İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 18 · 14 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 18

Bölüm bitti gelecek hafta görüşürüz diyorsunuz yani.

- Buraya ilk geldiğimde yorucu bir gün geçirmiştim. Yanlışlıkla kapalıçarşı'ya girdim. Yönümüzü bulmak için bayağı bir uğraştım. Bu sayede biraz da olsa geçmiştim. Bilen biriyle tekrar oraya gitmek istiyorum. İşleri hallettikten sonra oraya da gidebilir miyiz? Bana eşlik eder misin?

- İlk geldiğinde bayağı bir yorgundun belli oluyordu. Anlatmak istersen dinlerim hem de yol boyunca sıkılmazsın. İşim bittikten sonra orayada gidecektik.

- Bu aralar aldığım en iyi haber. Yorucu bir gündü. Sabah işlerimi halletmiş akşamüstüne biletimi almıştım. İki gün tatil yapar geri dönerim diye düşünüyordum. Uçaktan indikten sonra taksiye bindim. Gideceğim yerin adresini verdiğinde taksici dahil tüm sorduğum kişilerin kaşları çatıldı. Adresi fabrikanın adresi olarak biliyordum. Meğerse sizin konağının adresiymiş. Sonra kapalıçarşı'nın oralarda taksinin tekerleği patladı. Yedek tekerlek yoktu ben de vurdum kendimi yollara. Bendeki şans toplu iğnenin ucu kadar. Birde baktım nasıl olduysa kendimi çarşıda buldum. Aslında normal bir mahalleden geçiyordum. Hâla anlayamıyorum nasıl oraya gittiğimi.

- Burada çarşı kültürü zamanla geliştiği için kademe kademe mahalle aralarıda çarşıya dönüşmüş. Bilen biriyle gezmen gerekiyor yoksa kaybolursun.

- Gülme bana Robar. Neyse çok güzel hediyelik eşyalar vardı. Buralarda ikinci el elbiseler yaygın sanırım. Değerlendirip paraya çevriliyor bu güzel bir şey.

- Evet yaygın.

- Burası çok hoşuma gitti. Belki emekli olduğumda buraya taşınırım. Gerçi ülkenin her yeri kendi içinde çok güzel ama buranın egzotik bir havası var. Kulağa göze hoş geliyor. Boşuna medeniyetler şehri ya da kültürlerin başkenti denmiyor. Biliyor musunuz oradaki esnaflar benim turist bile sandılar. Biri de konağı hizmetli olmak için bile geldiğimi sordular. Gümüş takı satan bir satıcının tarif ettiği adresi takip edip çarşıdan çıktım. Mendil satan çocuğa hanı sorup oraya gittim. Orada yoldan geçen bir genci durdurup konağın adresini sordum. O da sağ olsun "Gelin götüreyim" dedi. Kilometrelerce yürüdük yanımızdan arabalar geçiyor ama biride gelin sizide götüreyim demiyor. İnsanlık yavaş yavaş ölüyor. O çocukcağız her sabah ve akşam aynı yolda yürüyormuş. Gerisi bildiğiniz gibi.

- Şimdi anlaşıldı bir gün boyunca neden uyuduğunu. Maşallah bir kere bile uyanmadın. - - - Lütfen dalga geçme Robar. Anlattığımda bile yorulduğumu hissettim.

- Dalga denizde olur Zümra. Ben seninle alay ediyorum.

- Bravo size birde açık açık söylüyorsunuz.

