İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 31 · 13 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 31

Hümmen hanım fazla yanaşma dediğin kişi benim çocuğumu karnında taşıyor. Sen ne yanaşmasından bahsediyorsun.

"Hümmen hanım fazla yanaşma dediğin kişi benim çocuğumu karnında taşıyor. Sen ne yanaşmasından bahsediyorsun."

İyi okumalar.....

❤️🖤

Tüm yolu uyuyarak geçiren kadın adamın sesi ile gözlerini açtı. "Zümra güzelim aç gözlerini geldik gülüm." dedi. Kadın uykunun ve başının şiddetli ağrıması yüzünden adamın başını onayladı. Güllerini alıp her iki gencte arabadan indiğinde Ağa'nın yanına gelen korumaya anahtarı verip "Unuttum sanma arabayı al git hazırlan akşam kız isteme var. Kız babası kolay kolay damat sevmez biraz gözüne gir. Sen anladın" dedi. "Sağ ol ağam" deyip anahtarı alıp isteme için hazırlanmaya berbere gitti. Genç ağa kadının elini tutup açık kapıdan içeri girdiklerinde kadına doğru gelen topu fark edip önüne geçti. "Canın acıdı mı?" "Hayır" Topunu almaya gelen çocuğu fark ettiklerinde ona baktılar.

"Özür dilerim Robar amca."
"Olur öyle şeyler ama biraz daha dikkatli ol. Zümra ablana geliyordu."
"Tamam. Sende benimle oynamak ister misin?"
"İsterdim ama yapacak işlerim var. Belki daha sonra."
"Söz mü?"

Ağa küçük çocuğun başını okşadı. Bardağın dolu ve boş tarafı aynı halttı. Evet derse Zümra sorun olurdu. Hayır derse bu küçük çocuk kırılırdı. Çocukken babasının onunla top oynamasını çok isterdi fakat her zaman işi olurdu. Ağa olmasından nefret ederdi. Belki de bu yüzden ağlıktan nefret ediyordu. Hiçbir zaman da olmak istemiyordu. Bu kadarı ona yetmişti babasının yerine geçmek istemediği için Midyat ağası olarak kalmıştı. Bu konuda bile onu zorlamışlardı. Onun hakkında bu topraklar doğmamışken hükmünü vermişti. Elinde sonunda o koltuğa oturacaktı sadece aşiret ağaları bunun zamanını kolluyordu ve bu zaman çok yakındı. Dakikalar, saniyeler, saliseler... Koluna dokunan ele baktığında kadının gülen yüzüyle karşılaştı.

"Bir ara annenle konuşurken senin çocukları çok sevdiğini onları kıramadığını söylemişti. Eğer bir ikilemde kaldıysan kalmana gerek yok Zühre'nin çocuğu olsa da sonuçta o bir çocuk."
"Eğer dün geceyi hatırlasaydın seni kucağıma alıp yatak odasında uyuyana kadar öperdim."
"Belki hatırlamıyorum ama öpmen için bir sebep olduğunu sanmıyorum."
"Biraz hızlı gitmiyor muyuz?" "Kaybettiğimiz günlerin acısını çıkartalım."
"Acele işe şeytan karışır gülüm, bırak hayat akışında ilerlesin."
"Tamam. Ne dersen o olsun ağam ama benden evlenene kadar bir daha böyle bir teklif alamazsın."
"Desene kendi başımı kendim yaktım." "Ehh biraz öyle oldu."
"Neden öyle sessiz konuşuyorsunuz benimle oynamak istemezsen söyleyebilirsin ben anlayışla karşılayabilirim küçük değilim."
"Hayır tatlım sen yanlış anladın tabii ki de Robar amcan seninle oynayacak. Bizim sesli konuşmamızın sebebi çocuklarını duymayacağı şeyler olması." "Tamam kötü abla şimdi gitmem lazım sonra topla oynarız Robar amca." dedi. Topunu alıp merdivenlere doğru koştu. "Gördün mü çocuğu nasıl alıştırmış yer cücesi."

