İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 32 · 13 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 32

Aşkın içine karışmış intikam duygusu var.

Tiktokta artık bizde varııız

Hesap:

asli_office_kitaplari

(Gelecek bölümlerden spoiler var. Lütfen oradan da takip edip beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum.)

Her iki genç de az ilerideki kadının odasına girmiş kadın yatağının ucundaki pufa oturmuş ayakta gidip gelen sinirli ağayı başıyla takip ediyordu. "Sabır sabır sabır" deyip duruyordu. "Onun burada olmasına neden sabrediyoruz Robar." dediğinde adam kadına baktı. Ona söylemeli miydi biraz da olsa yükü hafifler kafasının içindeki soru işaretlerini de gidermiş olurdu. Gidip kadının yanına oturdu. Ellerini öpüp kadına baktı.

"Delalamın sen buraya geldiğinden beri doğru dürüst işini yapmadığın için bilmiyorsun. Zümra biz batıyoruz hem de en kısa zamanda ve ben hala bunun sebebini bulamadım ama Zühre'nin babası Hozan ağa'dan şüpheleniyorum."

"Tek başına yapabilir mi?"

"Hayır tabii ki de yanında başka güçlü kişiler de vardır. Maalesef kanıtım yok bu yüzden şikayet edemiyorum."

"Sen ağa değil misin bunu sana yapabilir mi?"

"Zümra ben ağayım ama onun gibi güçlü değilim. O gücü elimin tersiyle ittim. Babam gibi olmak istemediğim için yerine geçmek istemedim. Ben ağa bile olmak istemedim beni buna zorlandım."

"Baban neydi ki?"

"Mardin aşiretlerinin en başındaki kişiydi. Onun ağzından çıkan tek söze itaat ederlerdi. Doğru ya da yanlış sorgusuz sualsiz yaparlardı. Tabii vefat edince onun yerine bana ya da Baran'a kaldı. Fakat ne ağalıkta ne de babamın yerine kimse onu istemedi. Belki de tüm bunlara inat Zühre ile evlendi. Çünkü ağa olmayı çok istiyordu. Ben onun istediğini aldım o da bir zamanlar benim olmasını istediğim kişiyi aldı. Babamın yerine geçmek istemediğim için ihale bizden sonra hem mal mülk varlıklı hem de soy bakımdan en güçlü kim varsa o yerine geçer. Bu da Hozan ağaya kaldı. Elindeki güç çok büyük belki şimdi sen anlamıyorsun ama şunu söyleyim ailemi ve soyumu yok edecek kadar."

"Bugüne kadar neden bekledi elinde o kadar büyük bir güç varken,seni her an yok edebilecekken neden yapmadı da şimdi yapıyor?"

"Bilmiyorum. Herşey o kadar karmaşık ve paramparça ki hiçbir şey birleşmiyor sanki bir şeyler eksik."

"Robar sana bir şey söyleyeceğim ama kızmayacaksın."

"Söyle"

"Baran'a haksızlık yapıldığını düşünmüyor musun? Herkes onu dışlayıp seni tutmuş. Zühre ilk geldiği gün ne demişti 'Ağalıkta kocamın da hakkı var.' Yeri değil bunun farkındayım ama kızını neden sen yerine Baran'a verdi. İflas ediyoruz şüphelendiğin kişi aynı adam bunların mantıklı bir açıklaması olmalı. Ve dediğin gibi o eksik parçalar bu soruların cevapları. Hozan ağa'nın ne çıkarı var ki bunları sana yapıyor?"

"Galiba ağalığa ve fabrika'nın başına damadının geçmesini istiyor olabilir."

"Oda varlıklı değil mi geçirsin işlerinin başına damadını."

"O işler burda öyle yürümüyor."

"Olabilir ama bu hâlâ Baran ile evliliğini açıklamaz."

