İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 14 · 6 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 14

🖤💙💍💙🖤 ...

Her saat başı dayak yemekle geçen genç kız bu seferde elini başına koyup ovaladı. Yengesine bakıp "Senin kocan olacak abim yüzünden; bir gün doğup büyüdüğüm memleketimi ter etmek zorunda kalacağım." dedi. Kendi kendine homurdanıp durdu. "Ne zaman bitecek bu kara bahtım? Aydınlığıma ne zaman kavuşacağım? Zavallı ben." Değip masadan kalkıp kaderine isyan ede ede gitti. Genç kızın dediklerine takmayan kadın aşık olduğu adamın arkasından kapıdan çıkana kadar bakmıştı. Herkes ondan şikayet ediyordu ama kimse onsuzda yapamıyordu. Tabağında duran küçük peynir parçasını ağzına attı. Geriye kahvaltı masasında kalan üç kadın kaldıkları yerden devam ettiler. Üçününde konuşacak hali yoktu. Hümmen Hanım anım ağzını masadaki peçeteyle sildi. "Elhamdülillah çok şükür. Bugünde karnımızı doyurup güne başladık. Kesene bereket Robar ağa." Dedi. Genç kadın ve kaynanası genç kadına baktılar. Sanki az önce torununu sinir komasına sokmaya çalışan o değildi. Genç kadın bu ikilinin birbirinden ne istediğini anlamamıştı. Hem severken bi yandan da sövmek ikilinin üstüne cuk diye oturmuştu.

Yaşlı kadın önce ona şaşkınlıkla bakan mavi gözlere daha sonra alışkın kahve gözlere baktı. Büyük gelini alışmıştı. Küçük gelinide zamanla alışacaktı. Kimse cefayı çekmeden sefanın önemini anlayamazdı. "Afiyet be." Değip bağırarak "Latife benim odamdan örgü sepetini getir. Doğacak torunlarıma yaptıklarımı gelinlerime göstereceğim." dedi. Genç kadının torun kelimesinden sonra yediği yumurtalı ekmek boğazında kalmıştı. Öksürük krizine giren kadına telaştan ne yapacağını bilemeyen Saliha Hanım anım çay içirmeye çalışıyordu. Öksürüklerinin arasında zar zor "su" diyebildi. Kendine sonradan gelen kadın çayı masaya bırakıp boş bardağa su doldurup içirdi. Birkaç dakika sonra kendine gelen genç kadın kaynanasının ve yaşlı kadının sorusunu yanıtladı.

- Daha iyiyim.
- İstersen odana çık dinlen. Daha sonra hep beraber bakarız. Öğlen yemeği hazır olduğununda seni çağırırız.
- Çok iyi olur Saliha Hanım. Size afiyet olsun.

Genç kadın masadan kalkıp merdivenlerden çıkmaya başladı. Gelininin ona mesafeli davranması hoşuna gitmiyordu fakat onu da anlamaya çakışıyordu. Oda daha küçüçük yaşta boyundan büyük acılar yaşamıştı. Asıl tuhaf olan hemen anne demesi olacaktı. Ah! Güzel gelini de oğlu ve ev ahalisi gibi çok acılar çekmişti. Soy adları KARAKAN yerine ACI olsaymış tam olacaktı.

Oda her kadın gibi kocasını özlüyordu. Bir an önce onun yanına gitmesi olanları baştan sona ölü dahi olsa anlatmak istiyordu. Kocası ona ölmeden önce "Diri de ölü de olsam yine de seni dinlerim." demişti. Her hafta sonu gider yaşadıklarını anlatırdı. Onu dinliyor muydu biliyordu ama her mezar taşının yanına oturduğunda kocasının kokusunu getiren hafiften rüzgar çıkardı. İçine huzur dolardı. Kendini en güvende hissettiği kocasının kollarındeyken hayali ile bulurdu. Büyüklerinden ölen kişinin mezarına gittiğinde ölünün gelen kişiyi hissettiğini söylerdiler. Bu yüzden bir dahakine gelinini de alıp götürecekti. Bu sefer yanlız gitmek istiyordu. İçindeki akarsuyun kapaklarını açıp denize salması gerekiyordu. Bunları düşünürken her zamanki gibi ağladığından bi haberdi. Masada öylesine oturup boş taş merdivenlere bakıyordu.

