İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 51 · 14 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 51

Bir ölüm, bir hapis•~

Genç adam saklandığı evde öfkeden deliye dönüyordu. Hiçbir şey planladığı gibi gitmemişti. Etrafında ne var ne yoksa dağıtmıştı. Koltuğa oturup ellerini başının arasına aldı. "Düşün düşün düşün. Tüm bu olanları kendi aleyhine nasıl çevirebilirsin. Düşün Baran düşün." dediğinde kapı çaldı. Kimdi? Onun burada olduğunu kayınpederinden başka kimse bilmiyordu. Onu buraya getiren şoförü de vurup öldürmüştü. İşini şansa bırakmayı sevmiyordu. Bunca yıl çektiği çile boşuna olmayacaktı. Ses çıkarmamak için küçük adımlarla ilerleyip kalın perdeyi dışarısını görünecek şekilde aradı. Kapıyı vuran siyah takım elbiseli elinde dosya çantası olan adam kayın pederinin görüştüğü avukatıydı. "Baran bey benim Hakan avukatınız. Kapıyı lütfen açar mısınız?" dedi. Genç adam her ihtimale karşı belindeki silahı çıkarıp evin giriş kapısına doğru ilerleyip açtı. Önce şaşkınlıkla karşılaşırsa da ellerinin havaya kaldıran avukata "Seni takip eden oldu mu?" dedi. "Hayır. Silahınızı indir misiniz? Bi gören olacak burası köy herkes birbirinin evini gözetler heleki boş eve yeni biri tanışmışsa onlar için merak konusu olur." "Çok konuşma geç içeri." deyip silahını beline koydu. Evin darmadağın olduğunu görmezden gelerek tekli mavi koltuğa oturup siyah deri çantasını masanın üzerine bıraktı. "Beni bırak bana önce oğlumu bul." "Elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz" deyip çantasının içinden evraklarını çıkardı. "Baran Bey bana verdiğiniz mal mülkleri paylaştığınız ve her ikinizin de imzası bulunan noter onaylı tapu ve evraklar geçersiz. Yani sizin elinizde olan tapuların hepsi sahte." "Sen ne diyorsun avukat açık konuş." "Baran bey evlendiğiniz zaman size sahte tapu verilmiş." " Her şey yalan" deyip elini masaya vurdu. "Robar yemin olsun ki elinde ne var ne yoksa alacağım." dedi. Ses tonundan irkilen avukata baktı. "Onların elinden almanın bir yolu yok mu? O mal mülkte benim de hakkım var." "Dava açabiliriz ama hakkınızda tutuklama kararı var." "Peki tüm mal ve mülkünü bana devrettiğine dair kaşe veya parmak izi falan olur mu?" "Evet" "O zaman benden haber bekle avukat sana birini göndereceğim. Ona gerekli evrakları verirsin o geri kalanını halledip sana getirir." "Anladım sizin için yapabileceğin başka bir şey var mı?" "Karımın durumu nasıl gözlerini açtı mı?" "En son durumu stabil ama herhangi bi olumsuz bir gelişme yok gözlerini açmasını bekliyoruz." "Güzel fakat onu söylemeni istediğim bir şey var?" "Nedir?" "Onu iten kadından şikayetçi olmasını istiyorum. Şimdi çık daha fazla dikkat çekmeyelim." "Peki" deyip çantasını aldı ayağa kalktı. "Hoşçakalın" "Giderken kapıyı kapat avukat." dedi. Genç adam eline sahte evrakları alıp baktı. "Beni yıllarca kandırıp elime paçavra kağıtları tutuşturup bir köşeye attınız. Acılarla geçen yıllarımın tek dayanağı mirasım da sahte göstermelikti. Beni hiçbir zaman aynı kanı taşımadığım için eşit görmediniz. Ağa olmaya layık görmediniz. Beni bu hale getiren sizsiniz." deyip kayınpederini ona verdiği telefonu giydiği siyah takım ceketinin iç cebinden çıkardı. Birkaç kişinin olduğu rehberden aramak istediği kişiyi bulup aradı. Anında açan adama "Alo Sedo bizim avukata gidiyorsun. O sana birkaç kağıt verecek yapman gerek şey Robar'ın odasına