"Evet açıklamaz" deyip kadının elini öpüp "Umrumda da değil aksine evlenmemize izin vermediği için teşekkür etmek lazım." "Öyle mi düşünüyorsun." "Tabii ki" deyip kadına sarıldı. "Sen benim mütemmim cüz'sün." dedi. "O ne demek?" "Ayrılmaz parçam" "Şımartıyorsunuz beni Robar ağa" "Şımarmanız için yaşınız sizce büyük değil mi?" "Peki oradan bakılınca bu durum benim umrumda görünüyor mu?" dedi. O sırada kapı çalınıp içeriye genç kız girdi. "Abi istediklerini getirdim." "Gel otur." "Vallah sizi kavga ederken bulurdum sanıyordum ama siz can ciğer kuzu sarmasısınız." "Klasik Zühre vakası bundan daha kaç defa yaşarız Allah bilir." "Aynen hasetinden çatlıyor." "İkiye bölünsün" deyip sevdiği adamın yanağından öptü.

"Oruç gitmesin yenge dikkat et."

"Değilim başım zonkluyor."

"Al sodalı ayran iç iyi gelir."

"Teşekkür ederim"

"Eee yeğenim kız mı olacak şimdi çok heyecanlıyım adı ne olacak acaba kime benzeyecek babasına mı annesine mi yoksa halasına mı"

"Hala mı?"

"Evet abi kız kısmı halasına çeker derler."

"Desene yandık."

"Aşk olsun abi ne kötülüğümü gördün de konuşuyorsun."

"Hiç"

"Zaten nişanınızda uzun kurdele bana geldi. Evlenince uzağa gideceğim bari bu konakta saltanatımı sürdürebilecek biri olsun. Yeğenim bana çekecek bak göreceksin." dediğinde kapı çaldı.

"Gel" demesiyle gülümseyen kaynanasını gördü. Oğlu annesine yer vermek için sevdiği kadının yanından kalktı. "Torunumun önünde abi kardeş yine neyi tartışıyorsunuz." "Yeğenimi" "Kızımı" "Cinsiyet belli mi ki?" "Hayır Saliha anne daha bir kaç haftalık laf arasında cinsiyetini kendileri belirlediler." "Anne ben diyorum kız kızımı halaya çeker ama abim diyor çekmesin." "Aman kızım ne sana ne de abine çeksin. Bu yaştan sonra bir tane Robar'ı kaldıramam. Varsın kime çekerse çeksin birde Hümmen anneme çekmesin yoksa dördümüz bile o bebekler baş edemeyiz." "Allah korusun aman Hümmen hanıma çekeceğine Erce'ye çekmesini tercih ederim." "Abi ya!" "Ne abi ya! Bu arada akşam Samet'e kız isteyeceğiz." "Sonunda be oğul çocuk dokuz doğuracaktı." "Akşama isteme varsa ben gidip hazırlanayım anca yetişirim. Sen hangi renk elbise giyeceksin." "Şey ben..." "Beyaz" Tamam hadi ben kaçtım baysss" deyip odadan çıktı. "Sanırım kızımın kardeşime çekmesini bir kez daha düşünmeliyim." "Kızımı sana yedirmem Robar ağa sende az değilsin. Saman altından su yürüttüğünü bilmez miyim sanıyorsun." deyip ayağa kalktı. "Gelinim eğer bir şey olursa 7/24 annen burada." deyip elini kadının yanağına koydu. "Biraz dinlen yorgun görünüyorsun." deyip odadan çıktı.

"Robar boyumuzdan büyük bi işe bulaştık. Nasıl çıkacağız bu işten? Bu bebek 9 ay sonra doğması gerekiyor ama ortada zigot bile yok."

"Olacak"

"Nasıl?"

"İstersen onu uygulamalı olarak anlatabilirim."

"Öf Robar ya! Sen işin ciddiyetinin hâlâ idrak etmedin."

"Dilemin (yüreğim) evlenmeden sana dokunamıyorum. Belki de çoktan ikizlerimize hamileydin."

"Sana hiç fırsatçı olduğunu söylemiş miydim?"

"Evet"

"Bir daha söylüyorum Robar sen fırsatçıların kralısın."

"Bunu iltifat olarak kabul ediyorum. Ca Zarokemin (Çocuklarımın annesi)"

"Valla sen bana bir şeyler diyorsun ama hadi hayırlısı."

