Ümran Hanım işini bitirmiş yönetici bölümünde kendi odasına giderken bir yandan da Robar'ın evleneceği kadını düşünüyordu. Genç adamla aynı yıl aynı üniversite fakat farklı bölümlere gitmişlerdi. Boş zamanlarını beraber eğlenerek geçiriyorlardı. Bir ara kısa süreliğine birliktelik yaşamışlarsa da şu anda arkadaş kalmayı seçmişlerdi. Genç adama karşı içindeki aşkını bitirdiğini sanıyordu ta ki bu kadın ortaya çıkana kadar. Zühre'yi unutturmuş kendine bağlamıştı. Belki o zaman oyunu oynamak için zorlamasaydı şimdi Midyat gelini o olacaktı. Onun olanı geri almak için harekete geçme zamanı gelmişti.
Karşısında birbirlerine aşkla bakan çifte bakıp kısa kıvırcık sarı boyalı saçlarından çekti. Hoşlanmadığı şeylerde bunu yapmak küçüklüğünden beri huy olmuştu. İlkokulda her defasında böyle yapınca yanına gelip "Saçını çekme Ümran canını acıyacak." derdi. Her defasında Zühre onunla konuşmasını istemediği için kolundan çekerek uzaklaştırırdı. Her zaman nazik ve hoşgörülü biri olmuştu. Tüm kızlar ona hayrandı fakat onun gözü açgözlü, kendisi ağa kızı olduğu için diğer arkadaşlarına tepeden bakan Zühreden başkasını görmüyordu. Aşık olunca insanın gözü hem dönüyor hemde kör olurdu. Her defasında genç adama anlatmaya çalışsada Robar ona karşı gelmişti. Hatta bir ara onunla konuşmayı bile kesmişti. Ta ki lisede yemek arasında sınıfa erken geldiğinde Zühre'nin Ümran'ı tehdit ettiğini görene kadar. Bunları düşünürken saçını kökten koparma isteği geldi. "Tesadüfe bakın yine karşılaştık." İki gence bakıp dedi.
Genç kadın hiç istemesede konuşup "Evet ne güzel bir tesadüf." dedi. Hemen genç adamın elinden tutup "Hadi Robar odana gidelim. Seninde yapacak işlerin vardı sanırım bana öyle demiştin." dedi. "Zümra eğer işin yoksa oturup konuşalım mı?" Dedi. Genç kadın Ümran Hanım'ın anlamayacağı şekilde adamın gözlerinin içine bakıp yardım diled. Fakat nafileydi. "Bence iyi fikir Ümran Hanım hem de Zümra sıkılmamış olur." Dedi. Genç kadın gözlerini kısıp adama baktı. "Robar unutuyorsun sanırım bende bu fabrika'nın genel müdüresiyim. Hani benim de yapacak işlerim var." Dedi. Genç adam "Güzel gözlerini öyle kısmayın ki görmekten mahrum kalmayayım Zümra Hanım. Ben sizin işlerinizide hallediyorum siz keyfinize bakın." deyip arkasını dönüp gitti.
Genç kadın oracıkta kala kalmıştı bu kadından hoşlanmadığını bile bile neden bunu yapmıştı. İçinden "Senden bunun intikamını almasam bana da Zümra demesinler." dedi. "Zümra şuradaki dinlenme alanında oturalım." Genç kadın ellerini ve dişlerini sıkıp "Zümra Hanım diyecektin sanırım değil mi?" dedi. Ümran Hanım derin bir nefes alıp arkasına döndü. Bu kadında diğerinden kalır yanı yoktu. Robar neden hep böyle kadınlara aşık oluyordu. "Kusura bakmayın Zümra Hanım." Dedi. İçi içini yemeye başlayan Ümran Hanım bu kadını bi kaşık suda boğsa içi rahatlamazdı. "Sorun değil bir daha olmasın." Deyip kadınıda geçip mavi tekli koltuklardan birine oturdu.