Kırmızı ışıkta duran adam yanında oturan afete baktı. "Bu zamana böylesi gerek." dedi. Genç adam sonuna kadar haklıydı. Herkes her döneme layığı ile davranacaktır. İnsanoğluna yüz verince astar istiyorlardı. Yeşil ışıkta genç adam sağa dönüp bir gelinlikçi dükkanının önünde arabayı durdurdu. Önce kendisi ardından kadın indi. Soran mavi gözlerle bakan kadına "Burası yarına kadar elbiseni yetiştirebilecek tek yer. Hadi gel seninle tanışmak istiyordu." dedi. Evet anlamında kafasını sallayan kadın aniden elinden tutan adama ve ellerine baktı. "Biz yarın sahte olsa da nişanlanacağız. Bunu ikimizden başka hiç kimse bilmiyor. Oyunumuz gerçekmiş gibi olması için bazı şeylere katlanmak gerek." Deyip ellerini kaldırdı. "Mesela bunun gibi." dedi. Ne diyebilirdi? Genç kadın canına minnetti. Hala adamın elini tutmadığını fark edince ellerini birleştirdi. Bu oyuna kendi isteği ile girmişti. Bu oyunun kazananı o olacaktı. El mi yaman bey mi yaman herkese gösterecekti. Ona bakan adama gülümseyip "İstediğiniz zaman elimi tutabilirsiniz. Madem bir oyuna başladık bari layığı gibi oynayalım." dedi.

Başından beri siyah jeep'in yanında sessiz konuşmalarına genç adam devam etti. "Yeri geldiğinde de sarılacağım şimdi söylüyorum." Dedi. Genç kadının gülümsemesi yüzüne daha yayıldı. Bu adamın ağzından bal mı damlıyordu? "Robar başa gelen çekilir diye bir atasözümüz var bilir misin?." Dedi. genç adam kadının okyanus gözlerine baktı. Ne yani onu baş belası olarak mı görüyordu? Bu oyuna girmeyi kendisi kabul etmişti. Gitmek istemezse onu zorlayacak değildi. Ama buraya kadar gelmişken geri dönemezdi. "Davranışlarımı ve söylediklerimi yanlış anlama diye söylüyorum. Malum bizim durumumuzda olanlar genelde hayal ürünü oluyorlar. Sonrada kız karakter istemeden de olsa adamın davranışlarına veya duyduklarından etkileyip aşık oluyor." Dedi. "Haklısınız biz kadınlar duyduklarımıza siz erkekler ise güzelliğe aşık oluyorsunuz. Ama bunu bilmeniz ve kabullenmeniz hemcinslerinizle büyük bir başarı. ilerleme var." Dedi.

İbnelik ne kadar? Kilosu ağırlığı var mıydı? Ya da tanımı. İki genç de birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışırken her ikiside hanelerine puanlar eklediler. Peki bir oyun oyun yapan nedir? İçindeki karakterler mi yoksa oyunun oynadığı yer mi? Maçı stadyum da mı izlemek heyecan vericidir yoksa evde mi? Onlar aşk kuyusunda birbirinin üstüne ibnelikle çıkmaya çalışan iki âşık gençti. Oyun başladığında bir centilmen gibi önceliği kadına vermiş olsa da o daha hanesini puan ekledi. Yine ve bir kez daha ses çıkartmadılar. Ne diye bileceklerini bilmeden birbirine bakakaldılar. İkisi de koskoca bir meydanın ortasında tek başına kalakalmıştılar. Genç adam okyanusun en zemheri ve karanlık yerinde haykırırken genç kadın kahve çekirdeği ormanda kulağına gelen sesleri duyduğu halde kendisi haykırdığında onu kimsenin takmaması acı veriyordu. "Hadi içeri girelim sonra kaldığımız yerden devam ederiz." Dedi. Genç kadın gözlerini kısarak "Bölüm bitti gelecek haftaya görüşürüz diyorsunuz yani. Bana uyar ne zaman isterseniz." Dedi. Genç adam başını eğip gülümserken iki tarafa başını salladı. Sarışın kadına diyeceği bir ton şey vardı fakat susup zaferinin tadını çıkarmasını istedi. İkisi de konuşmayı bitir el ele cam kapıyı itip içeriye girdiler.

