- Erce'ye mi özendin dalıp dalıp gidiyorsun?
- Hayır ya bir şey düşünüyordum.
- Neyi düğün mü? Eminim çok güzel olacak.
- Onda şüphem yok.
Koca bir sessizlik. Sanki karadelik tüm sesleri içine çekmişti ya da sadece ikisinin sesi yok olup uçmuştu. Çünkü arabanın camlarından gelen sokaktaki insanların ve arabaların sesleri havada vardı. Gözü sokakta el ele gezen çiftlere takıldı. Evlenip karı koca olunurdu. Kim demişti evli eşlere karı koca denir diye. Hiç düşündünüz mü? Bu sözün aslı nereden geliyor diye. Kelimeleri yitirmeseydik belki anlardık. Evlenecek erkeğe eskilerin neden koca dediklerini. Çünkü koca bilge, yüce demektir. Koca demek dağ demektir ve ne kadar yüce olursa olsun üstünde kar olmayan dağ eksiktir. Dağların yücesine kar yağar diye kadına da kocanın karı denmiştir. Bakmayın şimdi evlenenlerin karı koca ilan edildiğine. Koca ve onun karı da aslında olmalıydı. Yani yüce bir dağ olmalı adam. Kar gibi pak ve masum olmalı kadın örtmeli ve bir ömür. Dağın süsü olmalı. Tepesinde kar olmayan dağ ne kadar yüce olursa olsun yarım görünür.
İki genç arabayı revaklı çarşıya yakın bir yerde park edip indiler. Yanyana geldiklerinde bu sefer genç kadın tutmuştu adamın elini. Genç adamın kadının elini tuttuğu kolu kasıldı. Elinin avucunda kalbine kadar bu his devam etti. Son durağına geldiğinde indi. El ele girip sokağı döndüklerinde meydana geldiler. Arabalara dikkat ederek kapalıçarşı'nın giriş yerine geldiler. Tepesi oval şeklinde olan kahve ve siyah karışımı kapının yukarısında kocaman büyük harflerle Ravaklı Kapı Çarşı yazılan yere el ele girdiler. Genç kadın bakkalı gördüğünde hatırlatmıştı ilk geldiğinde herkes onu turist sanarken şimdi Midyat gelini olarak tanıyorlardı. Onları görenler dualar okuyup üzerlerine üflüyorlardı. Bir adım gerisinde ağayı takip eden kadın kuyumcular caddesi'ne gelip ilk dükkana girdiler. Yerinden kalkıp masanın arkasından çıkıp önüne gelen orta yaşlardaki adam ağanın önünde durdu.
- Hoş geldin sefalar getirdin ağam.
- Hoş bulduk. Bize nişan yüzüklerini göster.
- Tabii ağam hemen
Cam tezgahın arkasına geçip rafta dizili olan yüzük kutularını masanın üzerine koydu. "Buyrun ağam çift nişan yüzükleri." Dedi. Genç adam kafasını tamam anlamında sallayıp arkasında duran kadının belinden tutup onu yanına çekti. "Hangisi hoşuna gidiyorsa onu seç." Dedi. Genç adamın sorusu ile gözlerini hayran kaldığı kırmızı kalp içinde güllü yüzükten çekip nişan yüzüklerine baktı. Çok tuhaf ama ayrı bir güzel histi. Onun nişan yüzüğü yoktu. Evleneceği adam gereksiz olduğunu söylemiş aralarındaki bağı 'bir halkaya bağlamayalım' saçmalık olduğunu söylemişti. Neden karşı çıkmamıştı kendisi de bilmiyordu. İlgiye sevgiye aşka bu kadar aç mıydı? Ne yoksulluktu.
Genç kadın yüzükleri tek tek deneyip çıkarttı. Gerçek düğününde içinde kalanları sahte düğünde gerçekleştirecekti. Fakat bu kutudakiler hoşuna gitmedi. Yanında duran adamın gözlerine baktığında zeki adam kadının beğenmediğini anladı. Kadına gülümseyen adam kuyumcuya düz ve tok bir sesle "Başka yok mu?" dedi. Adam hemen masanın en altında iki kutu daha çıkarıp "Bunlarda var ağam." deyip eli ile en son çıkarttığı kutulardan birini gösterdi. "Buradakiler diğer yüzük kutularına göre daha pahalıdır ağam." Dedi. Genç adam kuyumcuya bakıp "Sorun yok." dedi. İki erkeğin konuşmasını dinlemeyen kadının gözü beni al diye bağıran yüzükteydi. Bu sefer kuyumcu bile fark ettiği halde ses etmemişti.