Onun gibi Ümran hanım da ayak ayak üstüne atıp ikili koltuğa oturdu. "Çay ya da kahve ikram etmek isterdim fakat malum oruçuz." Dedi. "İçmiş kadar oldum teşekkür ederim." dedi zoraki şekilde. Birkaç dakika ölüm sessizliği ortamı sarınca Ümran Hanım konuştu. "Biliyorum benden hoşlanmadınız. Kim sizin yerinizde olsa aynı şeyi yapar. Sonuçta bir zamanlar kocanız olacak kişiyle birliklerimiz vardı. Anlıyorum sizi fakat beni bir düşman değil de arkadaş olarak görmenizi tercih ediyorum. Sizi de bunun için konuşalım diye çağırmıştım." Dedi. Genç kadın mavi gözlerinde Superman gibi lazer mi fırlatsa yoksa saçından tutup fabrikayı mı boylu boyuna turlasaydı. Hiç utanmadan bir de kalkmış söylüyordu. "Biz medeni insanlarız Robar'ın geçmişi beni ilgilendirmiyor geleceğine bakarım. Çünkü ben karısı olarak yer alacağım." Dedi. "Doğru. İnsan sevince geçmişe bakmamalı. Ama sanırım Robor hâlâ geçmişte yaşıyor." Dedi.
Genç kadın kaşlarını çatıp "Ne demek istiyorsun?" dedi. Ümran Hanım zafer kazanmış şekilde gülümseyip "Merak etmeyin benden bahsetmiyorum. İllaki adını duymuşsunuzdur. Zühre." dedi. Genç kadın kendinden ödün vermeyip karşısındaki kadına sert şekilde baktı. "Duydum ama dediğim gibi geçmiş geçmişte kalmıştır." Dedi. Ümran Hanım histerik bir şekilde gülüp "Ya ben anlatamıyorum ya siz anlamak istemiyorsunuz. Robar seninle neden evleniyor biliyor musun? Çünkü aşık olduğu kadına benziyorsun. Zühre çocukluk aşkı. Hatta bir ara evlenecekleri söyleniyordu ama ne olduysa Robar'ın amcasının oğlu öz kuzeniyle evlenip dünya evine girdi. İstanbul'a gittiler. Böylelikle Robar bana kalmıştı. Onu elde etmek için çok uğraştım ve başardım sandım ama başaramadım. Her seferinde biri karşıma çıktı. Önce Zühre sonra Yelda şimdi de sen. O en başından benimdi Zühre gelip aldı. Sen ne yaparsan yap Midyat Robar ve Zühre'yi bilecek." dedi.
Genç kadın duruşunu dikleştirip gülümsedi. "Şimdi sen bana Zühre'ye benzediğim için mi Robar seninle evleniyor diyorsun." Dedi. Genç kadın bulunduğu yeri terk etmek istesede edemedi. Tüm merak ettiklerinin cevabını bu kadının verebilirdi. "Gözlerinizdeki perdeyi indirdim. Şimdi her şeyi anlamakta özgürsünüz." Deyip ayağa kalktı. "Müsadenizle yapacak işlerim var Zümra Hanım." Dedi. "Müsade sizin Ümran Hanım ama her ne kadar iyi niyetli olmasanız da açık sözlü ve anlattıklarınız için teşekkür ederim. Fakat evlilik iki kişi arasında olan bir şey olduğu için üçüncü bir kişinin girmesine asla izin vermem. Kısacası dediklerinizden şunu anlıyorum: Ben benim olanı almak için seninle savaşacağım. Üzgünüm savaşı baştan kaybettin. Hâlâ savaşmak için mücadele göstereceksen buyur hodri meydan. Ben benim olanı çoktan almışım ama sen ağlama diye tekrar oynarım fakat sonuç hiçbir zaman değişmeyecek. Aaa birde anlattıklarınızın en küçük ayrıntısına kadar bizzat olayın kahramanından dinledim. Bazı şeyler çocuklukta kalır. Herşey çocukluktan ibarettir zira öyle olmasaydı şu an ben burada olmazdım. Bizim Zühre ile benzememiz sadece tesadüf. Kalp kalbi sever simayı değil. Önceden size dediğim gibi geçmiş geçmişte kalmıştır. Bundan sonra Robar ve Zümra aşkı Midyat'a hüküm sürecek. Siz kafanızı bunlarla karıştırmayın işinize odaklanın. Aaa birde söylemeyi unuttum Robar hiçbir zaman sana o gözle bakmamış o zaman sadece kafası karışık ve bunalımdaymış tabii sende bunu fırsat bilip adamın yanında olunca sana tutunmuş. Şimdi işinin başına dönebilirsin" Dedi. Sinirden ve öfkeden kuduran Ümran Hanım bulunduğu yeri terk etti.