İçeride üç , dört tane kadın çalışıyordu. En yaşlı olanı mankenin üzerinde duran gelinliğe elindeki taşlı danteli dikiyordu. Diğeri önüne serdiği sayısını sayamadığı kadar küçük parça kumaşları bir eliyle tuttuğu parça kumaşın yanına getirip atıyordu. Bir diğeri bitmiş olan kırmızı kınalığı cansız mankene giydiriyor. Başka biri en yaşlı kadına yardım edip getir götür işlerini yapıyordu. En sonunda onları fark eden yaşlı kadın Türkçe aksanı ile konuştu. "Siz burilarde görmek ne güzel. Gecin oturin." Dedi. Genç adam kadını da peşinden sürüklenip müşteri ağırlıkları yere oturdular. "Kizım bize üç çay getir. Sizin için ne yapabilirim Robar ağa." Dedi. Genç kadın yaşlı kadının konuşması onu ne kadar güldürsede bir yandan da çok tatlıydı. "Ooo çift takilmaya başlamiş. Ayni renk yakinda aynı elbiselerlede görürüz." gülümseyerek dedi. Genç kadına görümcesinin kahvaltıda neden güldüğü işte o an dank etmişti. Bir ona birde abisine bakıp bakıp duruyordu. Rahatsız olmuştu ama rahatsız ses çıkarmamıştır. Bir ara yanlış bir şey yaptı diye kendinden bile şüphelenmişti. En sonunda patlak vermişti ve o hariç masadakiler görümcesine kızmıştı. Bu adamı sevgili kombini ile düşünemiyordu. Her bahse girerdiki abisini adı gibi bilen görümcesi de böyle düşünmüştü. Genç kadın saf saf güldüğünü farkında bile değildi.

- Çok güzel güliyor bu kadin Robar. Nereden buldin? Hangi ülkenin prensesi?

- Var olmamış bir ülkeden alıp geldim Emma hanım.

- Himmm sen eski Robar'a ne yaptıysan iyi yaptın. Bir daha gelmesin bu Robar daha iyi.

- Bizim işimiz çok Emma hanım. Zümra'ya yarına kadar bir nişanlık dikebilir misin?

- Ben bilemiyor Robar çok kisa bir zaman dilimi Rober keşke daha önceden gelseydiniz.

- Robar bence illaki diktirmeye gerek yok. Hazırda elinizde varsa onlardan birini de beğenip giyebilirim.

- Olmaz. Başka birini giydiği kıyafeti sana asla giydirmem.

- Babasi kilikli, yeni tasarladiğim bir kiyafet vardi. Onu nişanliğa çevirebilirim. Fakat gelin hanimin burada kalmasi gerekiyor.

- Eğer senin içinde sorun yoksa bana uyar burada kalabilirim. Başka bir zaman kapalı çarşıya çıkar mıyız?

- Ooo çok kalmazsin kizim iki bilemedin üç saat bana yeter. Sonra programiniza devam edersiniz.

İki kadının gözleri ağayı bulduğunda "Zümra için sorun yoksa tamam o zaman ben de o sırada işlerimi hallederim." dedi. İki kadın memnun gözlerle birbirine baktıklarında yaşlı kadın yerinden kalkıp sarışın kadını elinden tutup kaldırdı. Onu elbiseleri dikmek için mankenlerini koyduğu yarım metre yükseklikteki yere çıkardı. Genç kadın baştan aşağı süzüp arkasında bıraktıkları ayağa baktı. Sağ elinin parmaklarını hepsini birleştirip salladı. Genç kadına bakıp "Burida kal." dedikten sonra tekrar adamın yanına gidip onu elinden tutarak kaldırdı. Cam kapının dışına apar topar koyup "Seni de dişari alalim ağam. Merak etme sevgilin emin ellerde." deyip kapıyı kapattı. Şaşkın halde ayakta duran kadının önünde durup elini tanışmak için kaldırdı. "Ben Emma Hope buridaki katolik kilisesinin papazinin karisi. Uzin zamandir Türkiye'de yaşiyoruz." Dedi. Ona elini uzatan kadına gülümseyerek karşılık verdi. "Bende Zümra Söğüt KARAKAN A.Ş. genel müdüresi ve artık Midyat geliniyim." Dedi. Yaşlı kadın onu gördüğünden beri birine benzetiyordu fakat bulamamıştır. 'Midyat gelini' cümlesinden sonra jeton düştü. Olmazdı değil mi? Bu kız reakarnasyon mu geçirmişti? Yok hayır gözlerinin gün geçtikçe görüş alanı bulanıyordu. Ya da beyni ona oyun oynuyordu. Evet evet bu olmalıydı çünkü bunun başka açıklaması yoktu. Bu kız ölmemişti ki reakarnasyon'a uğrayıp tekrar dünyaya gelsin. Gelsek bile bu yaşta olamazdı. "Ben gidip elbiseyi getireyim. Sende elbiseyi süslemek için kurdele ve dantel seç. Şilan elbise süslerini getir ve gelin hanima bu konida yardimci ol." Dedi. Yaşlı kadın merdivenlerden bir üst kata çıktı. Eşarbını başında ayrı bir kafa varmış gibi toplayan genç kız sarışın kadına imrenerek baktı.