- Bunlarada bak Zümra olmadı başka bir yere gideriz.
- Tamam Robar
İki kutudaki yüzükleri de bakıp beğenmeyen kadın ağaya baktı. Kafasıyla kadın onaylar adam kuyumcuya "Bunları kaldır." deyip eliyle cam tezgahın rafında duran kutuyu göstererek "Bunu çıkart." dedi. Kafasının tamam anlamında sağlayan adam hemen tezgahın üzerini toparlayıp ağanın gösterdiği kutuyu çıkarttı. Genç adam kadının gözlerinde kalan yüzeyi alıp baktı. Bu kadınlar çok karmaşık kişiliğe sahipler diye içinden geçirdi. Kadının elinden nazikçe tutup yüzüğü kalem gibi parmağına taktı. Genç kadın elindeki yüzük kadına ayrı bir hava katmıştı. Tam yerine oturmuş ve güzel görünüyordu. " Şansa bak tam oldu. Bunu alıyoruz madem geldik bari eli boş çıkmayalım. Beğendin mi?" Dedi kadının gözlerinin içine bakarak. Bir an heveslenen kadın son cümle ile hevesi kursağında kalmıştır. Ne sanıyordu ki onu beğendiğini anladığı için mi almıştı. En güzel ve göze çarpan yüzüktü tabii onu alacaktı.
Akabinde kuyumcudan çıkıp ele el ele ilerlediler. Genç adam ona kafası ile selam veren esnaflara bazen sesli şekilde bazen de elini göğsüne koyup selam veriyordu. Ayağa kalkanları eliyle otur işareti yapıyordu. Mardin'in en meşhur kuyumcularında birine girdiler. İçeri de evlenecek olan başka bir çift yüzük bakıyordu. Müşteri koltuklarına geçip oturdular. Dükkanın altmışlarındaki erkek sahibi yanlarına gelip "Hoş geldiniz ağam. Ne ikram edeyim?" dedi. "Bir mırra bir çay ve tüm nişan yüzüklerini getir." Dedi. Kafasıyla ağayı onaylayan dükkan sahibi çırağına "İki mırra bir çay koş." dedi. Genç adamın gözleri genç çifti bulunca kapıdan çıkan çırağı sesiyle durdurdu. "Sen en iyisi bize üç mırra iki çay al gel." Dedi. "Derhal ağam." Değip koşa koşa kıraathaneye gitti. Genç adam iki gence bakıp "Gelin beraber bakalım. Yüzükleriniz benden size düğün hediyesi olsun." dedi. İki gencin sevinçleri yüzlerine vurmuştu. Kısıtlı miktarda paraları vardı. Piyasanın onlara sunduğu fiyat ellerinde olan miktar , yüzük alacakları kadar yetmiyordu. Şans yüzlerine gülmüş ağları aniden çıkıp gelmiş beğendikleri yüzükleri ben alacağım demişti. "Allah senden razı olsun ağam." Diyen adam , yanındaki nişanlısı "Allah seni başımızdan eksik etmesin." diye ekledi.