girip parmak izi basacaksın." "Derhal ağam" "Sedo oğlumdan bi haber var mı?" "Yok ağam ama en kısa zamanda bulacağım." Kadın komiser karşısında korkudan titreyen kadına kağıt bardakta suyu uzattı. İşaret parmağıyla siyah camı gösterip "Yaklaşık 5 dakikadır oradan seni izliyorum. Korkudan titriyorsun ve ağlıyorsun." dedi. "Komiser hanım ben bir şey yapmadım. Vallahi bilseydim engel olurdum." "Zelal, bugün kaç kişinin sorgusuna girdim ben bile sayısına hatırlamıyorum. Tek seferde anlat ki sende bende kurtularım. "Ben bildiğim her şeyi Zümra hanım ağama anlattım." "Bana da anlat ki seni bu işten kurtarabileyim." Genç kız elinde tuttuğu suyu içip masaya bıraktı. "Öğrendiğimize göre Robar Karakan'ın kuzeni Baran vurduğunu söylemişsin." "Evet. Robar ağamı Baran vurdu." Genç komiser sorgu odasına girip elindeki yarı içtiği çayı masaya bıraktı. Sandalyeyi çekip yayılarak oturdu. Yeleğinin iç cebine yuvarladığı mavi dosyayı çıkarıp karşısındaki sarışın adamın adına baktı. Sonra gözlerini adama dikip dosyayı masaya sert bir şekilde bıraktı. "Yasin beni uğraştırmadan anlat." deyip gömleğinin kollarını sıvadı. En sevdiği kötü polis olma vakti gelmişti. "Avukatım istiyorum" dediğinde yorgun olan polis öfkelendi. Elini masaya vurup "Ne avukatı lan anlaş şunu adam gibi" deyip bağırdı. "Sessiz kalma hakkım var onu kullanmak istiyorum." dedi korksa da belli etmemeye çalışarak. Öfkesini kontrol etmeye çalışan komiser karşısında duran pişkin adama baktı. "Aslanım beni delirtme insanlıktan çıkartmadan şunu doğru düzgün anlat. Sen de bende kurtularım." dedi. "Ne dediysem o" dediğinde komiser ellerini sarışın adamın boynuna dayadı. "Arkadaş güzellikle anlat diyoruz da illa ki benim sinirlerimle oynayacaksın. Kaşınma oğlum seni bi kaşırım dünya alem ibret alır. Yorma beni anlat." dediğinde yüzü kızarmaya dönen adam nefes almak için komseri başıyla onayladı. "Haa şöyle yola gel güzel güzel anlat" deyip yerinde oturdu. "Baştan başlayalım Yasinciğim neler bildiğini bana anlat ki bu işten seni kurtarabileyim." "En başından mı?" "Gerekirse evet." "Zühre'yi ilk ben sevdim ama o adama aşık oldu. Baran'la evlendi. Tam da hikayemiz benim açımdan burada başladı." dedi. "Yelda hanım hastalığınız aşikar sizi burda daha fazla tutmamak için kendinizi yormadan olanları anlatın." "Benim bildiğim ve emin olduğum tek bir şey Robar'a deli gibi aşık olduğum. Artık bu sırrı taşıyamayacağımı fark ettiğimde gidip Zümra'ya her şeyi anlattım." "Her şeyi derken?" "Zühre ve Robar'a kurduğumuz tatsız oyunu." "Saygın iş adamı Yiğit SARAÇOĞLU sizi bu işle ne alakanız var?" "Sevdiğim kadını meydan dayağı atan adamı dövdüğüm için mi burdayım." "Aslında hayır" "Peki neden buradayım" "Onu siz anlatacaksınız. Mesela kaçırdığınız ve zorla konuşturduğunuz kişilerden anlatmaya başlamak bence mükemmel başlangıç noktası olur." "Erce hanım abiniz vuran kişinin kuzeniniz Baran Karakan olduğunu söylüyorsunuz ama elinizde hiçbir kanıt yok." "Kendisi itiraf etti." "Hani nerede kayıt mı aldınız." "Hayır ama sözlü söyledi." "Kanıt olmadan hiç kimseyi suçlayamam." "Saliha hanım saatlerdir ekip arkadaşlarımla sorgulara girip çıktık. Hep aynı noktada olay dönüp dolaşıyor" deyip peçete uzattı. Kadın komiserin elinden alıp gözyaşlarını sildi. Gün bugündü geçmişin kapıları aralanmıştı. "Biz kendimizi bir kayığa binmiş tek bir kürekle ilerlemek için çekiyoruz ama bulunduğumuz