Gelinlikçi dükkanın içinde çalışan kızlar okyanus gözlü kadına kaçamak bakışlar atıyorlardı. Hepside birbirine bakıp kadını göstererek kafa sallayıp iki kadının yanına gidip tek tek tanıştılar. Ona yardımcı olan kadın elinde altın sarısı lale motifleri işlenmiş dantel kuldeleyi sarışın kadına gösterdi. "Bu nasıl hanım ağam?" Dedi. Genç kızın elindekini alıp inceledikten sonra kolunun üzerine serdi. "Olabilir ama diğerlerine de bakmak istiyorum." Dedi. Genç kız kafasını sallayıp diğerlerinide göstermeye başladı. Herkesin merak ettiği soruya cesaretini toplayıp söyledi. "Hanım ağam kusuruma bakmazsanız size bir şey soracağım. Ağamla nasıl tanıştınız?" Bu konu hakkında ikisi de konuşmamışlardı. Şimdi ne diyecekti? "Rahat birakin gelin hanimi. Saçma sapan sorularinizla kizimi yormayin. Yarin zaten çok yorilacak." Dedi. Onu bilmeden de kurtaran kadına minnettar kaldı. İstemeden de olsa aklı genç kızın sorusuna kaydı. Sahi nasıl tanışmışlardı? Önce onu avluda kafasına baston geçireceği zaman görmüş daha sonra uykulu saçı başı dağılmış halde tanışmışlardı. Bir kadın için hiç de güzel bir tanışma değildi. Yalanı sevmese de sonuçta bedavaydı. Yalandan kim ölmüştü o da ölecekti. Hemde zamanı boşa öldürmemiş olurdu. Kendini bir an prensesler gibi hissetti. Cariyeler etrafında dört dönüyordu. Bir ara işten vakit ayırdığında izlediği filmlerdeki sahne şimdi canlanıyordu. Ne demişti? Bugünden sonra keyfine bakacaktı. "Sorun değil hadi gelin etrafımda dolanın da anlatayım." gülümseyerek dedi. Hepsi çalıştıkları iş yerinin patronu yaşlı kadına yalvarır gözlerle baktıklarında kadın tamam anlamında kafasını salladı. Hepsi yaptıkları işi yarıda bırakıp gelin hanımın etrafına dolaştılar. "İki üç saatte Robar ağa gelecek gelin hanımı almaya. O yüzden herkes dinlerken bana yardimda edecek. Okey." Dediklerinde kızlar ve gelin hanım sanki sözleşmiş gibi aynı anda okey dediler.