Sofrayı toplamaya gelen hizmetli kadınlar sessiz sedasız topluyorlardı. Büyük hanımlarının bu haline artık alışmışlardı. Hanımlarına bakınca içleri yanıyordu.
Evlenmek için neler çekmişlerdi?
Bu onlara reva mıydı?
Nelere gögüs germişlerdi?
Şimdi böyle ayrılmak onlara yakışmamıştı.

Felek eski felekti ne yaparsan ya hep nankör davranırdı. Sevip okşasan kıçına tekmeyi basardı. Efsanelere taş çıkartan aşk hikayeleriyle meşhurdu KARAKAN KONAĞI.

Hümmen hanım doğacak torunlarına daha öncden yaptığı her çeşitten kazak, patik, hırka vb. kıyafetleri özenle katlayıp bohçaya koyuyordu. Ne hikmetse yaptıkları iki oğlan bir kız çocuğu için uygun renkte yapıyordu. İçine doğuyordu daha doğmamış torunları.
Tabii eğer bu oyun gerçeğe dönüşürse.

Saliha Hanım kırmızılarla kaplı odasında yatağa oturmuş çocuklarının bebeklik kıyafetlerine bakıp ağlıyordu. Ne güzel günlerdi. Kocası yanındaydı. Kim kimi daha çok seviyor oyununda çocukları babası için anneleriyle tartışıyorlardı. Her seferinde çocuklarının kazanmasına izin versede kocası kulağına "Ben onlarınsam sende benimsin. Bir gün onlar yuvadan gidecek ama biz ikimiz kalacağız." derdi. Bir zaman makinası olsaydı hiç düşünmeden zamanı geriye alırdı.

Kırmızı onun ve kocasını rengiydi. Her ikiside severdi. Fakat kocasının sevmesinin nedeni: Karısına kırmızı rengin çok yakışmasıydı. Kına gecesinde allem etmiş kallem etmişti o kırmızı geceliği giydirmemişti. Eline oğlunun arabalı tulumunu aldı. Öpüp koklayıp nemli gözlerle baktı. Oğlundan bir kaç gün önce ümidini yitirmişti. Kızında ise hayır yoktu. Torun sahibi olmak anca düşlerde nasip olmuştu. Ama şimdi imkansızı gerçek oluyordu. Büyük olanı zar zor zap ediyordu fakat küçük versiyonu babasına çekmeyecekti. Ne huyları ne de kaderi benzeyecekti. Kaderi bilinmez ama genler buna izin verecek miydi?

Kaynanasının yaptıklarını görünce gelini çok şaşıracaktı. Fakat onun torunları için yaptığı hazırlığı görünce şok geçirecekti. Bu aile yıllardır toruna aç kalmıştı. Konağı inletecek bebek sesleri yıllardır yoktu. Onu da verecek tek kadın bir kaç gün önce konağa ayak basmıştı. Ya da onlar öyle sanıyordu. Açık kapının çalındığını duyunca elinin tersiyle göz yaşlarını silip kapıya doğru baktı. "Gelebilir miyim Saliha Hanım?" Dedi gelini kibarca. Orta yaşlı kadın duygu solu selde olduğu için cevap verecek durumda değildi. O yüzden kafasıyla onayladı. Genç kadın yanına gelip yatağın ucuna oturdu. Önce yatağın üzerinde serili halde duran erkek kız bebek elbiselerine sonrda kadına baktı. "İyi misiniz? Hizmetli kadınlardan biri büyük ihtimalle odasında ağlıyordur demişti. Yanılmamış." Dedi üzgün sesiyle. Gelininin gözlerine içtenlikle bakan kadın samimi sorusuna yanıt verdi. "İyiyim merak etme. Beni bırak sen dinlenmene bak." Dedi. Genç kadın bu konağa geldiğinde beraberinde bir çok kişinin kaybolmuş uçurumun ucundaki hayallerinide getirmişti. Gerçeklerin ortaya çıkması genç kadının Mardin'e gelmesiyle başlamıştı. İnceldiği yerden kopsun.

