İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 20 · 12 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 20

Sabahın cennetini, gecenin cehennemi teslim almıştı.

Telefonu kapatan Ağa etrafına bakan kadına "Zümra nişan için davet etmem gereken birkaç yer var. Seni birinin yanına bırakıp onun yanına gideceğim. Çok fazla sürmez hemen gelirim." dedi. Genç kadın adını duyduğunda sesini sahibine bakmıştı. "Seninle gelsem olmaz değil mi? Birini yanında kaldığımda kendimi sığıntı gibi hissediyorum. Bu sokakta kalsam ben bir şeye bakınırken sen gidip gelsen olmaz mı?" Dedi. Bu iyi olmuştu böylelikle ona olacağı hediye o görmeyecekti. "İçim el vermiyor ama kendini öyle hissediyorsan bu sokakta kal. Başka bir yere gitme ki geldiğimde seni bulabileyim." Dedi. Ritüelleri olan baş sallamayı yapıp "Tamam patron bu sokaktan başka bir yere gitmeyeceğim. Hadi git de bir an önce söyle de gel." dedi. Genç adam tebessüm etti. Gören onları 40 yıllık evli sanacaklardı.

Genç ağa ilerleyip gözden kaybolunca kadın etrafına bakmaya başladı. Tezgahların önünden geçti bazen de durup ağa için doğum günü hediyesi bakındı. Mesafeli fakat hoş ve önemsediğini anlayacak bir hediye olması gerekiyordu. Genç kadın alacağı hediyeyi sürekli kullanacak bir şey olmasını istiyordu. Böylece her gördüğünde onu hatırlayacaktı. Elbise tezgahından ayrılıp caddenin aşağısına doğru ilerledi. Çünkü bu sokak çoğunlukla ikinci el satılan elbiseler ve eşyalarla doluydu. Başkasının el sürdüğü ve kullandığı eşyayı adamı hayatta almazdı. Düşünürken caddenin aşağısına gelmişti. Genç ağanın onu bıraktığı yerden bayağı bi uzaktı. Burası hediyelik eşya için çok uygundu. Deri işçiliği yaparak ekmek parası kazanan dükkana girdi. Etrafı tarayıp raflardaki elle dikilmiş deri kaplamalı defterlere baktı. Pastel renkler bir arada çok hoş görünüyordu. Her birinin üzerinde siyah mürekkep kalemle sözler veya kelime anlamları yazıyordu. Yaklaşık bir haftadır buradaydı nelerden hoşlandığını bilmiyordu. Nişanlısı olsa bile gerçek değildi. Özel bir şeyler alamazdı. Mesafeli güzel anlamlı ve önemsendiğini belli edecek hediye arıyordu ve bulmuştu. Eline kahverenginin tonunda bir defter alıp kasaya gitti. Tezgahın üzerindeki kutuda süs için duran deri elle yapılmış cüzdan ve kartlık takımını gördü. İşaret parmağı ile gösterip "Bunlar satılık mı?" dedi. Yaşlı adam yeni gelen cüzdan ve kartlık takımına bakıp genç kadına baktı. "Evet. Kızım alacak mısın?" Dedi. Genç kadın kafasını sallayarak "Evet" dedi. Yaşlı adam arkasındaki raptan cüzdan ve kartlık çıkartıp defterin üzerine koydu. "Başka bir isteğin var mı?" Dedi. Genç kadın gözleri ile tezgaha yapışık raftan aldıkları ile aynı renk deri , yazılı bileklik ve kemer alıp yaşlı adamı uzattı.

- Bu defterin saklama kapları da var. Onuda alacak mısın?
- Olur. Hem daha iyi ve uzun ömürlü olur.

Yaşlı adam tezgahın altından dikdörtgen kutuyu çıkarttı. İçine defteri ve ona ait kalemi koydu. "Rulo kalemliğimde var bakmak ister misin? Takım yapmış olursun." Dedi. Genç kadın dükkanı gözleriyle tararken yaşlı adama "Tamam" dedi. "Hepsini hediye paketi yapın. Lütfen." diye ekledi. Dükkan sahibi yaşlı adam kafasını sallayıp "Yaparım kızım." dedi. Sonra dükkanın sonunda rafta dik bir şekilde duran rulo kalemliklerden bir tane alıp yerine geçti. Çekmecesinden siyah mürekkepli hat kalemi çıkardı. "Bu da benden sana hediye olsun." deyip kadına kalemi uzattı. Genç kadın tebessüm edip teşekkür etti. Aldıklarını ücretini ödeyip dükkandan çıktı. Hızlı adımlarla ağanın onu bıraktığı yere gitti. Hâlâ genç Ağa'nın gelmediğini görünce elini kalbine koyup nefes alıp verdi. Hızlı ve acele geldiği için nefessiz kalmıştı. Arkasına döndüğünde ağzının dibinde biten adamı itip birkaç adım geri gitti. Okyanus gözleriyle taradığında bu adam ona tanıdık geliyordu.

