Genç kadın erken kalkmış görümcesini de uyandırmıştı. O kadar güzel uyumuştu ki dünün yorgunluğunu üzerinden atmıştı. Genç kadın çikolatalı şekerleri pastanın üzerine dökerken görümcesinin sorusuyla kala kaldı. "Yenge siz abimle nerede tanıştınız?" Dedi. "Şey şey de işte nerede olacak şey de." Kekelemeye başladı. "Nerede?" Dedi. "İstanbul'daki fabrikada." Dedi. Bu kıza yalan söylemek istemiyordu ama yapacak başka bir şey yoktu. "Çok romantik bir ortam. En azından ahalinin sizin tanışma hikayenizi daha romantik bir şekle sokup dilden dile dolaştırıyorlar. Doğacak olan yeğenlerimi bir fabrika ortamında değil de uyduruk tanışma hikayelerinizi anlatırsan daha iyi olur." Dedi. Genç kadın görümcesine bakıp "Uyduruk tanışma hikayelerimizi anlatsana beğenirsem belki doğacak olan çocuklarıma anlatırım." Dedi gülerek. "Yok efendim siz ilk bakışta üniversitenin kampüsünde tanışmışsınız. Sen bir şekilde yere düşmüşsün abim senin kaldırmış. Bildiğin klasik bir hikaye işte. Birde havaalanı var. Bilmem yok sen nereden gelmişsin abim nereye gidiyormuş. Sen onu orada görmüşsün tüm kadınlar abime bakıyormuş sen kıskanmışsın. Böyle bir şeyler işte. Bir de şu var. Sen bizim şirkette başlayınca ağabeyimle birbirinize aşık olmuşsunuz. Sonra sen hamile falan kalmışsın Mardin'e gelmişsin. Falan filan inter milan. Boşver." Dedi.
O esnada Hümmen hanım ve gelini Saliha hanım mutfak kapısından içeri girdiler. Yaşlı kadın Bugün pek sessizdi ağzını bıçak açmıyordu kederli olduğu her halinden belli oluyordu. Bir tek o değil kaynanası da öyleydi. Erce ise şenşakraktı ama yine her zamanki olduğu gibi değildi. Ondan bir şeylerin sakladığını biliyordu. Konak sessiz kimsenin bilmediği bir adaya dönüşmüştü. Hizmetliler bile suskundu. Kafası çok karışmıştı. Ne oluyordu herkese? Bugün doğum günü pastasını yapmak için erken kalktığında onunla beraber kaynanası da erken kalkmıştı. Tabii ona da kalkmak denirse. Akşam ağladı göz altlarının mora ve gözlerinin akın'ın kırmızıya dönüştüğünü görmüştü. Ne olduğunu sorduğunda ise cevap alamamıştı. Mutfak kapısından çıkmadan önce ona hüzünlü gözlerle bakmış ve "Pastayı yapma gelinim üzülmeni istemiyorum. Yeni nişanlandınız tartışmanın da gerek yok." demiş çıkmıştı. Dün sevnçten ağlarken bu üzüntüden içine kapanmışlardı. Bugün genç adım doğum günüydü sevinmeleri gerekmez miydi? Bu konak gizemli bir yere dönüşmüştü. Ne olduğunu bir tek nişanlısından öğrenebilirdi. Görümcesinin hayvanla ezdiği fıstıkları alıp pastanın üzerine gezdirerek döktü. "Yenge çay içmeye gelecek misin?" Dedi.
Hümmen ve Saliha hanım mutfak balkonunda oturuyorlardı. Görümcesi ise ocağın üzerindeki porselen çiçekli çaydanlığı alırken sorulmuştu. "Geleceğim ama önce küçük bir işim var daha sonra yanınızdayım." Dedi. Pastayı alıp buzdolabına yerleştirdi. Mutfaktan çıkıp avluya gitti. Buranın havası bir farklıydı. Sert dağ taş en önemlisi Robar gibi toprak kokuyordu. Yukarı çıkmak için merdivene yönelirken onu yine semender de görmüştüm. Genç adam kafasını öne eğik bir elini alnına diğer elini ise dizinin üzerine koymuştu. Onun da diğerlerinden kalır yanı yoktu. Ondan neyi gizlediklerini öğrenmeliydi. Düşünceli adımlarla onun yanına gidip çardağa yanına oturdu. Genç kadın da adam gibi bir süre sessiz kaldı. Sanki bugün tüm dünyada sessizlik ilan edilmişti de onun haberi yoktu. Bugün genç adamın doğum günüydü niye böyle sessiz ve hüzünlüydü kadın kafayı yiyecekti. Halbuki bugün burç falında güzel ve şanslı bir gün olacağını söylüyordu. "Çok merak başka dert açar." Dediğinde kadın adamın ani sesi yüzünden ilkilmişti. "Bu konağın sessizliğin çözebilirsen başka bir şeyi merak etmeyeceğim. Senden öğrenirim dedim fakat seninde diğerlerinden kalır yanın yok." Dedi.