Genç kadının sinirleniğini gören adam kadını nasıl sakinleştireceğini çözmüştü. Elini kadının yüzüne koyup burnunun ucunu öptü. "Yapma Robar ayıp." "Nişanlım değil misin öperim de severim de millete ne olmuş. Zümra'm güzel sevdiğim bizim çocuklarımız olduğunda sana kötü abla demek yerine annem der." dedi. Genç kadın çocuklarımızı kelimesinde takılmıştı. O bir çocuğu bile bakamayacağında korkarken adam birden fazla mı istiyordu. Ya çocukları da kendi kaderi gibi bi kader yaşarsa. Kendi biyoloji ailesi gibi çöp konteyner'e atamazdı. Onun korktuğu diğer çocuklarını kendi çocuğuna yapacakları zorbalıklar. Kendisinin korku dolu uykusuz gecelerini hatırladığında gözleri doldu. "Ne oldu gülüm?" deyip endişeyle ona bakan adama "Ya ben çocuklarımıza iyi bir anne olmazsam. Ben anneliği kısa bi zaman dilimde gördüm. Nedir, nasıl yapılır bilmiyorum." dedi.Genç ağa kadının büyük bir korkusunu açığa çıkardığını yeni fark etmişti.

"Senin mükemmel bir anne olacağından ben eminim."
"Doğrumu söylüyorsun."
"Tabii ki de baksana onu gördüğünde bir kaşık suda boğmak istediğin kadının çocuğunu kalbi kırılmasın diye onunla oynamama izin verdin."
"Ben senin için dedim. Çocuğa öyle bi baktın ki annenin anlattıkları aklıma geldi. Babanla top oynamayı çok istermişsin fakat babanın işi olduğundan seninle sık sık oynayamazmış. Hatta şu takım elbise olayını bile biliyorum. Annen ona küçük çaplı Robar kıyameti diyor. Bir gün bi oğlumuz olursa onu ona giydireceğim. Aaa birde kravat aşkını." "Ben senin gibi güzel bi kızımız da olmasını istiyorum. Abisi onu elin itine karşı korusun kollasın."
"Ortada fal yok yumurta yok hemen bi koruma ayarladın. Ayrıca benim kızım özgür olacak sen ve oğlum kızıma karışamazsınız."
"Ben karışırım demiyorum hayatın anlamı. Hemen celellenme delalamın sadece sokaktaki itlere karşı kızımı koruyacağım. Malum annesi kadar güzel olunca peşinden koşan çok olacak." dedi.

Kadın işaret parmağını adamın göğsüne vurup çekti. "Bu sefer yemezler Robar ağa bu konuda kararım kesin." dedi. Onlara balkondan bakan genç kız abi ve yengesinin tatlı atışmalarını gülerek izleyip yanlarına indi. "Siz neyin tartışmasını yapıyorsunuz?" dediğinde ikisi aynı anda "Kızımızın" dedi. Duyduğu ile şok olan kız çığlık atarak tepki verdi. Ardından merdivenlere koşarak çıkıp "Hala oluyorum" diye bağırdı. Sesi duyan herkes avluya koşturmuştu. Hâlâ olayın şokunda olan iki genç ne alaka der gibi birbirine bakıyorlardı. Birden birkaç kadın zılgıt çalıp ellerindeki defe vurup dengbej söylemeye başladı. Birkaç kişide anında birleşip avlunun ortasında def çalan iki kadının söylediği dengbej'e düet yaparak halay çektiler. Genç ağa halayın başında zılgıt çalıp oynayan kardeşinin sevincini bozmak istemesede yanlış anladığını bilmesi gerekiyordu. Ve yine yapmıştı anlamadan etmeden konağı velveleye vermişti.