Yanına gelen genç kıza oturması için yer açtı. Önlerine gelen kutudaki yüzükleri tek tek denediler. Sarışın kadın kendini kaptırmıştı. Utanan genç kızın beğendiklerini parmağına zorla takıyordu. Bazende utanılacak bir şey olmadığını onlara düğün hediyesi ettiği söylüyordu. Onu göz ucuyla izleyen genç adam içten içe gülüyordu. Genç kadın kendini bu hale görürse 'hayır bu ben değilim' der tutturdu. Kadınlara doğuştan gelmeydi sanırım takı tutkunluğu. İstedikleri içecekler önlerine geldiklerinde kendileri için sipariş ettikleri kahveleri içtiler. Yüzüklere dalan iki kadın çayları ziyan olmasın diye iki damat adayı içmişti. Yüzük havuzunda yüzen iki kadının çıkmaya niyeti yoktu. Kuyumcu ve iki damat adayı dükkandan çıkıp taburelere oturup çay istediler. "Ağam diyemedim kusura bakma hayırlı olsun." Dedi. Genç adam kafasını sallayıp tavşan kanı çayından bir yudum içti. "Düğün yakındır değil mi ağam?" Dedi kuyumcu. Genç adam elindeki bardağı tahta küçük kare masaya koydu. "Yakın bir ay sonra" Dedi. Masanın üzerine koyduğu çayı alıp içti. Çok yakında ama onun düğünü değildi. Kendi elleriyle onu başka bir adama ait olması için bırakacaktı. Kader bunu ona neden yapıyordu? Hayat çarkını biri durdursun. Her şeyi baştan yaşamak istemiyordu. Genç damat adayı "Ağam Mardin hanım ağamın gelmesi ile ayağa kalktı. Midyat resmen sallandı. Şimdi de sizin düğününüz için yer yerinden oynuyor." dedi.
- Ağam beni yanlış anlamazsan hanım ağam'a şimdiden düğün hediyesi vermek isterim.
- Sen ne vereceksen ver ben parasını öderim.
- Ağam bize yaptığınız onca yardımdan sonra bunu bize çok görme.
- Ben yaptıklarımın karşılığını almak için yardım yapmadım Bedo dayı. Ayrıca bana ağam falan deme bi tuhaf oluyorum.
- Valla yıllar sonra sana oğul dedikten sonra ağam demek bana da tuhaf gelmişti ama doğru olanı söylemek lazım.
- Yapma Bedo dayı.
- Tamam tamam. Madem dayı oğul şeklinde konuşacağız hediyeyi de çok görme bana. Hem gelin hanıma çok güzel yakışacak. Özel tasarım benim oğlana yaptırdım.
- O zaman hayatta olmaz. Sana pahalıya patlamıştır. Neyse parası ben öderim.
- Bak oğul bu seti almaya tek gücüm yetmez zaten o yüzden geçen kıraathanede toplanıp konuştuk. Birkaç esnaf birleşip gelin hanım'a aldık. Bu güzel günde bizi de olsa küçük bir payımız olsun istedik. Kırma bizi.
- Tamam dediğin gibi olsun. Girelim içeri uğramam gereken birkaç yer var.
Erkekler yerinden kalkıp dükkanın içine girdiğinde Midyat gelini taktığı yüzüğün fotoğrafını çekiyordu. "Bitti mi işiniz?" Dedi. Genç kadın evet adamında kafasını salladı. Kendi ve genç kızın beğendiği yüzükleri cam tezgahın üzerine koydu. Genç adam kadının beğendiği yüzüğe baktı. Güzel bir seçim yapmıştı o da beğendi. Kuyumcunun yüzüklerle işi bittiğinde genç adam "Zümra yüzükleri genç çifte verde gitsinler. Yapacakları işleri vardır." dedi. Genç kızın beğendiği yüzüğü kırmızı kalpli kutuda kıza verdi. Çift minnet edip dua ederek kuyumcudan çıktılar. Kendi hazır olan yüzü kutusunu alıp çantasına koydu. Hemen getiriyorum diyen kuyumcu kırmızı perdeyi çekip dükkanın diğer tarafına geçti. Genç adam ona soran gözlerle bakan kadına "Hanım ağları için esnaflar birleşik takı seti almışlar." dedi.
