Okuduğunuz tarihi yazın...
Genç kadın kollarından alan ambulans görevlesi adama baktı. Keskin yüz hatları biçimli dudakları sessizlik oyunu oynuyordu buna kendi kulakları da dahil olacaktı ki ne dediğini duyamıyordu. Kafasını çevirdiğinde başında tanımadığı kişiler ona bakıp birşeyler söylüyorlardı. Başı kapalı siyah geometrik eşarp takan kadın yavaşça onun elini kocasından çekip arkadaşlarının yardımıyla kocasını kucağından alıp sedyeye yatırdılar. Yine aynı kadın onu kolundan tutup kocasıyla beraber ambulansa bindirip hastaneye doğru yol almışlardı. Gidene kadar mavi gözlerini bir an olsun kocasının üstünden çekmemişti fakat yerinden bir türlü kıbırdayamıyordu. Önce çıplak göğüsundeki kablolara sonra ağzına daha rahat nefes alması için koydukları oksijen tüpüne bağlı şeye baktı. Bir an bile mutlu olmayacaklar mıydı? Neden? En mutlu gününde kocası ölmek üzere.
Konağa aniden ölüm sessizliği çökmüştü. Semenderde oturup uzaklara dalan yaşlı kadının kalbi ters giden bir şeylerin olduğunu hissetmiş gibi ağrımaya başladı. Kırışmış beyaz ellerini kalbinin üstüne koyup gözlerini sıkı sıkıya kapattı. Bu aralar çok fazla kalp krizi geçiriyordu. Tekrar doktoruna görünse iyi olacaktı. Neyseki çevresinde işine dalmış elindeki süpürge ile avluyu temizleyen genç kızdan başkası yoktu. Herkes işine dalmış gün sonuna kadar yetiştirmeye çalıyorlardı.
O esnada kapı öyle bir şekilde açıldı ki sanki biri konağı basmaya gelmişti fakat içeri terler içinde köylü bir adam girmişti. Etrafına bakıp birilerini aramaya başladığında yaşlı kadını gördü. Elini bastonuna atıp onun yardımıyla ayağa kalkan kadın tanımadığı adama kaşlarını çatıp önünde dikildi. Soran gözlerle baktığında adamın gözlerinde yaşanmış olan bir felaketi gördü. Köylü terlemiş elini gri şalvarına sürüp yaşlı kadının gözlerine bakarak "Ağam" dedi. İşte orda tüm dünya yaşlı kadının gözlerinde kopmuştu. Ağzından tek bir şey çıktı. "Söyle" dedi. "Robar ağam Tahir ağamın kabrinde vurulmuş." dedi söylediklerinden korkarak. Yaşlı kadın elini kalbinin üstüne koyup "Robar sende mi?" deyip dengesini kaybederek yere düştü.
Ameliyat kapısının önünde diz çökmüş şekilde ne kadar zaman geçtiğini bilmeden oturuyordu. Başka bir ameliyat için içeri girecek olan hemşire kadını görüp haline acıyarak elindeki eşyaları bulunduğu yere en yakın sandalyenin üstüne koyup kadının yanına gitti. Kadının yanına gidip onun gibi diz çökerek ağlamaktan kırmızılaşmış gözlere baktı. Sarı saçlarını kulağının arkasına koyup "Hanımefendi burada böyle oturmanız hiçbir şey ifade etmez. Bari gelin sandalyeye oturun." deyip kadının kolunu tutarak ayağa kaldırdı. "Canınız yanıyor biliyorum ama bak göreceksiniz her kimi bekliyorsanız iyileşecek. Allah'tan umut kesilmez. Benim şu anda gitmem lazım fakat sizi yanlız bırakmakda istemiyorum. Bir arkadaşımı arayacağım ben veya akrabalarınızdan biri gelene kadar sizin yanınızda dursun." deyip elini yeşil giydiği hemşire kıyafetinin cebine koyup telefonu çıkarıp arkadaşına mesaj yazdı. Anında geri dönüt alan hemşire gülümseyerek sarı saçlar gözlerini ameliyat kapısına dikmiş ruh gibi kıbırdamadan bakan kadına baktı. "Söyledim geliyor şimdi." deyip sandalyenin üzerine bıraktıkları eşyalarını alıp ameliyat kapısından geçti.
