İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 25 · 20 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 25

Melekler seni bana yazmış.

Elinde telefonuyla kalan kadın karşısında soru ve merak dolu çikolata gölüne baktı. Bakmasıyla tekrar gözünden yaşların gelmesi bir oldu. "Babamın evi yanmış. Annemin hatıraları yok oluyor Robar ve ben burada öylece kaldım." Dedi. Genç adam kadının yanına oturur oturmaz kadın adamın boynuna sarılıp başını boyun köküne yasladı. Ağlayarak "Karımın hatıraları gitti diyor ama annem de o evde yaşadı. Onun da hatıraları yok oluyor ona hiç ağlamıyor. Benim çocukluğum anılarım yanıyor." dedi. "İstersen gidelim. Normal şartlarda buraya gelsin derdim ama biliyorsun durumu." Dedi. Genç kadın daha da adama sarılarak "Gelme dedi bana. Tanırım babamı ses tonu çok farklıydı ama ne olduğunu bilmiyorum." dedi. "Sen bilirsin"Deyip fırsattan istifade kadına sarılıp kokusunu kokladı. Ruhuna nefes gelmiş gibi hissediyordu. "Ben şimdi ne yapayım Robar? Gideyim mi? Kalayım mı?" Dedi. Kendini boşluktaymış gibi hissediyordu. "Baban gelmeni istemiyorsa onu dinle." Dedi. Bir kaç dakikadan sonra başını kaldırıp kızarmış gözlerle adama utangaç bakışlarla baktı. "Senden bir şey rica edebilir miyim Robar?" Dedi kısık sesle. "Tabii" Dediğinde genç kadın "Biraz daha sana sarılsam rahatsız olur musun?" dedi. Genç adam önce şaşırsada canına minnetti "Olmam" dediğinde genç kadın adama daha da bir sıkı sarıldı.

Gözyaşları adamın beyaz gömleğini ıslatmıştı. Bir vakit sonra genç kadının nefes alışverişleri düzenli hale gelince adam o zaman kadının kucağında uyuduğunu anlamıştı. Genç adam kadının güneş gibi parıldayan sarı saçlarını okşayıp öptü. Düşmemesi için göğsüne doğru bastırdı. Sevdiği kadın kucağında ağlayarak uykuya kalmıştı ve o hiçbir şey yapamamıştı. Genç adam için bu cehennemde yanmakla eşdeğerdi. Babası kızının neden gelmesin istememişti. Bu işte bi terslik vardı ama onu düşmezdi. Başkalarının hayatına burnunu sokmak istemiyordu. Onun hayatına burnunu sokmak isteyen çok kişi varken. "Zümra hadi uyan. Odana gidelim yatağında rahat uyursun." Dediğinde kadın "Burası zaten rahat Robar." dedi. Uyku sersemi "Biliyor musun ben kahveyi çok severim. Sen de kahve çekirdeği gibi kokuyorsun. Çok güzel." dedi. Genç adam gülümsemekten başka bir şey yapmadı. "Sende papatya gibi kokuyorsun saf ve temiz." Dedi. Genç kadın gülümseyip derin uykusuna gömüldü. Genç adam kadını koltuğa uzandırıp başının altına siyah kırnetlerden birini koydu. Odanın ilerisindeki siyah dolaba gidip açtı.

Geç saatlere kadar çalıştığı için odasına girecek mecali kalmıyordu. Bu yüzden odasında hep yatak örtüsü bulundururdu. Dolaptan örtüyü alırken odanın zeminine eski kristal kapaklı köstebek saatte düştü. Eline alıp kapağı açtı ama saat durmuş fakat hâlâ sağlamdı. Muhtemelen pili bitmişti. guenç adam kapının arkasında yazan Robar - Zühre yazısının üzerinde parmağını gezdirdi. Ne garipti? Yıllar önce kalbi bu adı duyunca bile yerinde durmazken şimdi bi hiçmiş gibi yok sayıyordu. Ayağa kalkıp koltukta uzanan kadının üzerine yatak örtüsünü attı. Kendisi de tekli koltuklardan birine geçip oturdu. Elindeki saate baktı. Yıllar önce doğum gününde o kadın köstebekli saatti hediye etmişti. Birkaç kere döndürüp tekrar açtı. Kapaktaki yazıyı okudu. O isim artık ona bir şey ifade etmiyordu. Nerede? Ne yapıyor? Umrunda değildi. Yıllar önce o gün o kadını içinde öldürmüş tekrar geri dönmüştü. Geriye sadece yaşanmışlıklar acı tat anı olarak kalmıştı. Şu anda tek derdi uyuyan güzeldi. Saati masaya atıp koltuğun arkasına doğru uzandı. Gözlerini kapatmadan önce sarışın kadına baktı.