Genç kadın zarif ve ince düşünce hoşuna gitmişti. Bu şehre gün geçtikçe ve böyle güzel şeyler olunca daha da çok sevmeye başlamıştı. "Çok zarif bir düşünce Saliha hanım buna çok sevinecek." Dedi. Genç adam bıyık altından güldüğü belli olmasın diye burun kemerini sıkıp bıraktı. Bu kadın bazen çok saf oluyordu. Arabadan beri doğru düzgün konuşmamışlardı devam ettirmek için anlamamazlıktan geldi. "Annem mi? Ne alaka?" Dedi. Genç kadın gülüşünü gizleyen adamın gülüşünde takılıp kalmıştı. Zalimin oğlu neden bu kadar güzel gülüyordu? Hayırsız evlat. Vefasız insan. Gülüşü güzel adam. Bir dakika bu adam neden gülüyordu? Somurtarak cevap verdi. "Hanım ağa demediniz mi? Ben de Salih anne zannettim." Dedi. Ne dediğinden habersiz kadın , hala ona gülen adama bakıp başını kuyumcunun dükkanın diğer tarafına geçtiği yere baktı. Bu kadın sinirlenip kızınca ne dediğinin farkında değildi. Bunu daha önce de ona söylemişti. Nedense hoşuna gitmişti annesine anne demesi.
Başının etini yiyen 'Neden bana anne demiyor?' diyen. Etrafında dönüp dolaşan kadına bunu söyleyecekti. Bu kadından tüm yaşadıklarına rağmen ondan bunu istemezdi. Bunu annesine de söylemiş anlayışla karşılamasını istemişti. Alışınca zamanda söyleyeceği için söz vermişti.
- Şöyle ki; kim ağaysa onun eşi hanım ağa olur. Buna alışsan iyi edersin.
- Yani ben şimdi senin yerine de geçiyorum.
- Evet. Yüzün gülüyor hoşuna mı gitti?
- Yani biraz ama gözüm yerinde yok. Seninle bu konuda rekabet etmem. Sadece bu durum tuhaf ve gülünç geldi. Neyken ne oldum. Boşuna demiyorlar dünü düşünme , bugünü yaşa , yarını düşün.
- Zaten benim olan şeyle nasıl rekabet edeceksin Zümra.
Tam karşılık verecekken konuşmalarını bölen kuyumcuya genç kadın dik dik baktı. Sesini özlemişti adamının. Ne güzel konuşuyorlardı. Arabadan beri doğru düzgün konuşmamışlardı. "Getirdim oğul. İnşallah hanım ağamız beğenir." Dedi. Yok yok bu kuyumcu sevmişti ona hanım ağam demişti. Herkesin dilindeki İstanbul gelin hanım ağlarını o da kabullenmişti. Onlara hayırlı olsun demek düşerdi. Genç adam kırmızı kare kutuyu açıp baktı. Yanındaki kadının nutku tutulmuştu. Gözleri takı kutusundan ayırmadan "Robar takmama yardım eder misin?" dedi. Genç adam kutunun içinden parmak arası zümrüt işlemeli bilekliği kadına yardım ederek taktı. Elini havaya kaldırıp genç adama gösterdi. "Nasıl güzel mi? Bence çok güzel." Dedi. Kendi sorduğu soruyu kendi kendine cevaplamıştı. "Benim beğenmem bir şeye yaramaz. Önemli olan senin beğenmen. Küpelerini de takalım." Dedi. Genç kadın kendi takılarını çıkartıp masanın üzerine koydu. Kutunun içinden işaret parmağı boyundaki çift zümrüt süslü küpelerini taktı. "Şimdi nasıl?" Dedi. Genç adam kadının sarı saçlarını arkaya atıp "Fazlasıyla güzel." dedi. Kızaran kadının elindeki bilekliği ve küpeli çıkarıp kutusuna koydu. "Yarın takman için sana hediye ediyorlar. Sonra istediğin gün takarsın." Dedi. Kafasıyla onaylayan kadın masanın üzerindeki küpelerini taktı.
- Ben bunları her gün takarım.
- Beğendiysen başka desenlerini alırız.
- Valla hanım ağam en güzelini seçmeye çalıştık. Benim hanım güneş gibi saçları , gökyüzü gibi gözleri var demişti. Bizde cennet renkte çiçekli bir takı seçelim dedik. Gerçi bu renge zümrüt deniyormuş ama bilemedik işte.
- Çok teşekkür ederim. Çok güzeller. Esnaf halkına da çok beğendiğimizi ve teşekkür ettiğimizi söyler misin? Lütfen.
- Herkese Robar ağa'nın selamı var deyip nişana beklediğini söyle. Gelmeyenin ertesi gün ben dükkanına uğrarım.