"Ez pirji te hez dikim evîna te dimirim."

"Bu kulağa diğerlerinden daha hoş geliyor. Ne dedin?"

"Seni çok seviyorum. Aşkından ölüyorum."

"Allah gecinden versin o nasıl söz ölüm falan."

"Hiim senin merak ettiğin bir şey var mı onu söyleyim."

"Var"

"Nedir söyleyim"

"Kürtçe de kocam ne demek Robar?" "Mêrêmin"

"O zaman sen benim mêrêminsin."

"Evet. Sende benim jinaminsin."

"Bundan sonra sana mêrêmin diyeceğim."

"Yanlız kaldığımız zaman da söyle."

"Neden?"

"Çünkü büyüklerin önünde böyle şeyler hoş karşılanmaz."

"Kötü bir şey söylemiyorum ki kocama kocam diye sesleneceğim."

"İnan bu benimde hoşuma gider ama işte onlarda böyle görünce ister istemez sende uymak zorunda kalıyorsun."

"Sağlıklı bir aile iletişimi olmayınca şekil A'daki gibi oluyor."

"Ben senin ailenim bundan sonra sağlıklı bir aile iletişimin olacak. Bu konuda anlaştığımıza göre yarım kalan konumuza geri döne biliriz."

"Hangi yarım kalan konu?" dediğinde kadını yatağa uzandırıp kendisi de ağırlığını kadının üstüne vermeyecek şekilde üstüne çıkıp sorusunu yanıtladı. "Bebek" "O mevzuyu evli olmadığımız için kapatmıştık." "Nikah ya da düğün mü sorun sen iste 40 gün 40 gece yaparım." "Aceleye gelmesini istemiyorum." "Aslında dini nikah kıyarsak sorunlarımız ortadan kalkar." "Doğru ama onun için hoca ve şahit lazım." dedi. Genç adam kadının burnundan boyun köküne kadar öpüp orada kaldı. "Ben onları da bulurum. İşin ucunda senin benim olman varsa her şeyi yaparım." deyip kadının boynunu öptü. "Burada sonsuza kadar böyle kalmak için tüm servetimi feda ederim." Kadın elini adamın siyah gür saçlarına götürüp onlarla oynadı. "Saçlarınla oynamayı seviyorum." "Bende seni öpmeyi seviyorum." deyip kadının yüzünün her tarafını öpücüklere boğdu.

Gülüşlerinin arasında zar zor "Robar dur." diyebildi. Kadının sesiyle duran adam gülen sevdiğine baktı. Güzel yüzünün önüne gelen küçük saçlarını kulağının arkasına koydu. "Sen hep böyle gül." "Robar mêrêmin" "Söyle jinamin" "Ben bugün bi arkadaşım ile buluşacağım İstanbul'dan geldi." "Bu arkadaş Kerem mi?" "Hayır ama erkek" "Bensiz bir yere gitmeni istemesem de arkadaşın buraya kadar gelmiş Erce'nin kafesinde buluşmak şartıyla gidebilirsin." deyip kadını anlından öptü. "Seni seviyorum ne demek?" "Ez ji te hez dikim." "Ez ji te hez dikim mêrêmin. Söyleye bildim mi?" "Hayır bir daha söyle." "Ez ji te hez dikim mêrêmin. Şimdi oldu mu?" "Olmadı" "Sen beni kandırıyorsun inanmıyorum sana." deyip başını duvara doğru çevirdi. Küsen sevdiğinin yanından öpen adam "Bence sende kürtlük damarı var. Tek seferde kavradın." "Her hâlde bugüne bugün Midyat'ın hanımağasıyım bırakta o kadar yapabilerim. Hem benim dillere yatkınlığım var." O hanımağaya kurban olurum." dediğinde adamın telefonu çaldı. "Bakmak istemiyorum." "Belki önemlidir" dediğinde kadın telefon ikinci kez çaldı. Genç ağa yerinden isteksizce kalkıp ceketinin cebinden telefonunu çıkardı. Onu rahatsız eden kişiyi kovmalı mıydı?

