İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 41 · 19 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 41

Allah şahidim olsun ki seni hep böyle güzel seveceğim. Dünya ve ahiret şahit olacak seni sevdiğime.

"Allah şahidim olsun ki seni hep böyle güzel seveceğim."

"Dünya ve ahiret şahit olacak seni sevdiğime."

💙🤎💙🤎💙🤎💙🤎💙🤎

İyi okumalar.....

Okuduğunuz tarihi yazın lütfen.....

💙🤎💍💙🤎

Genç ağa karısının odasında koltuğa oturdu. Neredeyse bir aydır burada olmadığı için oda toz tutmuştu. Bu odadan genel müdür olarak çıkmış fakat sahibi olarak geri dönecekti. Ona ne demişti "İki gün tatil yapar geri dönerim." Tatili bir ömür boyu acı, tatlı mutluluklarla sürecekti. Onu tanımadan önce buradan ona çok yardımcı oluyordu ve gayet iyi yönetiyordu. Fakat şimdi yeni bir müdür bulması gerekiyordu. Elini sıkıntıdan masaya vurduğunda masanın üstündeki düşen çerçeveyi fark etti. Yüz üstü düşen çerçeveyi alıp baktığında karısının gülümseyen küçük kız hâlini ve yanında ona sarılan esmer bir kadının fotoğrafı vardı. Aklına gelen ani bir fikirle çerçevenin içineden fotoğrafı çıkarıp buruşturmadan ceketinin iç cebine koydu.

O anda kapı çalınıp içeri kumral hafif kilolu bir kadın girip "Robar Bey biz sunum için hazırız." dedi. "Tamam geliyorum." deyip yerinden kalktığında ona beğeni dolu gözlere bakan kadına "Odayı temizleyin karım geri döndüğünde odasının böyle görmesin." deyip ortaya canlı bomba etkisi yapacak dedikoduyu attı. Genel müdürenin gidip bir daha dönmediğinden bir şeylerin ters gittiğini biliyorlardı fakat bu hiç akıllarına gelmemişti. Artık kafalarında farklı sorular volta atıyorlardı. "Hemen temizlemelerini bildiriyorum." dedi. Onunla beraber toplantı odasına kadar eşlik edip kapıyı açtı.

Dikdörtgen masanın baş köşesinde yerini alıp sunum yapmak için onu bekleyen erkek çalışanına elini uzatıp "Başlayabilirsin." dedi. "Robar Bey maalesef bir kaç sene önce yaşanan iflas çanları yine kendini gösterdi. Paravan şirketimiz olan KARAKAN şarapçılık tekrar aynı duruma gelmek üzere nitekim muhasebe kayıtları incelendiğinde piyasada şirinler adı verilen yöntemle para kaçırma yani küçük parçalara bölünerek farklı kişilerin hesabına aktarıldığı fakat bu kişiler ya ölü ya da önceden şirkette çalışan kişiler." dediğinde masada oturan gri takım elbisesi içinde oldukça yakışıklı duran adam "Polis geçen sefer suçluyu bulsada asıl kişinin o olmadığı konusunda hemfikiriz ve bunu tekrar olacağı konusunda endişe duyuyorduk. Zira öylede oldu."

"Bana çözüm önerisi ile gelin. Bildiğim şeyleri anlatmanızın lüzumu yok."

"Robar Bey ancak bu durumda daha fazla kayıp para gitmesin diye gerçeği yatırımcılara açıklamanız gerek."

"Hayır. Başak önerisi olan."

"Bunu yine polis ile işbirliği içinde hallederiz."

"Başka"

"Robar Bey bu ciddi bir durum."

"Biliyorum ve zaten polis ile işbirliği içerisindeyiz ben tekrar paramın yerine nasıl getireceği ile sizinle toplantı yapıyorum. Eğer bir öneriniz yoksa en kısa zamanda bulun. Gelelim diğer meseleye borsada durumlar nasıl?"

"Borsaya yatırdığımız miktar gün daha da artıp katlanıyor. Para miktarının fazla olması aldığımız riski de büyütür. Heleki Karakan şarapçılık iflasın eşiğindeyken büyük riskler almak doğru gelmiyor. Zira yatırımcılara ödenekleri dahi yatırmama durumuna gelebiliriz."

"Üstelik yatırımlarını şarap fabrikasına yaptıklarını sanıyorlar ve bu bizi daha da dibe itiyor."