- Kusura bakmayın tam size seslenecekken siz arkanızı döndünüz.
- Seslendiğinizde yine de bir şey değişmeyecekti. Ağzımın dibinde yine bitecektiniz.
- Hata benim kusura bakmayın.
- Sizi bir yerden hatırlıyorum ama nereden çıkartamadım
- Karakan konağını bastığımda görmüş olmalısınız. Kader bizi seviyor sanırım , ondan başka bir yerde karşılaşmadık.
- Tabii ya o dağ kaçkını sensin. Yaptığın haneye tecavüz denir. Seni şikayet etmediğimize dua et.
- Neyse abin Robar gelir şimdi biriyle konuşuyordu.
- Abim mi?
- ZÜMRA

İki gençte sesin geldiği yöne baktıklarında sinirden kuduran ama elleri cebinde bir klasik Robar ağayı buldular. Hızlı ve büyük adımlar atarak ikilinin yanına gidip nişanlısını arkasına koyarak konuştu. "Buyur Hamza ağa ne dersin böyle hareketli hareketli." Dedi. Hâlâ gözleri okyanus gözlerde olan adam ağaya bakıp konuştu. "Yakında size hayırlı bir iş için uğrayacağız." Dedi. Genç adam sinirden hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Tüm ağalara söylemişti 'Kız kardeşi için kapımı çalmayın.' diye. Niye hiçbiri anlamıyordu? Bu herif neden hâlâ onun kadınına bakıyordu? Artık delirme noktasına gelmişti. Ortalığı yıkıp kavurmasına ramak kalmıştı. Kimse için hiç iyi olmazdı. Yıllardır biriktirdiği öfkesini herkese kusacaktı. "Kapım herkese açıktır. Selametle Hamza ağa." Dedi. Genç kadının elinden tutup çarşının çıkışına gittiler. Fark etmeden öfkesini genç kadının tuttuğu elinden çıkarıyordu. Tüm yaşananlara rağmen öfke kontrol problemi yaşayan adama o herifin kadınına bakışlarını görünce artık kotası dolmuştu. Bundan sonra olacak en küçük şeydir Mardin 10.10 deprem şiddetini yaşayacaktı. Öfkelendiğinde acımasız , zalim , gözü kimseyi görmediğini tüm halk adı gibi biliyordu. Yaşanacak en küçük bir zelzelede neler olacağını tahmin etmek zor değildi. Bu yüzden Hamza ağanın niyetini anlayan dostları bunu durdurmak için ellerinden geleni yapacaklardı. Hamza ağanın geçen yaşanan konak basma ve şimdi kız isteme mevzusu lezzetli olmayan yemeğin tuzu biberi olacaktı.

Arabaya binmiş Midyat'a doğru yol almışlardı. Sessiz sedasız geçen araba yolculuğunda öfkesini direksiyondan çıkaran ağanın konağa geldiğinde duydukları ile daha da arttı. Akşam yemeğine kadar odasında ağlayan genç kızı bir annesi teselli ederken birde yengesi ediyordu. Biran olsun yalnız bırakmıyorlardı. Yastığında hüngür hüngür ağlayan kızın saçlarını okşayıp bir şeyler söylüyorlardı. Gelinine kızını emanet edip odadan çıktı. Bir saat sonra ağlaması duran genç kız başını yengesinin baldırının üzerine koyup uzandı. Bir yandan saçlarını okşayan genç kadın bir yandan da konuştu. "Hamza denen kişiyi ben gördüm mü?" Dedi. Yatakta yüzüstü uzanıp gözlerini yengesine dikti. "Evet. Konağı basıp abime silah çeken kişi. Allah'ım kafaya bak ya! Bunu yapmasına rağmen beni istemeye gelecekmiş." İsyankar sesiyle dedi. Kavisli kaşlarını çatan genç kadının aklına çarşıdaki adam ve konuşmaları geldi. Robar'ı abisi zannetmiş olamaz değil mi? Yıllardır buradaydı illaki bir gün görmüş olmalıydı.