Ahali gelin hanımın ağzından çıkacak cümlelere dikkat kesmişlerdi. "Biz ilk fakültenin spor bilimleri kampüsünde kampüsünde tanıştık. O zamanlar spor bölümü öğrenciler gösteri yapacaklardı. Arkadaşlarım ile gösteriyi izlemeye gittiğimizde hâlâ hazırlık yapıyorlardı. Bazılarıda yapacağı gösteriniz son provalarını yapıyorlardı. Birdenbire patenle kayan bir kişi yanlışlıkla bana çarptı." Dedi. Hayranlıkla onu izleyen gözlerine baktı. Hepsi de attığı yalanı yemişti. Bir yandan yalan söylediği için utanıyordu bir yandan da anlatırken eğleniyordu. "En heyecanlı yerinde niye durun hanım'ım?" Dedi elinde kumaş parçası olan kız. "Bir dakika anlatma. Al bakalım bunu paravanın arkasında giyinirken anlat." Dedi yaşlı kadın. Eline aldığı mürdüm rengindeki elbiseyi paravanın arkasına geçip anlattı. "Paten süren çocuk bana çarparken o da düştü ama beni arkadan karizmatik bir çocuk tutmuştu. Sonra arkadaşlarımın yanına gidip oturdum. O da bize yakın bir yere oturdu. Kaçamak bakışlar falan attık sonra onu bir daha görmedim."derken sesini üzülmüş gibi yaptı. O sırada kızların "aaaaa neden" gibi sorularına yanıt vermedi.

Giydiği kıyafet biraz bol gelmişti. Paravanın arkasından çıkıp tekrar yerine geçti. Ona kaçamak bakışlar atan yaşlı kadını umursamadı. Konak'ta üç kadının hatta hizmetlilerin bile kaçamak bakışlarını yakalıyordu. Ne oluyordu bu kadınlara? Kendinden şüphelenmeye bile yavaş yavaş başlamıştı. Ağlarına uygun olup olmadığını anlamak için süzüp kendilerince tartıyorlardı. Bakışları altında yatan gerçek nedeni çok yakında öğrenecekti. "Ağzının yanında çalışmadan önce başka bir yerde çalışıyordum. İş için Ankara'dan İstanbul'a gelmiştim. Havaalanında telefonla konuşuyordum bir yandan da yürüyordum. Bu arada aradan yıllar geçmesine rağmen onu unutmamıştım. İlk karşılaşmamızda bana tuhaf ama çok güzel bakan gözleri tam karşımda gördüm. Yıllar geçmesine rağmen daha da yakışıklı ve karizmatik olmuştu. Giydiği siyah takım elbise ona ayrı bir hava katıyordu. İnsanın adeta nutku tutuluyordu. Onun yanından geçen herkes bir değil birkaç kere ona bakıyorlardı. Bir şekilde herkesin dikkatini kendi üstüne çekiyordu. Çok sinir olmuştum ama elimden bir şey gelmiyordu." Dedi.

Genç kadın anlatırken bir yandan da diğerleri gibi anlattığı yaşanmamış hikaye gözünün önünde canlanıyordu. Bu kadından mükemmel bir yazar olurdu. Kafasının içinde beyin yerine hayal üreten makineler vardı. Sanki anlattıkça kelimeler kendiliğinden diline dökülüyordu. Zincir gibi kelimeler birbirine bağlanıyordu. Yaşlı kadın genç kadının üzerine oturması için iğnelerle işaretlediği elbiseye göz gezdirdi. Sarışın kadın manken olmak için doğmuş fakat yanlış mesleği seçmişti. "Elbiseyi süslemek için hangisi olicak." Dedi. "Emma hanım bi türlü karar veremedim." Dedi. Yaşlı kadın boynunda asılı duran gözlüğünü takıp çalışanının getirdiği dantel örneklerine baktı ve bakması ile genç kıza gözlerini çevirmesi bir oldu. "Bunlar olur mu? Sen kafana nerede Şilan?" kızgın sesiyle dedi. Dantel örneklerini genç kıza kızgın olduğunu belli ederek verdi. Ceviz rengindeki dolabın içinde asılı duran taşlı göz kamaştırıcı dantelleri aldı. Genç kadının önüne geçip tek tek kaldırıp indirdi. Her seferinde ya başını iki yana salladı ya da ağzıyla anlamsız sesler çıkarıyordu. En sonunda altın sarısı ve mürdüm rengindeki taşlı dantelde durup gülümsedi. Genç kadına uzatıp "Bak bakalim buni beğendin mi?" dedi.