yerde dönüp dolaşıyoruz. Bize yardımcı olun ki bizde size olalım." "Asıl bu dava yıllar öncesine dayanıyor. O zaman bir daha açılmamak üzere kapanmıştı fakat şu anda görüyoruz ki öyle olmamış." "Sizi dinliyorum." Devlet Hastanesi'nin yakınında boş bir alanda duran avukat bir saat önce mal mülkleri almak için gerekli evrakları verdiği adamın elinden tekrar geri alıp tek tek göz gezdirdi. Gerekli yerlere imza atılmıştı. "Bunu nasıl yaptın?" "Sen o tarafını karıştırma ağam yap dedi bende yaptım. Sende ağzını kapatacaksın." deyip ceketini araladı. Kaşıyla belindeki silahı gösterdi. "Sana düşen görevi yap gerisini boş ver." Avukat adamın belindeki silahı göz ucuyla baktı. Elindeki evrakları dosya çantasına koyup hiçbir şey demeden siyah arabasına binip sürdü. Genç kadın ağrılarla birlikte yavaş yavaş gözlerini açtığında başında onu gülümseyerek izleyen hemşireye anlamsız gözlerle baktı. "Hanımefendi beni duyuyor musunuz?" dediğinde içeri sesinden erkek olduğu anlaşılan doktor girdi. " Ne zaman uyandı?" deyip beyaz gömleğinin cebinden küçük bir fena çıkardı. "Az önce" Doktor kadına yaklaşıp gözlerine feneri tuttu. Ardından işaret parmağını sağa sola oynattı . "Lütfen parmağımı gözlerinizle takip edin." dedi. Doktorun söylediklerini yapan kadın baş ağrısından tekrar bayılabilirdi. "Tomografi sonucu temiz çıkmış. Herhangi bi kötü durum yok. Bir yeriniz ağrıyor mu?" "Başım" "Bu gibi durumlarda normaldir." deyip gözlerini hemşireye çevirdi. "Ağrı kesici yapalım." Elindeki dosyayı göz ucuyla inceleyip yerine bıraktı. "Geçmiş olsun" deyip odadan çıktığında kapı önünde iki polis memuru ile karşılaştı. "İfade almak için hastanın durumunu size soracaktık." "Yeni uyandı fakat sağlıklı bir ifade vereceğini düşünmüyorum." "Hastanın ifadesini almak zorundayız." "Mümkünse hastamızı fazla yormadan ifade alın." "Deneriz" deyip odasına girdiler."Zühre Karakan" "Buyurun" "Sizi yormadan birkaç sorumuz olacak." "Tabii" "Merdivenlerden düştünüz mü yoksa itildiniz mi?" "İtildim" "Sizi kim itti?" "Zümra Karakan" "Neden itti biliyor musunuz?" "Evet. Kocası hâlâ bana karşı bir şeyler hissettiği için beni çekemedi. Ayrıca kocam kocasını öldürdüğünü düşündüğü için beni de öldüreceğini söyledi." "Zümra Karakan'dan şikayetçi misiniz?" "Evet" "Sorularımız bu kadardı. Geçmiş olsun." deyip odadan çıktılar. "Bu konu hakkında ne düşünüyorsun?" "Bana inandırıcı gelmedi." "Bana da" Asayiş amiri elindeki imza atılacak dosyaları bitirdikten sonra odasından çıkıp olayın değerlendirmesini kendi aralarında yapana ekibine doğru ilerleyip masadaki her zamanki yerine oturdu. "Bir gelişme var mı?" "Evet amirim" "Nedir?" "Bu olay aslında 30 yıl öncesine dayanıyor." "Demek birileri intikam ateşini harlamış." "Amirim" "Çocuklar zamanın da olaya bizzat şahittlik yaptım. Başka." "Bizden giden iki polis memuru Zühre Karakan'ın ifadesini almak için hastaneye gitti." "Sonuç nedir?" "Memurlar onu bilerek ittiğini ve bu yüzden d şikayetçi olduğunu dile getirdi." "Kasten adam yaralama suçundan yarın nöbetçi mahkemeye çıkacak. Hâkimin kararına göre ya beraat ya da hapis." "Peki diğerleri." "İfadelerini aldıktan sonra serbest bırakıcağız." "Güzel başka bir şey yoksa diğer vakaya geçelim. Onda nedir durum?" "34 yaşında kadın, tek kurşunla kafasından vurulmuş, olay yeri evini inceliyor ama hâlâ doğru düzgün bir kanıt yok. Ayrıca makbulün vurulduğu silahta göğsünün