Genç kadın yanına koyduğu siyah çantasının kolunu kavrayıp sımsıkı tuttu. "Yine karşıma çıktın Zühre. Kim olduğunu tam olarak bilmesem de senden hiç hoşlanmadım. Hâlâ aşık olduğum adamın kalbinde misin? Ümran'ın dediği gibi sırf sana benzediğim için mi benimle ilgileniyor? Bana öyle bakıyor." Dedi. Belki de ortada oyun diye bir şey yoktu. Robar tarafından kendisine oynanan bir oyundu. Genç kadının kafasını daha da karıştı. Çantasından telefonunu çıkarıp rehberde aramak istediği kişiyi bulup üzerine tıkladı. Birkaç çalıştan sonra karşı tarafın sesi geldi.
- Alo
- Selam Serkan nasılsın?
- İyilik. Sen nasılsın? Nasıl gidiyor? Bi gittin bir daha geri dönmek bilmedin. Özlettin kendini gel de bize o güzel keklerinden yap.
- Çok yakında geleceğim geldiğimde sözüm olsun yaparım. Sana işim düştü benim için bi iyilik yapar mısın?
- Tabii söylemen yeterli.
- Yanlış hatırlamıyorsam senin doğulu bi arkadaşın vardı. Ben sana bir fotoğraf atsam o fotoğrafın üzerindeki yazıları okuyabilir mi?
- Bi sorayım yine de sen fotoğrafı at.
- Şu an müsait değilim akşam atarım. Bir de başka bir şey daha var.
- Nedir?
- Birini bulmanı istiyorum ama geçmişinde bilmek istiyorum.
- Tamam. Adı ne?
- Zühre Karakan. İstanbul'da yaşıyor ama neresinde bilmiyorum. Mardin'de büyümüş evlenince oraya gitmiş. Bu lütfen aramızda kalsın. Hiçbir kimsenin bilmesini istemiyorum.
- Tamam. Sen nasıl istersen.
- Teşekkür ederim.
- Rica ederim ne demek hem ben de seninle bir konuda konuşacaktım. Birkaç gün sonra hem iş hem de kafa dinlemek için oraya geliyorum. Orada yüz yüze konuşuruz.
- Tamam. Hoşçakal Serkan.
- Hoşçakal. Kendine iyi bak buzlar kraliçesi.
Genç kadın elindeki telefona birkaç saniye baktıktan sonra çantasını alıp ayağa kalktı. Çakma sözlüsünün odasını aramaya başladı. Birkaç dakika geçmeden odayı bulmuş kapıyı çalmadan açmıştı. İçeride koltuğunda oturan adam ve hemen yanı başında genç ve güzel sekreteri içeri bir hışımla girip tekli koltukta ayak ayak üstüne atan kadına baktılar. Sinirden ağlamamak için kendini zor tutan kadın koltuğunda oturan adamın onu anlamasını bekliyordu.