Eline aldığı dantele hayranlıkla bakan genç kadın yaşlı kadının zevkini beğendi. Okyanus gözlerde beğeni duygusunu gören yaşlı kadın sorduğu sorunun cevabını almıştı. "Hadi durma anlat bakalim devamini." Dedi. Genç kadın karşısındaki yaşlı ama ruhu genç kadına tüm samimiyetiyle gülümsedi. Anlattığı gerçekleşmemiş tanışma hikayelerini kaldığı yerden devam etti. "Birkaç sene sonra çalıştığım yerin sahibi olduğunu başa geçirdi. Birkaç ay öyle böyle derken gazetedeki iş ilanı gördüm. Şansımı denemek için aradım ve bana gelin dediler. Bir de ne göreyim onu gördüğümde beri aklımda olan Robar Karakan koltuğunda oturup bana bakıyordu. Malum o zaman fabrikanın durumuna ortadaydı. Günlerce gecelerce hiç uyumadık çalıştık. Yeri geldi kendimiz bile denedik. Şimdi de Türkiye'nin en büyük ve en kaliteli şaraplarını üreten şirketiz. Beraber çalıştığımız zaman yakınlaştık falan derken bir gün her şeyi anlattım. Meğer o da beni hatırlıyormuş ama söylemeye cesaret edememiş." Dedi.

Onların aşk hikayesi anlattığı gibi romantik değildi. Aramazken bulunan mutlu tesadüf; serendipity. Mayışmış genç kızlar kadına bakıyorlardı. Çok romantik bir taşnışma hikayesi değildi fakat aşırıya kaçamazdı. Sonuçta bahsedilen kişi ağalarıydı. Karizmatik ve yakışıklı olmasının yanı sıra bir ağırlığı vardı. Genç kadın kızlara yoksa neler söylerdi. Tek lokmada imkansızı yedirildi. Kadınlar kadınlar karmaşık fakat mükemmel yaratıklar. Ellerinden birçok iş gelen kişiler. Yeri gelir iş kadını yeri geldiğinde ev hanımı birilerinin kızı daha sonra eşi çocuklarının annesi. Bazen teyze bazen de hala olurlardı. Bu hayatta birçok kişiye bölünüp çıkıyorlardı. Ev işleri, meslek işleri, kocalarının tatmin etmek, çocuklarına bakmak onlardan sorulurdu. Bu hayatta ömür boyu bitirmek tükenmek bilmeyen sorumlulukları vardı.

- Siz ama çok aşıksınız. Onu düşündüğünüzde mavi gözlerinizin içi parlıyor.

- Ay! Çok güzel. Peki ağam size ne diyor yani sizi çağırırken nasıl sesleniyor. Böyle aşkım birtanem falan diyor mu?

Biri hariç kadınların hepsi gülüyordu. Sahi ne diyordu? Zümra veya Zümra hanım olsun adını bile söylemesi güzeldi. Kalbini titreten yerinden çıkmasını sağlayan sesi seviyordu. Tepeden tırnağa bu adama aşıktı. İlk aklına gelen şeyi söyledi. "Okyanus gözlüm." Dedi. Kızların gülüşlerine göz devirdi. Yaşlı kadına gözü takıldığında onu yine süzüyordu. Fakat gözlerinde başka duygular gezintiye çıkmıştı. O esnada genç kadının telefonu çalmaya başladı. Ona dantelleri gösteren kıza "Masanın üstünde çantam getirir misin? Dedi. Çantasının içindeki telefonunu çıkarıp aramayı açtı. Tanımadığı bir numaraydı.

- Alo

- Zümra benim Robar işin bitti mi? Bir kaç dakikaya oradayım.

- Emma hanım benim işim burada bitti mi?

- Tabi bitti gelsin.

- Benim de işim bitti. Kapıya çık geldim.

- Peki. Ağanız gelmiş benden bu kadar kızlar. Nişanda tekrar görüşürüz.