üstünde bulundu. Kocası ise iki gün önce kayıp ihbarı verdikten sonra bugün tekrar aynı evde aynı eşi gibi ölü bulundu. Çocuk yok fakat kadın ölmeden önce 6 aylık hamileymiş." "Töre davası olduğunu düşünmüyoruz bizce miras kavgası gibi duruyor." Genç polis memuru belindeki nezarethanelerin hepsini bulunduğu anahtarlığı çıkarıp önce erkeklerin bulundukları yeri açıktı daha sonra kadınların bulunduğu yere gelip onlara baktı. "Zümra Karakan hanginiz?" Bankta oturan kadın adını duyduğunda başını kaldırdı. "Benim" "Siz hariç herkes serbest hakkınızda şikayet var." "Kim şikayet etti gelinimi?" deyip yanından kalktı. "Hadi hanımefendi çıkın. Soru soracağınız yer burası değil." deyip eliyle çıkmaları için işaret yaptı. Tek tek çıkan kadınlar arkada kalan sarışın kadının gözlerine mahçup bir şekilde baktı. Tekrar nezarethane kapısını kilitleyen polis memuruna öfkeyle bakan genç kız parmaklıklar ardından onlara bakan yengesine "Merak etme yenge seni buradan çıkaracağız." dedi. Annesi kızının sesindeki kararlılığı görünce dediğini yapacağını anladı. "Senin burada bir gün daha kalmana müsaade etmem. Sen bana oğlumun emanetsin. Hem kendine hem de karnındaki bebeğe dikkat et." "Saliha anne benim sana bir şey söylemem gerekiyor." "Yenge yapma" "Söylemek zorundayım Erce vicdanım el vermiyor." "İnan bana sırası değil." "Haydi hanımlar sizi bekleyemem hadi." Genç adam sıkıntıdan masanın üzerindeki silahı iki kere söküp takmıştı. Koltuğun üstündeki yastıkları karşısında duran duvarı hedef alıp attı. İçinden haline küfürler edip durdu. Onu buraya mahkum eden herkesten hesabını soracaktı. O sırada çalan telefonunu ayaklarını uzattı masadan alıp açtı. "Ne var avukat?" "Baran bey maalesef mal devri yapamıyoruz." "O ne demek avukat, neden?" "Çünkü bir hafta kadar önce Robar Bey tüm servetini karısı Zümra Karakan'a satmış. Bu durumda parmak izi geçer sayılıyor." "Benim de hakkım ne olacak avukat? Almamızın başka yolu yok mu?" "Hayır, devir etseydi bir ihtimal fakat direkt sattığı için hiçbir şey yapamayız." "Avukat sen ne işe yarıyorsun? Bana malımı vermedin, oğlumu bulamadın. Sonun bir karış toprak olmasını istemiyorsan dediklerimi yapacaksın." diye bağırdı. "Ama" "Kes sesini avukat dediğimi yap. Bir dahaki görüşmemizde hem oğlum hem malım elimde olacak. Zira bu dünyada ne sen ne de ailen kalır anladın mı beni avukat." "Evet efendim" "Güzel söylediklerim kafana girmiş. Şimdi kapat ve işlemleri hallet" deyip adamı yüzüne kapattı. "Robar elinden her şeyi alacağım." deyip duvarı da asılı işaret parmakları birbirine dokunan eller tablosuna nişan alıp vurdu. Tabloda parmakların birleşen noktasında bir delik vardı. Kocasının bağlantıları sayesinde nezarethane yerine odada tutulan kadın polisin onu bırakmasıyla çıkıp bekleyen kocasına sarıldı. "Aşkım kızım orada onu da kurtaralım." "Tamam güzelim birazdan çıkarlar. Onları da serbest bıraktılar. Senin çıkış işlemlerini ben hallettim." "Seni seviyorum." "Ben de seni seviyorum. Hadi gel onları çıkışta bekleyelim." "Tamam" deyip kocasına sarılarak ilerledi. Akabinde karakol çıkışında ölüm kokan adamı görünce içine tekrar öfke patlaması yaşadı. Sanki ona bakan mavi gözleri hissetmiş gibi kadına baktı. İstemsiz şekilde gülümsedi. "Aşağılık herif bu olanlar senin yüzünden oldu. Damadı mı da sen vurdun biliyorum." deyip adama saldırdı. Fakat kocasının belinden tutması ile eski kayınbiraderine