Aniden yataktan fırlayan genç kız yengesinin sesli düşüncesine çığlık atıp "Ne" dedi. Tekrar yengesinin yanına oturdu. "Emin misin yenge? Ne dediğinin farkında mısın?" korku dolu sesiyle dedi. Ona anlamsız gözlerle bakan yengesine "Az önce sesli düşünüyordun yenge." dedi. İki kadın yatakta ayaklarını bağlaç yapıp karşı karşıya oturdular. "Ben ortaokuldan sonra liseyi merkez'de yatılı olarak okudum. Daha sonra üniversiteyi kazanıp Ankara'ya gittim. Yaklaşık 2 senedir kendi memleketimdeyim. Her şeyi geçtim bizim bir yerde karşılaşmamız imkansız." Dedi. Genç adam öfkesini elinden direksiyondan çıkarırken kadın yanındaydı. Şekerli kahve gözler acı koyu kahveye dönüşmüş çikolata ormanının üstüne karanlık çökmüştü. Sabahın cennetini gecenin cehennemi teslim almıştı. Genç kadın karşısındaki kadına okyanuslarında çıkan hortumuyla bakıp "Ne yapacağız o zaman?" dedi. O sırada konak'ta terör estiren herkesin korkup kendilerini bir yerlere saklamalarını sağlayan genç ağayı odasına kapatıp kızının yanına çıkan orta yaşlı kadın kapıyı çalıp içeri girdi. Gelini ve kızı yatakta karşılıklı bir şekilde oturmuş ona endişe ve korku dolu gözlerle bakmıştı.

Günlerce aylarca yıllarca bekliyorsunuz. Kendinizden bile emin değilsiniz. Endişe içinde geçen saniyeler , ortalıkta koşan dakikalar , uslanmaz saatler ve birde bakmışsınız kendi boyunuzu aşan hiç beklenmedik bir şey ortaya çıkmış. Öyle güzel öyle muhteşem bir hiski ta ki kendi ellerimizle mahvetmeyene kadar. Genç kadında tam da böyleydi. İçten içe sevdiği adamı bekledi. Sonunda hayal bile edemeyeceği bir adama aşık olup gönlünü kaptırdı. Buraya kadar her şey tamam ama asıl olay bundan sonra olacaklardı. Kendi eliyle adamı bırakıp gidecek hayatını belki de hayatlarını mahvetti. Kapı ağzında gelininin ve kızının gözlerine bakan kaynana bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Yanlarına gidip soran gözlerle her iki katına baktı. Şoku atlatan ilk kişi genç kız olmuştu. "Anne şey" Kulaklarını dört açmak değimini göze monte eden kadın kızına "Ne oldu? Hem sen ağlamıyor muydun? Göz pınarların mı kurudu?"dedi. Annesinin imasını anlayan kız her şeyi anlatmak için yengesine baktı. Sessiz anlaşma dedikleri bu olsa gerekti. Karşısındaki kızın ne demek istediğini anladığında kafasını sallayıp kaynanasına baktı. "Anne gel önce otur." Kızının dediğini yapıp yatağın kenarına oturdu. "Sizi dinliyorum." Genç kadın yerinden kalkıp odanın kapısını kapattı. Yerin kulağı vardır ne olur ne olmaz. Bu konak'ta sırlar bile dedikodu gibi yayılır. Geri yerine oturan kadın kıza anlatması için kafası ile komut verdi.

- Şimdi anne beni istemeye geliyor ya Hamza Ağa.
- Evet geliyor ama ben kızımı verecek miyim? Hem de o kadının oğluna.
- Tamam anne biliyorum ama konu bu değil. Aslında ben diye yengemi istemeye geliyor.

Kızı ile konuşmasını idrak etmesi birkaç dakikasını alan kadın kızı gibi yerinden fırladı. "Olur mu öyle şey. Ne demek beni beni yengem sanıyor. Neye dayanarak böyle diyorsunuz? Ne saçmalık bu böyle." Dedi sinirle. Yerinden kalkan kadını kızı tekrar yeni oturtturdu. "Anne bi dinle devamını. Bugün çarşıda yengeme abin birazdan gelir demiş. Benden başka kızın olmadığı için ve beni görmediğini varsayarsak yenge mi ben sanıyor." Kızını dediklerini dinleyen kadın gelinine baktı. "Robar beni bir yerde bırakıp nişan için birini davet etmeye gitti. Onu beklerken birden Hamza dediğiniz kişi ortaya çıktı. Orada öylece durduğumu görünce yanıma gelmiş. Abini bekliyorsan şimdi gelir dedi. Ben diyecektim abim olmadığını ama o esnada Robar geldi. Apar topar çarşıdan çıktık." Dedi. Duydukları karşısında ne yapacağını bilmeyen kadın "Bildiğim tek bir şey varsa oda Robar kıyameti koparacak. Burada konuşanlar burada kalacak. Ben bir yolunu bulmadan bu kapıdan çıkmayacak." deyip yerinden kalktı. "Zümra gelinim sen bi git Robar'a bak sesi kesildi. Ya da dur beraber çıkalım. Kızım sende toparlan yemeğe in."Dedi. Yelkenleri eline alma vakti gelmişti. Rüzgar ve dalgalar bu gemiyi batırmayacaktı.