Genç ağa yanında oturan alımlı fakat bir o kadar da soğuk finans uzmanı kadına bakıp "Siz ne düşünüyorsunuz borsa hakkında?" dedi. "Gayet iyi hatta size tam da şu anda daha fazla para kazanacağımız söyleyebilirim fakat durum ortada." deyip tabletinde bulunan gelir gider grafiklere baktı. "Siz sadece borsa ile ilgilenin şarapçılık sizi ilgilendirmiyor orada iflas etsek de bize darbe vuramaz." "Tabii öyle ama dediğim gibi yatırımlar oraya yapılıyor sanıyorlar." Genç adam yerinden doğrulup tek kaşını kaldırarak kadına baktı. "Yatırımcıları ben hallederim ne kadar çok para onlar için o kadar iyi olacaktır." dedi. "Fakat hepsi Karakan şarapçılıkın battığını düşündüğü için iflas etmemesi için yatırım yapıyorlar." "Finans uzmanımızın şu anki gibi para miktarını ikiye katlayacağı zamanda borsaya sürün." "Tabii efendim" deyip elinde tuttuğu tablete notunu alıp kapattı.

Masanın diğer ucunda köşede oturan siyah küt saçlı kadın elindeki dosyayı genç patronuna vermek için adamın başında duran kadın dosyayı iş arkadaşından alıp genç adamın önüne koydu. "Güney Afrika'daki maden şirketi ile anlaşıp sattıkları çoğunluğu yakut elması ile dolu olan madeni satın aldık." deyip adamın önündeki duran siyah dosyayı açmasını bekledi. "Bizimle pazarlığa gireceklerini bildiğimiz için asıl teklif fiyatımızın aşağısında fiyat miktarı vererek vermek istediğimiz fiyatta anlaştık. Gerekli evraklar şu an önünüzdeki dosyanın içinde. Hemen işlemlere başlamak için imzanı gerekli." dedi. Genç patron dosyayı inceledikten sonra baş ucunda duran kadına verip onunla konuşan kadına baktı. "Bu satış evraklarını Zümra KARAKAN adına tekrar hazırlayıp getirin lütfen." "Tabii efendim" "Şimdi bir ara verelim daha sonra ihraç edilen mallar hakkında konuşuruz." dedi

Toplantıda olan kadın ve adamlar yerlerinden kalkıp öğle yemeği için odadan çıkıp yemekhanenin yolunu tuttular. Hâlâ başucunda dikilen kadına "Sen de çıkabilirsin" dedi "Yemeğinizi buraya mı getireyim efendim?" "Evet" cevabını aldıktan sonra odadan çıkarken toplantının başından beri kapıda bekleyen koruma kapıyı çalıp içeri girdi. Genç kadına geçmesi için yol verip ağasına baktı. "Benim yapacağım bir isteğiniz arzunuz var mı diye soracaktım." "Yok hadi sen de git yemekhanede yemek ye" "Sağ olasın ağam" "Uzatma git hadi" "Hemen ağam" deyip odadan çıktı. O sırada elinde yemek tepsisi ile sekreter odaya girip patronunun önüne koydu. "Başka bir arzun var mı Rober Bey?" "Hayır" "Afiyet olsun" deyip odadan çıktı.

Genç ağa önüne gelen karnıyarık yemeğini bıçakla keserken cebindeki telefonu çaldı. "Yemek yemeye bile izin yok." deyip telefonu açıp hoparlör düğmesine bastı. Ardından masanın üstüne koyup telefonun karşısında kişiye "Dinliyorum" dedi. "Robar Bey nikah işlemlerini için herşey tamamlandı. Adınızı duyan nüfus müdürü hemen yarın bile evlendiririm onları dedi. Siz de bana en yakın tarih dediniz. Ne yapmam arzu edersiniz?" "Madem öyle nikah müdürünü kırmayalım." Peki. Başka bir şey yoksa kapatayım." "Var daha önce konuştuğumuz miras işini ne yaptın?" "Tüm evraklar hazır sadece Zümra Hanım'ın imzası gerekiyor. Onun da siz halledeceğini söylemiştiniz." "Yarın nikahta imza atarken aralarına sıkıştıralım." "Tabii ama tüm mal varlığınızın hepsinin karınızın üstüne bırakmanız doğru gelmiyor. Daha sonradan almak istediğinizde satın işlemi olduğu için geri almak çok güç belki de imkansız." "Geri almayacağım." "Siz nasıl isterseniz" deyip kapattı. "Bu hayatta karıma bile güvenmeyeceksem ne işe yarar bu evlilik." deyip kestiği patlıcanı ekmekle yedi. Salatasından da birkaç çatal alıp çorbasını içti. Yanına gelen sütlaç ayranla yemek mükemmel bir tat aldı.

