Genç kadın yemek masasında ona ait yere oturdu. Açık hava baş ağrısına iyi gelmişti. Sıcak esen rüzgar genç kadının sarı saçlarını hoyratca uçmasını sağlıyordu. Çayını dolduran hizmetçiye sessizce teşekkür etti. Genç hizmetli karşılık olarak gülümseyip "Afiyet olsun gelin hanım." dedi. Konak çalışanları ağalarının evleneceği kadının kim olduğunu , kimlerden olduğunu merak ediyorlardı. Hümmen hanım sayesinde çok kısa süre içinde de öğrenecekleridi. "Küçük gelinim iki gün sonra sözün var ama ne anan ne de babanı tanıyoruz. Ben bu iten hiçbir şey anlamadım." Dedi dili döndüğü kadar. Beklenmedik soru karşısında genç kadın ne diyeceğini bilemedi. Hangi annesini çağırsaydı? Onu istemeyip çöp konteynırına atan kadını mı? Yoksa anne diğe bildiği toprağın altındaki kadını mı? Hangi babayı çağırsaydı? Tek gecelik ilişkiler yaşayan adamı mı? Yoksa kumar borcuna batmış her seferinde para gönderdiği adamı mı çağırsaydı?
Yemek masasında oturanlar herkesin gözü genç kadının üstündeydi. Oda karşısındaki adamın gözlerine bakıp geri çekti. Soruyu soran yaşlı kadına baktı. "Hümmen Hanım öncelikle bunu bilmenizi isterim ki ben evlatlık çocuğum." Dediğinde hizmetli hiç beklemdiği bi şeyi duyunca refreks olarak elini ağzına götürüp "Abooo" diye anlamsız ses çıkardı. Bu sefer tüm gözler hizmetli kadına çevirmişti. Onları dinlediği ortaya çıkan kadının yüz ifadesi değişmiş ve kızarmıştı. Saliha hanım hizmetli kadınını onları dinlemek için işini aheste aheste yaptığını bildiği için kızgın olduğunu belirten sesiyle "Şehriyar senin bizi dinlemekten başka işin yok mu? Git işin başına." dedi. Hizmetli kadın yaptığı işin aksine hızlı hızlı yürüyüp duyduğu şeyi çalışma arkadaşlarına söylemek için fırsat kollayacaktı. "Benim küçük gelinim, evlatlık olman benim gelinim olmayacağın anlamına gelmez. Bu işten kaçarınız yok. O söz de düğünde olacak ve ben bu kapıdan başım dik çıkıp o toprağın altına gireceğim." Dedi.
Genç kadın postayı koyan yaşlı kadına nemli gözlerle bakıp "Allah korusun." değip ardından ekledi. "Ben onun için söylemedim ki sadece bilin istedim. Beni evlatlık alan ailenin akrabalık bağı zayıf olduğundan çağırsan dahi geleceklerini sanmıyorum. Annem akciğer kanserinden vefat etti. Babamın geleceğini zannetmiyorum ama yine onunla konuşurum." Dedi. Başını tekrar karşısında oturan sessizce kahvaltısını yapan adama baktı. Ardından o da sessizliğe gömülüp iştahı kaçmasına rağmen kendisini zorlayarak bir şeyler yemeğe çalıştı. Üç kadın beklemedikleri şeyler duyunca anca kendilerine gelebilmişlerdi. Herkesin adına Hümmen hanım baş sağlığı dileyip en kısa sürede annesi için mevlüt vereceğini söyledi.
Genç kız yengesini neden bu kadar çok sevdiğini yeni öğrenmişti. Şu ana kadar bilmesede ikisininde kalpleri yara bere içindeydi. Bir insanın kollarında prensi dediği adamı saatlerce ölü olarak kalmasını kim bilirdi? Acısını kim anlardı? En azından onun geriye kalan annesi, abisi, babaannesi vardı. Ama yengesine hayat doğar doğmaz tekmeyi basmıştı. Biyolojik ailesi yoktu. Evlatık verildiği ailenin bi üyesi toprak altında diğeri ise kızının sözüne gelemeyecek kadar ne olmuşsa. Yengesinin her yönden eksik kaldığını fark etti. Seygi ve ilgiye aç kalmıştı. En önemlisi aile şefkatine...
Kimin daha fazla acısı vardı? Genç kadının mı? Genç kızın mı? Yoksa deli gibi sevdiği kocasını kaybeden Saliha hanımın mı? Ya da hayatını paylaştığı adamın ve evlat acısı yaşayan Hümmen hanımın mı? Kim bilir belkide iki kere aşk tarafından kapı dışarı edilen genç adamın. Belkide kimin acısının daha fazla olduğunu sorgulamak değildir. Asıl mesele kim kime hangi bağlarla bağlandığıdır.