- Mardin zaten çalkalanıyor. Herkes deli divane gibi oradan oraya koşuyorlar. Midyat dört gözle nişan gününü bekliyor.
- Hadi selametle.
Genç kadının elinden tutup kuyumcudan çıktı. "Her şey için teşekkür ederim. Kendi düğünümde içimde kalanları tek tek sahte düğünümde gerçekleştiriyorum. Gerçekten her şey için çok teşekkür ederim. Ne oldu ne bitti bilmiyorum ama senin evlilik ile ilgili başka bir sorunun olduğunu anlıyorum. Herkes bana garip garip bakıyor. Bazen konak ailesinin bile kaçamak bakışlarını yakalıyorum." Dedi. Kadının konuşmasını dinleyen adam onu bu duruma soktuğu için çiçekçiler sokağına gitmeye karar verdi. "Evet var fakat bunu şimdi anlatmak istemiyorum. Belki başka bir zaman anlatırım. Bu arada teşekkür etmene gerek yok olması gereken şeyleri yapıyorum." Bu hayat böyle gelmiş böyle gidecekti.
- Bana buraları anlatır mısın?
- Mardin tarih boyunca dikkatleri üzerine çekmiştir ve Milli Mücadele döneminde de ön planda olan şehirlerden biridir. Ekonomisi tarım, hayvancılık ve ticarete dayalıdır. Mardin aynı zamanda
üzüm diyarı olarak da bilinir. Türkiye'de ilk sıralarda olma özelliği taşımaktadır. Mardin'deki
kültür zenginliği de dikkate değer özelliktedir. Gerek tarih temalı gerek kültür temalı geziler Mardin tek geçilecek bir seçenektir. Mardin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde en dikkat çeken, en ilgi gören şehirlerden biridir. Kültür turları denildiğinde Mardin Midyat her zaman ön plandadır. Camileri, kiliseleri, türbeleri ve en önemlisi özgün mimarisi ile her zaman ilgileri üzerine çekmiştir. Mardin gezisi için en az 4 gün ayırmak gerekir ki doya doya bu kültür içe sinebilsin. Mardin Kalesi ilk ziyaret edilmesi gereken yerlerdendir. Daha sonrasında Zinciriye Medresesi ve Ulu Cami görülme listesine alınmalıdır. Meryem Ana Kilisesi, Mardin Müzesi ve elbette ki Mardin evleri mutlaka görülmelidir.
- Vay canına desene devasa bi müze. Madem bu kadar ayrıntıya girip beni meraklandırdın gezdirir misin? Sadece öyle konuşmak için sormuştum.
- Mardin merak edilen bir yer ve burada tek ben değil herkes çağır tarihçesinin bilir. Gerek kültürel gerekse turizm için gerekli.
İki genç konuşurken adamın istediği sokağa gelmişlerdi. "Çiçekçiler sokağında ne yapacağız?" kadın dedi. Kadın elini daha da sıkı tutan adam karşısındaki adamdan gözlerini alamıyordu. Burada ne işi vardı? Sıkı sıkı tutan eli fark etmeden sürükleyerek çiçekçi ilkokul arkadaşının yanına gitti. Ömür boyu nefret ettiği sıra arkadaşını görmezden geldi. "Hoş geldin Robar. Gelin hanıma hangi çiçeği vereyim?" Dedi. Yan yana duran iki adamın da birbirini görmesi sinir katsayılarını çıkmasına yetiyordu. "Hangi çiçek hoşuna gidiyorsa onu al. Özür borcum olsun." Dedi. Kadın kafasıyla onaylayıp "Tamam karışık alsam olur mu?" Dedi. "Sana kalmış ama çabuk ol." Dedi sinirlendiğini belli edercesine. "Yakında karın olacak kişiye bile emir vermen beni benden alıyor." Genç adam bugünü mahvetmek istemiyordu. Günler sonra yanındaki kadının yüzünü güldürebilmişti. Tekrar eski haline gelmesini istemiyordu. İki elini pantolonun cebine koyup sakinleştirmek için sıkmaya başladı. Koluna dokunan ele daha sonra okyanus gözlere baktı. "Gerek yok istersen gidebiliriz." Dedi. Genç adam şu an konuşmak istemediği için kafasını hayır anlamında salladı. İkilinin bakışmalarından kan kusan Yasin eline sarı karanfil eline alıp "Bence bu karanfili almalısın. Neydi anlamı 'hüzün' tam da seni anlatıyor. Ya da ağlayan gelin al o da 'isyan' demektir." Dedi. Bu çocuğa iyice sinir olmuştu. Ona neydi ki? Elinin altındaki kollar iyice kasılmaya başlamıştı. Hemen seçip sahte nişanlısını bu sinir bozucu heriften uzaklaştırması gerekiyordu. Hüzünmüş isyanmış onun inadına en güzel anlamı olan çiçeklerden demet yapacaktı.