Mavi gözlerini açtığında Güneş doğmuştu. Gün ışığı odayı karanlıktan kurtarmıştı. Genç kadın yatak örtüsünü üzerinden attı. Ayaklarını zemine yerleştirip esnedi. Gözlerine masada duran köstebekli saat çarptı. Eline alıp baktı ardından kapağını açmasıyla o ismi görmesi bir olmuştu. Zühre. Neydi bu kadının olayı? Fotoğrafın arkasında da bu ismi vardı. İyice merak etmeye başladı. Başını tekli koltukta uykuya kalan adama çevirdi. Kısık sesle "Hiçbir zaman benim olmayacaksın değil mi? Allah var seni çok istedim Robar. İnsanın nefes aldığı yerle boğulduğu yer nasıl aynı olabilir? Hiçbir yolun sonu sana çıkmayacağını bilerek yürümek çok zor. Robar." deyip gözünden akan yaşları sildi. Ağlamanın sırası değildi. Ne yaparsa yapsın bu adamın kalbine giremeyecekti. Kalbi dolu bi adamın kalbine nasıl girebilirdiki? Orası bi kadına aitti. Hâlâ böyle güzel seven adamlar var mıydı? Ona neden nasip olmuyordu? Belkide bu dünyada görüldüğü en şanslı kadındı. Zühre. Onun yerinde olmayı o kadar çok istiyordu ki kelimelerle anlatamazdı.

Ayağa kalkıp genç adamın başında dikildi. Bir kaç saniye ona bakıp "Düne kadar seni bırakmam diyordum ama şimdi senden vazgeçiyorum. Seninle bi ihmal bile güzeldi. Ortada olmayan bir kadınla nasıl savaşırım? Ölü mü? Sağ mı? Onu bile bilmiyorum." deyip elini adamın saçlarına götürdü. "Kahve kokulu çikolata gözlüm ben seni bu kısa zamanda aşık oldum. Bizim hikayemiz buraya kadarmış yarım kaldık ya da kaldım." Dedi. Ellerini adamın saçlarından çekip "Robar hadi uyan. Dışarıdan sesler geliyor." dedi. Genç adam bir kaç seslenişten sonra gözlerini açtı. "Dışarıdan sesler geliyor." Dedi tekrar. Genç adam yerinden kalkıp balkona geçti. Arkasından onu takip eden kadınla aşağıya baktı. Hizmetliler birinci katın geniş balkonunda masaya sofra kuruyorlardı. "Sahur için hazırlıyorlar." Değip koşuşturan hizmetlilere baktı. O esnada yukarıda onları izleyen kişileri fark eden genç hizmetli eteğini ve eşarbını düzeltip salına salına elindeki börek tabağını masaya koydu. "Bu kıza sinir oluyorum. Mutfağa gittiğimde de sana kahve yapıyordu. Bizi ya da seni kesin fark ettiği için böyle salına salına yürüyor." Dedi içindeki öfke ve kıskançlıkla.

Genç adam kaşını kaldırıp genç hizmetliye baktı. Yanındaki kadının neden kıskandığını bilmesede hoşuna gitmişti. Genç hizmetliye göz kırptı. Bunu gören iki kadın biri utanırken diğeri aldığı nefesi bırakmayı unutmuştu. "Serenat yapmadınız kalmıştı Robar Bey. Onu yapında tam olsun. Şimdi anlaşıldı her kadının size olan aşkı. Herkese göz kırparsanız ohooo! Ayran gönüllülükte üzerinize tanımıyorum. Verdiğiniz kıza umut üstelik benimle nişanlıyken. Bu durumda siz beni anlatıyorsunuz." Dedi. "Zümra istersen nefes al. Ayrıca ne aldatması ne ayran gönüllülüğü sadece gözüme toz kaçmıştı gözümü kırptım." Dedi. Beyaz küçük yalandan bir şey olmazdı. Sonuçta ondan daha büyük bir yalan söylüyorlardı. "Tabii canım öyledir. Yiyelim bakalım." Dedi bozulmuş sesiyle. Ona neydi ki sanki onun gerçek nişanlısıydı. Ondan vazgeçmişti onu takmayacaktın. "Serenat yapayım mı?" Dediğinde kadının gözleri faltaşı gibi açıldı. "Bir de serenat mı yapacaksınız? Zaten bir o kalmıştı onu da yapın bari tam olsun." Dedi sinirle. "Cümle mi bitirmeme izin verirsen çok sevinirim. Ben sana serenat yapacaktım." Deyip "Yok eğer istemiyorsan sen bilirsin." dedi.