"Erce'yi ilk defa böyle görüyorum. Şimdi tam bi Kürt kızı baksana diliyle bir şey yapıp halay oynuyor hemde halay başı ama sevinçi kursağında kalacak keşke gerçekten hamile olsaydım."
"Olmaman için bir sebep yok."
"Robar evli bile değiliz ayrıca hemen hamile kalındığı nerede görünmüş."
"Sen bi evet gerisini bana bırak." "İnanamıyorum sana hem bi evlenme teklifi bile etmedin."
"Yaparım hemde alasını yeter ki evet de." "Bu iki gün hem tuhaf hem de çok güzel bir gün oldu."
"Sen varsın içinde."
"Bunu da yemedim canım hâlâ kızımızın ve dün telefonu açan Karaçalı'nın olayındayım unutmadım sanma daha sonra bu konuyu konuşacağız." "Karaçalı"
"Ümran, bakma öyle onun gözü sende." "Gülüm kıskançlık saatin tuttu."
"Ben mi kıskancım evet öyleyim seven kıskanır Robar Bey. Ayrıca sizde romantizmden anlamayan hödüğün tekisiniz. Evlenelim diyorsun bari şimdi evlenme teklifi et be adam."

Genç ağa kadının elini tutup "Okyanus gözlü papatya kokulu yârim, sevdası büyük sevdiğim adının yanına soy adım ne güzel yakışır. Gel soyadımı vereyim sana benim ol evlen benimle." dedi. "Romantizm adamın benim ben sana bu avluda babaannenin başına bastonla vurduğu zaman geldim." deyip boynuna atladı. "Aşkınızı sonra yaşarsınız hadi halaya" deyip yengesini abisinin elinden alıp halaya koydu. Yengesinin elindeki gülleri yanına gelen genç hizmetliye verip oynamak için elini tuttu. "Yengem benim tebrik ederim. Allah analı babalı ve halılı büyütsün. Kız halaya çeker inşallah benim gibi halkulade mükemmel mi mükemmel bi kızın olur." dedi. "Amin inşallah da canım görümcecim ben nerden bileyim halayı bak bozuyorum da" dediğinde diğer elinde olan kadının ayağına bastı. "Çok özür dilerim. Bilmeden oldu." dedi. "Estağfurullah hanımağam bi isteğinizi canınızın çektiği bi şey var mı hemen gidip yapayım." "Yok teşekkür ederim." deyip görümcesine döndü. "Erce sen oyna ben çıkıyorum." dedi. Kendini halayın akışına kaptıran genç kız yengesini duymuyordu. Halayın sonunda kendini kaptıran kaynanasına baktı. Göz göze geldiklerinde ona gülümseyen kadına oda gülümsedi. O sırada etrafını çember şeklinde saran kadınlar halay çekmeye ve hep bir ağızdan söyledikleri eğlenceli düğün şarkısına eşlik edip arada alkış yapıp anında halay çekmeye devam ediyorlardı.

"Ağam" deyip elindeki yağlık (mendil) adama uzattı. "Allah analı babalı büyütsün tebrik ederim ağam. Halay başı olmak size yakışır. Küçük ağam geliyor." dedi. "Aman yengen duymasın neden kız değil diye söylenip durur." "Ağam bunlar hiç bi evlenin asıl filim o zaman başlayacak." "Yengenin başımın üstünde yeri var. Ben onu herşeyiyle kabul ettim." deyip adamın elindeki yağlığı alıp oda erkeklerin olduğu halaya girip halay başına geçti. Onlarda kadınların etrafında halay çekip dönmeye başladı. "Ağam bi şarkı söylede kulaklarımızın pası silinsin." "Aynen abi patlat bi tane abi kardeş söyleyelim."