vuramadı. "Ne saçmalıyorsun ne kızı ne damadı" "Ne mi saçmalıyorum kocasını öldürmeye kalktığın kadın senin öz yeğenin" dedi bağırarak. Orada bulunan herkes şaşkınlıktan ağzını kapattı. Hiç kimse nasıl tepki vereceğini bilmiyordu. İki düşman aile bilmeden soylarını birleştirmişti. "Benim yeğenim falan yok." "İnkar etsen de etmesen de o senin öz yeğenin. Ne yazık ki o korkak babasının kanınızı taşıyor." "Çok şükür gelinim size çekmemiş ama sen ve kızın bilerek birlik olup içeri atacaksınız." "Ne kızım nerede Saliha? Kızım neden çıkmadı" dedi ağlamaklı sesiyle kocasına. "Sen üzülme oradan kızımızı çıkaracağım." "Bu aşağılık adamın kızı" dediğinde adamın oğlu ruhsatlı silahına elini uzatırken adam gözleriyle durdurdu. "Yeri değil" deyip kendi adamlarına başıyla işaret vererek gideceklerini bildirdi. "Yengemi polis memurunun dediğine göre bu adamın kızı şikayet etmiş." "Nasıl?" "O kızy merdivenlerden itmiş. Kasten adam yaralamadan yarın nöbetçi mahkemede yargılanacak." "Avukat ayarlamak gerekiyor. Ayrıca burada durmayalım bana kalırsa herkes aynı yerde kalsın. Bu adam tekin biri değil." "Konağa gidemeyiz ve gidebileceğimiz her yeri çoktan adamlarını dikmiştir. Bize karşı savaş açtı. Yakaladığı yerde öldürecektir." "Bizde kalın" "Oğlum ne olacak?" "Merak etme Saliha oğlum Serkan yanında ona göz kulak oluyor." "Annem de hastanede babaannenin yanında ayrıca hem Robar ağanın hemde babaannenin kapısında adamlarım var." "Allah sizden razı olsun" deyip çıkış kapısından çıktıkları esnasında karşılarında konağın çalışanları durdu. "Hanımım biz ne yapacağımızı bilemedik." "Konağa gitmeyin can tehlikeniz olabilir. Bu yüzden kısa süreliğine uzaktaki eş dostunuzun yanına gidin. Ortalıkta görünmeyin. En kısa sürede tekrar eski hayatımıza döneceğiz." "Hanım ağamın içeri gireceğini bu yüzden aşiretin başında kimse olmadığı için Mazidi aşireti gibi sonumuzun olacağından korkarlar." "Söyle onlara boşuna korkmasınlar." "Hozan ağanın adamları Karakan aşiretinden olanalara zulüm edermiş. Evlerine girip herşeyi yıkıp döküyor onlara karşılık veren adamlara ise sokak ortasında dövüyorlar." "Buna izin vermeyeceğim. Az sabır." Yaşlı adam arabasında oturmuş sakallarını ovmaya başladı. "Bana o kadının dedikleri doğru olabilir mi Robar ağanın karısı amcamın kızı mı?" "Bilmiyorum ama öyle olsa da ne olmuş. Kocasıyla aynı kaderi paylaşacak ahirette bile onları yanlız bırakmıyorum bana dua etmeleri gerekiyor." "Baba" "Kes ne dersem o olacak. Beni ne demişler de saldılar." "Senin adamların olmadığını Robar'ın onları kovduğunu iş vermediklerini bu yüzden işsiz kaldıklarını söylemişler. İntikam almak için böyle bir şeye kalkıştıklarını söylemişler." "Polisler de bunu yedi." "Ellerin de senin planladığına dair kanıt yok." "O konak yanıp kül olacak. Hiçbir yerde onları barındırmayacağım. O aşiretten geriye iz kalmayacak." "Sen merak etme baba biz o işi hallediyoruz. Şimdiden birkaç ev Mardini tek etti. Bize direnenlere karşı cevaplarını veriyoruz. "Güzel böyle devam et. Büyük bi kaos istiyorum hele ki o yangın artık bu aşiretin yok olduğunun kanıtı olması gerekiyor. Ses getirsin herkesin gözü daha fazla korksun." "O işi biz değil kendi kanlarından biri konağı yok edecek." "Kendi sonlarını soyadlarını verdikleri adam getirecek." deyip oğluna baktı. "Bunu sevdim" elindeki tesbihini hızlıca salladı. Artık kartları açık oynama zamanı