İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 44 · 7 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 44

Bir kere severmiş insan, bende şansımı sende denedim. Olmadı

Bir kere severmiş insan,

bende şansımı sende denedim.

Olmadı. 💙

Okuduğunuz tarihi yazın...

İyi okumalar...



💙🤎💙🤎

Nikah töreni bittikten sonra tebrikler edilmiş herkes bir yere dağılmıştı. Saliha hanım işin aslını öğrenmek için yeni tanıştığı kadınlar ile buluşmaya gidecekken annesinin birşeyler çevirdiğini anlayan kızı da kafesinin bahane ederek annesinin peşine takılmıştı. Hümmen hanım herşeyden habersiz hastalığının da ona yüklediği yorgunluk ile bir an önce evine gitti. Hasta kalbi gün geçtikçe güçsüzleşiyordu ve her an fark edilebilirdi. Yeni evli çift ise kendi arabalarına binip kabristanın yolunu tutmuştu. "Hâlâ inanamıyorum biz şimdi gerçekten evlendik mı?" "Evet jinamin" "Meremin" "Söyle güzel karım" "Öylesine içimden geldi söyledim. Meremin, meremin, meremin." "Keşke hep böyle içinden gelse" "Şımarma hemen meremin" "İzin vermiyorsun ki" "Sonra tepeme çık. Ayrıca herkes bir yere dağıldı da biz nereye gidiyoruz?" "Babama" dediğinde adamın sesi hüzünlü çıkmıştı. Genç kadın üzgün gözlerle kocasına bakıp başıyla onayladı. Mezarlığa gidene kadar hiç konuşmadılar. Sessizce kocasının acısını paylaştı.

Onun babası şu anda ne yapıyordu? O günden sonra ne o onu aramaştı ne de o onu aramıştı. Sesi çıkmadığına göre gününü gün ediyordu. Acaba oksijen israfının başına gelenlerden haberin varmıydı? Bir türlü onu sevememişti iyi ki de sevmemişti ve biliyordu da babası insan sarrafıydı birini gördümü gözünden ne halt olduğunu anlardı. Bunu da kıza söylemişti ama kızının umrunda olmamıştı. Üzülen kızı olmuştu. Kadın kendi düşüncelerinin arasında boğuşurken kocasının geldik kelimeyle kemerini açıp arabadan indi. Etrafına göz gezdirirken mezarlık başlarında dua okuyanları diğer taraftan yeni def edilen cenazeyi gördü. Çığlıklar atan karınlar mezarlığı inletiyordu. Annesinin toprağa verildiği günü hatırladı. Babası evde dayısı yanı başındaydı. Tüm def edilme işlemlerini o halletmişti. Kendine gelemediği günleri, kâbus gördüğü geceleri adeta yetimhanede kaldığı günlere geri dönmüştü.

"Zümra güzelim iyi misin?" deyip yanına gelen kocasına sarıldı. Ne zaman ağladığını bilmediği gözyaşlarını kocası baş parmaklarıyla sildi. "Annemi hatırladım bir an o çığlık atan kızı görünce. Tahminen onun yaşlarındaydım." dediğinde adam karısının anlını öpüp daha sıkı sarıldı ardından saçlarını koklayıp birkaç kez de öptü. "Artık ben varım kocan. Sana söz veriyorum seni asla bırakmayacağım." "Bırakma. Sen yoksan pusulam şaşar." "Senin pusulan benim ömrümün yettiğince hep seni gösterecek kutbum." deyip tekrar saçlarını öptü. "Hadi gidelim" deyip kadının saçlarını düzeltip elini sıkıca tuttu. Biraz yürüdükten sonra yol üstündeki hayrattın yanında bulunan iki ibriği alıp alıp içine su doldurdular. Kendi ailesi için satın alınan mezarlık alanına geldiler.

Adam elindeki iki ibriği yere bırakıp babasının mezarına çöktü. "Ben geldim baba oğlu ama bu sefer tek değil yanımda gelinini de getirdim. Hani sana bahsetmiştim ya okyanus gözlüm diye işte o. Beni kendime getiren gülmemi tekrar sağlayan ve ruhumu bedenimde tekrar canlandıran kadınla evlendim. Sevindin mi? Bizimkilerin neşesinden evde oturacak yer kalmadı. Konağa sen gittikten sonra eski günlerine kavuşturan şu anda elini tuttuğum kadın hemde bunu kısacık zaman diliminde yaptı." deyip sustu.