Semenderde gözü yaşlı halay oynayanlara baktı. Bu haberi o kadar çok beklemişti ki galiba ansızın gelen sevinç haberi ile kalbi çarpıntı yaptı. Kimsenin sevincini kursağında bırakmamak için ses çıkartmadı. Gelininin de bu haberi dört gözle beklediğini ve şimdi yüzündeki sevinci görebiliyordu. Yıllar önce güzel yüzündeki tebessüm oğlunu kaybettiğinde yok olmuştu. Kocasının ölümünden sonra ne şarkı söylemişti ne de halay çekmişti. O günü çok net hatırlıyordu. Yakın bi akrabasının düğününe kocası ve oğlu ile gitmişti. Kendisi halay çekmeyi sevdiği için düğün halayının içine girip çekiyordu. O sırada halayın başında kırmızı elbiseli güzel bir genç kız elindeki yağlık (mendil) sallayıp şarkı söyleyerek halay çekiyordu. Yediden yetmişe herkesi kendine hayran bırakmış bekar erkeklerin radarına girmişti. O da diğer kadınlar gibi düğünde gelin avına çıkmış ve adayını bulmuştu. Fakat kızın gönlü çoktan birine sevdalanmıştı. O da diğerleri gibi oğlu ve gelinin kaderini onlara reva olduğunu düşünüyordu. Elden bir şey gelmiyordu yaradan kaderlerini böyle yazmıştı diyecek bir şey yoktu.

"Hanımım iyi misiniz?"
"Evet Latife sana bahsettiğim emanetimi getir. Rabbim büyüklüğünü gösterdi ölmeden önce bana torunumun çocuğunun sevincini gösterdi. Gayrı gözüm açık gitmez."
"Allah korusun hanımım daha yaşayacak çok yıllarınız var. Hemen getiriyorum." "Benimkini de getir Latife Hanım" deyip "Annem gözümüz aydın yıllar sonra bakacak yeni bi torun geliyor. Seni çileden çıkartan küçük bi Robar ya da gelinim gibi güzel bi Zümra."
"Gözümüz aydın Saliha sağ salim doğsun da gerisi önemli değil. Torun baldan tatlı evlattan kıymetlidir ama bunu senin o cazgır oğlun Robar için söylemiyorum." "Eminim öyledir anne, iki senedir yasa girdiğini düşünüp her gece ağlamalarım boşunaymış kurban olsun oğluma gözyaşlarım. Bana bu sevinci yaşattı ya ölsem de gam yemem artık. Oğlum evli ve çocuğu olacak o kızın yasını tutmuyor. Ben umudumu kaybederken çıkıp geldi." "Saliha biz torun diye seviniyoruz da bunlar hâlâ evli bile değil. İman nikah aralarında var mı ki o işi yapmışlar." "İstanbuldayken bi imamın yanına gidip kıymışlardır."
"Getirdim hanımlarım"
"Sağ ol Latife hanım" deyip "Anne yine ayakların ağrıyor mu Robar buradayken seni yine hastaneye götürelim."
"Gerek yok ben iyiyim sen beni ayağa kaldır da küçük gelinimin yanına gidelim."