gelmişti. Masadaki hiç birinin şansı yoktu zira as maça ve as sinek ondaydı. Yıllar sonra intikamını hemen öldürmekle alacağını düşünmüş olamazdı değil mi? "Zühre gözlerini açmış hastaneye gidecek miyiz?" "Gerek yok" onu görüp ne yapacağım." "Konağa sür" "Kadından şikayetçi olmuş karakoldaki adamımızın dediğine göre yarın nöbetçi mahkemeye çıkacak." "İyi kedi onları bi fare tutmuş. Kocası gibi aklı kıt değil. İyi tarafından bakalım canım yeğenimi cezaevinde öldürmek daha kolay olacak. Bu sefer şans bizden yanına hee oğlum." "O şansı biz yarattık baba." Genç adamın telefonu çalana kadar arabada ölüm sessizliği hakimiyetini sarmıştı. "Anne" "Hümmen hanım fenalaştı oğlum." "Sakin ol anne, oraya geliyoruz. Ne oldu?" "Ben kendime su almak için odadan çıktım. O sırada hemşireler odaya girip Hümmen hanımın uyuduğunu sanarak kendi aralarında konuşumuşlar. Ben içeri girdiğimde beni görüp sustular. Onlara kızdım çıkmalarını söylediğimde Hümmen hanım bana "Hemşireler doğru söylüyordu demek" deyip elini kalbinin üstüne koydu. O kalp ritmini gösteren alet garip sesler çıkarmaya başladı." "Tamam anne anladım. Sen orada kal biz geliyoruz." dedi. Arabayı hastaneye giden yola sürdü. "Yiğit oğlum kötü bir şey yok değil mi? Korkutma beni" "Babaanne fenalaşmış" deyip gaza bastı.Akabinde hastaneye gelip kapının önünde endişeli sağa sola gidip gelen kadını gördüler. "Ne oldu dünür annem iyi mi?" "Saliha fenalaştı en son elini kalbimin üstüne koydu." "Kalp krizi mi?" "Kızım valla bilmiyorum. Odadan beni de apar topar çıkarttılar." dedi sesi titreyerek. Genç adam korkan annesine gidip sarıldı. Ondan kısa olduğu için başının küçük bi öpücük koydu. "Hiç mi bir şey demediler." "Hayır kızım, içeriye girdiler çıkmadılar." dedi. Genç kız annesine korkan gözlerle baktı. "Babanneme bi şey olmaz değil mi?" "O eski toprak" deyip elini kızının yanaklarına koydu. "O neleri atlattı bunu da yıkar geçer." dedi kızına sarıldı. "Neden hala dışarı çıkmadılar. Bize bir şey söylemiyorlar." "Serbest kızım sabret" "Hayır anne içeride sıradan biri yok babaannem var bekleyemem babam ve abimden sonra olmaz." deyip hasta odasının kapısını açtı. "Kızım" deyip onu durdurmak için içeriye girdiğinde o da kızı gibi monitörden stabil şekilde yankılanan bip sesini kulakları işitti. Ekrandaki yeşil çizgi düz şekline geçiyordu. Doktor elindeki elektro şok aletini yanındaki hemşireye verdi. Sol kolundaki pahalı ve gösterişli saatine bakıp "Ölüm nedeni kalp krizi, ölüm saati 20:38" dedi. Başka bir hemşire ölü kadının ayaklarında duran beyaz hastane örtüsünün başını da örtecek şekilde üstüne attı. Gördüklerin ve duydukları inanmakta güçlük çeken kadın olduğu yere çöktü. Genç kız gördüklerinin şokundan buğulu gözlerle babaannesinin başındaki doktoru itti. "Ne yaptığını sanıyorsun? O ölmedi, ölmez, beni bırakmaz" deyip üstüne de ki beyaz örtüyü kaldırdı. "Aç gözlerini babaanne ben geldim torunun Erce. Hadi bana fırça at ama aç gözlerini." deyip diz çöktü. Ölü kadının elini öpüp yanığına koydu. "Sen de olmaz, senin de kaybedemem." deyip ağladı. "Uyan ölmedim de bana babaanne" dediğinde sona doğru çığlık atarak demişti. "Bak geldik işte. Buradayız yanında bize bir şey olmadı. Sana da olmasın. Uyan kız başımda bağırmaya de, çok konuşuyorsun de ama uyan yalvarırım. Hadi uyan." dedi. Oy ve yorum yapmayı unutmayın. 😘

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.