Genç adam kadının çok meraklı olduğunu düşündü. Başta onunla konuştuğunu sanıp ona bakmıştı fakat genç kadın sesli düşünüyordu. Genç kadın onun gerçek nişanlısı olsaydı hele ki evlenme az kalmışken onu yaşadığı ülkenin diğer ucuna tek başına göndermezdi. Malum durumları ortadaydı. Genç kadın sevgilisini merak etmişti. Adamlarından birine araştırmasını istemiş o gün içinde o adama ait dosya eline geçmişti. Fakat çok işi olduğu için bakmaya vakit bulamamıştı. En kısa süre içinde bakacaktı. "Bugün benim doğum günüm." Dedi. "Bunu biliyorum Ercd söylemişti. Hani şu sözlenmeden önceki gün çalışma odasında seni yanlış anladığım zaman. Kendimi sana affettirmenin yolunu ararken doğum günü olduğunuzu söyledi." Dedi. "Bugün benim babam vefat etti."Dedi gözlerini kadından kaçırarak. Genç kadın duyduğu ile yerinde donmuştu. Bu cevabı hiç beklemiyordu. Ona kendi eliyle pasta bile yapmıştı. Acısını onunla paylaşsa en azından yükü hafifledi. Şimdi sarılsa yanlış anlar mıydı? Canına minnetti ama adam onu sevmiyordu. Annesi babasının üzgün olduğunu durumlarda ona sımsıkı sarılırdı. Ona fark ettirmeden de ağlardı. O zamanlar annesini neden ağladığını anlamıyordu. Ama şimdi anlıyordu. Hangi kadın eski karısı için ağlayan adama sarılırdı? Annesi de içindeki dayanılmaz acı için ağlıyordu. Deli gibi kocasına aşıkken yüreği kaldırmıyordu. Her seferinde ölüyordu fakat her gece Yüce yaradana şu an onun yanında olduğu, aşık olduğu adama sarıdığı için dua ediyordu. Oda annesi gibi sevebilecek miydi? Bunu zaman gösterecekti.
- Babamın ölümünden birkaç ay önce İstanbul'daki holdingi yeni kuruyordum. İstanbul'a geldiğimde üniversitede bir kız arkadaşım vardı onunla tekrar karşılaştık. O zamanlar sen yoktun adi herif Teoman vardı. Sonra bir buçuk aya yakın zaman geçirdik önceleri arkadaş gibiydi daha sonra sevgiliye dönüştü. Bir iddiaya girmiştik kim kazanırsa gün boyu diğerinin istediği şeyi yapacaktı. Tabii ki kız arkadaşım kazandı daha doğrusu onun kazanmasına izin verdim. Keşke vermeseydim. Benden telefonumu kapatmamış istemişti bende kapattım. Akşama kadar eğlendik telefonu açtığında ise annemin, kız kardeşimin ve konağın kahyasının aradıklarını gördüm. Bir şeylerin ters gittiğini işte o zaman anladım. Onları geri aradımda babamın birden kalp krizi geçirdiğini öğrendim. Dağ gibi adam bir kalp krizinde yıkılmıştı. Hemen geri Mardin'e döndüm konağa girdiğimde ağalar avluda toplanmışlardı. Annem, kız kardeşim ve Hümmen hanım ağlıyorlardı. O güne kadar babaannemin ağladığını hiç görmemiştim. O günden sonra da hiç görmedim. Babamın odasına girdiğinde babam yatakta halsiz bitkin yorgun şekilde uzanıyordu.
