Genç kadın adam'ın ona verdiği elbiseyi giymiş odasındaki boy aynasından kendine bakıyordu. Mürdüm rengi elbiseyi çok beğenmişti. Sarı saçlarını konağa gelen kuaförcü saçların yapmıştı. Hafif makyaj güzel yüzüne yakışmış Osmanlı sultanları gibi elindeki tacını açık bıraktığı saçına taktı. Esnafın ona toplanıp aldığı takı setini taktı. Nişanlığın ve takı setinin renkleri harika uyum içerisindeydi. Şimdi tam sultanlar gibi olmuştu.
Genç ağa hâle sözleneceğine inanamıyordu. O kadından sonra evlilik düşünmeyen adam; bugün evliliğin ilk temeli olan söz yüzüklerini takacaktı. En azından bu sevdiği biriyle olacaktı. Sabah erken kalkmış duşunu aldıktan sonra doğru nişanlığı almaya gitmişti. Fakat hâlâ giyilmek için hazır olmadığı için yarım kalan işlerini halletmiş daha sonra tekrar geri dönüp almıştı. Papazın karısının gözlerindeki soruyu görmezden geldi. Ne diyeceğini adı gibi biliyordu. İşlerini hallederken herkesin tebriklerini almıştı. Herkes ağalarının evleneceğine sevinirken birinin içi içini yiyordu. Handa oturmuş çayını içerken onları uzaktan izliyordu. Kadını ona bırakmayacaktır. Bir daha aynı hatayı yapmayacaktı. Onları evlenmeden ayırmanın bir yolunu bulacaktır. Aslında geçmişe dahil biraz beyin egzersizi yapsaydı bulabilirdi. Eski sınıf arkadaşını görünmeden handan ayrıldı. İntikam almayı kafaya koymuştu. Yıllar önce genç ağa hamlesini yapmıştı. Oyun sırası şimdi ondaydı. Ya şimdi işini bitirecekti ya da oyunu devam ettirecektir. Madem genç ağa ona yol açmıştı bu oyun burada bitmeyecekti. "Hodri meydan Robar ağa savaş mı istiyorsun o zaman bende varım." Dedi. Artık okulun dalga geçilen fakir çocuğu yoktu. Küçükken dalga geçen kızlar şimdi onunla çıkmak için birbirlerini yiyorlardı. Hele ki annesi olduğunu evlenecek kız aradığını duyanlar sırf kadın onları görsün beğensin diye bahaneler üretip dükkana geliyorlardı. Kiminle evlenmek istediğini bulmuştu. Kendisi bizzat ayağına gelmişti. Yasin sevdiği kadın gülümsemenin sembolüydü.
Konağın önünde arabayı durdu. Arka koltuktan kutuyu alıp korumaya anahtarı verdi. "Sen park et." Dedi. Kapıdan içeri girdi. Karnı açtı sabahtan beri çaydan ve birkaç atıştırmalıktan başka bir şey içip yememişti. O sırada yukarıya çıkan Latife hanımı gördü. Yemek hazırlamasını söyledikten sonra kadın gelin hanım'a da yemek hazırlayacağını söylediğinde adam genç kadının kaldığı misafir odasına 2 kişilik yemek kurulmasını söyledi. Ardından odasında uzun duş aldı. Banyodan beline bağladığı beyaz havlu ile çıktı. Dolabından ihtiyacı olan iç çamaşırlarını giydikten sonra siyah çizgili yelekli takım elbisesini giydi. Aynanın karşısında saçlarını düzeltip odadan çıktı. Genç kadının odasına geldiğinde hizmetliler sofrayı kuruyordu. Yeni gelen genç hizmetli oradaydı. Bu kızda onu huzursuz eden bir şeyler vardı. Bilerek telefonunu düşürdüğü zaman anladı. Bu olayda onun hoşuna giden Zümra'nın onu bir nebze de olsa kıskanmasıydı. İlginç olanı ise hiç yer sofrasında oturmamasıydı. Onu yanına çekip nasıl oturacağını gösterdi. Rahat olması için elinden geleni yapmıştı. Bahçede oynadıkları oyun zamanında herkesin işini bırakıp onlara baktığını bildiği halde ses çıkarmamıştı. Daha sonra genç kadın giyinmek için odasına gittiğinde kendisi de yavaş yavaş gelen misafirleri ağırlamaya başladı.