Odadan önce kendi daha sonra gelinin çıktı. "Gelinim git Robar'a bak öfkesi geçmişse yemeğe indir." Dedi. Komutanından emir alan asker "Tamam Saliha anne" deyip çalışma odasının yolunu tutarken kaynanasının sesi ile yolunu değiştirdi. "Gelinim çalışma odasında değil yatak odasında." Dedi. Orta yaşlı kadının sesi genç kadına az öncekinin aksine sevinçli geliyordu. Gelini yavaş yavaş alışıyordu ama bunu şu anki durumda öğrenmeseydi çok daha iyi olacaktı. Boşuna demiyorlardı sabır zamanın ilacıdır. İnsan yavaş yavaş iyileşir eskisinden daha güçlü olurdu. Başarılarınla gurur duyarsın fakat başarının arkasında başaramadıklarını inancı yatar. Başaramadım diye üzülmek zavallıların işidir. Gelini yaşadıklarına inat başarmıştı. Yapmam yapamam dediğin şeyleri tek tek kendiliğinden bu Karakan konağında yapıyordu.

İlk defa odasına girecekti. Çalışma odası gibi yatak odası hoşuna gidecek miydi? Zevkli döşenmiş miydi? Kim düzenlemişti? Yoksa o fotoğraftaki kadın mı yapmıştı? Neden her şeyi bu kadına bağlıyordu? Deli gibi kıskanıyordu. Kendisine bile itiraf etmek de çekinen biri içindeki durumda aşık olduğunu nasıl söylerdi? Genç Ağa'nın kesilen sesi tekrar gün yüzüne çıkmıştı. Sesi takip edip gelen odanın kapısında durdu. İçeriden kırılma sesleri geldiğinde Ağa'nın sesini duyduğunda kapıyı çalmadan açtı. İki genç birbirleri ile bakıştıklarında kadının gözleri adamın elinden akan kana kaydı. Okyanuslarını çekmekte zorlanan kadın gözlerini kapattı. Şimdi bayılma zamanı değildi güçlü olması gerekiyordu. Gözlerini açıp adamın çikolata gölü'ne baktı. Genç adam kanayan elini arkasına sakladı. Az önce eline bakmakta zorlanan kadın ilk geldiğinde de kurbanın kanını görünce bayılmıştı.

Kadın etrafına baktığında oda yerle bir olmuştu. Televizyon kırılmış odasındaki banyoya ait ayna yerinden sökülüp odanın ortasınada parçalara bölünmüştü. Yatak örtüsüne dair odada hiçbir şey kalmamıştı. Sandalyenin ayakları kırılmış halde yatağın üzerinde duruyordu. Onu izleyen adam ilerleyip yatağın üzerine oturdu. Ona bakmakta zorlandığını bilen adam "Banyoda küçük bir acil yardım çantası olması gerekiyor. Bana getirir misin?" Kadın hiçbir şey demeden kafasını salladı. Nazikçe söylenen emre itaat etti. Banyodan içeri girdiğinde yerdeki damla damla kanlara bakmadan hala nasıl sağlam kağıdını şaşıran beyaz dolabın kapağını açtı. İçinde hiçbir şey yoktu. Çünkü olması gerekenler yerinde değildi de odanın dört bir tarafındaydı. Robar ağa burayada el sürmüştü. Odanın içinde parçalanmış halde yerde duran aynanın yerinin üstünde duran rafta acil yardım çantasına aldı. Odaya tekrar girdiğinde ağzının içi küfürlerle dolu olan ağayı gördü. Ona yabancı gelen her şeye burada rasladığına artık şaşırmıyordu.

Yanına oturup çantayı yatağın üzerine koyup açtı. Eline tantirtiyotu alacakken ağa durdurdu. "Bunu yapmak zorunda değilsin." Dedi. Eli elinin üzerindeyken bu kadını bir şeyler oluyordu. Elini tuttuğu zamanki his baş göstermişti. "Biliyorum ama..." Derken kadının lafını bitirmesine fırsat vermeden "Zümra gözlerini kapat." dedi. Hâlâ kapatmamak da ısrar eden kadın adamın aniden yüksek tona adını söyleyerek bağırması ile anda kapattı. Yarayı temizleyip tantirtiyotu döken adam yanında gözleri kapalı kadına "Seni kan tutmasına rağmen hala posuman yapacağım diye benimle inatlaşıyorsun." kızarak dedi. Gözleri kapalı karşı duvara bakan kadın "Senin iyiliğini düşünende kabahat. İyilik yap dedikleri bu olsa gerek." dedi.