Genç adam devam edemedi göz pınarlarından yaşlar akmaya başladı. Başını arkaya doğru eğip gözlerini kapattı ama hala gözyaşları inadına yanaklarından şelale gibi akıyordu. Genç kadın birkaç dakika sesini çıkartmadı. Ona ayak uydurmaya çalıştı. İçinden gelen dürtüyle adama sarıldı. Yanlış anlayıp anlamadığı umrumda değildi. Genç adam ilk önce tereddüt etsede o da kadına sarıldı. Her sabah uyandığımda ilk düşündüğü her gece zihninde canlanan şey son şey olan kadın ona bu dünyada iki kişinin tüm acılarını iki kaburga arasında sıkıştırılarak yok etmeyi öneriyordu. Bunu zevkle kabul ederdi. Kafasının çevirip sarı saçlarını kokladı. Söylemek istediği cümleyi bağıra bağıra öperek söylemek isterdi ama kısmet değildi. "İster yar ol, ister yara. Lütfunda başım üstüne kahrında." Dedi.
Ona sarılmanın keyfini sürdü ona göre en güzel hediyeydi. Kadının içindeki fırtına adeta yer yerinden oynuyordu. Denizler taşıp yerler çatlıyordu. Yanardağdaki magmalar yeryüzüne fışkırıyordu. Bliyordu işte böyle bir adamın sevgilisi olmayacak da kimin ne olacaktı? Fotoğraftaki kadın o kadındı. Acaba onu hala seviyor muydu? Peki onu neden ailesiyle tanıştırmamıştı? Ayrılmışlar mıydı? Ama ayrıldıklarına dahil bir şey söylememişti. Genç kadın içindeki kıyametle buluşmanın zamanı olmadığını biliyordu bugün çakma nişanlısının doğum günüydü madem kendi kendine söz vermişti onu neşelendirmek için bunu yapacaktı.
- Annem üzgün birini görürsen sarıl ona acısını paylaş derdi. Bende sizi öyle görünce dayanamadım. Eğer yanlış bir şey yaptıysam özür dilerim.
- Hayır. Özür dilemene gerek yok. Unutma sen benim nişanlımsın istediğin zaman sarıla bilirsin.
- Bazen çok fırsatçı oluyorsun.
- Bunu başlatan sensin.
- Bugün doğum günün olduğu için ses etmiyorum. Ve emrinize amadeyim.
Genç adamla aralarındaki mesafeyi kapatıp adama yapıştı. "Sizin nişanlınız olduğuma göre sizi buzdolabında bekleyen çikolatalı pastanız var Robar. Hemde kendi ellerimle yaptım. Ama tabii size bugün bi terolans gösterebilirim." Dedi. "O pastayı yemek zorunda mıyım?" Dedi kadınla yüzlerinin arasında bir kaç santim bırakarak. "İçine zehir koymadım Robar." Dedi imalı sesle. "Bilmem. Mal varlığımı üzerine almak için koymuş olabilirsin." Dedi eğlendiğini belli eden sesiyle. Birazda olsa acı hafiflemişti. "Farkındaysanız onun için önce kağıta imza atmanız gerekiyor." Dedi. "Belli mi olur belki bana dosyaların içinde imzalatmışsındır." Dedi. "Robar Yüce yaradan da yukarıda ömrüm billah senin gibi hayal gücü geniş birini hiç görmedim." Dedi hayret etmiş sesiyle. Genç adamın kahkaha sesi tüm konağı almıştı. Duyanlar sesin geldiği yöne baktıklarında iki çiftin semenderde bitişik halde oturduklarını gördüler. Bu şahane tabloyu bazıları çok sevinirken bazıları ise imrenerek izledi. İçlerinden biri ise kıskancından ikiye ayrılacaktı.
Genç hizmetli avluyu temizlerken bir yandan da iki gence bakıyordu. "Bakma kız öyle çabuk işine bak. Daha sahura da yemek hazırlanacak. Zaten senin neyine ağayla evlilik." Dedi elindeki sarı süpürgeyle avluyu temizlerken. "Aman hala ya! Hayalime bile karışıyorsun. Keşke onun yerine ben olsaydım. Hani eskiden Selena diye bi dizi vardı bilir misin?" Değip yerinden doğruldu. "He he şu sihirli kız muallime aşık olan." Dedi. "He o hala bi bölümünde evin hanımı ve hizmetçisini yer değiştiriyo. Keşke gerçektede olsa beni bu yellozla yer değiştirse ama bir ömür boyu sonra ben ona çocuk doğursam." Dediğinde sarı süpürgeyle halası ayaklarına vurdu. "Ben anladım sen başıma dert açcan. Çabuk git mutfağa ordakilere yarım et. Ben burayı temizlerim." Dedi.