Genç kadın adamın çikolata gölüne bakıp "Sen şarkı söyler misin?" dedi. "Neden ağayım diye yasak mı oluyor? Hemen hemen her düğünde bir kereliğine mahsus söyleyelim." Dedi. "Bu ilginç işte. Hadi bir tane söyle Ramazan şerefine." Dedi. Genç adam aşağı baktığında babaannesi, annesini ve masada uyuklayan kız kardeşinin gördü. "Hadi Robar kendin dedin sonrada söylemiyorsun." Dedi. "Söylemeyeceğim diye bir şey demedim. Düşünüyorum." Dedi. Birkaç saniyeden sonra gözlerini kadına çevirdi. "Teşekkürler şarkısını biliyor musun?"Dedi. Genç kadın "Resul Dindar ve Petek Dinçöz's biliyorum." dedi. Genç adam kafasını sallayıp "Evet" dedi. "Hadi beraber söyleyelim ama rahatsız olmazlar mı? Ben bu saatte şarkı söyleyen birilerini görsem 'Bunlar deli mi? Gecenin köründe şarkı söylüyorlar.' derdim." Dedi. "Merak etme herkes uyanıktır. Hem hiçbir şey olmaz. Boşver. Bir tanıdığım el alam ne der diye kafanı yorarsan. Yemek bile yiyemezsin demişti." Dediğine genç kadın gülümsedi. Onun lafını ona satmıştı. "Sen başla zaten düet bir şarkı." Dedi.

(Robar)

Bugün bizim en mutlu günümüz

Bize yazılan bir kader var yeniden başlıyoruz

Bugün bizim yeniden doğum günümüz

Allah'ım sana sonsuz teşekkürler ediyoruz.

( Zümra )

Sen benim nefesim Hadi tut ellerimden...

Götür beni kalbimin en güzel mevsimlerine

Ben senin bir ömür kalbimle emrindeyim

Başlıyoruz satırlarına birlikte bu hikayenin

( Robar )

Sen benim nefesim gözlerim bahar yelim

Bana verilen yeniden yazılan benim güzel kaderim

Ben senin bir ömür kalbimle emrindeyim

Başlıyoruz satırlarına birlikte bu hikayenin.

Gel hadi tut ellerimden,

Götür beni kalbimin en güzel mevsimlerine...

( Robar- Zümra )

Bugün bizim en mutlu günümüz

Bize yazılan bir kader var yeniden başlıyoruz

Bugün bizim yeniden doğum günümüz

Allah'ım sana sonsuz teşekkürler ediyoruz.

Bugün bizim en mutlu günümüz

Bize yazılan bir kader var yeniden başlıyoruz

Bugün bizim yeniden doğum günümüz

Allah'ım sana sonsuz teşekkürler ediyoruz.

Her iki genç de bilmeden bir geleneği yaşattıklarını bilmiyorlardı. O kapıdan büyük büyük babaannesi, büyük babaannesi, babaannesi, annesi ve şimdi de Midyat gelini kocası ile şarkı söylüyordu. Yaşlı kadın yeşil gözlerinden akan yaşlar sevinç gözyaşlarıydı. Torunu bu kadını seviyordu. Bunu yine kanıtlamıştı. "Tencere yuvarlanmış" Dediğinde büyük gelini balkondan şarkısını bitirip birbirine bakan gençlere bakıp "Kapağını bulmuş." dedi. O balkonda o da kocası ile beraber kendi şarkılarını söylemişti. O gece oğlunun tohum atılmış o zaman bile sevsede kocasıyla zoraki evliliği mutlu bir evliliğe dönüşmüştü.

- Robar sesin çok güzelmiş.

- Seninki de fena sayılmaz.

- Ne yani bu şimdi iltifat mı?

- Bizi bekliyorlar sahura hadi gidelim.

Genç kadının elinden tutarak odanın içine sürükledi. İçinden "Her zaman kaçıyorsun. Kaç bakalım nereye kadar kaçacaksın. Kaçan kovalanır Robar ağa" dediğinde aşağı avluya inmişlerdi. Gecenin sessizliği ve yıldızların ışıltısı altında sahur yapan aile Ağa'nın sesiyle ona baktılar. "Yarın iftara çok eski bi dostum gelecek." Dedi. Saliha Hanım kaşığını tabanın yanına koyup "Kim? Biz tanıyor muyuz?" dedi. Genç adam annesinin güzel yüzüne bakıp "Tanıdığınızı pek sanmıyorum." dedi. Annesi "Peki oğlum özel olarak iftarda yapılmasını istediğin yemek var mı?" dediğinde genç adam kafasını sallayıp "Hayır anne" dedi. Göz ucuyla yarı uykulu yarı uyanık kız kardeşine baktı. Onu gördüğünde ne tepki vereceğini merak ediyordu. Bu tanışma onlara ne getireceğini bilmeden çorbasını içmeye devam etti.