Genç adam elindeki ürün dosyasını kapatıp "Başka imzalanacak evrak kaldı mı Songül?" dedi. Genç sekreter dosyayı patronunun elinden alıp "Hayır Robar Bey" dedi. "Tamam çıkabilirsin." Dedi. Sekreter genç kadına imrenme dolu bi bakış atıp odadan çıktı. "Bir sorun mu var Zümra" Dediğinde genç adamın sesinde naiflik barındırıyordu. "Hayır ama ... Lütfen Robar buradan gidebilir miyiz?" Dedi aniden. Daha da şaşıran adam merak etsede sustu. "Tabii. Zaten işim bitmek üzereydi onları da evde hallederim. Ecre'nin kafesine gidelim mi?" Dedi. Genç kadın bir an önce buradan gitmek istediği için hemen "Olur" deyip kestirip attı.
Odadan çıkıp yönetici bölümde yürürken genç adam daha fazla dayanamayıp durdu. "Zümra çok yakından tanıdığım biri böyle durumlarda sarılmanın iyi geldiğini söylemişti." Dedi. Genç kadın adamın gözlerindeki içten samimiyeti gördüğünde tebessüm etti. Gözleri dolduğunda "O zaman sarılarım." deyip adamın boynuna kollarını doladı. Genç adam elini kadının güneş saçlarında gezdirip kokusunun içine çekti. Bi kadın nasıl gökyüzünün gözlerinde, cenneti kokusunda taşırdı. Bir türlü anlam veremiyordu. "Sana iyi gelecek bir şey biliyorum gidelim mi?" Dedi. "Lütfen birkaç dakika daha." Deyip adama daha sıkı sarıldı. Genç adamı daha da meraklandırdığının farkında değildi. Neydi aniden ruh halinin değişmesinin sebebi? Ümran ile konuşurken nişanlısımı aramıştı tartışmışlar mıydı? Belkide düğün hazırlıklarında sorun vardı. Kendisi bile başlı başına sorun olabilirdi. Ya da daha kötüsü onu özlemeye mi başlamıştı? Kalbindeki sızı yüzünde gözlerinin kapatıp açtığında genç kadın adamdan ayrıldı. Bu sefer de onun sarılmaya ihtiyacı vardı. Karşısında tebessüm edip teşekkür eden kadına "Ne demek her zaman" demek istese sadece de başını salladı. Adamın elinden tutan kadın "Hadi gidelim beni mutlu edeceğin yere. Eğer vakit kalırsa Erce'nin yanına uğrayalım." Dedi.
- Tamam. Sen nasıl istersen. Bugünü sen ne istersen günü ilan ediyorum.
- Sana pahalıya patlarım.
- Biz de indirimli alırız.
- Ben ciddiyim.
- Ben de ciddiyim. Ne yapacağız?
- Akışına bırakmaya ne dersin. En güzel anılar akışına bıraktığın zaman ortaya çıkar.
- O zaman en güzel anılarımızı biriktirelim Zümra Hanım.
- Biriktirelim Robar Bey.