Telefonu gelen bildirim sesiyle ekranına baktı. Karısının mesaj attığını gördüğünde istemsizce gülümsedi. Bu kadını seviyordu hem de çok fakat bir o kadar da korkuyordu. İçindeki korkunun sebebini ise bilmiyordu. Belki de kalbinin derinliklerinde işlenmiş sevdiği tarafından terk edilme korkusuydu. Ya da tekrar aynı duruma düşmek istememek ama içten içe onu bırakmayacağını da biliyordu. Karısının mesajına basıp okuduktan sonra aradı. Karşı taraftan "Robar" demesiyle adam kadının endişeli sesinden dolayı refleks olarak sandalyeden kalktı.

"Ne oldu sesin neden bu kadar kötü?" "Hayır olmadı bir şey ama olacak aslında olacak mı onu da bilmiyorum. Ben çok korkuyorum."

"Sakin ol ve bana ne olduğunu tane tane anlat."

"Ben uyanmış hazırladım falan işte birden dışarıda sesler geldi odadan çıkıp baktığımda avluda Zühre geçen gece meyhanede gördüğümüz falcı kadını konaktan atarken gördüm."

"Ne"

"Ben de şaşırdım sonra senin onunla konuşmak istediğini bildiğim için gitmesine izin vermedim. Bizimle beraber balkonda oturmasını istedik oda kabul etti. Annen, babannen ve ben balkonda otururken birden elimi tutup kötü şeyler söylemeye başladı. Annenler korktuğumu görünce öyle konuşuyor boş ver dese de onlar da benim gibi tedirgin oldular. Kendine dikkat lütfen."

"Merak etme ve ağlama da senin şu ağlamalarınla nasıl başa çıkacağız bilmiyorum."

"Güzellikler dolu bir dünyamız ve içinde sen olunca biter."

"Sana söz öyle bir dünya yaratacağım ve içinde benden başka bir adama izin vermeyeceğim."

"Seni seviyorum meremin."

"Ben de seni seviyorum hevinamın. Şu anda ağlamaklı gözlerle gülümsediğini ve gülümsediğinde her iki al gibi kızarmış yanağında oluşan gamzelerini hayal edebiliyorum." dedi.

Odasında yatağının ucunda oturmuş karşısındaki tuvalet masasının aynasından kendine baktığında gerçekten de öyle görünüyordu. Elinin tersiyle gözlerindeki yaşı silip "Ne alakası var hiç de öyle görünmüyorum. Hem ben ağlamıyorum onu nereden çıkardın." dedi. "Ağlamıyor musun yani" "Sesindeki kinayeyi anlamadım sanma ama evet ağlamıyorum." "Peki öyle olsun. Hadi bana seni ağlatıp da ağlamıyorum dedirten olayı daha detaylı anlat. O falcı ne dedi de sen ağladın?" "Ağlamadım" "İnatçı olduğunu unutmuşum. Sen kazandın güzelim." deyip sandalyeye geri oturdu. Genç adam karısını konudan bağımsız bir şeyler söyleyip sakinleşmesini sağlamıştı. Onun bu denli korkup endişelenmesini sağlayan şeyi merak ediyordu.

"Elimi tutup gözyaşı, ölüm görüyorum dedi. Ben bu konağa gelerek sır dolu sandığın kapağını açmışım öyle şeyler dedi. Annene çok ters bakıyordu sonra senin için ölüm var dedi. Seni öldüreceklermiş."

"Olur mu öyle şey güzelim dağ başı mı burası."

"Kerim'i sende ölümden beter ettin dağ başı falan dinlemedin."

"Ya onlar da senin gibi yaparlarsa? Lütfen o adamın adı neydi unuttum Hozan mıdır nedir ona dikkat et."

"O pezevenki karıştırma o ayrı bu ayrı evînamın."

"Ne olacak şimdi?"

"Hiçbir şey eğer öyle bir durum olursa Allah'tan gelir kader derisi geçeriz."

"Öf Robar ya o nasıl çözüm? Allah korusun."

"Bak kendi ağzınla diyorsun o zaten kulunu korur."

"Seni Allah'a emanet ediyorum."

"Ben de seni Allah'a emanet ediyorum. Güzel şeyler düşün akşama kadar bunu düşünüp kafayı yeme."