"Efendim"

"Ağam rahatsız ediyorum ama önemli bi mevzu var."

"Nedir?"

"Depoyu kundaklamışlar ağam. Biz kurtarabildiğimiz malları kurtardık fakat diğerleri yangını söndürene kadar çöp oldu."

"Tamam ben birazdan geliyorum." deyip telefonu kapatıp eski yerine koydu.

"Ne oldu Robar?"

"Fabrika'nın deposunu kundaklamışlar."

"O adam mı yapmış?"

"Ondan başka kim olabilir. Beni iflasa sürüklemek istiyor." deyip yanında oturur pozisyondaki kadının yüzünü elleri ile kaplandı. Dudağının kenarını öpüp "Ben gidiyorum sende çok fazla geç kalma. İşim erken biterse oraya gelip seni alırım." dedi ve kadını tekrar öpüp odadan çıktı. Ona söylediği için içi rahatlamıştı. Ondan gizli saklı bir şeyler yapmak istemiyordu. Gerçi duymak istediği şeyleri artık öğrenmişti. Başlarındaki dertlerden nasıl kurtulacaklardı. Hozan ağa, Zühre, Baran, fabrika, ağalık, bebek, evlilik ve belki de birkaç şey daha yerinden kalkıp kısa bir duş almanın iyi olacağını düşündü. Arı gibi çalışan beynini çalıştırmalı sevdiği adamın bu dertlerden kurtarmalıydı.

Genç kız gerçek kimliklerini öğrendikleri günden beri her gün bir kaç defa gelen adamı tekrar karşısında görünce "Yine mi geldin?" dedi. "Biz ortak sayılırız." "Ben o anlaşmayı fes ettim." "Abin biliyor mu?" "Bu seni hiç ilgilendirmez." "Erce bana kızgınsın anlıyorum ama dinlersen..." dediğinde genç kız adamın sözünü kesti. "Anlamıyor musun algılama sistemlerinde sorun mu oksijen israfı. Seni dinlemek falan istemiyorum. Defol cafem'den." "Gitmiyorum" "Gideceksin" "Hayır" "Evet" "Beni dinlemeden gitmiyorum." "Ne anlatacaksın. Nasıl terk edişini mi? Ya da kendinden yaşça büyük sevgili mi? Aaa birde o mor saçlı çarpık bacaklı vardı değil mi." "Erce'm" "Kes sesini bana Erce'm falan deme o eskide kaldı. Seni daha kaç kere kovmam lazım 5 mi 10 mu ya da 20 mi söyle de bitsin gitsin. Zira midemi bulandırıyorsun." "Ne 5 ne 10 ne de 20 sen beni dinleyene kadar gitmeyeceğim. Seni görünce kalbim bayram sevincini yaşayan küçük çocuk gibi oluyor." "Öyle mi?" "Öyle" "O zaman kal burada zira ben seni dinlemeyeceğim." "Kalırım" deyip masaya ait olan sandalye çekip oturdu.

Kıza bakıp "Hem de gerekirse sonsuza kadar kalırım. Yeter ki kurtarıcı küçük meleğim beni dinlesin." dedi. "O kurtarıcı küçük meleğin küçük yaşta kalbini kırdığın kızının içinde öldü. Aramanı tavsiye etmem." "Nerede olsam bulur gelir kurtarırdı beni belki yıllar oldu ama yine de beni aşk acısından kurtarmasına ihtiyacım var. Ona yemin ederim ki o iki kadınla hiçbir alakam yok biri kendisi yapıştı gitmiyor diye zaten o yolun yolcusu." "Senin sevgilin değil mi?" "Hayır yemin ederim ki değil." "Olabilir neyse işlerim var. Sen ne yaparsan yap." deyip kafesindeki ona ayrılan odaya gidip koltuğuna oturdu. Elini kalbinin üstüne koyup "Sakin ol kalbim biliyorum onu çok özledin ama şimdi olmaz biraz sürünsün bizim ne çektiğimizi anlasın." dedi.