Orta yaşlı kadın kaynanasının koluna girip halay oynayanların yanına doğru yol aldılar. Fakat aklına kaynanasını dedikleri takılmıştı. İnşallah öyle bi halt yememişti oğlu. Gelininin yanına yaklaştığında yüzüne tebessüm yerleştirdi. Onları görenler halay çekmeyi ve şarkı söylemeyi bırakmışlardı. Halayın ortasındaki kadına doğru yürüdüler. Onları izleyen herkes dört gözle hanım ağaların ne takacaklarını merak ediyorlardı. Yaşlı kadın siyah kaplamalı kutudan baş parmak kalınlığında gümüş çizgileri olan 10 tane adana burma çıkarıp beşer beşer kadının her iki koluna taktı. Ardından kırmızı kutudan ise vizyon (gül🌹) desenli kolyeyi çıkarıp "Robar gel tak gelinime kollarım biraz ağrıyor." "İyi misiniz hastaneye gidelim." "Yok gelinim dinlenince geçer. Sevmem hastane falan." "Hümmen hanım ilk defa seni böyle bana laf söylemeden karışmadan görüyorum bu da senin iyi olmadığını bize yalan söylediğini gösteriyor." "Eşek oğlu eşek nerede görülmüş babaanneye yalan söylüyorsun demek çok fazla konuşma Robar ağa al da tak." dedi. Herkes bıyık altından gülerken torunu babaannesine baktı. Yememişti herkesi kandırabilirdi ama onu asla. "Sen öyle diyorsan öyle olsun Hümmen hanım" değip elindeki altın kolyeyi genç kadının boynuna taktı. Genç kadın parmaklarını hayran kaldığı kolyesine de gezdirip adama baktı. "Yakıştı mı?" Genç adam başını sallayıp gözleriyle onayladı. Yaşlı kadın bu sefer kırmızı bir keseden altın kemer çıkarıp adama uzattı. Ağa kemeri kadının beline takarak "Fazla yanaşma Robar ağa" dedi yaşlı kadın. "Hümmen hanım fazla yanaşma dediğin kişi benim çocuğumu karnında taşıyor. Sen ne yanaşmasından bahsediyorsun." dediğinde yüzü kızaran kadın adamın göğsüne hafiften vurdu. Yaşlı kadın bastonu ile ağanın bacaklarına vurup "Mâlâmıne aybe şerme." deyip "Saliha senin oğlan da ar diye bir şey kalmamış." dedi. Kadınlar ağa'nın dediğin de utanırken erkek güldüler. Ona uzatan diğer kutudan birbirine geçmeli zincirli kolye çıkarıp "Bunu da tak." dedi. Ağa babaannesinin elindeki kolyeyi alıp "Hani bana Hümmen hanım" dedi. "Sen kimsin loo git al kendine" "Asıl ben senin torununum Hümmen hanım" "Hiç torunluğunu görmedik Robar Ağa. Hele çekil loo gelinin önünü kapatma." diyen yaşlı kadına ağa başını devirip sevdiği kadının yanında durdu. En son üç kutuyu adama uzatıp "Sevinme senin değil sadece tut." dedi. Sonra küçük gelinine bakıp elini elinin üstüne koydu. "Bunların içinde farklı farklı desenlerde hint seti var. Güle güle kullan. Senin sayende bu konağa neşe geldi. Sen herkesin umutlarını geri ellerine verdin. Hayallerini teslim edip üstüne çocuk sevinci ekledin. Robarımı eski haline döndürüp yüzünde tebessüm açtırdın. Sen geldiğinden beri yüzü gülüyor bu adamın. Bunları sana gebelik hediyem azdır ama maruz gör her şey aniden gelişti alamadım sözüm olsun geri kalanı alacağım. Allah analı babalı büyütsün sizi utandırmasın." dedi. Genç kadın karşısındaki yaşlı kadının elini öpüp "Bana bunlar fazla bile gerisine gerek yok çok teşekkür ederim. Bunlar çok güzeller takmaya kıyamam." Yaşlı kadın gülümseyip gelinin eline dostça vurdu. Torununa bakıp "Hele bi yaklaş Robar." deyip kulağına eğilip "Umarım aranızda imam nikahı vardır." Ağa ne kadar yalan söylemekten nefret etsede bu aralar söylemeye mecbur kalmıştı. "Var tabii yoksa bu bebek nasıl olacak." dedi. "İyi o zaman" değip geri çekildi. "İftara kazanlar kaynasın yemekler yapılsın. Getirin masa sandalyeleri yarın yeni torunumun mevlütünü veriyorum." dedi kadın. Bastonuyla torununun bacağına vurup "Haaa bi de Robarım dedim diye sevinme güldüğünü gördüm. Cümlede afilli dursun diye söyledim." dedi. Bu konak bu ikilinin atışmalarına çoktan alışmıştı. Bir tanesi ile başa çıkmakta zorlanırken ikinci bi Robar'a nasıl katlanacaktı.