"Beni hep böyle güzel sev olur mu?"

"Allah şahidim olsun ki seni hep böyle güzel seveceğim."

"Dünya ve ahiret şahit olacak seni sevdiğime."

"Bakıyorum boynuzu kulağı geçiyor."

"Ehhh bi zahmet"

"Kulak akşam eve gelince boynuzu bi güzel öpecek."

"Boynuz kulağın akşam eve sapasağlam gelmesini bekleyecek."

Genç çiftçi konuşması aşk dolu cümlelerle geçerken adamın kapatmasıyla son bulmuş herkes işinin başına dönmüştü. Toplantının geri kalanında satış işlemleri, fabrikanın durumu derken bitmiş uçağa binerek Mardin'e gelmişlerdi. Genç adam ilk iş olarak havaalanının parkına bıraktığı siyah Passat arabasına binip soluğu kilise pazarının evinde aldı. Arabadan inip kapalı gelinlik mağazasına baktı sonra da içinden "Allah'ım karımı üzecek bir olay olmasın. Sana kulun için yalvarıyorum, bugüne kadar çok acı çekmiş anne şefkatli görmeden büyümüş sonra da tutunduğu çok güvendiği dalı kırılmış. Onu mutlu etmem için bana bir el uzat." deyip mağazanın yanındaki siyah kapıya gidip zile bastı. Sesli mikrofondan Türkçe aksanı ile kadın konuştu "Kim o?" "Robar KARAKAN " dediğinde kadının sevinç dolu sesiyle evde olan diğerlerine bağırarak "Geldi" dedi. Kocası mutfaktan çıkıp "Emma düğmeye bas ki içeri girebilsin." dedi "Teşekkürler Peder Tom"

Genç adam kapının kilit açılma sesini duyduğunda itip içeri girdi. Beyaz ve yeşil tonların hakim olduğu merdivenden çıkıp kapıda onu bekleyen yaşlı çiftin yanına gitti. "Groom our (damadımız)" deyip gözü yaşlı ağaya baktı. "Hiçbir şey anlamayan iki adam birbirlerine anlamsız gözlerle baktı. "Emma yol verelim de geçsin ağa" dedi. "Tamam tamam ben birden heyecan yaptım." deyip kapı önünden çekilip "Hadi içeri gir." Genç ağa papazın yönlendirilmesi ile oturma odasına geçip iki arkadaşı ile selamlaştıktan sonra tanımadığı adamla el sıkışıp kadının elini tutup öptü.

"Hele şükür nerede kaldı meraktan çatladık."

"Benim işlerim senin gibi hiç sürmüyor. Oturduğun yerden emir veremiyorum."

"Haklısın ne de olsa seninki ince iş."

"Kinaye mi yaptın sen şimdi"

"Evet ne var"

"Yok bir şey Yiğit Bey"

"Ah çocuklar daha önemli bir işimiz var. Bunları konuşma zamanı değil."

"Emma söyle artık kızımı merak ediyorum. Nerede, ne yapıyor, kiminle evli, o adam ona nasıl davranıyor?"

"Sakin Carla her şeyi anlatacağım ama önce" deyip elini ayağa doğru uzattı.

"Bu kim biliyor musun? Robar KARAKAN hatırlar mısın bilmiyorum ama sen burada evli iken kocanın bir arkadaşı vardı."

"Tahir Ağa"

"İşte onun oğlu hatta ona eğer kızım olursa seninle evlenmesini çok isterim demiştin de kocan ve arkadaşı kız çocuğun daha olmadan bunları beşikkertme yapmıştı."

"İnanmıyorum o sen misin daha çok küçükken ne ara o kadar büyüdün. Sen o zaman üç yaşındaydın seninle hep oyunlar oynardık çok inatçı bir o kadar da akıllıydın."

"Dile kolay aradan 30 sene geçmiş." deyip tekli koltukta oturan yaşlı kadına baktı.

"O kızla beşikkertme olduğumu biliyorum fakat benim buraya gelme amacım o kızı bulmak ya da onunla evlenmek değil. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki benim bir karım var ve onu çok seviyorum. Ben buraya kimse duymadan bu işi nasıl halledebiliriz diye geldim."

"Çok sabırsızsın Robar ağa söyleyeceklerim seni ve karını da yakından ilgilendiriyor."

"Bu yüzden diyorum işte kimse duymadan çözelim. Karımı üzmek istemiyorum."

"Zümra'yı üzmeyeceksin hatta belki de çok sevinecek kim bilir."