- Zümra pasta tatlıcıya giriyor aşçılığa değil.
- Ne var yani ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Sanki bankadaki paraların eksiyorda. Öyle tepki veriyorsun. Yarım saattir seni ikna etmeye çalışıyorum.
Genç kadın adamın yanından kalkıp semenderin içinde dönmeye başladı. İstemsizce işaret parmağını dudağının yanına getirip vurmaya başladı. Arada sırada aklına bir şeyler gelsede kafasını sallayıp kendi kendine mırıldanıyordu. Başı dönen ağa aklına gelen ilk fikri söyledi. "Tavla oynuyalım kim kazanırsa diğerinin istediği şeyi yapacak."Dedi. Genç kadın durup adama baktı. Bu herif bilerek mi ona sevgilisi olduğunu hatırlatıyordu. O onu neşelendirmek için kafa patlatırken o onu krize sokuyordu. "Sevgilinizle de aynı bu şekilde iktaya girmiştiniz."Dedi. Genç adam yerinden doğrulup kadına baktı. Evet doğruydu fakat koca şehirde ikisi de yanlız oldukları için beraber vakit geçirmişlerdi. İlişkileri sevgili oldukları vakit bile arkadaşlıktan öteye gitmemişti. "Doğru fakat bu sefer ben öneriyorum. Evet mi hayır mı?" Dedi kararlı olduğunu belli ettiği sesiyle. "Hayır. Çakma nişanlım çünkü ben tavla oynamayı bilmiyorum." Dedi. Bu adamı bi kaşık suda boğmak istiyordu. "Ben öğretirim çakma nişanlım." Dedi tebessüm ederek. "Bi kere öğrenmeye çalıştım ama kafama yatmadı. Hem çok karmaşık nasıl oynuyorsunuz anlamadım ki." Dedi. "Sen bilirsin teklif var ısrar yok. Hem ben bir kere sevgilime anlattığımda anlamıştı. Öyle iktayı kazandı." Dedi kadının gözlerinin içine bakarak. Demek sevgilisine o öğretmişti. Pulları alırken elleri birbirine deymiş miydi? Tavla oynarken kazandığında onu öpmüş müydü? Bunları düşündükçe aklını yiyecekti. Madem sinir bozucu ağanın sevgilisi ona öğrenmişti oda öğrenirdi. "Tamam. Yani düşününce o kadar kafa karıştırıcı oyun değil anlayabilirim sanırım." Dedi. Genç adam zafer kazanmış haliyle arkaya yaslandı. "O zaman tavlayı getirde oynayalım." Dedi. "Ben mi getireyim? Nerede ki?" Dedi. "Bilmem. En son babam ölmeden önce beraber oynamıştık. Her zaman ki gibi beni yenmişti." Dedi. Tüm neşesi bir anda kaçtı. "Tamam. Şimdi kötü düşünmeyelim. Ben Saliha anneye sorup geliyorum." Dediği gibi semenderden çıkıp konağın içine girdi. Hâlâ mutfak balkonunda oturuyorlardır diye mutfağa yöneldi. İçeride kadınlar yemek yapıyorlardı. Adamla konuşunca susamıştı. Bardaklıktan bardak alıp arıtma musluğundan su doldurup tek dikişte içti. Tekrar aynı işlemi yapınca hizmetli kadınların dikkatini çekti. "Öyle bakmayın bi saattir ağanızla uğraşıyorum. İkna edene kadar dilim damağım kurudu." Değip mutfağın balkonuna geçti.