Bir vakit sonra tüm davetliler gelmişti. Kadınlar evin içinde ve balkonda erkekler ise bahçede halay çekiyorlardı. Masada oturanlar alkışlayarak eşlik ediyorlardı. Etrafta koşuşturan hizmetliler masalara yemek dağıtıyorlardı. Bir yandan da evlere tepsi tepsi yemek gönderiyorlardı. Herkesin keyfi yerindeyken meraktan da çatlıyorlardı. Hâlâ gelin hanım'ı görmeyen kadınlar ise Midyat'ın dediği gibi güzel miydi? Yoksa kininde boğulan Adalet hanımın dediği kadar çirkin miydi? Herkesin dört gözle beklediği ağa kiminle evleniyordu? Diye düşünüyorlardı. Maalesef ki Mardin kızlarına nasip olmamıştı. Genç adam diğer ağalarla birlikte semenderde oturup konuşuyorlardı. Genç adam kadını deli gibi merak ediyordu.
- Ne o Robar ağa evlilik telaş şimdiden sardı mı? Merak etme o kadar korkulacak bir şey değil.
- Hozan ağa eğer evlilikten korksaydım o yüzüğü bugün parmağıma takmazdım.
- Ne bileyim biz yıllarca evlilikten uzak bi Robar tanıdık. Şimdi ister istemez insana tuhaf geliyor.
- Seni evliliğe ikna edecek bi kadın bu dünya üzerinde yok olduğunu sanırdım.
- Demek ki varmış Hamza ağa.
Yaşlı ağlardan biri doğruluğu yerden dikleşti. Bir elini bir dizinin üzerine koyup diğer elini ise konuşmasına göre hareketler yaptı. "Benim hanım dedi gelin İstanbulluymuş. Onlar bizim örf ve adetlerimize çok uzaktır. Ben şahsen Mardinli bir kıza evleneceğini sanırdım. Öyle her yeri açık saçık kadınlardan biriyle evleneceğini sanmazdım." Dedi. Genç ağa duyduğu cümle ile sinirlerine hakim olamadı. Semenderin içindeki masaya eliyle vurdu. Öyle bir ses çıkmıştıki tüm kadınlar, çocuklar, korumalar ve herkes o sesin geldiği yöne bakmıştı. Genç ağa'nın şah damarı şaha kalkmaya hazırlanıyordu. Siniri tavan yapmıştı. Bu adam ne diyordu? Yüzük takacakları zaman söylenecek şey miydi? "Kadir ağa yaşça benden büyüksün laf etmem ama ne söylediğini kulağın duysun." Dedi dişlerini sıkarak. "Diyorum ki; sana hiç yakışık almadı. Hangimizin karısını yarı çıplak gördün de sen kendine böyle bir kadın alırsın. Kocası ile aynı işyerinde çalışmaz. Bu itibare zarar verir. Kız kısmı yerinde oturup kocasını beklerken sen kardeşini bize rakip ettin." Dedi. Bu sözlerle daha da deliren ağa sinirlerine hakim olmaya çalışıyordu. Bugünü bozmak istemiyordu. "Kadir ağa kendine gel. Kiminle evleneceğim seni ilgilendirmez. Nasıl giyindiği, ne iş yaptığı, kiminle konuşacağı beni ilgilendirmediği gibi seni hiç mi hiç ilgilendirmez. Yok eğer istemiyorsan kapı orada." Dedi. Sesini tüm herkese duyurarak.
Yaşlı ağa bi hışımla yerinden kalktı. Adımlarına bakıp eliyle toplanın işareti yaptıktan sonra konağın üst tarafına baktı. Tüm kadınlar taş balkondan onlara bakıyorlardı. Gözleri karıs, kızını ve gelini aradı. Onlarda iki balkonu birbirine bağlayan ortadaki merdivenden aşağı iniyorlardı. Kadir ağa istediğine erişememişti. Robar ağa ile kızını evlendirememişti. Böylelikle kaçak malları elinde kalmıştı. Tek amacı kaçak mallarını genç adamın yurtdışına gönderdiği tırlarla ülkeden çıkaracaktı. Bunun için kızıyla evlenmesi gerekiyordu. Yoksa hayatta kabul etmezdi. Gerçi kızıyla evlendikten sonra da kabul eder miydi bilmiyordu. Ailesini alıp konaktan çıktı. Robar ağanın yanına bunu bırakmayacaktı. Yaptığının bedelini ödeyecekti. Artık genç ağanın bir değil birden çok düşmanı olmuştu. Hümmen hanım ortamın yumuşaması için yüzük törenini başlattı.
