İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 39 · 9 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 39

💙🖤💍💙🖤

İyi okumalar.....

Okuduğunuz tarihi yazın...

Taş holde merdivenlere doğru yürürken sekreteri arayıp toplantı için herşeyin tamamlandığını onu beklediklerini söylemişti. "Tamam geliyorum." deyip cep telefonunu lacivert ceketinin iç cebine koydu. O sırada ona arkadan seslen kadını duymamazlıktan gelip merdivenlerden hızlı hızlı inmeyen başladı. Karısı onu izlemek için odanın penceresinden bakmamasını umdu. Yoksa hiçbir suçu olmamasına rağmen bu durumu burnundan fitil fitil getirirdi. Var olduğunu bile bilmediği beşikkertmesini kıskanıyordu bu kadına neler yapardı neler kim bilir. "Sana sesleniyorum Robar" deyip adamı arkasından kolundan tuttu. Genç ağa kolunu kadının elinden anında çekip arkasına döndü.

"Ne var ne istiyorsun sabahın köründe?" dedi sertçe.

"Ne o karının benimle konuştuğunu görmesinden mi korkuyorsun?"

"Horozlar bile bu saatte uyurken senin ne işin var?"

"Ben hep 6'da kalkarım bunu biliyorsun ama unuttun herşey gibi bunu da unutmuşsun."

"Evet unuttum çünkü hatırlayacağım bir şey değil. Neden aklımda tutayım." deyip merdivenlerin geri kalanınıda indi.

"Onu ilk gördüğüm de hâlâ bir şansım var sandım. Robar ve Zühre tekrar nam salacak dedim kendi kendime ama ne salakmışım."

Hâlâ merdivenlerin yarısında duran kadına tiksinerek baktı.

"Bak sana benzemesi büyük bir tesadüf. Bakılınca çok saçma ama öyle. Sana dair içimde ne varsa bitti. Ben seni bu konakta evlendiğini gün kalbimden söküp attım. Bunu anlasan iyi olur."

"Ama ben seni hâlâ seviyorum. Herşeye rağmen seni çok seviyorum. Kabul bu aşkta hatalı olan benim herşeyi maaf ettim. O iki salağın aklına uydum nereden bilebilirdim bana karşı bir olup yalan söyleyeceklerini. Senin bana ihanet edebileceğini düşünmemem gerekirdi. Yüzüğü atıp Baran'la hiç evlenmemem lazımdı."

"Evet o zaman öyle yapman lazımdı gelip bana sorman gerekiyordu ama geçti üstünden seneler geçti Zühre şimdi konuşmanın anlamı yok."

"Var. Bu konuda beni suçlu bulup suçluyorsun ama asıl gerçek suçlulara bir şey olmuyor. Hani dedin ya bana gelip sorman gerekiyordu diye sormadım çünkü bana o yalan söyleyenlerden biride senin çok sevdiğin toz kondurmadığın arkadaşın Zelal. O dediği için inandım. Benden bu kadar asıl gerçekleri öğrenmen gereken yer orası." deyip gözünden akan yaşlarla hızlı hızlı merdivenleri çıkıp odasına doğru koştu.

Genç ağa yerinde kalakalmıştı. Ne zaman huzurlu bir gün geçirecekti. Birde bu çıkmıştı ama önce yapması gereken başka şeyler vardı hep merak ettiği terk edilmesine sebep olan olay sırada bekleyebilirdi. Artık onun için o kadar önemli bir şey değildi. Kapıda onu çalışır vaziyette bekleyen siyah Passat' a binip havaalanının yolunu tuttu.

Dünden beri yeni tanıştığı arkadaşının söyledikleri aklından çıkmıyordu. Üvey annesi beşikkertmesinin annesi olabilir miydi? Beşikkertmesi şu an burada mıydı üstüne birde evleniyordu. Eğer öyleyse karısına nasıl soyleyöcekti sözde vermişti. Üstüne birde arkadaşının üvey kız kardeşi çıkması cabasıydı. Bunların sadece bir tesadüf ve Emma hanımın üç kız kardeş olmasını diledi. Kırmızı ışıkta durmasını fırsat bilip telefonundan aramak istediği kişiyi bulup üstüne bastı. Birkaç çalışta açan adam uykulu sesiyle "Horozlar bile senden daha insaflı. Bu saatte uyandırmıyorlar." dedi.

"Horozunu kesip yemişlerdir haberin yok. Yoksa onlarda bu saatte hâlâ uyuyan tembel tenekeleri uyandırıyorlar."

"He Robar ağa he"

"Neyse sana bir şey diyeceğim."

"Aşkını mı itiraf edeceksin şimdi olmaz süslenip püslenmem lazım kızlara sonra nasıl anlatayım. Zümra'ya da yazık oldu ama bizi anlar aramızdan çekilir."

"Serkan sana tavsiyem o gevşek Yiğit'in yanında kala kala böyle oldun."

"Körle yatan şaşı kalkar."

"Yatıyorsunuz yani"

"İyyy ne iğrenç"

"Sen teyzenle konuştun mu?"

"Hayır"

"Neden?"

"Seni bekliyorlar o zaman herşeyi anlatacaklar."

"Beni mi?"

"Evet"

"Kahretsin düşündüğüm doğru o zaman."

"Görünüşe göre öyle. Bir de dün Yiğit bana bir şey anlattı."

"Ne dediyse doğru"

"Ne yapmayı düşünüyorsun?" dediğinde yeşil ışık yanmasıyla ağa geçti.

"Hangi konuda ne yapacağım?"

"Beşik kertme"

"Törelere bağlı bir çok ağa var benden istemediğim şeyler yapmamı isteyeceklerdir. Bu yüzden tek temelim duyulmaması. Ayrıca benim canımdan çok sevdiğim bir karım var zaten ki buna sen şaitlik ettin."

"Ne bileyim bir yanda çok sevdiğim arkadaşım diğer yanda ne yaparsam yapayım bana merhametini ve sevgisini esirgemeyen kadının kızı. Aklım allak bullak. Ne zaman geleceksin?"

"Şu anda bir toplantı için günü birlik şehir dışına çıkıyorum. Akşam sekiz dokuz civarında Emma hanımın evinde olurum."

"Oha o zamana kadar çatlarım hem Carla ablada gelir gelmez kızını görmek isteyecektir."

"Keyfimden gelmiyorum yapacak işlerim var."

"Ben bizimkilere söylerim."

"İyi o zaman akşam görüşürüz." "Görüşürüz aşkım"

"Gerizekalı" deyip telefonu kapattı.

O sırada havaalanının otoparkına arabasını park edip onu bekleyen çalışanlarının yanına gitti. Asistanı olan adama bakıp "Herşeyi tamamlandı Robar Bey" "Tamam" deyip ekibiyle beraber bekleme alanında kırmızı koltuklara oturup kısaca herşeyi gözden geçirdi.

Akabinde uçak saati gelmiş yerlerini almışlardı. İki saatlik uçak yolculuğundan sonra asistanının daha önceden ayarladığı iki siyah transporter vip arabadan birine binip hastanenin yolunu tutup gelmişlerdi. Karısının eski işe yaramaz nişanlısının sade gri oda kapısını çalıp içeri girdi. O sırada birlikte geldiği adama kapı önünde kalmasını emretti. Yatakta yarı uyanık yatan adamın ayak uçlarında durup iki elini lacivert kumaş pantolonunun cebine koyup gözlerini aralayan adama siyaha dönüşen kahve gözlerini dikti. Yatakta doğrulurken her iliği kemiği ağrıdığı için ağzından küçük çaplı inleme çıktı.

Gözlerini adama çevirip "Seni tanımıyorum kimsiniz?" dedi. "Beni tanımana gerek yok." deyip odadaki tekli kırmızı koltuğa oturdu. "Bekir içeri gir." demesiyle yanında biten adam ağasının bi baş hareketi ile ne yapacağını anladı. Yatakta oturur pozisyonunda duran adamın kollarını arkadan tek eliyle tutup başını ağasının olduğu tarafa çevirdi. "Paket hazır ağam." "Güzel pratik yapa yapa saniyeler içinde paketi hazırladın." "Sayenizde ağam" dediğinde elininin altındaki adam kıpraşmaya başladı. "Rahat dur" deyip elini iyice kıvırıp acıyan canını daha da acıttı. "Siz kimsiniz benden ne istiyorsunuz?" "Senden bir şey istemiyorum Kerem ya da sana Keremiye mi deseydim." "Sen yaptın seni geberticem." deyip yerinden kalkarken adamın yatağa sabitlemesiyle özel bölgesindeki organı canlı canlı kalbini sökmüşler gibi canı acıdı. Ağzından öyle bir çığlık çıktı ki yan odadan duyuldu. Ağa kulaklarını kapatmak zorunda kaldı.

"Karımı zamanında üzecek şeyler yapmayacaktın. Bu da onun bedeli."

"Kim lan senin karın?"

"Demek arkadaşın sana söyleyecek cesareti hâlâ kendinde bulamadı."

"Kim olduğunu bilmiyorum ama altımda inle..." dediğinde cümlesini bitirmeden ağa yerinde kalmış hasta adamın boynuna yapışmıştı.

"Sen kimsin lan benim karım hakkında ileri geri konuşmaya cesaret ediyorsun. Senin yedi ceddini hadım edip üstüne becettiririm." dedi.

Öfkesine yenik düşüp boğazını sıktığı adamın kırmızının en koyu tonuna büründüğünü görmüyordu. Korkusundan ağasının elini çekemeyen adam "Ağam adam ölecek nefes alamıyorum yüzü kırmızı oldu." diyebildi. Hâlâ adamı bırakmayan adam ağasının katil olmasını istemediği için elini ağanın elinin üstüne koyup çekmeye çalıştı. "Ağam yapma. Hanım ağamı daha doğmamış bebeyi düşün." dediğinde genç ağanın elleri gevşedi. Nefes almakta zorlanan adam elini boğazına götürüp ağanın ellerini çekti. Az daha sıksa ölecekti. Zar zor nefes alıp verdi. "Dua et Zümra'ya" dedi. Genç adam duyduğu isimle karşısında öfkeden şakakları belirgeşen adama baktı. "Ne" dedi. Demek onun için onu hiç aramamış yanına gelmemişti çünkü bu adamla evlenmişti. Yok hayır büyük bir yanlış anlaşılma vardı. Herşey tesadüften ibaretti.

"Ne o duyduklarını hazmedemiyor musun Keremiye hanım. Aç kulaklarını beni iyi dinle karımın adını ağzına almayacaksın ve ondan mümkün olduğunca uzak duracaksın bu bir seni böyle bıraktığıma dua et bu da iki. Ölüm senin için kurtuluş olurdu. Sana yapmak istediklerimi bi bilsen küçük dilini yutardın. Umarım cinsel organınla bir daha düşünmezsin. Daha kötüsü ne olabilir ki deme daha da kötüsünü yaparım."

"O sevgiye aç bir kadın beni senin için bıraktığı gibi senide bir başka adam için bırakır."

"Senin küçük oyunlarına kanacak kadar aklımı peynir ekmekle yemedim. Aklınca aklıma girip beni karıma karşı dolduracaksın."

"Onu ne kadar süredir tanıyorsun en fazla bir ay göründüğü gibi biri değilse."

"Bende göründüğüm gibi değilim. Bazı kişiler ömür boyu yanındadır tanıyamazsın bazıları ile bir gün geçirirsin bin gün geçirmiş gibi tanırsın. Kader onu bana getirdi gerisi yalan dolan. Sakın söylediklerimi unutma."

"Zümra'nın naif görüntüsü altında kıskançlık gözünü bürümüş dişi bir aslan yatar. Sana hayatını zehir eder."

"Kendini tanıma ne hoş." deyip adamına baktı.

"Gidelim"

"Ağam bilirim sen bu piç dölünün seviyesine inmemek için bi şey yapmazsın ama izin verde hanım ağam hakkında dediklerini tek tek yedireyim." "2 dakika sonra araba ol." deyip odadan çıktı.

Adam ellerini birbirine vurup "Seni güzelce sevip okşamam için iki dakika verdi az bi süre ama yapacak işleri var adamın sonuçta iş adamı." deyip beş parmağının izini hasta adamın yanağında çıkarttı. Adeta yerinden fırlayan adam neye uğradığını şaşırdı. Kime karşı ne söyleyeceğini artık bundan sonra iki kere düşünürdü.

Genç ağa B12 vitamini kokulu hastane koridorun sonundaki yerden tavana kadar cam duvardan caddede geçen arabalara baktı. Kendisinin dövmesi içini daha da rahatlatacaktı ama toplantıya eli kolu ya da kıyafeti kanlı gitmek istemiyordu. Ceketinin cebinde bulunan telefonunu çıkarıp karısını aradı. İkinci çalışta açan kadının sesini karşı taraftan duydu.

"Meremin seni çok özledim."

"Uyurken mi?"

"Evet. Düşün yani seni uykumda bile özlüyorum seviyorum. Başka hangi kadın yapabilir."

"Hiçbir kadın"

"Himmm testten geçtiniz meremin. İşte benim kocam başka kadın bilmez ama evlendiği ilk günün sabahında karısını bırakıp el memleketlere gider."

"Himmm şimdi ben bu tribi kaç gün çekeceğim."

"Sanırım bir ömür boyu."

"Tahmin etmiştim jinamin"

"Sizde gitmeseydiniz Robar Bey"

"Oooo konu bey'e kadar gelmiş ise benim işim yaş."

"Kırmızı alarm"

"Peki bu alarm nasıl durur?"

"Onuda ben mi söyleyim meremin. Yoksa ne anlamı kalır?" dediğinde adamın arkasında duran cam duvardan hasta adamı döven kişi gelmiş bekliyordu.

"Ağam hallettim."

"Tamam" değip telefondaki karısına "Şimdi işim var seni sonra tekrar arayacağım. Telefonun yanında olsun." dedi.

"Robar"

"Efendim"

"Seni çok seviyorum evînamın."

"Bende de sen nereden öğrendin o kelimeyi."

"Google'den ayrıca bende ne?"

"Sonra söylesem evînamın"

"Hayır ama ya! Sonra hiç anlamı kalmıyor büyüsü bozuluyor."

"Gülüm ama"

"Lütfen söz bir daha böyle bir şey istemicem. Odadan çıkınca o suratsız yüzünü gördüğümde onun üstüne atlamamak için buna ihtiyacım var." dediğinde ağa arkasında duran adama cam duvardan bakıp "Bende seni seviyorum jina delalamın." dedi.

"Teşekkür ederim öptüm." deyip elinde tuttuğu telefona öpücük attı. "Gelince ben onun on katını alacağım şimdilik telefonda kalsın. Ayrıca kapatmam lazım." "Tamam hoşçakal kocacım." deyip iki taraf kapattım biri yataktan indi diğeri arkasına dönüp işaret parmağını adama doğru sallayıp "Eğer bunu birinden duyarsam Bekir o zaman kendini ölmüş bil." dedi. Kendini gülmemek için dudaklarını birbirine bastıran adam "Anladım ağam." dedi. "Hastane kokusu üstüme sinmeden gidelim." deyip asansör doğru yürürken yanlarından geçen hemşire kahverengi gözleriyle ağayı kesti. "Bunu hele hiç söyleme yoksa senin yanına beni gömer." "Canıma susamadım ağam." deyip asansörün gelmesi için düğmeye bastıklarında hemşire de hemen yanlarında bitmişti. Göz tacizine devam eden hemşire karşıda kapalı halde asansöre bakan ağaya elini uzattı. "Ela" dedi. Genç ağa arkasını dönüp gülmemek için işaret parmağını ağzına sokan adama ters ters bakıp yanında hatta ona yapışmaya çalışan kadına parmağında ki yüzüğü gösterdi. "Evliyim" deyip kapısı açılan asansöre girdi. "Çok yanlış kişiyi seçtin bacım" deyip o da ağasının ardından asansöre bindi.

HOŞÇAKAL 🖤

Bölüm sonu

3 yorum