Üç kadın beyaz demir masanın etrafında oturup çay içiyorlardı. Sabaha göre bu sefer yüzleri gülüyordu. Genç kadın yanlarına yaklaştığında üçüde kadına bakmıştı. Ona ayrılan sandalyeye oturdu. "Yenge çay içer misin?" Dedi. "Aslında bi bardak içeyim. Ama buraya gelme sebebim başka." Dediğinde görümcesinin doldurduğu çayı elinden alıp önüne masaya koydu. "Robar'la iktaya girdik eğer tavlada kim kimi yenerse o kişinin istediği bir şeyi yapacak. " Değip çayını içti. "Tavlanın yerini bilmiyormuş bende siz bilirsiniz diye geldim." Dedi. Tavşan kanı çayından bi yudum daha içti. "Az nefes al gelinim. Çayını da hızlı içme geçen seferki gibi boğazında kalacak. Ben tavlanın yerini bilmiyorum. Gel beraber alalım. Sözün var bize bu seferlik affedildin ama tavladan sonra yanımıza geleceksin yoksa külahları değişiriz." Dedi. "Sözüm söz Saliha anne." Değip son kalan çayını içti. "Bol şans." Dedi. İki kadın masadan kalkıp fazla eşyaların bulunduğu depoya gittiler. Fakat Karakan kadınlarının aklında bi soru oluşmuştu. İki kadın masadan uzaklaşıp fazla eşyaların bulunduğu depoya gittiler. O esnada masada kalan iki kadın çaylarını içtiler. "Babaanne, abim tavlanın yerini biliyor. Neden yengeme bilmiyorum dedi. " Dedi ve kurabiyeden bi tane ağzına attı. Yaşlı kadın çay fincanını eline alıp yudumladı. Masaya bırakmadan elinde tuttu. "Abin yine neyin peşinde bi bilsem." Değip tekrar çayını içti.
Ah Robar ağa ah! Çeke çeke baban ve dedene mi çektin hayırsız velet. Hele bi sen bu kızı elinden kaçır işte ben o zaman sana yapacağını bilmiyorum. Papucumun hayırsız ağası diye içinden geçirdi. O sırada gelini yerine oturmuştu. Kızı gibi onunda aklı karışmıştı. Vardır bil bildiği deyip susmuştu. Yarın bu saatlerde oruçlu olduğu için çayını doya doya içti. Kocasının yanına gitmeye hâlâ çok vardı. Onun kocası ölmemişti kalbinde yaşıyordu. Son arzusunu yerine getirmişti ya ölsede gam yemezdi. Dünyalar iyisi gelini olmuştu.
Genç kadın elinde tavlayla semenderin içine girdiğinde adama "Tavlayı getirdim Robar." dedi. Geçip semenderin içine dizayn edilmiş kırmızı divana oturdu. "Anlat bakalım nasıl oynanıyormuş." Dedi. Genç adam kadına dönüp "Önce aç." Dedi. "Hayır. Önce anlat sonra açacağım." Dedi. Genç adam kafasını sallayıp "Olmaz. Önce aç sonra oynarız." Dedi. Genç kadın gözlerini devirip "Offf çok inatçısın Robar." Değip ikisinin arasındaki tavla tahtasını açtı. Pullar her iki tarafa dağılırken genç kadının dikkatini çeken şey pullar arasında dönüp ardından duran tek taştı.
- Beceriksizin biriyim ben. Ne sana olan hislerimi anlatacak bi bestem ne güzelliğini betimleyecek bi tablom ne de mısraları senle akan bi şiirim var. Ama umudum senle başlayan bi hikâyem ve bana katılırsan mutlu sonra bitebilecek uzun soluklu bir romanım var. Kısacası benimle çakma bi evliliğe var mısın?
Genç kadın için evlilik teklifinin gerçek olabilmesi için neler vermezdi. Boynuna sarılıp yanağından öpmez miydi? Sonsuza kadar evet derdi. Ama ona bu adam nasip değildi. "Çakma bir evet mi demem lazım?." Dedi acı acı tebessüm ederek."Ne düşünüyorsan onu söyle nasıl olsa bu senin ilk de evlilik teklifini değil." Dedi oda acı acı tebessüm ederek. "Seni seviyorum bu yüzden sonsuza kadar evet demek istiyorum." Deyip sustu ardından "Aslına bakarsan bu benim ilk evlilik teklifim." dedi.