"Nasıl yani açık konuşun lütfen Emma hanım."

"İnsan ailesini bilmek ya da görmek ister. Senin beşikkertmen müstakbel karın Zümra KARAKAN." deyip elinde tuttuğu biletliği genç adama doğru uzattı.

"Bunu hatırlıyor musun senden bileğinden çıkarması için rica etmiş kabindeyken sende çıkarıp cebine koyarken yere düşürmüşsün. Bu onun olduğunu sanıyor ama onun değil annesine ait yani kardeşim Carlarının. Bu c harfinin arkasında sil halde kardeşimin doğum tarihi yazıyor. Ayrıca bu özel yapıp bir kolye süslemeleri sadece ben ve kardeşimin biletliğinde var." deyip bileğine taktığı elmas süslemeli E halfi biletliği göstererek "Bak aynı süslemeler mevcut bizim babamız takı tasarlar satardı. Bunu da bize o yaptı." dediğinde ağa kocasının yanında gözü yaşlı oturan kadın ile göz göze geldi. "Carla'nın yıllar önce dilediği dileği tanrı yıllar sonra kabul etti. Kızı seninle evlendi." Arkadaşı ile yan yana oturan adam ağaya baktı. "Bu nasıl paradoks işin içinden çıkılmıyor." "Emma hanım mümkünse en başından bilmek istiyorum." dedi. Başından beri sessizliğini koruyan papaz "Robar ağa haklı aşkım olanları en başından anlatmak gerek." dedi. "Carla'nın anlatması daha uygun olacaktır." deyip tüm gözleri sessiz ağlayan kadına çevirmesini sebep oldu. "Bundan 30 sene önce."

30 sene öncesi (Hozan Konağı)

Sarışın kadın bu adamla evlendiğine bir daha lanet etti. Gözümden dökülen yaşları silip düştüğü yerden hem doğruldu. Ona çaresiz gözlerle bakan adıma bu sevinci yaşatmayacaktı. Bu hayatta tutanacak dalı kırılmıştı o bir daha kıracaktı. Ona tokat atan kadına bakıp "Dışarı biraz gezmeye çıktım sizin aksinize başka biriyle buluşmadım." dedi. "Kes sesini çiyan gavurun dölü." deyip bir daha vurdu. Artık dudağının iki kenarından kan akıyordu. Gözlerinden dökülen yaşlarla adamlarını yanından duran kocasına bakıp "Benim karım öyle şey yapmaz desene Divan. Susma söyle" diye bağırdı. Adam eli kolu bağlı ne diyeceğini bilmiyordu. Bir yandan oğlu olduğunu yeni kabul etmiş babası bir yandan da karısı ikilem arasında kalmıştı. "Seni salak herif baban için sadece Hozan var sen yoksun hiçbir zaman da olmayacaksın. Sevgiside bu mal mülkte sadece onun sana bir şey vermeyecek. Sen hala babam deyip duruyorsun. Çok sevdiğin şiirler okuyup yazdığın karını karşında dövüp ses çıkarmadan olduğun yerden izliyorsun" deyip kocasının üstüne doğru yürüdü.

"Senin pislik babam bana bile el sürmeye kalktı. Sen ses çıkartmadın." deyip kocasını itekledi. Senin gibi adama nasıl aşık olmuşum senden nefret ediyorum. Ben senin için ailemi karşıma alıp çiğnedim dinimden vazgeçtim ama sen seni sevmeyen biri için bana bunları reva görüyorsun. Bana yazıklar olsun ki senin sesine şiirlerine kandım beni sevdiğini düşündüm senin için bu konaktaki herkesin söylemlerini göz yumdum. Kocam arkamda durur dedim ama öyle değilmiş. Hâlâ neden susuyorsun Divan konuşsana neden korkuyorsun bırak herkes senin onun oğlu olduğunu bilsin gerçi merak etme hemen oğlun olduğunu anlarlar. Çünkü ikiniz de aynı pisliksiniz" dediğinde kapı çalınıp içeri polisler girmişti.

Bu konağa gelin geldiğinden beri yemediği dayak söylenmedik iftira ve küfür kalmamıştı. Canına tak etmiş en sonunda dayak yemeden hemen önce polisleri aramıştı. "Polis bey kocam dair hepsinden şikayetciyim." dedi avlunun ortasında dayaktan üstü başı yırt ve kanlar içindeki kadın. Ağzına kanın mental geldiğinde iğrensede şu an kocasından iğrendiği kadar iğrenmemişti. Keşke annesi dinleyip onunla evlenmeyip tekrar arkadaşıyla Amerika'ya geri dönseydi. Bu adam için burada kalmak ne aptal bir fikirdi. Onu gerçek aşk sanmıştı ama o gereksiz bir hikayeden başka bir şey değildir. Ondan geriye kalacak küçük bir kırıntı bile kalsın istemiyodu. Buna karında taşıdığı nohut kadar bebeği bile dahildi.