Genç ağa arabasını park edip aşağıya indi. Yanına gelen birkaç adam ile polisin olay alanını çevirdiği şeriti kaldırıp geçti. "Beyefendi giremezsin." Burası benim fabrikam." "Hakan bırak geçsin Robar Bey" deyip hızlı adımlarla ağanın yanına geldi. "Robar oğlum bu kaçıncı iki kere seni kurşunladılar şimdi fabrikanın kundakladılar daha başka ne göreceğiz." demesine kalmadan şeritin arkasında nefes nefese kalmış adamın sesiyle ona baktılar. "Ağam üzüm bağları" deyip sustu. Nefesini düzenleyip "Bağlardaki üzüm ağaçlarını ve dikili direklerini kırmışlar. Ezilen tüm üzümleri toprağa dökmüşler." dedi. Orta yaşlı polis amiri yanındaki genç ağaya baktı. "Buyur birde buradan yak. Ben bir kaç ekibi oraya yönlendireceğim de bu daha ne zamana kadar sürecek bunu her kim yapıyorsa senin canını almadan durmayacak." "Bunlar gözdağı istersem canını alırım der gibi." "Biliyorsan kim peki oğlum söyle de hemen içeri alalım." dedi.

Ak saçlı ve sakalı jandarma komutanı askerî araçtan inip iki adamın yanına geldi. Karşısında onun gibi ak adama elini uzattı. "Midyat İlçe Jandarma komutanlığından Agâh BEYBAŞ" dedi. "Ben de Süleyman KADİM" deyip adamın elini sıktı. "Nedir mevzuat?" "Kundaklama gibi fakat asıl sonucu olay yerine incelemenin raporu belirleyecek." "Bu kaçıncı" "Bende ondan bahsediyorum." "Sanırım işbirliği yapmanın zamanı geldi." "Karakola geçelim orada daha rahat konuşuruz." Her iki adamda onaylayıp arabalarına binip karakola gittiler. Amir önlerinden geçen bi polis memuruna "Bize üç çay söyle." deyip odasının kapısını açtı. "Geçin beyler" deyip kendi sandalyesine oturdu. "Bilmem gereken ne var?" "Bende aslında sadece bir kısmını biliyorum. Robar buraya gelirken beni arayıp ikimizden de yardım isteyeceğini söyledi." odanın kapısı çalınıp içeriye polis memuru çayları sahiplerine verip gitti.

"Eline çayını alan amir"

"Eee anlat bakalım Robar ağa nedir bu olanlar."

"Hozan ağayı bilirsin."

"Bilmez miyim o iti babasının aynısı. Baban sayesinde kendi kafasına göre hükümler yağdıran Cemal ağayı hapse attık."

"Zühre olayını da biliyorsun."

"Evet"

"İşte tüm olay bundan ibaret ama yinede kafama oturturamadığı eksik parçalar var."

"Robar ağa açık konuş anlamadım."

"Aşiretimin başına Hozan ağa damadını yani Baran'ı geçirmek istiyor. Fakat bunun olması için ya benim ölmem ya da aşiretim Baran'ı ağa olarak seçmesi gerekiyor. Şöyle bir şey var ki: Baran'ı ağa olarak kabul etmeyip buna kesinlikle karşı çıkıyorlar. Aşiretimin zenginliğini ben sağlıyorum. Paraları benim elimde dönüyor ben iflas edersem hepsi biter. Beni öldürmeye göze alamadığı için iflas ettirip aşiretimin gözünde küçük düşürüp beni ağalıktan attıracak ve benden bir sonraki kişi yani şu anki konumunu kullanarak Baran'ı geçirecek. Damadı başa geçince Hozan ağa hem benim hemde kendi aşiretinin gücü ile her istediğini yapacak. En güçlü olacağı için kimse ona karşı gelmeyi göze alamayacak bu onun konumunu daha da ulaşılmaz yapacak. Tabii bunları bana yaparken tek başına olduğunu düşünüyorum."

"İşbirlikçileri mesela kim?"

"Önde gelen kişi Kadir Ağa"

"Neden ondan şüpheleniyorsun?" dediğinde amire arabadan yanında getirdiği dosyayı uzattı.