Bir kaç dakikanın ardından bir hemşire koşarak yanına geldi. "Hanımefendi eliniz, yüzünüz, kıyafetleriniz kanlar içinde siz iyi misiniz?"dedi. Tepkisiz kalan kadın hâlâ kapıya bakıyordu. "Gelin sizin elinizi yüzünüzü yıkayalım." deyip kadının kolundan tutup kaldırmaya çalışırken sarışın kadın kolunu çekerek gitmek istemediğini belirtti. "Ama hanımefendi bakın kanlar kurumaya başlamış bile." dediğinde tekrar bir dönüt almadığında yanına oturup "Peki siz bilirsiniz." demekle yetindi. Göz ucuyla baktığında kanlar içinde kalmış bir meleğe benzediğini düşündü. Ne tür bir kaza geçirmişti? Beklediği kişi kocası mıydı ya da sevgilisi miydi belki de çocuğuydu. Bu sabah trafik kazası geçirenlerden miydi diye düşünürken çok geçmeden öğrenmişti. Hastane koridorunun başında büyük bir gürültü koptu ardından koşturarak ve ağlayarak gelen kadınlardan biri "Robarım" diğeri "Oğlum" diye feryat ediyordu. İşte şimdi taşlar yerine oturmuş merakının gidermişti. Yanında oturduğu sessizlik yemini ettiği bu kadın Mardin'in en deli ağasının karısı Zümra Karakan.
Aradan geçen saatler içinde kimse kendine gelemiyor, olayı duyan eş dost akraba hastaneye akın etmişti. Bir yandan teselli ederken diğer yandan herkes oturmuş sükunetle ağlarının durumunu merak ediyorlardı. Saatlerdir hemşirenin onu bıraktığı yerde oturmuş ne konuşmuş ne de boğazından sıcak bir şeyler geçmişti. Gözlerini yerde bir noktaya dikmiş sanki beyni bir döngüye girmiş gibi tekrar tekrar aynı anıyı yaşatıyordu. Siyahlar içinde olan adam, kocasının tartışması, silah sesi, kocasının babasının kabrine düşüşü ve kucağından kanlar içinde kalan kocası.
Yabancı kadın ne kadar süredir oturduğunu bilmediği kızına yanına oturarak eşlik ediyordu. Kurumuş kanlar içindeki eli tutup saçlarını okşadı. "Kalbinin nasıl parçalandığını tahmin edebiliyorum. Aşkının büyüklüğünü sessiz çığlıklarından anlıyorum." dedi. Yanlarına gelen gelinlikçi soran gözlerle yabancı kadına baktı. Başını iki yana sallayıp "Konuşmuyor sanırım Robar gözlerini açana kadar da konuşmayacak abla." "Gözleri önünde koc..." deyip sustu. "Konuşmayalım bunları şimdi." O esnada yanlarına gelen kız yengesinin boş olan yanına oturup "Hâlâ konuşmadı mı? Polisler ifade için onu bekliyorlar." "Hayır, dudakları bile kıbırdamadı." "Yaşadığı şoka böyle tepki veriyor. Susarak." "Onun içinde endişeleniyorum." "Buna gerek yok çünkü böyle kendini daha iyi hissediyor." "Bunu nereden biliyorsunuz ya bu durum kötü bir şeyse." "Biliyorum çünkü bende öyleyim." "Sizin böyle olmanız yengemin de böyle olacağı anlamına gelmez." "Hanımlar lütfen, bu yaşanan durum herkesi iyice geriyor. Birde siz başlamayın." dedi.
Genç kız yengesini tek bırakmak istemese de burada kalırsa yabancı kadınla her an tartışa bileceğini düşündü. Garip ve fazla iyimser özelliklede yengesine karşı. Başını
erkeklerin toplandığı yere çevirdi. Sevgilisini kehribar gözler anında bulmuştu. Kız arkadaşının ona baktığını gören adam o güzelim gözlerdeki üzüntüyü gördü. Ona ihtiyaç olduğunu anladığında telefonunu çıkarıp mesaj attı. Genç kız mesajı okuyup yerinden kalkarak sevgilisinin ardından asansörlerin bulunduğu yere gittiğinde tuttuğu göz yaşlarını akıtarak kendini adamın kollarına bıraktı.
"Yiğit abime bir şey olmayacak değil mi? Yengemin halini görüyorsun perişan oldu kadın."
"Açıkçası bilmiyorum Ercem kaç defa baş hekimin yanına çıktım ama sende biliyorsun o da son dakika da ameliyata girdi."
"Kesin kötü bir şey oldu o yüzden girdi."
"Kötü düşünme ki kötü olmasın. Ayrıca bence ondan değil diğerlerine göre daha tecrübeli olduğu için girdi."