Akabinde karakola gidip şikayet dilekçesi verdikten sonra Amerikan konsolosluğu vatandaşını geri ülkelerine göndermek için devreye girmişti. İşlemeler tamamlandıktan sonra ülkesine dönen kadın karnındaki çocuğu aldırmak istese de bir türlü becerememişti. Aradan geçen birkaç ay çocuğun aldırmayacak duruma getirmişti. Karnının da giderek büyümesini daha fazla ailesinden saklayamayan kadın tanrıdan ona bir çıkış kapısı göndermesini istemişti. Bu duası kabul olmuş ablasına İstanbul'da önünde gelen moda şirketlerinden iş teklifi gelmişti. Onunla beraber kocasının ülkesine geri dönmüş daha fazla gizleyemediği için ablasının karnındaki bebeği anlatmıştı. Bu duruma tepkisiz kalan ablası ilk başta çocuğu aldırma fikri gelse de zamanı çoktan geçmişti. Ya düşürmenin çaresini bulacaklardı ya da o bebek doğacaktı. Fakat genç kadın çok denese de bebeğin düşmediğini söyledi. Bu arada kocasına açtığı boşanma davası sonuçu boşanmışlardı. Karnındaki bebekten dava boyu hiç bahsetmemişti. Çünkü o bebeğin doğmasını isteyeceklerdi ne kadar istemese de o aileye bir evlat vermek istemiyordu. Kendine günah diye yazar her gün günah çıkarmaya kiliseye giderdi. Kocasına olan öfkesi en küçük milim bile oynama yoktu.

Günler aylar birbirini kovalamış doğum zamanı gelmişti. Fakat sadece iki kardeşin bileceği sır olacak olan bu olaya anneleri de katılmıştı. Kızın bilinçsizce yaptığı olayı temizlemek ona düşmüştü. Bu bebeğin doğum kaydı olmaması için merdiven altı bir kliniğe gidip kızını doğum ettirmişti. Kucağında duran mavi gözleri açık etrafına şaşkınlıkla bakan pembe yanaklı yeni doğmuş bebeğe baktı. "Kızımın hayatını baban gibi sende mahvetmene izin vermeyeceğim. Sonsuza kadar yok olacaksın." dedi kin kokan sesiyle. "Carolina hanım kendinize gelin o bir bebek babası ne yapmış olursa olsun onun suçu yok." "Sen karışma doktor sadece anlaşmamızı unutma yeter. Kızma bebek öldü diyeceksin." "Unutmadım ama" " Aması falan yok yeterince para alacaksın." "Peki ya kızınız ölü bebeğini görmek isterse ne olacak." "İstemez" deyip kucağındaki bebeği küvese koydu. Omuz uzunluğundaki sarı platin saçlarını geriye atıp odadan çıktı. Hayat ne acıydı bir zamanlar kendi geçtigi yollardan şimdi diğer çocuklarını geçmesi için onları bu acımasız dünyaya gözlerini açmasını sağlıyordu. Beyaz önlüğünün cebindeki biletliğe baktı. Yeni anne adayının doğum yapmadan önce ona vermiş olduğu biletliğe baktı. Kendisinin hiç şansı olmamıştı ama bu maviş bebeğin bir şansı onun sayesinde olabilirdi.