- Kırmızı lale ve gül istiyorum.
- Kırmızı krizantem ve fulya'da güzel.
- Peki onlarda olsun.
Genç kız dükkanın önünde duran çiçek sepetlerinden istedikleri çiçekleri tek tek almaya başladı. "Yasin'in dediği gibi çiçeklerinde anlamı vardır. Mesela bu kırmızı lale en çok sattığımız çiçek türlerinden biri anlamı ise seni seviyorum demek." Dedi. Eline birkaç tane alıp biraz ileride duran rengarenk güllerin yanına gitti. "Kırmızı gülü zaten herkes bilir. Aşktır." Dedi. Ondan da birkaç tane alıp önünde duran sarı krizantem çiçeklerine baktı. Anında gözlerini çekip kırmızı krizantem çiçeğinden de birkaç tane aldı. "Bu da kırmızı krizantem ve anlamı bu da kırmızı krizantem anlamı ; sessiz istek." Dedi. Tekrar başa girip ikinci sıradaki Fulya çiçek sepeti'nden birkaç tane aldı. "Fulya anlamı ; unutma demektir." Dedi. Genç kadın çiçeklerin anlamının olduğunu biliyordu. Fakat hiç araştırıp bakmamıştı.
- Bana da altın kadeh çiçeğinden demet yap Zelal
- Umut mu? Sen onu unut. Sana anca sarı krizantem idare eder.
Çiçeklerin dili ile konuştukları için genç kadın hiçbir şey anlamıyordu. Bunu konağa gittiğinde anlamına bakacaktı. Çiçekçi kız içeriden demet yapıp gelin hanıma uzattı. "Bu benden gelin hanım'a olsun." Dedi. Genç kadın çiçekçi kızın çiçeklere bakışını görüyordu. Öyle bir bakıyordu ki sanki vermek istemiyordu. Bu bakışları o sarı çiçeğe bakarken de görmüştü. Derdi olmayan hangi insan vardı. Onunda karşılık bulunan bir aşkı vardı ve bu uğra neler yapmıştı ki kimsenin haberi yoktu. İki adamın bu halde olması , candostunun sevdiği değil de bir başkasıyla evlenmesi ve daha niceleri. Kim derdi ki zavallı kendi halinde bir çiçekçi kızın kaç tane yaşarken öldüren hayatları son verdiği. Genç kadın çiçekçi kızın elinden çiçekleri alıp teşekkür etti. Hepsini ayrı ayrı sinir bozucu herifin gözüne koya koya kokladı. Teşekkür edip ayaklarını kaldırıp anından öptü teşekkür edip ayaklarını kaldırıp adamın yanağından öptü. Yasin elindeki sarı çiçeği diğer çiçeklerin üzerine atıp gitti. İçinden "Bir gün beni de o herif gibi içten öpeceksin tanrısı Afrodit. Ya isteyerek ya da zorla." dedi.
- Sinir olsun diye öyle yaptım kızmadın değil mi? - Hayır. Herif resmen sana gözü koymuş.
- Ne bileyim çiçekçiden çıkalı bir saat oldu. Çarşıda geziyoruz tanıdıklarla veya esnafla konuşuyorsun ama benimle burada el ele geziyoruz konuşmuyorsun.