Elini tuttuğu kadının elini öptü ve ona bakarak konuşmaya başladı. "23 yaşındaydım beni bırakıp gittiginde o günden sonra kendi kendimin babası oldum. Kendim çınar olmuş gölgesinde yürümeye zorlandım. Şimdi ise 32 yaşında koca adam oldum ne yapmam gerektiğini biliyorum. Eğer bir gün çocuğum olursa onu senin beni ister istemez mahkûm ettiğin bu topraklara bırakmayacağım. Tek başına büyümesine, adam olmasına izin vermeyeceğim, benim diyemediğim ama onun gururla diyeceği 'babam var benim arkamda' sözünü dedirteceğim. Benim gibi ruhu ölüp bedeni bu boş dünyada kalmayacak belki benim kadar şanslı biri olmayacak. Onu o çöküşten kaldıracak kadın bulamaz." dedi.

Babasının mezar taşına baktı. "Beni susmaya mahkûm ettiler ses çıkarmadım. Benim bilmediğim ama onların bildiği şeyler var bunu biliyorum. Ben arada kaynayıp gittim beni bu yüzden harcadılar bilmediğim bir suç yüzünden. Benden neyin intikamını alıyorlar bilmiyorum onu bile bana çok görüyorlar. Benim hiç bir şey anlamadığımı sanıyorlar ama anlıyorum. Çok aradım çok araştırdım ama sonuç nafile hiçbir şey bulamadım. Her ne ise üstünü çok iyi kapatmışlar. Sadece şundan eminim başkalarının hatası yüzünden benim canım yandı ve yakmayada devam edecekler. Ben bu oyunda kurban verilen kişiyim. Hani biz onlara oyun oynadık ya sen üzülüyordun işte üzülme asıl onlar bana karşı yıllardır büyük bir oyun oynuyorlar."

"Babanı bu güzel günde bunları söyleyerek üzme."

"Eminim oda onlardan biri."

"Olabilir ama bugün benim en mutlu günümüz lütfen bozmayalım. Duamızı okuyup gidelim. Belki oda bu olanların olmasını istememiştir."

"Bak baba duyuyor musun cennetimin kapısı sessiz çığlıklarımı duyup bana tepki veriyor. Seni tanımamasına rağmen sana bile kıyamıyor. Sana bunları neden mi diyorum çünkü bugün evledim karımın da dediği gibi en mutlu günümde yanımda yoktun. Bana söz vermiştin sözünü tutamadın. Orda oğlu evlendiği için sevinen babayı gördüm. Kalbime öyle bir bıçak saplandı ki bilemezsin. Erkekler babaları olunca kendini güçlü hisseder. Ben o yüzden ne karımı ne de çocuklarımı senin beni yarım bıraktığın gibi bırakmayacağım. Bunları bilmeni istedim daha çok şey söylerdim de okyanus gözlüm biraz sulu göz hemen ağlıyor. Biliyor musun toprağın sen kokuyor? Ayrıca sakın sana sitem ettiğimi düşünme aksine sana teşekkür ederim." dedi.

Her iki gençte mezarın başında çökmüş halde biri babasına içini dökerken diğeri onu ağlayarak izliyordu. Daha içinde tuttuğu ne kadar acı var acaba değip elini kocasının yüzüne koydu. "Robar'ım canım kocam içinde taşıdığın acını paylaşmak için burdayım. Sana söz veriyorum bu acı geçecek ve herkesten hesap soracağız. Kendini yıpratma yeter artık babanı da böyle yaparak üzüyorsun. Hadi suyunu dökelim gidelim." dedi. Adam sevdiği kadına hak verip başıyla onayladı. Yanında getirdikleri iki ibrikten birini toprağa diğerini de mezar taşına döktü. "Dedeme de dökmek lazım. Ben hemen şu ilerideki hayrattan doldurup getireyim." "Olmaz bende gelicem tek başıma korkarım." "Yavrum ne korkması ölü o birşey yapmaz." "Korkuyorum işte ne yapayım bende geleceğim." "İyi hadi gel" deyip iki ibriği de alarak kadının elini tutup hayrata doğru ilerlediler. Birkaç kişinin su doldurduğunu görünce yavaş yavaş ilerlediler.