Sıra kaynanasına geldiğinde elini gelininin yanağına koyduğunda hafiften gözleri dolmuştu. "Şu anda hissettim duygularımı nasıl kelimelere dökeceğimi bilmiyorum. Annemin dediklerini sonuna kadar katılıyorum. Allah analı babalı büyütsün bu avluda koşturup oynamayı nasip etsin. Naifliği sana çalışkanlığı da babasına çeksin. İnşallah" deyip lacivert kutudan baş parmak kalınlığında saf altından yapılmış 10 tane Trabzon bileziğini kaynanası gibi taktı. Kırmızı keseden kuldeleye bağlı yan yana bağlı 200 tane reşat altını gelininin boynuna defalarca doladı. Kadının tuttuğu beş kutuyu kaynanasının oğluna verdiği kutuların üstüne koydu. "Bunlar seni için güzel gelinim. Hepsinde farklı takı setleri var. Benim asıl amacım sana takı almak değil zaten bunlar sana mehir, kına, düğün, doğum yani birçok kez alacaksın. Ben sana bi araba almak istiyorum. İstediğin bi arabayı seç hemen yarın anahtarı eline de olsun." dedi.

"Anne"
"Sen karışma Robar bu gelinime gebelik hediyem."
"Çok teşekkür ederim Saliha anne eminim aldıklarınızın hepsi çok güzeldir. Severek takacağım." dedi.

Balkondan iğrenircesine onlara bakan kadın "Aynen bu kadar altını başka bir arada nerede görmüş. Siz unuttunuz ama ben seve seve hatırlatayım ben de bu ailenin gelinliyim. Ondan önce ben bu aileye bi torun verdim hemde erkek. Hani benim hediyem Hümmen hanım yıllarca oğlum dediğin kişinin karısına da araba almak yok mu Saliha hanım." dedi. Hümmen hanım bastonu yere vurup sinirli olduğunu belli eden sesiyle "Sen hakkını düğünde takılan altınlarla aldın. Ben mi sana dedim bu aileye bi torun ver diye." dedi.

"Ben senin soyunu kurutmaktan kurtardım daha nesine konuşursun bende hakkım olanı isterim Hümmen hanım."
"Zühre, oğlum dediğim kişi seninle evlendiği gün benim için bitti. Bilmiyormuş gibi konuşma."
"Benimle evlenen Baran yerine Robar olsaydı onada böyle yapacak mıydınız? Bazıları sizin aksine daha cesur."
"Şimdi anlaşıldı senin yıllar sonra neden geldiğin. Aç gözünü doyurmaya gelmişsin aynı soyun gibi soysuzun kızı."

"Yeter" deyip annesi, babaannesi ve balkonda duran kadına baktı. "Eski defterleri açmanın lüzumu yok Zühre. Seni burada kalmana rıza gösterdiğim için beni pişman etme. İkimizde biliyoruz ki sen düğün gecesi hakkın olanı fazlasıyla aldın. Ayrıca kiminle konuştuğuna dikkat et senin karşında akranın yok. Sen bi Karakan gelini olabilirsin ama hanımı asla kendi görmemişliğini başkasına da yükleme hakaret ettiğin kişi benim karım bunu böyle bilesin yoksa geldiğin gibi bu konaktan geri çıkarsın." deyip kız kardeşine baktı. "Erce yengenin odasına ayran ve sade soda alıp gel." deyip kadının elinden tutup merdivenlere beraber çıkmaya başladı. Son merdiven basamağında arkasını dönüp "Karım hakkında tek bir kötü kelime işitirsem ya bu toprakları terk etsin ya da beni uğraştırmasın kendi mezarını kazsın." dedi. Sevinçleri kursaklarında kalan ahali kadına nalet okuyup yarım kalan işlerini kaldıkları yerden devam ettiler. Genç kadın arkasında kalan kadına bakıp sahte bir gülümseme ve küçümseyici bakış atıp adamın elini tuttuğu eli öptü.

Bölüm sonu

4 yorum