Yarım saatten fazla arabada yolculuk yaptıktan sonra neredeyse boş bir arazide durdular. Köprünün karşı tarafı evlerle doluyken bulundukları yerde az sayıda evler vardı. Arabadan inip genç adama baktı. "Burası neresi?" Dedi. Genç adam elindeki anahtarı düğmesine basıp jip'in kapılarını kilitlerken "Anadolu ve Mezopotamya'nın birleştiği yer. Hasankeyf." dedi. Genç kadını köprü ve akan nehre sonra da sanki üst üste binmiş evlere baktı. Egzotik bir havası vardı. İnsanı büyülüyordu. Tarih sevenlerin uğrak noktalarından bir yerdi. Genç adam kadının elinden tutup "Eskiler bir derdin olursa suyu anlat alıp götürsün derlermiş. Biz de öyle yapalım hadi gel." dedi. Genç kadın kafasını sallayıp adamla birlikte köprünün ortasına gelip durdular. Akan nehre bakıp "Batman'a bağlı bir yer ama Midyat'a 45 dakikalık yol. Zühre kuzenimle evlendiğinde kendimi burada bulmuştum. Babam vefat ettiğinde de buraya gelmiştim. Derdimi akan nehre anlattım alıp götürsün diye ama hiçbir şey fark etmedi. Belki sen de işe yarar dedim." Genç kadın adama bakıp "Ya işe yaramazsa." dedi. Genç adam omuz silkip kadına baktı. "Dertlerinle yaşamaya alışıyorsun. Bi vakit sonra bir bakmışsın ki onlar olmadan bir hiçsin zaten seni sen yapan bu zamana kadar yaşadıklarını değil midir?" Dedi. "Anladım fakat sesli söyleyecek cesaretim yok." Dedi. İki gencin gözleri birbiriyle buluştuğunda "İçinden anlar su yine de seni duyar." dedi. Kadın gözlerini adamdan çekip akan nehre baktı. Hemen yanında duran adam ise onu rahat bırakmak için köprünün diğer tarafında akan nehre baktı. Her ikiside içlerinde ne varsa suyu anlattılar. Aşklarını, sevinçlerini, mutluluklarını, acılarını, dertlerini ... En sonunda her ikisi de birbirlerinden habersiz birbirlerine sahip olmayı dilediler.
Genç adam sessiz adımlarla kadının arkasında durup kulağına eğilip "Bitti mi? Efkarlı hanım ağa" dedi. Genç kadın arkasından sessiz sedasız gelen adamadan korkup yerinden sıçladı. "Ödümü kopardın Robar." dedi kızınca. "Bağlayımda kopmasın." dedi tebessüm ederek. "Gerçekten espri yeteneğin sıfır. Kulaklarım kan ağlıyor. Gözümdeki karizmanı düşürdün." Dedi. "Karizmamı düşürdüm mü?" Altını çizerek dedi. "Nereden uyduruyorsun ben öyle bir şey demedim." Dedi. Mavi gözlerini adama bakmamak için her yerde gezdirdi.
- Dedin
- Demedim
- Dedin
- Demedim
- Dedin Zümra
- Demedim Robar ya! İnsan ne dediğini bilmez mi? Hem hırsız gibi arkadan gelip korkutuyorsun bi özür bile dilemiyorsun. Bir de üstüne üstün demediğim şeyi dedin diyorsun.
- Peki dediğin gibi olsun Zümra Hanım özür dilerim. Hadi geri dönelim.
- Özrün kabul edilmedi. Buraya kadar getirmişsin bir de gezdirmeden götürüyorsun. Hem duyduğuma göre burası yok olacakmış. Sanırım baraj yapılacakmış sular altında kalacakmış. O yüzden herkes son defa gezmeye geliyormuş. Burada yaşayanları tahliye ediyorlarmış. Söylenenlere göre eski tarihi halinden eser kalmayacakmış.
- Madem özrümüz gezince kabul edilecekmiş o zaman ne duruyoruz.
Hasankeyf'in tarih kokan sokaklarında keyifli zaman geçiren çift iftar saatine az bir zaman kala geri Midyat'a dönüp kısa bir duşun ardından Ma aile ikinci katın balkonundaki divanda oturmuş gelecek olan misafirlerini bekliyorlardı. Aşağıda ona seslenen adama baktı. "Ağam misafirler geldi." Dedi. "Bekir içeri al bekletme ayıptır." Dedi. Kapıdan içeri giren anne oğula gelin kaynana birbirlerine baktı. Öfkeden yerinde kuduran genç kız ateş saçan kehribar gözlerini genç adamdan ayırmadı. Genç adamında işine gelmiyor değildi. O sırada çoktan aşağı inmiş olan genç ağa gelen misafirlerini selamlayıp yemek masasına buyur etti. "Hadi bizde hoş geldin diyelim" diyen yaşlı kadın merdivenlerin yolunu tuttu. Hâlâ şaşkınlıktan birbirine bakan gelin kaynana "Saliha anne lütfen yanlış gördüğümü söyle. Robar'ın misafirleri cafede kavga ettiğimiz zaman gelen adam mı?" titrek sesiyle dedi. "Maalesef güzel gelinim Robar duymasın." deyip korku dolu gözlerle birbirlerine baktılar. "Ne yapacağız?" dediğinde orta yaşlı kadın başını iki yana sallayıp "Bilmiyorum" dedi.