- Seninle bir alakası yok. Kafamı dağıtıyorum, sinirlerimi dizginliyorum. O puşt herifi görünce bir de öyle yavşak yavşak konuşunca bir kaşık suda boğmak istiyorum.
- Yalnız küfürlerini ayrı bir yere bırakıyorum ama sonuna kadar haklısın. Sadece şurada yanılıyorsun o herif sinsi bi kaşık suda boğulmaz ona okyanus gerek.
- Sen daha küfür görmemişsin. Merak etme o da benim gibi okyanusta boğuluyor. O iti konuşmaktan bıktım gel şuradaki örtü tezgahına bakalım.
Genç adam kadının cevabını beklemeden pazar tezgahına yaklaştı. Eline gri tonlarında ince bir şal alıp kadının başına bağladı. "Çok güzel yakıştı. Bunu alalım gözlerini ortaya çıkarttı." Dedi. Tezgahtar kadına cüzdanından çıkardığı parayı uzattı. "Fotoğrafımı çeker misin ben de kendim göreyim." Dedi. Genç adam gömleğinin iç cebinden siyah kılıflı telefonunu çıkarıp kadının biyometrik fotoğrafını çekti. Genç kadına fotoğrafını gösterirken kadın adamın elinden telefonunu aldı. "Robar kameran çok güzel çekiyor. Fotoğraf güzel çıkmış." Dedi. Hâla okyanus gözleri kendi fotoğrafına bakarken genç adam "Fotoğraftaki güzel olunca kamera güzel çeker." dedi. Gözlerini sonunda telefondan çeken kadın adama baktı. "Hııı anlamadım. Telefona dalmışım." dediğinde adam kafasını sağlayıp "Önemli bir şey değil." dedi. Genç kadın tekrar kafasını telefona gömüp bir şeyler yapmaya başladı. O esnada genç adam tezgahta duran bez parçalarına göz gezdirirken "Robar rehberinde kayıtlı değil miyim? Bir türlü kendimi bulamadım." dedi.
Genç adam kendi telefonunu alıp rehberden genç kadının adını değiştirip kadın uzattı. "Zümra buradasın işte adın soyadın da beraber yazılır." Dedi. Genç kadın tekrar eline telefonu aldığında kendine adamın çektiği fotoğrafı attı. Fakat adamdan silmedi. Bir fotoğrafın ne zararı olur ki. Küçük bir fotoğrafın nelere kadir olduğunu herkes görecekti. Telefonu sahibine uzatan kadın tezgahın üzerindeki kare iki renkten oluşan bez parçasına baktı. Genç adam telefonunu alıp ceketinin iç cebine koydu. "Sence hangisi güzel?" Dedi. Genç kadın tek tek bez parçalarını kaldırıp adamın yanında durup tutup bıraktı. En sonunda ilk görüşte hoşuna giden kırmızı beyaz kare bez parçasını alıp onun ona bağladığı gibi o da ona bağladı. "Çok yakıştı. Bunu alıyoruz gözlerinin kahveliklerini ortaya çıkardı." Dedi. İki gençte birbirlerine bakıp tebessüm ettiler. Ya dejavu olmuş karakterler yer değiştirmişti. Ya da kadın bile bile söylemişti." Bari bir fotoğrafımı çekte yakışıklı çıkmış mıyım? Bakayım." Dedi. Genç kadın çantasından kendi telefonunu çıkarıp erkek model gibi sahte nişanlısını çekti. "Sana atmamı ister misin?" Dediğinde adam kafasıyla onayladı. Bazen cevap vermek her iki gencede zor geliyordu. O yüzden kafalarını sallamakla yetiniyorlardı. İkiside başlarındaki örtüyü çıkarmadan el ele ilerlediler. Telefonu çalan adam durup cebinden telefonu çıkarıp kulağına koydu.
- Efendim
- Ağam üzüm hasadı başladı. Onu haber vereyim dedim.
- Tamam. Birkaç gün sonra fabrikada konuşalım.
- Sen nasıl istersen ağam. Hayırlı olsun ağam Allah mutlu mesut etsin.
- Sağ ol. Fabrikadaki tüm çalışanları yarın aileleri ile davet ettiğimi söyle.
- Derhal ağam.
HOŞÇAKAL