"Öyle mi dersin."
"Evet"
"Keşke bunu yengeme de anlatabilsek kadının halini gözlerinle gördün. Beyaz elbisesi, elleri abimin kanı ona dokunmamıza izin vermiyor. Annem desen şekeri gittikçe yükseliyor. Babaannem zaten Allah'a emanet kadın resmen nefes almayı unuttu. Kocam, oğlum, şimdi de torunum deyip duruyor. Yaşlılıktan kalbi artık kaldırmıyor ilaçlarla uyutuyoruz. Ortada öylece yanlız kaldım."
"Tek başına değilsin ben varım. Annem annenin yanında, babaannenin kapısına adamlarımı diktim. Hasatane işleriyle ben ilgileniyorum sen sadece yengenin yanında dur."
"Yanımda olduğun için teşekkür ederim ama demiyecekler mi sen kimsin diye."
"Dediler"
"Hiç şaşırmadım. Sen ne dedin?"
"Gerçeği"
"Nasıl yani sevgili olduğumuzu mu söyledin?"
"Hayır tabii ki sevgiliden ziyade yıllar önce doğum günün de nişanlanmadık mı? Hatırlarsan kırmızı kapağı oyup parmağına yüzük diye takmıştım."
"Hatırlıyorum nasıl unutabilirim ve beni terk etmiştin."
"Oralara girmesek güzelim."
"Girelim neden girmeyelim." deyip adamın göğsüne vurdu. Genç adam elini göğsüne koyup açılmadığı halde "Bu canımı yaktı." dedi.
"Yaksın benimde yıllardır yandı ama haklısın şu anda bunları konuşmanın zamanı değil. Ayrıca inşallah abimin uyanınca bu durumu da ona anlatırsın."
"El mahkum seni bana verecek. Çünkü tüm herkes biliyor."
"Bu durumun abim için bir şey fark etmeyeceğini bilmen gerekiyordu."
"Biliyorum ama benim ki de bir ümit."
"Zayıf bir ümit"
"Güzelim sen şimdiden su koyuvermişsin. Bunu sakın unutma ya senle ya da senle bunun başka bir yolu yok. Hadi geri dönelim."
"Tamam"
Saat genç kadına bir asır gibi geçiyordu. Göz pınarları kurmaya başlamış elindeki ve elbisesine bulaşan kanın kokusu burun derinlerini doldurup midesini bulandırmaya başlamıştı. Ameliyat kapısının açılmasıyla birlikte yerinden fırlayıp kendini kısa boylu kel fakat saklaları hafif çıkmaya başlamış başhekimin yanına buldu. Aynı hızla ameliyat kapısının önünde bekleyen herkes doktorun çevresine dolanmıştı. Geldiğinden beri gözlerini onun üstünden ayırmayan arkadaşı arkasına geçip "İyi olacak merak etme." dedi. "Umarım Serkan" deyip sormaya cesaret edemediği soruyu görümcesinin yanında duran sevgilisi sormuştu.
"Açıkçası ameliyat çok zor geçti. Yakın mesafeden vurulduğu için mermilerden biri kalbinin çok yakınını isabet ettiği için ona dokunmak çok büyük bir risk taşıdığında dolayı göze alamadık. İnanın ben ve meslektaşlarım elimizden geleni yaptık. Bundan sonrası Robar Bey'e kaldı. Kendine gelene kadar yoğun bakımda misafir edeceğiz. Ayrıca bu kadar kişinin burada olması hasta için hiçbir şey ifade etmeyecektir. Bu yüzden sizden ricam evlerinize gidin. Hem sizin hemde bizim açımızdan bu daha iyi olacaktır." dedi. Başındaki yeşil bandanayı çıkarıp elini ameliyat elbisesini cebine koyup kalabağın arasından ayrıldı.
Genç adamın durumu net olmayışı kadını bir kez daha yıkmıştı. Bir daha göremeyecek miydi kocasını? Hani iyi olacaktı herkes ona öyle demişti ama olmamıştı. Bundan sonra kahve çekirdeği ormanı gözlerin uzun uzun bakamayacaktı. Güzel kokusunu içine çekemeyecekti. Gece uyurken onu izleyemeyecekti. Tüm bunları düşünürken birden ayakları bedenini taşıyamaz hale gelmişti. Beyaz zemin ayağının altından kayıp gitmiş gözleri karanlığa gömülmeden hemen önce bir kez daha görümcesinin "Yenge" deyişini duydu.
HOŞÇAKAL
OY VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN.