İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 33 · 14 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 33

Hani bizi sadece ölüm ayırır. Söylesene hangimiz öldü.

🌹Hani bizi sadece ölüm ayırırdı. Söylesene hangimiz öldü?🌹

Tiktokta ve buradan beni takip edip beğeni ve yorum yaparsanız sevinirim.

İyi okumalar....

Genç kız odasında birkaç dosyaya bakıp menü değişikliğini onayladı. Can sıkıntısından masasının üzerinde değişiklik yaptı. Ne güzel bugün tüm gün odasında kalmayacak müşterilerin bulunduğu yerde durup çalışanlarını denetleyecekti fakat gereksiz vitamin yüzünden odasına kapanmıştı. Acaba gitmiş miydi? Bu onun işiydi giderdi diye düşünüp odadan çıktı. Müşterilerin olduğu yere gidince tam ortadaki masada onu otururken gördü. "Gitmemiş kalbim bu sefer gitmemiş, git desem de kalmış anlamış beni."dedi kendi kendine. "Erce Hanım beyefendi sizi soruyor bir de sizin yasakladığınız şarkıyı açmamızı istiyor." "Tamam ben hallederim" deyip adamın karşısındaki sandalyeye oturdu.

"Sen ne laftan anlamaz adam olmuşsun küçükken ben ne dersem onu yapardın." "Şimdi de yapıyorum"
"Yapmıyorsun sana git diyorum gitmiyorsun o şarkı yasak diyorum zorla çaldırmaya çalışıyorsun."
"Sen bana git dediğinde kal demek istediğini yıllar önce bana git deyip gittiğimde sonrada beni abine dövdürdüğünde anladım. O şarkıyı açıyorum çünkü sen gururundan ölsen bile ikimizin şarkısı olduğu ve beni sana hatırlattığı için çaldırmazsın. Erce'm" "Bana Erce'm deme"
"Derim çünkü öylesin küçük kurtarıcı meleğimsin."
"Demek Erce'nim ben senin öyle mi?"
"Evet öyle"
"Peki okulun arka duvarına yazıpta disipline gittiğimizi yazıyı hatırlıyor musun?"
"Tabii ki de"
"Kalk"
"Ne"
"Sana kalk diyorum." deyip ayağa kalktı.

"Benimle gel" dedi. Hâlâ oturan adamın elini tutup kendine doğru çekti. Ayağa kalkan adam bi eline birde kıza bakıp gülümsedi. Kızın yüzünde tek bir mimik bile oynamıyordu. Elini tuttuğu adamı çekiştirerek kafeden çıkarıp ortaokulu okudukları okula doğru yürümeye başladılar. Onlara bakan kişileri umursamayan genç kız adımlarını hızlandırdı. Fakat bu yaptığı inşallah abisinin kulağına gitmezdi. Yoksa ikisinin de bittiğinin resmiydi. "Nereye gidiyoruz Erce'm" "Biraz sabret" "Erce" "Geldik işte" deyip adama işaret parmağını uzattığı okulun arka tarafındaki yazdıkları yazıyı gösterdi.

"Biz buraya ne yazmıştık Yiğit Saraçoğlu"
"Bizi sadece ölüm ayırır."
"Peki ben sen gittikten sonra ne yazmışım."
"Hani bizi sadece ölüm ayırırdı. Söylesene hangimiz öldü."
"Tarihe bak neyin tarihi biliyor musun? Evet biliyorsun beni terk ettiğinden bir yıl sonraki tarih. Sen beni doğum günümde terk ettin. Biz bu yazıyı o gün yazdık. Sen o gün beni terk edip gideceğini söylemek için gelmiştin."
"Erce'm yemin ederim ki yapamadım seni kıramadım. O gün yüzünde güller açıyordu üzülmeni istemedim."
"Sus sen konuştun sıra bende."
"Bunu yazdıktan sonra ne konuşmuştuk. Sen bana seni hiç terk etmeyeceğim dediğinde ben sana ne demiştim."
"Tam vazgeçtiğim anda gelirsen sıçarım ağzına."
"Şimdi karşı duvara bak ve oku." dedi.

Genç adam kafasını yazının karşısındaki duvara bakıp okudu. "Tam vazgeçtiğim anda gelirsen sıçarım ağzına." dediğinde genç kız abisinin ona öğrettiği gibi genç adamın yüzüne yumruk atıp dirseği ile kasıklarına vurdu. Acıyla eğilen adam sevdiği kadının elbet intikam alacağını biliyordu. Aniden gelmesi can acıtmıştı. "Bu sana az bile Yiğit Saraçoğlu dua et tüm yaşattıklarına rağmen sana kıyamıyorum." "Yemin ediyorum bunu bir başkası yapsaydı ikametgahı mezar olurdu." "Hoşgeldin eski Yiğit. Eski demişken hatırlıyor musun bizim sınıfta bi Sami diye çocuk sana 'Çobanın oğlundan ne olur ki' demişti bende sınıfın ortasında ona benamus (şerefsiz) demiştim o günden sonra herkes ona öyle seslenmişti. Keşke sana deseydim de en azından bana yaptığın şerefsizliğin boşuna gitmemiş olurdu." dedi gözleri dolu.

"İşte bu yüzden gittim. Her gece ağladım ben çobanın oğlu sen ise ağanın kızıydın bizim bırak sevgili arkadaş olmamız bile mucizeydi. Evlilik için söz vermiştik de seni bana verirler miydi?"
"Ben zaten çoban'ın oğlunu sevdim. Yiğit Saraçoğlu'nu değil onu bana geri ver." deyip adamı itti.
"Sende bana ben anlatmadan derdimi anlayan küçük meleğimi ver."
"O melek öldü."
"O çobanın oğlu meleği bir daha onu istemediğini yazdığında gitti."
"Melek mektupları ölmeden önce sakladı."
"Çobanın oğlu meleğine göndermesede her gittiği yerde mektup yazıp hediyeler aldı. Bi anlatmasına izin verse melek çobanın oğlu geri gelecek."
"Melek çobanın oğlu geri gelsin diye günleri saydı." deyip adama sardı.

Genç adam kadına sarılıp sevgilisinin saçlarında barındırdığı özlediği böğürtlen kokusunu içine çekti. Daha sonra kızın anlından öpüp anlını anlına dayadı. Burnunun kadının burnuna deydirip "Hokka burunlu melek ve çoban'ın oğlunun hikayesi mutlu sonra bitecek." "Zürafa melek ve çoban'ın oğlunun hikayesi mutlu sonra bitecek miydi asıl olması gerekiyor." deyip ellerini kadının yanağına koydu. "Doğru söylüyorsun öfkeli boğa hadi seni abinden istiyelim. Şu güne kadar aklım çıktı acaba evlendi mi diye" "Her hâlde doğru söylüyorum izmandut. Abim beni sana vermez zaten şu güne kadar aklım çıktı acaba beni unuttu mu diye." dedi. Genç adam kızın hokka burnunun ucunu öpüp "Robar ağa beni sever verir seni bana." dedi. "Nah verir bu dediğine sen bile inanmıyorsun." deyip güldü.

"Sen terbiyesizleşmisin."
"Bir daha söyle."
"Sen çok güzel olmuşsun."
"Ne yani eskiden güzel değil miydim?"
"Haydaaa ben öyle mi dedim"
"Ne dedin peki?"
"Eskiden güzel olduğunun on bin katı güzel olmuşsun."
"Sadece on bin katı mı?"
"Sonsuzun sonsuzu kadar "
"Öyle bir şey mi var?"
"Düşün yani sayılar yetmedi kendim üretiyorum."
"Hiiim öyle de o zaman"
"Peki meleğin dediğin gibi olsun emrine amadeyim."
"Zaten bundan sonra benim dediğim olacak."
"Olsun Erce Saraçoğlu"
"Karakan"
"Yakında Saraçoğlu olacak alışsan iyi edersin." deyip elini kadının omzuna atıp kendine doğru çekti.

Geldikleri yolu tekrar geri yürümeye başladılar. "Anca rüyanda görürsün." "Kaçırırım seni yemin ederim." "Sen ve kaçırmak ikisi yan yana hiç olmadı. O göt sizde yok Yiğit Saraçoğlu. Bi ihtimal hadi diyelim kaçırmaya kalktın da ben sana kaçacak mıyım?" "Kaçmaz mısın?" "Saçmalama yıllar sonra bulmuşum tabii ki kaçarım." dedi. Genç adam kadının şakağından öpüp "Buna gerek kalmayacak seni o konaktan telli duvaklı çıkaracağım. Evimin kadını, çocuklarımı annesi, benim ömrüm, arkadaşlarımın yengesi olacaksın." "Kopyacı" "Ustasından öğrendik kolpalığı." dediğinde genç kız sevdiğinin koluna vurup güldü. "Sen benim abime mi diyorsun." "Yalan mı kızım okuldayken tüm kızlar peşindeydi. Tabii sayesinde bizde meyvesinden faydalanıyorduk."
"Bir kere benim abim özgündü. Senin gibi kopyacı değil kendi yazar söylerdi." deyip adamın koluna yumruk attı. "Faydalanıyordun demek çobanın oğlu" yumruğu tekrar attı.

"Meleğim ben seni kast ettim."
"İnşallah yemedim ama yiyelim bakalım bu sefer."
"Meleğim"
"Söyle çobanın oğlu"
"Galiba bizim masalımız mutlu sonla bitecek."
"Galiba mı?"
"Ne galibası ya bu dünyada mutlu öteki dünyada sonsuzluğa uzanacak bi masalımız olacak."
"Hurilere bakmak yok ama"
"Benim gözüm yıllardır senden başkasını görmemiş orada mı görecek."
"Görmesin de zaten"
"Görmez tüm kadınlara kör olmuş." dedi.

Masal kahramanlarımızın dediği gibi her iki dünyada da masalları mutlu sonla bitirebilecekler miydi? Masalın sonu kötü bittiyse bunda kahramanların suçu neydi? Vuslatları hangi dünyada yazılmıştı.

Genç kadını duşun verdiği rahatlıkla yatağında uyuyakalmıştı. Telefonunun sesi ile uyanan kadın gözü kapalı yanındaki komedinin üstündeki telefonu alıp kulağına koydu. "Alo" "Alo'nu kovalasınlar buzlar kraliçesi mesajlarıma neden cevap vermiyorsun." dedi sesini sahte kızgınlık ile çıkararak. "Dün Robar ile biraz içtik de başım çatlamak üzere ben de uyumuşum." "Robar'la derken patronun olan mı?" "Hayır kocam olacak olan" "Zümra sen kafayı mı yedin?" dedi adam. "Hayır uzun hikaye gelince konuşuruz." "Sabırsızlıkla bekliyorum ayrıca sana konumu attım çabuk gel." "Olmaz benim dediğim yere gidelim sen geç oraya." "Olur neresi" "Peri Masalı diye bir kafe var " "Tamam ben bulurum sende geç kalma cidden merak ediyorum." "Tamam" deyip telefonu kapattı.

Birkaç dakika yatakta durup kalktı. Sıcacık yatağından kalkmak istemiyordu. Yorgun olduğu için duştan çıkar çıkmaz bornozu ile uyumuştu. Kıyafet dolabını açıp önce iç çamaşırlarını daha sonra krem yüksek bel kumaş pantolonu giydi. Raftan beyaz sıfır kollu bluzunu giyip pantolonunun için soktu. Askıda asılı blazer krem ceketi giydi. Ayakkabılarının bulunduğu yerden getirdiği sade beyaz babet spor ayakkabısını giyip boy aynasından kendine baktı. Bu takımı beğenerek almıştı ve bu kadar yakışacağını tahmin etmiyordu. Robar onu beğenecek miydi? Makyaj masasına oturup alt çekmeceden evinden getirdiği maşayı çıkarıp masanın yanındaki prize fişi taktı. Maşa yardımıyla sarı saçlarını hafif bukleler yaptı. Tek eksiği takıları ve makyaj kalmıştı. Masanın üzerinde bulunan makyaj malzemelerini kullanıp hafif bi makyaj yapıp kaynanasının ona gebelik hediyesi diye verdiği takı kutularını açıp içinden inci setini taktı. Özellikle küpeleri çok hoşuna gitmişti. Şimdi mükemmel göründüğünün kendisi bile farkındayıdı. Yine dolabına gidip çantalarının bulunduğu raftan el çantası boyunda krem zincirli çantasına gerekli eşyalarını koyup son bi defa odasına bakıp çıktı.

Odanın kapısını balkona çıktığı için taş duvarından aşağı baktı fakat kimse yoktu. Konağın içine açılan kapıdan girdiğinde bir kadına kaynanasının yerini sordu. Aldığı cevap ile artık ezberlediği oturma odasına gitti. "Uyandın mı kızım gel bizimle otur diyeceğim ama işin var sanırım." "Evet Saliha anne arkadaşım İstanbul'dan gelmiş onun yanına gideceğim. Konakta olmayacağımı haber vermek için geldim." "Git kızım ama dikkat et artık iki canlısın" "Ederim merak etmeyin." "Küçük gelinim söyle arkadaşına akşama iftara bekliyorum. Bahane istemem." "Şey ama..." "Bahane yok dedim." "Söylerim Hümmen babaannen hoşçakalın iftarda görüşürüz." "Görüşürüz kızım da söyle bizim oğlanlardan biri götürsün. Robar'ın haberleri varsa gerçi o söylemiştir." "Evet var" "Tamam kızım hadi git geç kalma." "Yolun açık ola"

Genç kadın odanın kapısından geri döndüğünde içindeki tuhaf duyguları anlamlandıramadı. Bir yere giderken birine söylemek önemsendiğini hissetmek, akşama eve dönmesini dört gözle bekleyen birilerinin olması ne garipti ya da ona öyle geliyordu. Sahi onu şu ana kadar annesinden başka kim beklemişti. O soğuk evinde tek başına dört duvar ile bakışıyordu.
Düşünceleri arasında merdivenlerden inip bahçe kapısını açtı. "Hayırdır gelin hanım nereye?" diyen sesi takmayıp yanındaki adam bi ona birde seslenen kadına baktı. "Hanımağa ağam dediydi yengen çıkınca onu istediği yere götür diye." "Erce'nin kafesine gideceğim." "Hemen hanımağam arabayı alıp geliyorum." dedi. Hızlı adımlarla park ettiği yere gitti. "Sana diyorum duymuyor musun?" yanına gittiği kadına. "Bu konağı ilaçlamak lazım haşereler etrafı sarmış." "Sen kime böcek diyorsun ve" deyip elini kaldırdığında kapıdaki diğer koruma kadının elini tuttu. "Bana el kaldıramazsın Zühre. Seni yok ederim işte böyle kalırsın fazlalık." dedi. "Kim kimi yok edecek göreceğiz." deyip elini adamdan kurtardı. "Süründürücem sizi şimdi keyfini çıkarsanız iyi olur." "Tabii tabii az ötede tehditlerine devam et zira yetişmem gereken bir yer var." deyip önüne gelen arabayın kapısını açan adama teşekkür edip bindi. "Filtreli camı açıp kapı önünde öfkeyle ona bakan kadına "Şimdi reklam arası verelim geri geldiğimde kaldığımız yerden devam edeceğiz." dedi camı kapattı. Söfor koltuğundaki adama "Gidebiliriz" dedi.

Akabinde genç kadın görümcesinin kafesine giriş yapmış arkadaşının bulunduğu masaya gelmişti. "Serkan" "Buzlar kraliçesi" "Hoşgeldin umarım kolay bulmuşsundur." "Hemen sordum tarif ettiler ama sanki sen de bir değişiklik var gibi" "Nasıl yani" "Ne bileyim daha bi parlıyorsun" "İltifatın için teşekkür ederim. Bu huyunu çok seviyorum her konuştuğun kadına iltifat etmekten gocunmuyorsun." deyip sandalyeye oturdu. "Oruç musun?" "Evet" "Ben değilim" "Biliyorum telefonda birşeyler dedin ama anlamadım." "Anlatacağım ama nasıl bilmiyorum." "En başından" "Peki" deyip etrafına baktı. Güzel görümcesi ortalıklarda görünmüyordu derken kapının önünde sarmaş dolaş görümcesini o adam ile gördü. Şaşkınlığı sesine vurarak "Erce" dediğinde yengesinin sesini duyan kız ona ve karşındaki adama bakıp şok olmuş şekilde "Yenge" dedi. "Serkan" "Yiğit" "Ne oluyor burada Zümra ne yengesi ayrıca senin ne işin var Yiğit." "Şu anda kafam karıştı Serkan toparlamaya çalışıyorum." "Tabii ya! Şimdi hatırladım sen Kerem'in nişanlısısın." "Ne Keremi Yiğit o abimin nişanlısı Zümra benim yengem." "Meleğim bende onu anlamadım zaten ne dolaplar dönüyor." dedi.

İş çığlığından çıkmadan el atan kadın "Yeter susun lütfen" dedi."Yenge bi açıklama yapacak mısın?" "Evet ama önce gelin hep beraber oturalım" Ona şüpheyle bakan adama inat oda ona bakıp "Sen o adamsın" "Konuyu değiştirmeyin yenge" deyip boş sandalyeye oturdu. Sesinde uyarı dolu "Yiğit" diyip yanına oturan sevgilisinin uyarısını anlayıp sessiz kaldı. "Sonunda yoksa çatlayacaktım kaç defa odanın kapısına gelip gittim bi bilsen yenge." Ona anlamsız ve şaşkın gözlere bakan yengesine "Ben seni dinlemiş olabilirim. Bakma öyle vallahi tesadüfen ilk sahura kalktığımız gün sen sabah namazını kılıp dua ettiğinde ben odamdan çıkmıştım. O zaman seni duydum ama ne olduğunu merak etsemde sormadım. Bu rüyadan uyanmak istemiyorum." "Biliyordun bir şeylerin döndüğünü" "Kısmen de olsa evet" Tüm olanlara fransız kalan adam arkadaşına baktı. "Bakma bana bende bilmiyorum Serkan" dedi. "Burada neler döndüğünü biri anlatacak mı?" Kafede tek tük insan vardı ve buranın yerlileri olmadığı çok açık belliydi. Gönül rahatlığıyla her şeyi anlatabilirdi. "Anlatacağım" deyip Robar ile hikayeni baştan sona üç gence özet geçti.

"Ne yani sen şimdi Robar Karakan ile mi evleneceksin. Onunla nişanlısın"
"Bırak onu şimdi ben hala olmayacak mıyım?"
"Gençler en önemli şeyi kaçırıyorsunuz Kerem arada gidiyor ona ne diyeceğiz."
"Bırak aşkım ya Keremi hala olamıyormuşum."
"Ne halası kız diyor tüm Midyat'a alemine yalan söyledik diyor."
"O iş kolay asıl evlenir o sorun ortadan kalkar asıl biz Zühre olayını halletmek lazım."
"Öf ya ben burda hala olamıyorum diyorum siz bana ne diyorsunuz."
"Meleğim evlensinler en kısa sürede olursun onda şüphe yok."
"Sinirlerim bozuk bana meleğim deme sonra yumuşuyorum. Hala olamıyorum Yiğit."
"Biz diyoruz Mersin o diyor tersin."
"Yiğit şu adama bir şey söyle."
"Meleğim sanki Serkan'ın haklılık payı var gibi."
"Sanki mi gibi mi?"
"Sus sana Serkan"
"Var gibi öyle mi?"
"Konumuz bu değil meleğim."
"Aynen rafa kaldırıyorum boş bir zamanda tekrar açarız."
"Kabul"
"Hala olamıyorum. Sen bir şey söyleme kara çocuk."

"Ben söyleye bilir miyim Erce Hanım." dendiğinde kafalar sesin sahibine çevrildi. "Robar" "Efendim" "Abiciğim aç mısın?" "Değilim" deyip kardeşinin sandalyesine kolunu atan adamın önce koluna sonrada yüzüne baktı. "Kolunu kullanmak istiyorsun değil mi Yiğit Saraçoğlu." "İsterim Robar ağa" "Güzel o zaman kolunu kardeşimin sandalyesinden çek. Şimdi sorumu soruyorum siz dördünüz aynı masada ne yapıyorsunuz ayrıca sen karımın yanından kalk." dedi. Adam arkadaşının yanından kalkıp erkek arkadaşının yanındaki boş yere oturdu. Genç ağa adamın kalktığı yere oturdu.

"Lan o nasıl göz öyle bi anda kahve gözler siyaha dönüştü."
"Bu daha hiçbir şey sus lan sana sinirli yeminle seni köprüde bacağından sallandılır."
"Hadi lan"
"Ben kardeşi ile konuştuğum için beni üç gün kanyondaki taşa bağladı. Allah razı olsun bana yemek de getirdi sayesinde açlıktan ölmedim. Herkes beni ararken kendisi dikkat çekmesin diye o da onlarla birlikte aramış. Bu da böyle biri."
"Ulan gevşek ağızlı bu şimdi mi söylenir. Bana ne yapar lan"
"Ters düz anladın sen"
"Piç"
"Doğruyu söylüyoruz da küfür ediyor." "Fısır fısır konuşmanız bittiyse anlatın bence zira lafımı ikiletmekten hoşlanmam."
"Abi şey"
"Ney"
"Robar ağam"
"Robar ben herşeyi anlattım."
"Herşeyi"
"Evet"

"Bakma bana öyle zorunda kaldım. Yiğit ve Serkan birbirini tanıyınca üstüne Yiğit beni Kerem'in nişanlısı olduğumu biliyormuş."
"Korkma güzelim er ya da geç ortaya çıkacaktı. Şimdi bu küçük oyunumuza onlarda katılıp çenelerini sıkı tutacaklar. Tabii çenelerini seviyorlarsa."
"Robar tehdit etme çocukları"
"Etmiyorum güzelim sadece söylüyorum." deyip iki adama baktı.
"Hadi bu benamus Yiğit'i anladım evirir çeviri bi şekilde paçasını kurtarır. Sen ne halt yiyeceksin de kurtulacaksın elimden."
"Robar Bey ne dediğinizi anlamadım."
"Serkan sonra ben sana anlatırım."
"Benim aslında anlatacaklarım vardı. Onun için Zümra ile buluştuk."
"Ne gibi"
"Kerem ve Zümra"
"Bence iki ismi yan yana kullanmamalısın." dedi ağa.

Sandalyesinde dik konuma gelen adam "Zümra bunu sana söylemeyi çok istedim hatta istedik fakat sen fark edersin deyip sustuk." "Neyi" "Kerem'in Zümra'yı ilk tanıştıkları günden beri aldatmasını mı?" dediğinde gözler ağaya çevrilmişti. "Biliyorsunuz" "Bilmiyordum" deyip sevdiği kadına baktı. "Yemin ederim ben de bu sabah öğrendim. Bugün alelacele odadan çıkıp çalışma odama gittim. Önemli bir dosya almam gerekiyordu daha önceden onu araştırdığım için dosyalar aynı çekmecedeydi. Tesadüfen o dosyayın yerini onu almışım kontrol etmek için baktığımda orada öğrendim. Ağlama cenneti kokusunda barındırdığım" deyip kadına sarıldı. Hâlâ tepki veremeyen kadının saçlarından öpüp "Cevap versene Zümra'm" dedi.

"Benim içim içimi yiyor onu aldattım. O bunu hak etmiyor derken meğerse o en başından beri beni aldatıyor. Bunu bana nasıl yapabilir Robar. Ben bu olanları onu kırmadan nasıl anlatırım derken onun bana yaptığına bak. Yaptığımı hiç bir şekilde savunmuyorum ama onun bana yaptığı benden daha kötü."
"Ağlama gülüm layığını buldu."
"Robar bana ona zarar verecek bir şey yaptığını söyleme. Bırak kendi halinde kalsın."
"Ben yapmadım gülüm adamlarım yaptı."
"İkiside aynı kapıya çıkıyor."
"Dövenler farklı"
"Döven mi?"
"Dövdükten sonra cümle aleme ibret olsun diye Taksim Meydanına attırmış olabilirim."
"Bunu gerçekten yaptın mı?"
"Evet" dediğinde karşısındaki adamın telefonu çaldı.
"Ferhat arıyor."
"Aç ve hoparlöre ver." dedi ağa.

Genç adam telefonu açıp masanın ortasına koydu. "Efendim kanka" "Serkan ne olduğuna inanamıyacaksın." "Ne oldu?" dediğinde sevdiği kadının saçları ile oynayan adama baktı. Genç ağadan hariç herkes telefondaki kişiye kulak kabartmışlardı. "Hani sevgilisi vardı ya Kerem'in" "Ayça" "Evet. Bunlar bu sabah ayrılmışlar. Ayça bizim kızı öğrenmiş kavga falan etmişler sonra Kerem evi terk etmiş. Bunu birileri kaçırıp kırbaç, bıçak, sigara aklına ne gelirse bunun üzerinde denemişler. Sonra da soyup Taksim meydanına boynunda pankartla atmışlar. Üzerine karımı üzeni bende üzerim yazmışlar. Ne olduğunu anlamadık bir de şey var." "Ne" "Kanka bunu yapan kimse hiç acımamış Kerem'in penisini kesip ağzına vermişler." dediğinde tüm gözler ağayı bulmuştu. "Bizde ilk duyduğumuzda donup kaldık kanka. San şey dicem gitmeden önce konuştuğumuz konuyu bizim kıza söyledin mi?" "Evet" "Kıyamam ya şimdi çok üzülmüştür. Arasam mı?" dediğinde arkadaşı ağaya baktı.

Ona kaşlarını kaldıran adamı dinleyip "Bence arama biraz ortalık sakinleşsin sonra ararsın." "Tamam kanka sonra görüşürüz." "Ferhat" dedi kadın telefonu arkadaşı kapatmadan. "Buzlar kraliçesi" "Biliyorum her şeyi senden bi şey rica edeceğim." "Emrine amadeyim" "Benim için Kerem'e Allah belanı vermiş der misin" "Derim buzlar kraliçesi şimdi kapatmam lazım sonra seni arayacağım." "Tamam görüşürüz" deyip kapattı. Tekrar gözler ağaya çevirdiğide "Seni aramasaydı iyiydi" "Bu mu sorun." "Bence bundan başka ortada bi sorun yok gülüm." "Robar ağa adamı yok etmişsin." "O mesele" "Dikiyorlar büyütülecek bir şey yok." "Bu eski Robar ağa'nın kanıtı mı bu?" "Erce sus abicim hâlâ yan yana oturuyorsunuz görmezden geliyorum ama anladığınız yok." "Robar gitmek istiyorum." "Gidelim gülüm" deyip kadının elinden tutup kaldırdı. Çocukluğunun bir kısmını beraber geçirdiği adama bakıp "Sanada yüz verince astar istiyorsun kardeşimden uzak dur." deyip kadınla beraber kafeden çıktılar.

HOŞÇAKAL

Bölüm sonu

5 yorum