Doktor biletliği tekrar cebine koyup gidecekken bebeğin anneannesi tekrar içeri girdi. Yeni doğan bebeğe öfkesini kusar gibi bakan yaşlı kadın "Bu iğrenç insanoğlunun yaşaması değil ölmesi gerekirdi." "Size göre öyle tanrı bunun olmasını istemiyor." "Bu yüzden geri döndüm." "Nasıl yani?" "Bu iğrenç şey gerçekten ölmeli." "Bunu yapamam anlaşmamız da bu yoktu." "Sen yapacaksın diye bir şey demedim." "Onu öldürmenize gerek yok aksine ondan para kazanabilirsiniz. Anne baba olmak isteyen ama olamayan bir çok evli çift var ve onların kim olduğunuda biliyorum onlarla anlaşma yapıp bebeği satabiliriz." dedi. Gözleri açık çevresinde onun geleceğine karar veren iki kişden habersiz boş gözlerle etrafını tarıyordu. Yaşlı kadın aynı gözlere sahip torununa baktı. "Kızımın kariyerini senin için harcatmayacağım pis bücür, iki kere aynı hataya düşmeyecek elinden annesi tutacak." dedi. Onun elinden tutacak anne fırsatı vermeyerek. Yanında duran doktora bakıp "Yani hem bundan kurtulucağım hemde para alacağım öyle mi?" "Evet" "Peki öyle olsun bu iş sende en kısa zamanda bu iğrenç şeyden kurtur." deyip tekrar bebeğe baktı. "İşte bizim hayatımızda bu kârlı alışverişten başka yer tutmayacaksın." deyip odadan çıktı.

Genç anne gözlerini açıklığında boş duran beşiğe baktı. Yüzünü görmediği kokusunu koklayamadığı bebeği ölü doğmuştu. Annesinin tanrının oğluna ettiği dua kendince kabul olduğunu sanıyordu. İsa ne kadar da acımasızdı bir kulun duasını kabul edip diğer kulunun canının yanmasına sebep oluyordu. Bu yüzden tanrı İsa'ya lanetler okudu. Bir zamanlar nefret ettiği ama şimdi öldü diye gece gündüz onun için ağladığı bebeğini kaybetmişti. Belki de tanrı bebeğinden nefret etti diye onu lanetleyip bebeğini ölü doğurtmuştu.

Yatak odasının kapısı çalınıp içeri giren kişinin ayak ucuna oturduğunu hissetti. "Kendini böyle yıpratma Carla tanrı onu cennetine aldı hatta o bizden bile daha şanslı oldu. Hadi kalkta yemeğini ye neredeyse bir hafta olacak yemek yemiyorsun." "Ben kararımı değiştirmiş Emma ne olursa olsun ben kızıma bakacaktım." "Biliyorum zaten kıyamazdın ona hayat bu ne olursa olsun devam ediyor yaşam mücadelesi vermen gerek. Belki de bu halinin görünce kızın senin için üzülüyordur hatta kendi sebep olduğunu bile düşünüyordur. Yukarıda bir yerlerde seni görüyor sonuçta." Beni görüyor mudur?" "Tabii hatta seni affetmesi için bir şans bile var." "Nedir?" "Ne olacak şapşal tabikide kiliseye gidip İsa'ya tütsü yakıp af dilemek." "Haklısın sağ ol Emma" deyip yatağından kalktı. "Kiliseye gitmem gerek bir an önce beni affetsin istiyorum." "Kızı seni affedecek ama önce yemek yemen lazım." "Tamam" deyip ablasının getirdiği yemekleri yedi.

O sırada iki kızının konuşurken gören kadın salona geçip ardından kapıyı kapattı. Cebinde telefonunu çıkarıp rehberden doktoru aradı. "Alo" "Carolina hanım" "Bırak şimdi hanımı manimi ne yaptın sattın mı bebeği?" "Hayır" "Nasıl hayır? Hani birkaç haftaya halolurdu." "Bu işler öyle aceleye gelmez." "Bana bak doktor eğer beni kandırmaya çalışıyorsan bu işin sonu kötü olur." "Sizi kandırmıyorum ayrıca neden öyle bir şey yapayım bende bebekten komisyonumu alacağım." "İyi şimdilik dediğin gibi olsun." çok fazla uzatmadan kapattı. Elleri beyaz gömleğinin cebinde küvesteki bebeğe bakarken konuşan doktor yüzüne kapatılan telefonu cebine koydu. "Amerikalı ne olacak görgüsüz." deyip maviş gözleriyle kime güldüğü belli olmayan küçük bebeğin başını okşadı. "Annene verdiğim sözü tutacağım seni cani anneanne vermeyeceğim. Baban ne yapmış olacak ki senden bu kadar nefret etme sebebi duyuyor. Onun acısını senden çıkartıyor. Yazık hem de çok yazık. Hayat sana doğar doğmaz tekmeyi bastı ama sen merak etme seni çok sevecek hatta el üstünde tutacak bir yere götüreceğim. Belki bir gün aileni bulmak istersen ki hiç tavsiye etmem ama annenden bir biletlik bırakıyorum sana" deyip cebindeki bilekliği kundakta olan bebeğin bileğini takıp tekrar ellerini kundağın içine koydu nokta işareti. "Gitme vakti yaklaşmış maviş bebek" deyip odadan çıkarken tekrar arkasına dönüp "Umarım benim gibi bir hayat yaşaması maviş" dedi ve kapıyı kapattı.