Genç kadın taş merdivenlerden mürdüm elbisesini tutarak indi. Arkasında kaynanası, babaanne ve görümcesi iniyordu. Onların arkasında kadınlar zilgit çekip deflere vurarak şarkılar söyleyerek indiler. Genç kadının eli ayağı birbirine dolanmaya başlamıştı. Deli gibi utanıyordu. Ne yapacağını bilmiyordu?
Genç adam gözlerini kadından ayırmadan yavaş yavaş kadının yanına gitti. Ne diyecekti? Muhteşem göründüğünü söylemeli miydi? Ya da kimseyi umursamadan onu doya doya öpse miydi? Biraz daha bu şahane kadına bakarsa kalbinin dayanamayacağını sandı. Güzel çikolata gözlerini kadından kaçırdı.
- Hevalno, îro hûn bi xêr hatin dawetê, gava yekem a zewaca neviya min Robar. Xwedê ji her kesî nasîp be. (Arkadaşlar bugün torunum Robar'ın ilk düğününe hoş geldiniz. Allah herkese nasip olsun.)
Yaşlı kadın dedikten sonra gözlerinin dolmasına engel olamadı. Hayalini kurduğu şeyi yaşıyordu. Hırçın torunu bi bilse onu ne kadar çok sevdiğini. Kimseyi umursamadan göz yaşlarını özgür bıraktı. Bugün onun bayramıydı. Kız torununun ona uzattığı peçeteyi alıp göz yaşlarını sildi. Kız torununun tuttuğu söz tepsisinin içinden yüzükleri alıp iki gencin sol elinin yüzük parmağına taktı. " Hezkirina kesekî ne hestek xurt e. Ev biryarek e, sozek e. Ger evîn hestek bûya Ne hewce bû ku heta mirinê soza hezkirinê bidin hev. (Birini sevmek güçlü bir duygu değildir. Bu bir karar, bir sözdür. Aşk bir duygu olsaydı ölüme kadar aşk sözü vermeye gerek yoktu.) Dedi. Tekrar ağlamaya başladı. Göz yaşlarını tutamıyordu. Onunla birlikte gelininin de gözleri dolmuştu. Hümmen hanım kocası ile sözlendikleri günü hatırladı. Kayınpederi yüzüklerini taktığında çocuğunun ve torunlarının düğününü görecek kadar yaşarsınız demişti. Maalesef oğlunun görmesine rağmen torunununkini görememişti. Genç ağa babaannesi'nin inci gibi parıldayan göz yaşlarını sildi. Sevdiklerinin ağlamasını sevinçten bile olsa sevmiyordu.
Hümmen hanım yanağının üzerindeki torununun elini tuttu. Genç adam babaannesi'nin elini öptü. Bu duygusal anıya dayanamayanlar ve destek olanlar olmuştu. "Bi kurtî, rojên xweş û bextewar bijîn. Di navbera getîya we de tenê tiştek. Zengên angajmana te birca heye. (Kısacası güzel ve mutlu günler yaşayın. Aranızda kopan tek bir şey nişan yüzüklerinizin kuldelesi olsun.) Dedi. Tepsiden altın kaplama makası alıp kurdelenin ortasından kesti. Ardından alkış sesleri yükseldi. Tebrikler ve hediyeler alındıktan sonra iki genç bahçenin ortasına Reyhani oynadı. Zamanla onlara diğer çiftler katıldı. Ağa ile ya da ağa olmadan halay çekip Keçikani oynadılar. Meryemi'den Kesirtir'e geçtiler. Yörenin en meşhur tatlılar dağıtıdı. Zingil, zerde, kahiye, harire, peynir helvası, davk bi disp...
Derken sonunda akşam çökmüş misafirler dağılmıştı.