Adam sustu kadın da sustu ikisi göz göze sessizliğe gömüldüler. İki genç de birbirlerine verdikleri huzuru geri alınmasından korkuyorlardı. İşte bu yüzden birbirlerini sevmekten kaçırıyorlardı. Kadın adama, adam kadına baktı. İkisi de birbirine bakarak zamanlarını tükettiler. Ne kadın adama düşüncelerini söyleyebildi ne de adam konuşabildi. Kadının gözlerine baktığında oralarda bir umut ışığı aradı buldun mu onda bilmiyordu. Yine umutsuz vakaydı ya da genç adam öyle sanıyordu. İkisi de konuşsalardı dertlerine derman bulacaklardı ama ne fayda yüce yaradan katında ve bu yalan dünyada bu kadın ona helal değildi. Okyanus gözlere derin derin baktı içinde kaybolmak sonsuza kadar orada yaşamak ister diyap amacını bildiği için hiç kimsenin bilemediği yerde haykırarak "Seni seviyorum be kadın." demek istedi. Öyle bir yer olmadığı için sustu. Zaten bugünlerde susmaktan başka yapacak hiçbir işi yoktu ama bu sefer içindeki sese sustu. Fakat ne zordu aklında olmadığını bildiğin halde gönlüne kabul etmek. Zordu çok zordu.
Yüreğindeki derdinin dermanı karşısındaydı ne yazık ki elini bile süremiyordu. Saçlarını istediği zaman öpüp koklayamıyordu. Küçük bir temasta yanlış anlayıp ömür boyu onda uzaklaşabilirdi. Aşk imkansızı sever derlerdi gençağa inanmadığı için imkansız kor ateş gibi yanıp tutuşan sevdaya tutulmuştu. Yüce yaradan'a içinden "Allah'ım nasip etmediğin sevda'nın peşine düşürme beni." dedi. Yine sessizliğe gömüldüler aslında sessizliği dinleseler öğrenecek çok şeyleri vardı. İki genç onu bile beceremiyorlardı. Düşünceleri aynıydı fakat dile döktükten sonra olacaklardan korkuyorlardı. Adam çakma nişanlısının gitmesinden korkarken kadın sevdiği adamı bulmuşken bir gün kaybetmekten korkuyordu. Adam sevgisini söylemek istese de önündeki engeller ona izin vermiyordu. Adeta aşılmaz duvar gibi önünde duruyorlardı. Duvarı aşmak için ya kadın ona yardım edecekti ya da adam sonsuza kadar kadını kalbinin en derin köşesinde saklayacaktı.
Kadın tavla tahtasının içindeki tektaş'ı alıp adama gülümseyerek uzattı. "Çakma da olsa sizin takması istiyorum." Dedi. Genç adam gülümse tektaş'ı kadının elinden aldı. Kadının elinden tutup kalem parmaklara tektaş'ı geçirdi. "Oyuna artık başlayalım tavla öğretmenim." Dedi kadın hevesle. "Başlayalım tavlayı öğrenmek için can atan öğrencim." Dedi adam kinayeli. Ardından tavla tahtasının içindeki pullardan bir tane alıp "Bunları pul denir. Tavla oyun tahtası 24 taneden oluşur. Oyunun başında oyuncu 15 pulun tavla tahtasına yerleştirir." Dedi. Genç adam kendisinin ve kadının pullarını tavlada olması gereken yerlere yerleştirdi. "Tavlanın amacı pulları tablonun diğer tarafına getirmek. Bunu yaptıktan sonra rakip pullarını toplamadan önce tüm pulları toplamak. Tavla tahtasından tüm pulları ilk önce toplayan oyuncu oyunu kazanmış olur." Dedi. Genç adam kadına tavlanın kurallarını, zar oynama kurallarını ve pul toplama kurallarını anlattıktan sonra oyuna başladılar. Kadın hiçbir zaman anlayamayacağın düşündüğü oyunu şimdi yarım yamalak öğrenmişti. Genç adam her hamlesinde kadına neden yaptığını söylüyordu. Çoğu zamanda kadına yardım ediyordu. Evvela tek kişi oyun oynarmış gibi bi kadını bir de kendi pullarını anlatıyordu. Oyunun kazananı ise gençağa olmuştu.
- Bu oyunu saylatmıyorum hile yaptın Robor. Ben yeni yeni öğreniyorum baştan oynayalım. Bu oyun benim için deneme olsun.