Birkaç dakika sonra davul sesleri duyuldu. Açık bahçe kapısının önünde davulcu tokmakla davula vurarak kapı ağzında yemek yiyen aileye bakıp manisini söyledi. "Besmele ile çıktım yola. Selam verdim sağa sola. Aa benim ağlarım Ramazanınız mübarek ola." Deyip ilerledi. Ardından uzaktan "Simitçi" diye bağıran genç delikanlının sesi duyuldu. Dakikalar geçtikçe simitçinin sesi daha yakından geliyordu. Oda davulcu gibi kapı ağzında durdu. Genç kadın duyduğu sesi bir yerden tanıdık geldiğine emindi ama çıkartamıyordu. Takii delikanlı "Ağam sıcak sıcak gevrek simitlerim var. Almak ister misin?" dediğinde ona bakınca tanındı. "Seni hatırlıyorum. Midyat'a geldiğinde bana yardım eden delikanlısın." Dedi. "Vallahi hanım ağam hatırlayacağınızı sanmıyordum ama hatırladınız. Evet ben o kişiyim." Dedi. Delikanlının dürüstlüğü diline vurmuştu. Genç kadın ağa'ya bakıp "Robar simit alalım mı?" dedi. Gözlerindeki ışıltıyı ve sesindeki isteği anlayan genç adam başını evet anlamında sallayıp "Samet sen şu üç sırayın hepsini bize ver." dediğinde genç delikanlının yüzünde gülümseme oluştu. Başındaki tepsiyi indirip 30 tane gevrek simiti poşete koyup kapı görevlisine verdi. Adam poşetleri sahur masasına koyup genç ağanın ona uzattığı parayı aldı. "Üstü kalsın harçlık yapsın." Dedi. Siyah takım elbiseli adam başını hafifçe eğip "Tamam ağam derim." deyip tahta giriş kapıya gitti. Ağanın dediklerini ileten koruma yerini aldığında delikanlı "Allah seni başımızdan eksik etmesin ağam." değip yerde duran simit tepsisini alıp başının üstüne koydu. Konağın kapısından uzaklaşırken "Yanıyor yanıyor abi gevrekler yanıyor." diğe bağırmaya başladı. Genç kadın delikanlının gözlerindeki ışıltıyı görünce içine huzurlu oldu.

Aklına aniden bir şey dank etti. Bu kapı her zaman kapalıyken şimdi neden ardına kadar açıktı? Kendi düşüncelerinden sıyrılıp yanında oturan adama kulak kabarttı. "Anne simitlerden bize yetecek kadarını masaya bırak diğerlerini de konak ahalisine dağıtılsın." Dediğinde orta yaşlı kadın başıyla onaylayıp hizmetli kadınlardan birinin yanına çağırıp ona verdi. Hizmetli teşekkür edip sofradan ayrıldı. O anda genç kadın dikkatini başka bir şey daha çekmişti. Sofrada fazladan bir yer daha açmışlardı. Neler oluyordu? Anlamakta güçlük çekiyordu. Kafasındaki sorular ile beraber iştahla gevrek simidini yiyip masada sahur için kurulan yiyeceklerden yedi.

Bir vakit sonra herkes dolmuş teker teker masadan kalkmış odalarına çekmişlerdi. Genç kadın kendi odasının kapısının önüne geldiğinde kapının hemen yanında asılmış olan yazıyı gördü. Kağıtın üzerinde "Hoşgeldin Ramazan" yazıyordu. Ayrıca hemen altında küçük boyutta yazılmış yazıyı da okumayı ihmal etmedi. "Oruç tutuyor ama namaz kılmıyor. Düşünsene! Cennetin kapısındasın ama anahtarı dünyada unutmuşsun. Namaz cennetin anahtarıdır." Genç kadın işten gülümseyip odasına girdi. Bunların ne zaman asmışlardı. Bu ne güzel teşvikti böyle. Yatağının üzerinde duran kandil lambasını ve beyaz namazlık takımını gördü. İlerleyip eline aldığında gömlek, etek, eşarp, kolluk, ve ayaklıklara baktı. Tekrar yerine koyup odasındaki banyoda abdest aldı. Temiz iç çamaşırlarını ve namazlık takımını giyip yatağında oturarak ezanın okunmasını bekledi.

Nişanlısının düşündü. Acaba ne yapıyordu? Bir an önce onunla konuşmalı bu birlikteliği bitmeliydi. Başkasına aşıkken başka bir adamın yatağına giremezdi. Bunu ona yapamazdı en başta ise kendisine. Karaktersiz bir kadın değildi. O esnada top patlayıp sabah ezanı okundu. Oturduğu yerden ezanı dinleyip bittikten sonra namazını kıldı. Kapı ağzında şans eseri odanın önünden geçen kişiden habersiz kısık sesle duasını etmeye başladı. "Ya Hak! Sen yaradan, bilen, görensin bu kuluna yardım et. Bakmaya yüzüm kalmadı. Her geçen saniye onları kandırdığım için kendimden utanıyorum. Bu oyunun bu raddeye geleceğini bilsem kabul eder miydim bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var Robar'a bu kısa zamanda aşık olup bağlandığım. Sen bana bi çıkış yolu göster." deyip elini yüzüne sürüp "Amin" dedi.