Sıra onlara gelince genç adam musluğu açıp elindeki ibriği doldurup yere bırakırken "O kim ya!" dedi. "Kim kim" deyip kocasının baktığı yere baktı. "Robar babanın mezarının başında siyah giyimli adam kim?" "Bilmiyorum" deyip dolu ikinci doldurduğu ibriği de yere bıraktı."Güzelim sen burda bekle." deyip hızlı adımlarla mezara doğru yürüdü.

Geç kadın kocasının gitmesini istemsede ses çıkarmadı. O esnada kalbinde inanılmaz bir sısı hissetti. Neydi şimdi bu? Elini göğsüne koyup sıkışan kalbini sakinleştirmeye çalıştı. Gözlerini bir an bile kocasından ayırmadı. Konuştuğu siyah giyimli adamın üstüne doğru yürüyordu. Sanki kocası tanıyor gibiydi adamı el kol hareketlerinden gitmesini istediği anladı kadın. En azından yabancı biri değildi yanlarına gidebilirdi. Eğilip yerden ibrikleri alıp doğururken iki el ateş edildi. Ardından kadın ve çocukların çığlık seslerini duydu. Sevdiği adama baktığında yerinde donup kalmıştı. Gözleri en son bile görmek istemediği manzara ile karşı karşıya kalmıştı. Kocası babasının mezarına vurulmuş halde oradaydı. Buraya geldiğinden beri sulu gözlü olmuş okyanusları taşmaya başlamıştı. Sersemlemiş halde adım attığında göz yaşlarından buğulu gördüğü için dolu ibriklere çarpıp yere düştü. Önce yere dökülen sulara sonra haline baktı. Başını kaldırıp sevdiği adama baktığında etrafına dolanan insanlar yüzünden göremedi. "Robar" diye kendi bile zor duyabileceği ses tonuyla konuştu. Yerinden kalkıp burkulmuş ayağını umursamadan aksayarak sevdiği adama doğru koştu.

Mezarın başında geldiğininde onun ıslak ve çamurlu halini ayrıca aksayan bacağını gören yaşlı kadın yanına gelip "İyi misin kızım?" dese de onun duymadı orda olduğunun bile haberi yoktu. Tek odak noktası kocası olmuş diğer şeylere sağır ve kör olmuştu. Ağzından ikinci kez "Robar" kelimesi çıkmıştı. Yanında olan kadın "Tanıyor musun" dese de yine onu duymadı. Onları fark eden birkaç kişi onlara baksada bu sefer genç kadın ağız çıktığı kadar bağırarak kocasının adını söylemişti. Bu sefer birkaç kişi değil herkes onun peşin hâline bakmıştı. Akan göz yaşlarını ve halini umursamadan titreyerek kabire düşmüş sevdiği adamın yanına gidip dizi çöktü. Kocasının başını dizlerine koyup elini yüzüne koydu.

"Robar hadi kalkta evinize gidelim. Gözlerini aç lütfen. Bak bana sözün var beni bırakmayacaktın unuttun mu? Hadi aç gözlerini lütfen." deyip göz yaşı adamın yüzüne düştü. "İnat etme hadi aç gözlerini sana diyorum be adam açsana gözlerini. Karını yanlız mı bırakacaksın." dedi sesini yükselterek. "Robar lütfen Robar aç gözlerini yalvarırım." deyip kan tutmasını umursamadan elini yaraya bastırdı. Elinin ve giydiği beyaz kıyafeti kana bulanmış dizinde kocası ölmek üzere kabirde ağzından çıktığı kadar hıçkıra hıçkıra bağırıp ağlıyordu. Kocası dizlerinde ölüme mahkum edilmişti. Sevdiği kişiler tek tek ölüyordu. Hayat ona yine ve yine acımamıştı.

HOŞÇAKAL ...

Oy ve yorum yapmayı unutmayın.

Sizi seviyorum :)

Bölüm sonu

20 yorum