- Kabul ama onu da ben kazanırsam sen yenilgiyi kabul etmiş olursun. Bana bir hafta masaj yapmak zorundasın.
- Tamam. Ben kazanırsam pastayı ailenle birlikte yiyeceksin ve herkesin önünde bana 'Eline sağlık' diyeceksin.
- Zaten en başta şartını kabul etmiştim. Unuttun mu? Yaşlanmışsın alzaymır başlamış.
- Oyuna konsantre olsak.
Genç adam tekrar pulları dizdi. İlk oyundan bir farkı yoktu. Adam yine yaptığı hamleleri kadına anlatıyordu. "Zümra bunu buraya yerleştirirsen benim tarafıma geçmiş olursun." Dedi. "Belki onu oraya yerleştirmek istemiyorum tavla öğretmenim." Dedi. Ardından genç kadın taşını Ağa'nın söylediği yere yerleştirildiğinde adam güldü. "Gülme. Zaten ben onu oraya yerleştirecektim. Tamam mı?" Dedi. Oyuna tekrar devam ettiler. Genç adam ip uçları kadına veriyordu. Bunun farkında olan kadın artık kendisi oynamak istiyordu. "Bana ip uçları verme Robar. Kendim oynamak istiyorum." Dedi. Genç adam omuz silkip "Sen bilirsin bu oyunu kazanmak isteyen sensin." dedi umursamaz davranarak. "Tamam canım ver verde sık sık verme. Sende caymak için elinden geleni yapıyorsun." Dedi. Pulu alıp adamın tarafına geçip büyük bir fark attı. "Öğrenmiş miyim tavla öğretmenim." Dedi. "Gelişme var öğrencim." Dedi. "Bu kadar mı başka bir şey yok mu?" Dedi. Zeki bir kadın olduğunu biliyordu. "Yok." Dedi. Genç kadın hırslanmıştı bu sefer ki oyunu adama pullarını vermeden kazandı.
- Bende bu oyunu saylatmıyorum bir daha oynayacağız.
- Ama neden? Olmaz kabul etmiyorum. Ben kazandım diye yapıyorsun.
- İlk oyunu da ben kazandım ama sen saylatmıyorum onu ne yapacağız.
- Aynı çocuk gibisin Robar. Birde koskoca aşiret ağası olacaksın.
- Sende yağ gibi üste çıkmakta bir numarasın.
- Sende keçi inadı var. O zaman ikimizde kazandık. ikimizin de istediği olacak.
- Kabul öğrencim.
Her iki gençte bu oyundan kârlı çıktı. Genç kadın tavlayı kapatıp kucağına aldı. Genç adama yanaşıp "Ben zaten kazanacağımı biliyordum." dedi. Adam kadına meraklı gözle baktı. Kadın kendinden emin konuşmuştu.
- Nereden biliyordun kazanacağını çakma nişanlım.
- Burç falımda çıktı. Ay! Seninkinede bakalım mı?
- Yok eksik kalsın. Ben öyle şeylere inanmıyorum. Geçen seferde bakmıştın.
- Niye o kadar sene boşuna mı okumuşlar insanlar?
- İnanmıyorum Zümra zorlama. Erce'de rüya tabirlerine inanıyor. Üniversite de o bölümü seçmesin diye ondan çok konuşmaya başladım. At tarafı günlük rutin şeyleri ve gördüğün rüyanın tersini yazıyorlar sizde kanıyorsunuz.
- Robar gerçekten maçosun
- Seninkine de bakıcam kaçısın yok. Önce benimkine bakıcam.
Genç kadın mavi pantolonunun cebinden telefonunu çıkardı.
- Umutlu bir ruh haliyle güne başlıyorsunuz. Bu doğru senin pastanı hevesle yaptım. Fakat neyse canım kötü konuşmalar yapmıyalım. Başın sağolsun ilk öğrendiğimde şoktan söyleyememiştim.
- Sağ ol. Hadi okumaya devam et.
- Sende merak ettin.
- Hayır kötü konuşmayalım diyen sendin.
- Rutinlerinizden keyif aldığınız bir gün. Ay kova burcunda ilerlemeye başlarken Venüs de bu burca geçecek. Sevgilinizle ya da arkadaşlarınıza karşı oldukça sevecen tavırlar sergileneceksiniz. Bu da doğru Robar bak senin inanmıyorum dediğin kişiler resmen günümü kısaca anlatmışlar.