Genç kız kendi kafesinde tahta masada oturmuş müzik kutusu çalması için içine para atan liseli öğrenciye bakıyordu. "Bu şarkı benden ayrılan vicdansız sevgiliye gelsin." Dediğinde İsmail YK'nın Allah belanı versin şarkısı çalındı. Ara ara sanatçıyla düet yapan liseli, şarkı bittiğinde elindeki kolayı arkadaşı ile tokuşturup "Ben aldatılacak adam mıydım İsmail YK'nın dediği gibi Allah belânı versin. Allah seni kahretsin. Bana gelen, sana gelsin ya! Hayatımı sen mahfettin

Acımadın neler çektim. Kader seni de kör etsin." deyip yerine oturdu. Genç kız bu çocukta kendini geçmişini gördü. Bir zamanlar aldatırmasada o da sevgili tarafından terk edilmişti. Hâlâ onu düşünüyor olması ne komikti. Belki de onu çoktan unutmuştu. Oturduğu yerden kalkıp kafenin arka tarafındaki mutfağa gitti. Her yıl olduğu gibi bu Ramazan'da iftar saatleri yoğun geçecekti. Önceden alınmış rezervasyonların yemekleri hazırlanıyordu. Kutu içinde bulunan galoşlardan alıp ayağına ve başına geçirip mutfakta gezindi. Her şey tıkırında işleniyordu. O esnada kulağına gelen şarkıyla ocağın başında donup kaldı.

"Adım adım düştüm bu aşka

Beni yoldan döndüremezsin

Işık yüzlüm bu defa başka

Bu ateşi söndüremezsin.

Hasret bile aşktan sayıldı

Sarıl bana yalnız değilsin

Nikahımız kalpte kıyıldı

Bu yüreğin sahibi sensin

Vurgunum düşkünlüğüm

Melekler seni bana yazmış

Sevdalım gözbebeğim

Kader seni alnıma yazmış."

Genç kız kaşlarını çatıp hızlı adımlarla mutfaktan çıktı. Kafenin ön tarafına geldiğinde bağırarak "Ben bu şarkı burada çalınmayacak demedim mi?" dedi. "Sen. Bela mısın be adam. Sen mi bu şarkıyı çalın çabuk söyle." Deyip genç adamın önünde dikildi. "Evet" Dediğinde "Hangi hakla burada bu şarkıyı çalarsın. Duvarda asılı yazıyor görmedin mi? Okuma yazman yok mu?" değip üzerine yürüdü. Genç adam da kıza yaklaşıp "Peki sen hangi hakla sıfatla bu şarkının burada çalınmasını istemiyorsun." dedi dişlerini sıkarak. Genç kız alayla gülümseyip "Çünkü burası benim." dedi. Genç adamın sinirli yüzü aniden şaşkınlığa dönüştü. "Senin mi?" Değip genç kızın duyacağı ses tonunda "Erce" dedi.

Genç kız kaşları karşısındaki izbandut kılıklı adamı kaşları çatık şekilde gözleri ile baştan aşağı taradı. Demek kim olduğunu öğrenmişti ve özür dilemek için gelmişti. Hâlâ çalan şarkıya "Biri şu şarkıyı kapatsın." dedi. Genç adam kızın gözlerinin içine bakarak "Hayır kapatmayın." dedi. Genç kız adamı itip "Sana ne oluyor be adam! İn misin cin misin her yerde karşıma çıkıyorsun ama hatırlatayım burası benim mekanım." dedi. Genç adam kıza yaklaşıp "Ne inim ne cinim ben Yiğit SARAÇOĞLU." dedi. Genç kız ağzını açıp konuşmak istesede konuşamadı. Birkaç adım geri gidip masaya çarpmasıyla durdu. "Ne işin var senin burada? Burayı hemen terk et." Dedi. "Hoş geldin demek yok mu? Görmeyeli çok değişmişsin." Dedi. Genç kız "Kes sesini senin duymak istemiyorum. Defol cafemden." Dedi bu kez bağırarak. Adam "Gözlerin eskisi gibi bakmıyor bana ama olsun ben buna da razıyım küçük kurtarıcı meleğim." Dedi inatla. "İzbandut kılıklı iblis mekanımı hemen terk et." Dedi bu sefer öfkeden kudururken. "Birbirimizi yıllar sonra gerçek kimliklerimizle gördüğümüz ilk sefer ve sen bana bunları mı söylüyorsun ceylan gözlüm." Deyip birkaç adımda kıza yaklaştı. Ellerini kızın yanaklarına koyarken genç kız adamın ellerine vurup "Dokunma bana." dedi. Adam önce ellerine daha sonra sevdiği kadının öfkeli yüzüne bakıp "Sen ne dersen o Erce." deyip elleri indirdi. "Konuşalım her şeyi sana anlatayım sonra beni görmek istemiyorsan yemin ederim ki bir daha karşına çıkmam." Dedi. Genç kız gözyaşlarının akmaması için kendisini zor tutarken adamın gözlerinin içine bakıp "Defol git" dedi. Genç adam başını eğip "Hâlâ bana ilk günkü gibi kızgınsın ama asla senden vazgeçmeyeceğim küçük kurtarıcı meleğim." deyip cafe'nin duvarlarında asılı kara tahtada dikkatini çekti. Oraya gidip tebeşir alıp "Gözlerin mahşer yeri sevdiğim bak ben geldim." yazıp cafeden çıktı.