Sarının tonları ve beyazın hakim olduğu odada genç kızın isyanlarına dayanamayan yaşlı ve orta yaşlı kadın kendi odalarına çekidi. Yorgunluktan üstlerini bile değiştirmeyen adam ve iki kadın koltuklara yayılmışlardı. Genç kadın büyük turuncu koltuğa başını yasladı. Yanında oturan adamda aynısını yaptı. Tekli koltukta oturan genç kıza başlarını çevirdiler. "İnanamıyorum ya! En uzun kuldele bana geldi. Ben evlenince sizden uzakta mı oturacağım?" Dedi elindeki kuldeleye bakarak. "Erce saçmalama öyle bir şey mi var? Nerden bunları çıkarıyorsun?" Dedi. "Ay ay! Yengecim bunu herkes bilir." Dedi isyankar sesiyle. Genç adam kardeşine bakıp "Batıl inanç onlar sen böyle saçma sapan şeylere takılma." Dedikten sonra yerinden kalktı. İki kadına da iyi geceler dileyip odadan çıktı. Genç kadının bünyesi alışık olmadığı için yorgunluktan sadece kafasını sallayabildi. Kız kardeşi ise elindeki kurdeleye bakıp abisine baktı. "Sanada abiciğim çok yakın zamanda evden gideceğim çok uzaklara." Dedi ağlamaklı sesiyle.
Genç adam duyduğu sözlere karşı kafasını salladı. Bu kız böyle diye diye uzak yere gelin gidecekti. Odadan çıkıp kendi yatak odasına gitti. Bugün çok yorulmuştu nişan böyleyse kına gecesini ve düğünü hiç düşünemiyordu. Uzun duşun ardından siyah eşofman takımını giydi. Yatak örtüsünün altına girip gözlerini kapattı. Genç kadının bugünkü nefes kesen hali aklına geldi. Öyle uykuya dalacakken kapısının tıklanma sesini duydu. Sıcacık yaptığı yataktan kalkıp kapıyı açtı. Karşısında giydiği pembe üzerinde kahve fincanları olan geceliği ile kardeşini gördü. Başımın tatlı belası bu saatte ondan ne istiyordu?
- Abiciğim abiciğim nasılsın iyisindir inşallah abiciğim.
- Kendin sorup kendin cevaplamakta neyin nesi? Bu saatte ne istiyorsun çabuk söyle yorgunum uyuyacağım.
- Aşk olsun abiciğim bu sefer kendim için gelmedim aslında gelmişken onu da mı söyleyeyim. İyi fikir.
Genç adam kulak zarını patlatacak şiddette kız kardeşinin adını söylemişti. Konak ailesinin sesi duyduğunda tepki vermemişlerdi çünkü alışık bir durumdu. Fakat tuşlu telefonunda yılan oyunu oynayan genç hizmetli sesi duyduğunda tekli yatağından havaya sıçradı. "Hala bu neydi?" Orta yaştaki kadın alışık olduğu için yatağının duvar kenarında döndü üzerindeki örtüyü biraz daha kendini çekti. "Korkma bir şey yok Robar ağa bağırdı. Kız kardeşi Erce hanım bazen canı sıkıldığında gecenin bir yarısı abisini sinirlendirmek için kapısına gidiyor. Yaradan gelin hanıma yardım ettsin. Robar ağa uykusunu alamayınca çok sinirli oluyor. Çocukları olunca ne yapacaklar acaba?" Dedi. Hala yatağın üzerinde ayakta duran Asiye uzun beyaz üzerinde küçük pembe çiçeklerin bulunduğu geceliğini düzeltip yatağa uzandı. Telefonunu yatağın yanındaki çekmeceli komidin üzerine koydu. Halasına dönüp "Tövbe de hala Robar'ımın çocuğu o yellozdan değil benden olacak." dedi. Kadın yeğenine dönüp baktı bu kız nesine güveniyordu. Yakın zamanda bunu geldiği yere geri göndermezse onun başına iş açacaktı. "Kız sen neyine güveniyor? Yarım akıllı. Başımı derde mi sokacaksın? Saçma sapan bir şey yapmaya çalış hele bi senin buradan gönderirim. Tamam mı? Ben burada gayet mutluyum. Önce sen kendi tipine bak sonrada Zümra hanım'ın. Seni buraya getirdiğime pişman etme. Hizmetçi parçası." Dedikten sonra duvara doğru dönüp yattı. Halısı ne derse desin kafaya koymuştum içinden "ez gurbaniya wi dengek te. ( Sesine kurban olduğum.)" dedi. Işığı kapatıp uyudu.