Bulunduğu yerden inip tek tek sarıldı. Kızlara önce şaşırıp daha sonra sarıldılar. En son yaşlı kadına sarıldığında tam geri çekilecekken kadın izin vermedi. "Tanrıdan size anlattığın hikaye gibi Robar'la bir aşk diliyorum." Değip geri çekildiğinde yaşlı kadının gözü yaşlı iken ağzı gülerken gördü. "Emma hanım yarına kadar yetiştirebilir misiniz?" Tedirgince dedi. "Hiimm. Sen merak etme. Robar ağa yarın sabah gelip alsın. Bu erkek milleti başka neye yarıyor?" Genç kızın içini ferahlatmak için dedi. "Peki. Tamam söylerim. Tekrar herkese görüşmek üzere belki bir gün kaldığımız yerden devam ederiz." Dediğinde kızlardan biri hemen konuya atıldı. "Hanım'ım bunun kınalığı , gelinliği var. O zaman bol bol konuşuruz. Ayyy! Şimdiden bana heyecan bastı." Dedi. Hanımı ağları olacak mıydı? Tabii. Buraya kınalığını ve gelinliğin en güzelinden ve en kalitelisinden diktirmeye gelecekti. Genç gülen yüzlü kız doğru söylüyordu. Ama o gelmeyecekti. Dikilen kınalık ve gelinlik onun olmayacaktı.

Kader ona bir türlü gülmüyordu. Sahte düğününün nişanlığını üzerinde giyerken kendi gerçek düğününün gelinliğini bile giymemişti. Vücut ölçülerini sevgilisine vermiş o gidip beğenip almıştı. Sahi o kendi düğünü için ne yapmıştı ya da yapıyordu? Herkesten her şeyden uzak olmak onu iyi gelmişti. Tekrar geri dönmek istiyor muydu? Huzur, sessizlik, karanlığın içindeki aydınlık, şu ana kadar yaşanmışlıklarının en güzeli olan hemen yanında oturmuş araba kullanan adamın acı dolu şehrinde kalmak iyi gelmişti.

Bazen hapishaneler kafayı dinlemek için hem de doğru kararı alındığı ve hayatının, yaşamın ve özgürlüğün önlemini anladığımızı sağlıyordu. Genç kadında anlamaya başlamıştı. Hayatın anlamı neydi? Kaynağı nedir? Bir ömür boyu bizden ne yaparız? Okur sonra iş arayışına gireriz. Ardından kendimizi bu aşk denen illete kaptırır çok mutlu olacakmış gibi evleniriz. Sonra çoluk çocuk derken ardından yaşlılık takip eder. Hazin son ölüm bizi bulur. Tüm hayatımız bebeklik , gençlik , yetişkinlik ve yaşlılık olmak üzere dört evreden oluşur. Hepsinin ayrı bir anısı ve güzelliği vardır. Önce çocuksu davranış sonra ergenlik ardından olgun ve tekrar başa dönüp çocuk gibi davranan olgunlaşmış bir üst yetişkinler. En son evre tüm evleri kapsayan dönem. Tüm her şeyi yaşayıp beyninin v kayışının koptuğu, söylediklerini bile hatırlamağı ve ölümün kapının arkasında bekleyen hazin dönem. Genç kadının tek bir evresi kalmıştı. Şu an bulunduğu evreye kadar hayatın karanlık notlarında gezinmişti. Bugünden sonra aydınlık noktalarında koşa koşa yanındaki meteor gibi adamla koşacaktı. Önce girmesi gereken fakat geç kaldığı ders ardından vermesi gereken çok büyük bir sınavı geçmesi gerekiyordu. Bunları derse girmeden konuyu kendi kendine öğrenip haksızlık yapılarak 20 soruyu çözüp yapacaktı.

DERS : AŞK

KONU : GEÇMİŞ YAŞANMIŞLIKLAR

NÖBETÇİ ÖĞRENCİLER : ZÜMRA SÖĞÜT VE ROBAR KARAKAN

HOŞÇAKAL

Bölüm sonu

6 yorum