Genç kız adamın gitmesi ile arkasında duran sandalye oturması bir oldu. Gözlerinden akan yaşları silerken cafe'nin çıkışına baktı. Yıllar sonra geldiğinde ne bekliyordu? Ona sarılmasını mı? Çok istese de yapamadı. Onu unutmamıştı bu bile ona yeterdi. Senden vazgeçmeyeceğim demişti. Yaralı kalbini tekrar iyileştirebilecek mi? Onu bir daha geri dönmemek üzere doğum gününde terk etmişti. Kalbim sıkışıyor canı yanıyordu. Ne illet bir şeydi aşk ne onsuz ne de onunla yapabiliyordun. Yıllar sonra gelip kurduğu düzenini maf etmişti. Cafesinde ki çalışma odasına girip çantasını ve ceketini alıp çıktı. Arabasına binip konağa geldiğinde ona bakan iki şaşkın kadını görmeden hızlı adımlarla yatak odasına girip kapıyı kilitledi. Kendini yüzüstü yatağa atıp başına ağlama sesi duyulmasın diye yastık koydu. O adamı sevdiği kadar da nefret ediyordu.

Genç kadın arabadan inip fabrikaya baktı. Arabadan inen adama "Ben buraya özgü sarı karkerden yapılmış bir fabrika bekliyordum. Ramazanın ilk günü şarap bakmaya gelmemiz ne ironi." dedi gülümseyerek. Genç adam kadının yanına gelerek "İstersen fabrikayı gezelim." dedi. "Olur gezelim merak ediyorum." Deyip adamın elini tuttu. "Madem bir oyun oynuyoruz doğru düzgün oynayalım." Dedi. "Siz nasıl isterseniz Zümra Hanım." Deyip kadının elini sımsıkı tutup fabrikanın giriş kapısına yöneldi. "İçerisi serin dışarısı gibi sıcak değil o yüzden yanına ceket almanı istedim." Dedi. Genç kadın ceketinin fermuarını çekip "Şimdi tamamız gezintiye çıkabiliriz Robar Bey." tebessüm ederek dedi. El ele cam kapıdan içeri girdiklerinde onları aşağı doğru inen sarı karker merdivenler ve ahşap tavana doğru yamulan kolonlar karşıladı. Ardından üretim alanıdır yazılı cam kapıyı geçtiklerinde karşılarına beyaz önlüklü başlarında galoş geçirmiş kadınlar karşıladı.

Genç adam "Burada bantlardan geçen üzümlerin içindeki yabancı cisimleri ayıklıyorlar." dedi. Genç kadın adamın elini bırakıp bantlardan birinin yanına yaklaşıp üzerindeki üzümlere dokundu. Arkasındaki adama bakıp "Biraz konağa götürelim mi? İftardan sonra yemek istiyorum." dedi. Genç adam başıyla onaylayıp "Bir kaç kilo ayırmalarını söylerim." dedi. Genç kadın adamın yanına gelip "Niyetli olmasaydınm birkaç tane yiyecektim." dedi. "Onlar ilaçlı hâlâ yıkanmamış." Dedi. Kadının elinden tutup bir dahaki durakları olan maserasyon bölümüne götürdü. "Demir fıçılada üzümler maserasyonu uğrar. Tam karşısındaki tahta fıçıda maserasyona uğrayan üzümler alkolik fermantasyon olarak çıkıp bunlara eklenip preslenir. "Dedi. Kadının elini bırakıp personelin elindeki cam bardağı alıp fıçı musluğundan şarap doldurdu. Genç kadına doğru uzatıp "Pres şarabı oluşur." dedi. Daha sonra elindeki bardağı yanında duran personele verip kadının elini tuttu. "Bu demir fırçalardan iki çeşit şarap oluşur birincisi şimdiki pres şarabı diğeri serbest akan şarap." Dedi.