- Yorgunum dinlenmek istiyorum ama uykum yok. Bende dedim ki eğer sizinle konuşursam hem birbirimizi tanımış oluruz hemde dinlenmek için önümde koca bir gün var.

Sonra elini yatağın üstündeki küçük siyah simokune elini götürdü. "Bu onun ilk takım elbisesi. Ne güzelde yakışmıştı. Babasının kravatlarını sürekli alır giydiği elbisenin üzerine takardı. Bir gün kocam iş dönüşü gidip almış. Duş yapmaktan ölesiye nefret eden Robar Bey o gün güle oynaya duş almış temiz temiz giyinmişti. O siyah gür yolası saçlarına jole sürüp yandan taramıştı. Uyuyana kadar çıkartmadı. Ben uyuyunca çıkarttım ama çıkartmaz olaydım tabii ertesi sabah konakta Robar kıyameti koptu. Eğer bi erkek çocuğunuz ve izinin olursa bunu onada giydirmek isterim." Dedi. "Ne izini tabii ki de giydirebilirsiniz. Ben bundan mutluluk duyarım." İçinde sevinç barındıran sesiyle dedi. Bu takımı giyecek çocuk onun çocuğu olmayacaktı yinde gözü yaşlı kadını kıramadı. Şimdiki Robar Ağa'nın bu takım elbiseye anca kolları zar zor sığardı. Birden gözünün önüne takım elbiseli ellerini arkada bağlamış avluda çatık kaşlarla oyun oynayan küçük ağa berildi. Kendini tutamayıp gülümsedi. Genç kadının aklından geçenleri tahmin eden orta yaşlı kadın da gelininine katıldı. Onları kapı arkasında kıskançlıkla izleyen hizmetli kızdan bi haberlerdi.

- Hadi gel taze kavrulmuş kahve var. İki fincan yapta mutfak balkonunda içip gelin kaynana dedikodunun dibine vuralım.
- Tabi olur.

Akabinde gelin kaynana mutfağa girdi. Genç kadın kaynanasını gözleriyle takip etti. Orta yaşlı kadın on kişinin rahatlıkla yemek yapacağı geniş mutfağın ortasında bulunan masa şeklinde ki kilerden 5 kiloluk ağzına kadar dolu olan kahve çekirdeği cam kavanozu çıkardı. Masanın üzerine koyup cam kavanoza aşkla bakan gelinine baktı. "Gelinim kavrulmuşlar dedim ama yapmamışlar. Biz kendimize göre yapalım onlar geri kalanını halleder." Dedi. Etrafına bakıp gelinine işaret ettiği eşyayı istedi. Kendiside asılı özel toprak tavayı ocağın üstüne koyup altını kısık ateşte açtı. İçine iki kişiye yetecek kadar kahve çekirdeği atıp tahta kaşıkla yavaş yavaş karıştırdı.

Genç kadın kaynanasının ona işaret ettiği tezgahın üzerindeki garip mutfak eşyasını alıp kaynanasının yanına geldi. Halâ gözlerini garip eşyadan alamayan kadına kaynanası güldü. "Buna kahve değirmeni denir. Tabii sen nereden bileceksin ki, sizin zamanınızda yoktu. Benim gençliğimde her evde bulunması gereken en önemli eşyalardan biriydi. O zamanlar pazardan çekirdek halinde alınır evde kavrulur bu kahve değirmeninde toz haline getiririldi. Rahmetli kayınpederim ve kocam çok sever. Şimdi adı bile bilinmiyor. Dilden dile dolaşıp nam salan şey günümüzde tuhaf bakışlara maruz kalıyor." Dedi. Kaynanasını dikkatle dinleyen genç kadın tekrar bakışlarını kahve değirmenine çevirdi. Yarım metre boyunda , başından kapaklı yanında çevirmek için sapı olan bir mutfak eşyasıydı. Kim bilir eskiden daha neler vardı da günümüzde kaybolmuşlar kulübünün eski ve daimi müşterileri olmuştu. Birileri tarafından gün yüzüne çıkmayı dört gözle bekliyorlardı.

HOŞGELDİN :)

Bölüm sonu

3 yorum