştirdiği uzun dili bir tek onun yanında sessizliğe kavuşurdu. Ama bu kadın laf üzerine laf yetiştiriyordu. "Hokka burunlu senin kim olduğun umrumda değil. Özür dilede gideyim zira seninle tartışmaktan daha önemli işlerim var." dedi. Genç kadın duyduklarına inanamayarak "Sen benim burnuma kurban ol. Benim burnuma laf söyleyeceğine önce kendi boyuna bak zürafa. Bu da yetmemiş gibi dana gibisin izmandut az ye az yakında kapılardan geçemeyeceksin." dedi tutuğu nefesini vererek. Duyduğu sözler karşısında kendine hakim olmaya çalışan adam tek hareketi ile kadını kendi ve aynalı soyunma kabininin arasına sıkıştırdı. "Anlaşıldı sen o dilini al da git. Benim sinirlerimi zıplatma yoksa keserim o uzun dilini." dedi. Genç kadın sinirden bulunduğu konumu düşünmeden adama laf sokmaya çalıştı. "Sen kimin dilini kesiyorsun bende senin boyunu kısaltayım. Kapıdan geçmesi kolay olsun muhtaç insanlara yardım etmek sevaptır." dedi.
Genç adamın sabrı taşmıştı gözlerini sımsıkı kapatıp açtı. Duyduklarını haz etmeye çalışıyordu. Bir kaç dakika önceki kadın ve şimdiki kadın aynı kişi miydi? Ruh halinin geçişlerinin kraliçesiydi sanki; önce masum tatlı kız halleri, sonra sevecen, şirin en son tavırlı ve öfkeli boğa haline gelmişti. En çokta öfkeli boğa halinden hoşlanmıştı. Kendini yedirmeyen her fırsatta laf sokan bir kadın bu dünya üzerinde tükeniyordu.
İşaret parmağı ile burnuna vurup "Bir daha söyle bakalım öfkeli boğa?" dedi. Genç kadın kısık kısık nefes alıp verdi. Hiç bir zaman astım denen illetten kurtulamayacaktı. Mezara kadar arkadaşlık yapacaktı. Kesik kesik nefeslerinin yanı sıra soğuk soğuk terlemeye başladı. Kalbi hiç olmadığı kadar hızlı atıyordu. Kafesinden çıkmak isteyen kuş gibi çırpınıyordu. "Terliyorsun bu kadar mı kor... Nefes al!" dedi adam telaşla. Genç adam bir kaç adım geri çekildi. Laf yetiştirmeye çalışan öfkeli boğa kadına ne olmuştu? Genç kadın kısık sesle "Astımm" diyebildi. Genç adam kadının kısık sesinden zor olsada duydu. Kadının pembeleşmiş yanaklarına ellerini koyup "Tamam. Rahatla sorun yok geçti." deyip onu yere oturturdu. Küçük meleğinin de astımı vardı. Saçlarını yavaşça okşayıp ona şarkı mırıldanmaya başladı.
Küçük meleğiyle beraber dayak yedikten sonra duvar kenarına çekilip söylerdi. Genç adam söylediği şarkının sonlarına doğru kadına sarıldı. Genç adamın eli işini iyi bilen ustanın nadide bir parçayı özenle okşuyormuş gibi kadının ipek saçlarında ve sırtında gezindi. Böğürtlen kokusunu akciğerlerine hapsetti. Aradan geçen on dakika kadar süre kadının adamdan ayrılmasıyla son buldu. "İyiyim ben teşekkür ederim. Benim gitmem gerek size iyi günler." dedi. Yerde olan kıyafetlerini toplayıp son kez çikolata mankenine bakıp uzaklaştı. Genç adam bu muhteşem kehribar gözlü kadını merak etmişti. Kimdi? Bu gözler yıllar önce yaşadığında sadece kahramanında vardı. Ne yaptığını çok merak ediyordu.
Evlenmiş miydi? Birbirlerine verdiği sözü tutup bir başkasıyla evlenmemişm miydi? Onu hatırlıyor muydu? Gizlice tırmandığı konağın terasında mutfaktan getirdiği yemeklerle kiminle piknik yapıyordu? Saz eşliğinde kiminle düet yapıp türkü söylüyorlardı?
Kafasındaki bir çok sorunun cevabını yüzüne yiğeceği yumruktan sonra anlayacaktı. Tokat az gelirdi yanlız kaldığı yıllara yumruk anca çıkarırdı. Yüreğine oturan öküzün acısı her geçen saniye daha da artıyordu. Gittiği için onun kendisini dövmesine izin verdiğinde dövecek miydi? Onunla yolları keşişir miydi? Kurtarıcı meleğine çok borcu vardı. Nasıl ödeyecekti? Ah! Doğru evlilik sözü vardı. Asi bir çocuktu kendinden büyüklere kafa tutan her zaman dayak yiyen o olurdu. Kurtarıcı meleği her zaman koşarak gelir nefessiz kalıp ona sarılırdı. Çocuklar ağanın kızı olduğu için ona vurmaya yeltenemiyorlardı. Elveda bile diyemeden bir gece ansızın babası ailesini toplayıp İstanbul'daki akrabalarının yanına gitmişlerdi.
Genç adam kadını takip edip mağazanın bir üst katına çıkıp genç güzel ve orta yaşlı olmasına rağmen güzelliğini koruyan iki kadının yanında durmuştu. Rafta katlanmış kadın kıyafetlerine bakıyormuş gibi yapıp aslında üç kadına kulak kabartmıştı. Kalbi "Umarım bir daha karşılaşırız." dese de dile dökmek o kadar kolay olmamıştı. Kendi sesini bile zor duyabilecek seste "Umarım bir daha karşılaşırız" dedi. Mağaza çalışanının sesiyle arkasına döndü. "Yiğit Bey birlikte geldiğiniz bayan sizi çağırmamı söyledi." dedi. Genç adam kafasını salladı birde bu bela başında vardı. "Tamam geliyorum. Nerede?" Dedi. Mağaza çalışanının ağzı açık halini umursamadan.
HOŞÇAKAL :)