Genç kadını bulundukları alanın içindeki yerden başka bir alana götürdü. "Buradaki demir fırçalar serbest akan şarap için. Bu şarap ise malolakti fermantasyona uğramıştır. İçerken yanında meze yersen ağzında daha güzel tat bırakır." Deyip "Şarap işlemimiz tamamlandı. Şimdi ise oluşmasını beklemek." dedi. Onlara göz ucuyla bakan personelleri umursamayıp genç kadını şarapların olgunlaşması için bekledikleri yere götürdü. Aynı esnada kapının açılmasını bekleyen fabrika personeli ile karşılaştılar. "Zümra kalite kontrolör şefi Ümran Hanım." Dedi. Genç kadın ne kadar istemesede karşısındaki kadına elini uzattı. Allah vergisi insan sarrafıydı. Bir insanı sevmedi mi illaki bir şeyi ortaya çıkardı. Zoraki tebessümle "Memnun oldum." dedi. Karşısındaki kısa sarı saçlı, beyaz önlüklü kadın da tebessüm edip "Ben de memnun oldum. Buyrun içeri girelim." dedi. Genç kadın zoraki gülümseyerek "Tabii" dedikten sonra içinden "Sanki sana soracaktım." dedi.

Ne kadar içinden dediğini sansada yanında duran genç adam duymuştu. Gülmemek için kendini zor tutarken "Bayanlar önden" deyip kadına yol verdi. Kadın yuvarlak tahta kapıdan içeri girip fırçalardan birine yaklaştı. O esnada hala kapı önünde duran çifte göz ucuyla baktı. "Niye ben neyim? Kadın değil miyim?" Deyip adama gereksiz yere trip attı. Sonra arkasına bakmadan kapıdan geçip kadının yanına gitti. Kapıda bekleyen personel "Kadınlar karmaşık şeyler en az iki gün bu tribi çekersin ağam." dedi. Genç adam arkası ona dönük kadına bakıp içinden "O benim olsun da iki gün değil iki yüz yıl bilr tribini çekerim." dedi. Kapıdan geçip iki kadının yanına gitti. Ümran Hanım dev fırçalardaki olgunlaşmayı bekleyen şarapların kontrollerini elindeki uzun camdan aletle yaptıktan sonra "İsterseniz beraber olgunlaşmış ve filtrelenmiş şarap fıçıları mahzenine gidelim." diye teklif etti. guenç adam başını sallayıp "Olur" dedikten sonra kadının elini tutarken kadın elini çekip Ümran Hanım'ın yanına gitti. "Olur giderim." Deyip yan yana yürüdüler.

Genç adam başını sağa sola sallayıp o da onlar gibi olgunlaşmış şarap mahzenine gitti. Ümran Hanım personel yardımı ile küçük fıçılardan birini yere indirip üzerinde bulunan küçük kapağı açtı. Aynı yöntemi ona da uyguladıktan sonra kapağı kapattı. Genç adam kadının hemen arkasında anlatmaya devam etti. "Buradan sonra şişelenip şarap mahzenine gidiyor." Dedi. "Şarap mahzenleri bana hep göz alıcı gelmiştir." Dedi. "Bakalım bizim mahzenimizi de göz alıcı bulacak mısın?" Deyip göz ucuyla yanında triplere giren kadına baktı. Genç kadın işini yapan kadına bakarak "Gidelim o zaman ama o burada kalacak." dedi. Genç adam da işini yapan kadına bakarak "Ümran da ne gördün de hoşlanmadın ondan?" Dedi. "Bilmiyorum sevmedim işte." Deyip adama bakıp "Gidiyor muyuz?" dedi.

Genç adam gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıp başıyla kadını onayladı. Ardından işini yapan kadına seslenip "Ümran hanım siz işinize devam edin. Biz gezintimize kaldığımız yerden devam edelim." deyip kadının elini tuttu. "Birkaç dakika sonra işim biter." Derdemez genç kadın " Ay Robar! Burası benim bastı. Çok havasız birkaç dakika sonra klostrofobi baş gösterecek. Ümrancığım sen devam et işine." deyip adamı çeke çeke fırça mahseninden çıkardı. "Ne yapışkan bir kadın. Bak bu yüzden sevmemişim hiç sevmem böyle insanları elini veren kolunu kaptırıyor." Deyip adama "Ne taraftan?" dedi. Genç adamın koluna yapışan kadına şarap mahzenine giden yolu işaret parmağı ile gösterip "Bu taraftan" dedi. Genç kadın o tarafa doğru yürürken "Gülme" dedi. Adam başını sallayıp "Gülmüyorum" desede kendini artık tutamıyordu. "Buradan" değip genç kadını yönünü aşağı merdivenlere çevirdi.