- Tabii öyle
- Dalga geçme ya! Okuyorum. Merkür ise oğlak burcuna geçiyor. Kararlı ve hırslı olmanız gereken bir gün. Sen hâlâ inanma Midyat ağası. Ayrıca daha rahat bir yaşam arzunuz varsa ona bir adım daha yaklaşabilirsiniz. Şans oyunları bugün yüzünüzü güldürebilir. Ancak paranızı akıllıca yöneltip tutumlu olmayı da unutmayın.
- Hâlâ mı inanmıyorsun Robar Bey.
- Hayır. Hiç bir zaman da inanmaya da niyetim yok Zümra Hanım.
- Burcunu söyle
- Bilmiyorum
- Bugün senin doğum günün o zaman hangi burca denk geliyorsun. Aaa senin burcunun elementi ateş benimde hava.
- Hava ateşi harlar.
- Anlamadım ne dedin.
- Hiç kendi kendime konuştum. Hep sen mi sesli düşüneceksin.
- Sorduğuma pişman ettin. Neyse buldum okuyorum iyi dinle öğretmenim. Sürprizli bir güne hazır olmalısınız. Bugün güneş kova burcuna yerleşiyor.
- Az önce kova sende bilmem nereye gidiyordu. Şimdi nasıl oldu da güneşe gidiyor. Beğenmemiş mi misafir perverliğini de güneşin evine gidiyor.
- Robar kimsenin yanında şaka yapayım deme çünkü başkaları benim gibi seni hoş karşılamaz. Karizman yerlerde.
- Buradan beni karizmatik bulduğunu çıkartıyorum. Haklısın yakışıklı adamım.
- Senin kadar kendini beğenmiş birini tanımadım. Yakışıklığına değil bana odaklan.
- Ben sana en başından odaklandım çırak.
- Hiç öyle görünmüyor ama neyse devam ediyorum. Sen beni konuşturuyorsun.
- İstersen adımı tahtaya şımaranlar kısmına yaz.
- Elimde olsa yapardım ama değil. Okuyorum. Ay ise balık burcunda hareket etmeye başlayacak. Sosyalleştiğiniz kültürel aktiviteleri arttırdığınız bir hafta.
- Kültürel aktivite derken?
- Ne bileyim.
- Senin burç falında yazıyor Robar.
- Belki yarın için Ramazan mevlid vereceğiz onun içindir.
- Olabilir. Neyse özellikle aşk hayatınızla ilgili beklenmedik gelişmeler yaşanabilir, partneriniz sizi şaşırtabilir. Yaşadığınız heyecan verici olaylar duygulanmanıza sebep olabilir.
- Peki buna da ne diyeceksin öğretmenim.
Genç adam divandan kalkıp kadına baktı. "En başta ne söylediysem o." Dedi. Arkasına dönüp semenderden çıktı. Taş merdivenlere doğru yürümeye başladı. Genç kadın söyleyecek cümle bulamadı. Bu herif gerçekten de inatçıydı hem de keçi inadı vardı. Ama o endamı kadının içine su serpmişti. Onu başka bir yerde görseydi erkek manken zannederdi ama gel gör ki Midyat'ın mankenelere taş çıkartan ağasıydı. Kol dirseğine divanın sırtlığı olan yerin üzerine koyup elini çenesine koydu. Merdivenlerden yukarı çıkışını izledi. O anda sıcacık rüzgar esti. Önündeki saçlarını azda olsa savurdu. "Senin kadar inatçı adam tanımadım. O keçi inadını bugün kırdığım gibi her zaman kıracağım. Yüce yaradan'dan tek dileğim inşallah bana aşık olursun." Dedi. Tabii bu sözleri arasından bağıra bağıra söylemek isterdi ama hâlâ cesur kız aşamasına gelmemişti.
Akşam yemeğine kadar Erce ve kaynanası ile konuşup konağı karış karış gezdiler. Her güzel bulduğu yerde fotoğraf çekiyorlardı. Saliha hanım'ı da zorla çektirmeye zorluyorlardı. Genç kadın yemekten sonrasını iple çekiyordu. Hem acı hem de korku dolu bir süreç olacaktı.