Genç kız abisini sinirlendirdikten sonra ona yengesinin oturma odasında uykuya kaldığını uyandıramadığını söylemişti. Genç adam "Zümra. Zümra hadi uyan." değip elini omzuna koyup dürttü. "Abi ne bekliyorsun kucağına alsana. Uyanmıyor işte yengem." Dedi sıkılmış sesiyle. Arkasına dönen adam kardeşinin peşinden geldiğini bilmiyordu. "Erce odana yürü git. Benim hiç aklım yoktu. Tavsiye için sağ ol." Dedi imalı sesiyle. "Ne demek abiciğim her zaman. Sen iste yeter 7-24 emrine amadeyim." Dedi. Genç adımın sabrı taşmıştı. Bu kız bir gün elinde kalacaktı. Genç kız abisinin yüz mimiklerinden onu kızdırdığını anlamıştı. Ne yapıyordu ki sadece soru soruyordu. "İyi geceler tatlı rüyalar abiciğim ve beni duymasam bile uyan yengecim." Dediği anda odadan koşarak çıktı. Genç adam kadını kucağına alıp oda odadan çıktı taş balkonda ilerlerken gökyüzündeki yıldızların ışığı kadının güzel yüzünü aydınlatıyordu. Bu kadına aşık olmamak elde değildi. Fakat ne kadar parmağında onun yüzünü taşısa da ona ait değildi.
Misafir odasının kapısına geldiğinde adam yavaşça kapıyı açtı. Odanın içeriye girdiğinde ayağıyla kapıyı kapattı. Kadını yatağını koyduğunda hala elbisesi ile uyuyordu. Cebinden telefonun çıkarıp kız kardeşini aradı. "Aloooo. Abicimmmm beni mi özledin. Kıyamam ben sana." Dedi. "Saçma sapan konuşmalarına daha sonra kaldığın yerden devam edersin Erce. Çabuk yengenin odasına gel." Dedi. Abisinin yüzüne kapatması ile genç kız sosyal medyadan çıktı. Terliklerini giyip odasının yanındaki o de kapıyı tıklatarak girdi. Abisini yengesinin ayak ucunda beklerken gördü. "Erce yengesinin üzerini değiştir. Ben dışarıda bekliyorum." Değip odadan çıktı.
Bir vakit sonra genç kız yengesinin üzerini değiştirip odadan çıktı. "Abi değiştirdim başka bir şey yoksa ben gidiyorum." Dedi. Abisi Hayır anlamında kafasını sağladığında yürümeye başladı. İçeri giren adam genç kadının yanına uzandı. "Seninle yan yana uyumak hayalimdi gerçek oldu. Acaba her sabah seni öperek uyandırmak da nasip olur mu? Çok korkuyorum. O kadar güzel geldin ki bana hiç gidesim yok senden. Seni bırakamamaktan korkuyorum. Kalbimi ilmek ilmek öyle bir işliyorsun ki ipim kopar diyorum bu sefer daha da derinden işliyorsun. Canım daha fazla acıyor gökyüzünü gözlüm. Sen sonbahar yağmurunun ilk damlaralı, günün ilk ışıkları gibi hayatım ilkleri boğan elle tutulamayan tek hazinesini Zümra. Kafamı kurcalayan bir soru var. Sence aşk nedir? Nasıl yapılır? Neye benzer? Nedir aşk? Bir mucize mi? Aklın kişiye oyunu mu? Nasıl bir şeydir ki insan bir anda mantığın karelerini yerli bir edip aşık olunanın ardından sersem ve serseri bir yaprak gibi savrulur. Bir kara büyü müdür? Yoksa yalnızca bir ihtiyaç mı? Kim bilir belki bunların tümü belki de hiçbiri. Sen ne dersin kalbim imparatoriçesi?" Dedi. Yanından kalkıp yatak örtüsünü genç kadının üzerine güzelce örtü. Düşmesini hasta olmasını istemiyordu. Odadan çıkıp kendi odasına girdi. Yatağın içine girip gözlerini yumdu. Okyanus gözlüsün hayali ile uykuya daldı.