Yan yana merdivenlerden inip demir parmaklı kapıdan geçtiler. "Şu an gerçekten bir mahzendeymiş gibi." dedi. Genç adam kadına bakıp ardından önünde durdukları parmaklı kapıyı açtı. Genç adam kinayeli bir şekilde "Önden buyrun Zümra Hanım bakalım bizim de şarap mahzenimiz sizin ilginizi çekebilecek mi?" dedi. Kadında aynı kinayele "Bakıp göreceğiz Rober Bey" dedi. İçeri girmesiyle nutkusunun tutulması bir olmuştu. Loş ışığın verdiği etkiyle şarap mahzeni muazzam görünüyordu. Duvarların içine kat kat oyulmuş oyuklara tarihlerine göre dizilmiş üst üste şarap şişeleri göz kamaştırıyordu. Neden böyle şeylere ilgisi vardı o da bilmiyordu ama kendini bildi bileli dikkatini hep çekerdi. İçmez ve içmesini bilmezdi. O hep işkolik bir kadın olmuştu. Hayatını iş ve ev arasında geçiriyordu. Şarap mahzeninde kadın önünde adam bir adım gerisinde onun takip ederek geziyorlardı. Genç kadın elini demirden yapılmış raflardaki şarap şişesini gezdirdi. Sonra aniden arkasını döndüğünde genç adamla çarpıştı. Arasındaki bir kaç santimlik mesafeyi umursamadan konuştu. "Benden tam puan aldınız Robar KARAKAN" Dedi. Genç adam kadının gözlerinin içine ardından beni öp diye bağıran kırmızı rujlu dudaklarına baktı. "Teşekkür ederim. Bu benim için bir onurdur." Dedi gülümseyerek. Loş ortamda bu kadınla daha fazla kalamayacağını anlayan adam zaman kaybetmeden "Gidelim yapacak işlerim var." dedi. Genç kadın kafasını sallayıp "Tamam" dedi.

Akabinde fabrikanın yöneticiler bölümünde yan yana ilerlerken "Robar sence şarap mahzeni ilgi mi yoksa aileden gelen bir şey mi?" dedi. "Büyük ihtimalle ilgidir ama ilginç bir ilgi. Aileden gelen bir şey olması saçma olmaz mı? Bu kalıtım veya gen değil." Dedi. "Öyle deme ya! Kendimi aptal gibi hissediyorum. Ne bileyim her bir davranışımda ya da karakterimde ailem ile bağlantılı bir şeyler arıyorum. Ne kadar beni vicdansızca bırakıp gitselerde sizi gördükten sonra benim de bir ailem olmasını çok istiyorum." Dedi. Genç adam bu konuda ne diye bilecekti. Her zaman arkasında ailesi vardı. Onlarsız yaşamak hele ki bilinmemezlik çok zor bir şey. Genç kadına "Ben senin ailen olurum." demek istese de söyleyemezdi. "Aileni hiç bulmayı denedin mi?" Genç kadın kafasını sallayıp "Hayır" dedi. "Onlardan bana kalan c harfindeki bileklik. Beni bulduklarında bileğimdeymiş" Dedi.

Genç adam "Yani adını koymak istedikleri isim baş harfi c olabilir." dedi. Kadın başını sallayıp "Evet olabilir." Fakat adamın aklına başka bir şey takılmıştı. "Madem seni istemeyip çöp konteynırına attılar neden o zaman sana biletlik alsınlar." Dedi. "Aslında ben doğar doğmaz değil de bir iki haftalıkmışım beni bıraktıklarında. Onu da düşündüm belki de geçim sıkıntısından veya gayrimeşru bir bebek olmamdan dolayıdır." Dedi. "Geçim sıkıntısından veya gayrimeşru bir bebek olmamdan dolayı sanmıyorum. Eğer öyle bir şey olsaydı cami avlusuna bırakırlardı." Dedi fikir yürüterek. "Sağ ol ya! Bu seni bilerek ölüme terk etmişlerin kibarca hali sanırım." Dedi acı acı gülümseyerek. "Özür dilerim ben sadece..." Dediğinde kadın adamın koluna dokunup gözlerinin içine bakarak gülümseyerken "Özür dilemene gerek yok. Benden bunun için özür dileyecek kişi de değilsin. Biliyorum fikir üretiyorsun aslına bakarsan da doğru söylüyorsun. Beni resmen ölüme terk eden ailemi özlem duymam çok saçma. Canım sıkıldı başka bir şey konuşalım." dedi.

Bölüm sonu

3 yorum