"Bu yüzden"

"Nedir bu?"

"Bu Hozan ağa ile birlikte geçmişte yasa dışı suç işlemiş işbirliği yapan bir kaç kişinin içeri girmesi için gerekli bilgiler."

"Bunları nereden buldun."

"Onlar bana zarar verebiliyorlarsa ben veremez miyim? Bizimde kendimize göre bi ağırlığımız var. En basitinden dediğim kişi Kadir Ağa kaçak mallarını benim yurt dışına gönderdiğim tırları sayesinde çıkarmak istiyordu. Fakat ben bunu kabul etmeyince işler değişti."

"Anladım. Benden bunları işleme mi koymamı bekliyorsun."

"Bence acele etmeyelim Süleyman çünkü ben bunları hala başlangıç olduğunu düşünüyorum devamı muhakkak gelecek. Tam saldırdıkları zamanda hepsini bi operasyonla toplayalım ki hiçbiri birbiri ile iltibata geçip kaçmasınlar."

"Bende aynı düşünüyorum Agâh"

"Tüm bu olanları sırf damadı başa geçsin diye mi yapıyor olması biraz garip geldi."

"Aslında garip değil sadece neyi planladığını tam olarak bilmiyorum. Yoksa bende damadını başa getirmek için beni yok etmek istediğini sanmıyorum ama parçalar bunu gösteriyor."

"Sen bu konuda ne düşünüyorsun Süleyman."

"Bu konuda Robar'a katılıyorum."

"Sahi mi?"

"Evet"

"Aslında benim kafama başka bir şey daha takıldı. Zühre olayı nedir? Baran ya da Hozan'la ne bağlantısı var."

"Şöyle ki komutanım Zühre Hozan ağa'nın kızı Baran ise kocası yıllar önce ben ve Zühre evlenemek istedik hatta şunu da söyleyim biz çocukluktan aşıktık ve evliliğimiz kesindi. Bunu her iki ailede biliyordu fakat ne hikmetse Hozan ağa kızını bana vermedi. Aramızda ne kan ne de toprak davası var ama sonu hüsranla bitti tabii ben de bittim. Zühre kuzenim Baran ile evlendi. Kızını bana değil kuzenime verdi. Şimdi iyi ki evlenmedim diyorum çünkü onun için canımdan bile vazgeçeceğim bi kadınım var."

"Buna sevindim ama sence burada bi gariplik yok mu? Sana değil de Baran'a vermesi sonuçta ikinizde aynı ailenin soyundan geliyorsunuz. Bu adamın sana karşı bi garazi var dikkat et Robar ağa"

"Ederim Agâh komutanım." deyip ayağa kalktı.

"Ben yapmam gerekeni yaptım. Gerisi size kalmış. İzninizle ben birde üzüm bağlara bakayım." dedi.

"Tabii git nasıl olsa sonra yine görüşeceğiz."

"Öyle görünüyor." deyip odadan çıktı.

Arkasından bakan iki devlet memuru yerinde kalmıştı. Amir çayını yudumladı diğeri ona baktı. "Eee Süleyman Robar'dan gizlediği şeyi bana söylemeyecek misin?" "Keşke en sondaki konuya girmeseydin Agâh." "Bilerek yaptım her Hozan dediğinde yüz ifadeni yanlış yorumlayıp yorumlamadığımı bilmek için ama doğru yorumlamışım." "Kimi anlatayım Agâh? Hozan ağayı mı yoksa babasını mı ya da bizimkinin annesi babasını mı? Ne anlatayım saçma bir çocuk aşkı için iki habersiz gencin üzerinden intikam aldıklarını mı? Allah'tan bizimkisi Hozan ağa gibi intikam peşine düşmedi. Kendi mutluluğunu başka yerlerde aradı." "Şu işi en başından anlatsana Süleyman. Robar aramızda hiçbir sorun yok dedi." "O öyle sanıyor. Her iki ailenin de arasında ne kan ne de toprak davası var. Aşkın içine karışmış intikam duygusu var."

HOŞÇAKAL

Bölüm sonu

5 yorum