Bu kadınlar hiç laftan anlamıyorlardı. Bir şey söyleniyorsa bir birdikler vardı. Genç adam kadının söylediklerine göz devirip kafa salladı. Ya Haktan biraz da sabır istedi. "Yapılacak iyiliğin yeri ayrıdır. Seni kan tutuyor." Dedi. Aslında doğru söylüyordu bu meteor ağa. O yüzden söyleyecek bir şey yoktu. "Bitti açabilirsin gözlerini" Gözlerini açar açmaz ağa'nın eline bakan kadın sargı bezini sarmaya çalışan eli hafifçe itti. "Bu kadarını da yapabilirim." Dedi kinayeli sesiyle. Kadın yavaş yavaş yaraları eli sararken "Bu odanın dağıtmanın sebebi kardeşine görücü gelmesi mi? Ona mı kızdın?" diye başını kaldırdı. Okyanusun mavisi ve toprağın kahvesi buluştuğunda "Hayır. Aslında isteme olayına da öfkeliydi ama onun için dağıtmadım. Elinde sonunda bir gün biriyle evlenecek. Kız bu bin kişi ister bir kişi alır. Asıl olay babaannemin kadınlara gelsinler demesi. Bu kadın beni en sonunda deli edecek." dedi. Yerinde donup kalan kadını fark etmeyen adam gözlerini kadından kaçırıp duvara doğru konuştu. "Geçen seferki gibi bir yanlış anlaşılma olmaması için Hamza ağa'nın aramasını yanıtladım. Mecburen onlara nişandan sonra gelin dedim." Ona hâlâ put gibi bakan kadına bakıp kollarından tutup salladı. "Zümra kendine gel. Zümra iyi misin?" Dedi endişeli sesiyle.

Hafif beyin çalkalanması ile kendine gelen kadın anında yerinden fırladı. "Ne bunu nasıl yaparsın? Ben onu iste..." Yerinden kalkıp yavaş yavaş kadına yaklaşan adam kadında yavaş geri adım atıyordu. "Ben onu iste de ne? Cümlesini bitir gelin hanım." Dedi tehditkar sesiyle. Başını hayır anlamında sallayan kadın geri geri gitme yürüyüşünün son durağı olan duvara toslamıştı. "Cümle bu kadar Robar devamı yok." Onu kendi ve duvar arasında sıkıştıran Ağa kadının maviliğine bakarak "Devamı var. Eğer şimdi sen söylersen olacaklar şimdi olur. Yok eğer söylemiyorum zamanında patlasın dersen işte o zaman senin içinde bunu bilen başka kişiler içinde hiç iyi olmaz Zümra. Boğazıma değil başıma kadar dolup taştım. Artık af yok. Bilmem anlatabildim mi?" söyledi. Adam'ın gözleri gibi toprak kokusundan sarhoş olmaya hazırlanan kadın adamın ondan ayrılması ile son buldu. "Yemeğe çağırıyorlar hadi aşağı inelim." Dedi. "Tamam hadi gidelim." Dedi.

Yan yana aşağı inip yemek odasına girdiklerinde tansiyon tekrar fırlamıştı. Onları gözleriyle takip eden üç kadına bakmadan yerine oturup yemeğini yemeye çalıştı. Fakat başarılı olduğunu söylenemezdi. Bu yaşlı kadını anlamıyordu. Kendisi bile torununu vermek istemiyordu. Neden gelin demişti? Onun yüzünden o da gelsinler demişti. Kadınlar tek başına iş yaptıklarında sadece dert başa açıyorlardı. "Nişandan sonra gelecekler." Oğlunun dediği ile boğazında kalan Saliha hanım bardağındaki suyu içti. Şimdi ayıkla pirincin taşını. Buna tek gücü yetmezdi destek alması şart olmuştu. Maalesef o desteği ise gelsin diyen kişiden alacaktı. "Madem gelin demişsin hiçbir şeye karışmam. Hep sen bozdun ben tamir ettim. Bundan sonra da bozukluklarını tamir et ya da bozmamaya çalış Hümmen hanım." İkilinin arasında görünmeyen savaş askıya alınmıştı. Ne kadar da şu an kaybeden taraf ağa olsa da hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Kazanan ağa olmuştu kaybeden ise Hümmen hanım oldu.

Bölüm sonu

3 yorum