İki kadın da merdivenlerden çıkan misafirlere hoş geldin deyip yemek odasına geçtiler. Diken üstünde duran iki kadın hiçbir şeyi umursamadan genç kıza baktılar. Beyaz şalının yüzüne verdiği nur sayesinde ışık saçanü kadın karşısındaki orta yaşlı kadına gülümseyip "Saliha Hanım nasılsınız? O kavgadan sonra karşılaşamadık diyabeti bilirim çok zor bir hastalık." dedi. Baş köşede oturan genç ağa kaşlarını çatıp annesine ve karşısındaki kadın arasında gözlerini gidip geldi. "Ne kavgası?" dedi. Soru dolu gözlerle ona bakan oğlundan gözlerini kaçırıp "Şey oğlum... Ne kavgası gelinim." dedi bi anda. Topu mecburen ona atmak zorunda kalmıştı. Çünkü tek kızamayacağı kişi oydu. Yalan da kızı kadar master yapmamıştı.
Genç adam bu sefer gözlerini yanında oturan kadına çevirmişti. "Ne kavgası Zümra?" diye ikiletti altını çize çize. Genç kadın gözlerini adama çevirip "Şey Robar ya! O kadar büyütülecek bir şey değil. Boşver unut gitsin." dedi. Bu sefer sesi biraz daha gür çıkan adam "Zümra" dedi. Tekrar ona bakan kadın "Efendim Robar... hııı şey kavga diyorsun.Biz cafedeydik kavga..." dediğinde imdadına ezan sesi yetişmişti. "Ezan okuyor. Allah kabul etsin. Afiyet olsun." deyip önünde duran suyunu korkudan tek dikişte içti. Ona keskin bakan gözleri hissediyordu. Bu yüzden yutkunup bardağı yerine bıraktı. Genç adam da orucunu suyla açıp "Allah kabul etsin." dedi. Pot kırdığını fark eden kadın genç kadına ve orta yaşlı kadına özür diler gibi baktı. Sessizliğin koruyan yaşlı kadın küçük gelinine bakıp gülümsedi içinden "Artık sende bizdensin." dedi. Yemek boyunca kaçamak bakışlar atan genç adam onu umursamadan yemeğini yiyen kızı çok özlediğini fark etmişti. Akşamları yine çatı katı'nın yolu ona görünmüştü. Kendini bu küçük kurtarıcı meleğine affettirmesi gerekiyordu. Bir ömür boyu onunla mutlu olması için bunu yapmak zorundaydı. Zor ve hatta engebeli olacaktı.
Genç adam yanında oturan kadının kısa sürede ailesinin kadınlarının ona oynanan oyunlara bu kadar çabuk adapte olacağını sanmıyordu. Onları sevmesini hatta alışmasını istiyordu fakat bu konuda yanlarında dahi yaklaşmasını istemiyordu. Ne geldiyse başına bu üç kadının başını ördüğü ağlar yüzünden gelmişti. Sıradaki başının belasını merakla bekliyordu. Yoksa bu kadar hevesli olmamalı mıydı? O kapı çalındığında elinde ne varsa ne yoksa kaybedebilirdi. Bu sefer beklenmekte olan bela çanını ne babaannesi, annesi, kız kardeşi ne de sevdiği kadın açacaktı. Herkesin merak ettiği Zühre ayağını yere vura vura ondan alınanlar için çanı çalmaya ve kapıyı vurmaya hazırlanıyordu.