Yaşlı kadın telefonu kapatıp koltuğun üstüne fırlattı. "Bu işte bir bit yeniği var. Sen bittin doktor beni kandırmayacaktın." deyip salonun kapattığı beyaz camlı kapıyı açarak askıda duran siyah paltosu giyip kızlarına seslendi. "Kızlar ben çıkıyorum birkaç saate dönerim." deyip çelik kapıyı arkasından kapattı. Burada kalacağı süre zarfında kızının kiraladığı beyaz Audi arabaya binip kliniğin yolunu tuttu. Gideceği yere varmadan önce en yakın sokak telefonuna gidip kliniği ihbar edip daha sonra kliniğe gitti. Bir şey olmamış gibi orada bekleyen adama selam verip içeri girdi. O esnada kürtaj yapan doktora odasında olmamasını fırsat bilip kızının doğum dosyasını alıp sistemde kızının doğum ettiği güne kadar bir ay boyunca çekilen görüntüyü sildi. Ardından odadan çıkıp torununun kaldığı odaya girip onu da alarak güvenliğin boş anını bekleyip hızlıca arabasına binip oradan uzaklaştı.

Hiçbir şeyden habersiz etrafa gülücükler saçan bebeğe bakıp tekrar yola baktı. "Senden kurtulma zamanı geldi de geçiyor. Para falan da istemiyorum." deyip köprüden geçerek Asya kıtasına gidip İstanbul'un en fakir semtine girdi. Çalışır vaziyette arabayı durdurup yanında duran bebeği de alarak arabadan indi. Etrafına bakınarak kimsenin onu fark etmeden bebeği bir kapı önüne bırakıp gitmeliydi. Fakat bunu bile hak etmediğini düşündüğü için gördüğü gri büyük çöp konteyneri görünce histerik bir şekilde güldü. Kucağındaki bebeğe bakıp "Sen kapı önüne bile bırakılmaya layık değilsin. Sana büyük bir jest olacak." değip beyaz köpük kirli tabakların içine acımadan attı. "Umarım çöp arabasında bu çöplerle beraber öğütürerek can verirsin. Sana yakışan ölüm bu olacaktır. Tanrı bile seni huzuruna kabul etmiyor. Seni seviyorum ki sana daha yeni doğmuş iken ölmeni istiyor." deyip arabasına binerek kızının evinin yolunu tuttu.

Genç anne ablasının elindeki paltosunu almaya çalışırken "Emma bırak ben gideyim sizde annemle arkamdan gelirsiniz." "Hayır tek başına gidemezsin. Lahusa bir kadının tek başına kalmaması lazım uğursuzluk getirir." "Emma lütfen" "Sana gitmeyeceğiz demiyorum Carla bekle annemiz gelince gideriz." dediğinde kapı çalındı. "Bak geldi işte" deyip kapıyı açtı. İstem dolu sesiyle "Anne şu kızına bir şey söyle beni dinlemiyor." dedi. "Ah! Carla canım kızım" deyip sarıldı. "Kalbinin ne kadar çok yandığını biliyorum. Seni benden iyi kimse anlayamaz abin Anderson da ölü doğduğunda bende kabullenemedim ama sonra alışıyorsun sonuçta hayatın devam ediyor. Eminim kızın senin böyle görünce üzülüyordur. Tanrı'ya senin için dua bile ediyordur. Onun anısını yaşatmak yerine onun için ağlama. Amerikan'ya benimle dön ve kaldığın yerden devam et eminim kızın da böyle olmasını isterdi. Kilisede senin için en iyisini dua ederken tanrı en iyi yolun bu olduğunu belli etti bize." "Carla annemiz haklı bu bir işaret bile olabilir." "Emma doğru söylüyor Carla hem burası sana kötü enerji veriyor iyileşememiyorsun.

Müslüman bir ülkede İsa'ya dua edeceğine tanrının kutsanmış topraklarında kızına dua et. Tanrı öyle daha çok kabul edecektir." deyip iki kızının saçlarını öpüp artık kaldıkları yerden devam edebilme şans

ları vardı.

HOŞÇAKAL:)

Lütfen oy ve yorum yapmayı unutmayın.

Uzun bölüm istenmişti bende sizi kırmadım.

Bölüm sonu

6 yorum