Genç kız ona seslenen abisine baktı. "Yine dalıp gittin. Çok dalam derinle yüzme bilmiyorsun. Boğulursun." Dedi. Genç kız bu lafın altında kalmazdı. Fıtratında öyle bir şey yoktu. O engin zekasını kullanıp abine "Prens De Higne ne der bilir misin abi? Ben dalgın insanları çok severim. Bu onların iyi olduklarını, fikir sahibi olduğunu gösterir. Zira kötüler ve boş kafalılar her zaman uyanıktırlar." değip zafer gülüşünü yaptı. Ev ahalisi bu kez gözlerini genç adama dikmişti. "O engin zekanı abine karşı değilde rakiplerine karşı kullansan çok daha mantıklı olur Erce KARAKAN." Dedi. Bu laf atışmanın sonu gelmeyeceğini anlayan orta yaşlı kadın olaya el atmanın zamanı geldiğini düşünüp iki evladını susturdu. "Ay! Yeter! Susun! Sizin birbirinize laf sokmanızı çekemem. Zaten yorgunum birde siz başlamayın. İkinizde işinizin başına dönün ve sen Robar ağa işini elinden geldiğince erken bitirip Zümra gelinimi alıp söz kıyafeti almaya gidiyorsunuz." Dedi tek çırpıda. Her zaman ki gibi bir yolunu bulup annesinin emirlerine şaka ile cevap veren genç kız elini anlına koyup asker selamı verdi. "Emredersiniz komutanım." Dedi.
Yine yapmıştı yapacağını genç kız; herkesi güldürmeyi başarmıştı. İçindeki acı dolu kitabın sayfalarını açıp bir kaç dakika sonra sessiz sedasız geri kapatmıştı. İçindeki fırtınaya yakanan gemisini durgun sulara doğru yöneltmeyi başarabilmişti. Aile olmak bu değil miydi? İçindekilere rağmen sevdiklerini gülümsetmek onların gözlerindeki umut ışıklarını daima yanmasını sağlamak. Birlikte hep beraber el ele verebilmekti. Birlikten kuvvet doğar.
Genç adam ev ahalisine "Herkese afiyet olsun. Zümra bugün benim işim uzun sürer sen istersen dinlen yarın çıkar bakarız." dedi. Genç kadının hiç hali yoktu. Önündeki koskoca günü dinlenmek içi harcayacaktı. "Olur. Birazda kendim halsiz hissediyorum. Dinlenmi olurum." Dedi. Yaşlı kadın küçük gelinine baktı. Ciddende yorgun görünüyordu ve göz altları morarmaya başlamıştı. Gözlerinin akının içinde kırmızılıklar vardı. Sanki gece boyu ağlamıştı. "Erce neydi onun adı pron muydu proton muydu?" torununa bakıp dedi. Babaannesinin Türkçeye eklediği yeni kelimeler genç kızın yemek masasında kahkaha atmasına sebep oldu. Omzuna gelen acı dolusu baston faciası bir kez daha son buldu. "Terbiyesiz. Nerede görürmüş babaanneye gülürdüğü." Dedi. Hâlâ omzunun acısını yaşayan genç kız, elini darbe alan omzuna koyup ovaladı. "Babaanne özür dilerim. Ne yapayım? Birden öyle diyince diğerleri gibi kendimi tutamadım." Kısık sesle dedi.
Yaşlı kadın dudaklarını gülmemek için birbirine bastıran iki gelinine ve otuz iki dişini gösteren torununa baktı. Patavatsız olsada kendi benliğini saklamayan tek kişi küçük torunuydu. "Hani geçen gün halsizdim beraber bakmıştık ya dokunmamatik telefondan." Dedi. Masa ahalisi gülmemek için kendini zor tutarken genç kız "Yine yanlış söyledin babaanne o dokunmamatik değil dokunmatik telefon ve ayrıca o söylemek istediğinin adı protein." dedi. Yaşlı kadın kızgın sessiyle "Bu da başımıza muallim kesildi. Her neyse ikiside aynı kapıya çıkıyor. Ondan yemen lazım küçük gelinim. Saliha söyle kadınlara akşam yemeğinde kaburga ve fasulye yapsınlar. Onlar halsizliğe iyi geliyor." dedi. Konuşmanın başından beri sessizliğe bürünen genç adam fırsatını bulmuşken babaannesine laf sokmaya çalıştı. "Bunları da mı o dokunmamatik telefonundan öğrendin Hümmen hanım?" Dedi. Yaşlı kadın torununun böyle bi atağa geçeceğini tahmin ettiği için son kozunu oynadı. Giydiği siyah elbisesinin cebinden son model ışıldayan telefonunu çıkarıp masanın üstüne koydu. "Heee Robar ağa ondan öğrendim. Kendime en güzelinden en pahalısından aldım. Senin dandik telefonundan daha iyi ve pahalı. Hiii birde kendi kendine konuşuyor. Yoksa bir şey mi diyeceksin." Dedi nisbet yapar gibi...
Genç adam bu kadınla uğraşılmayacağını bir kez daha anladı. Deveye hendek atlatmak bile daha kolaydı. Dedesi bu kadına nasıl başa çıkabilmişti hayret ediyordu. Gelinleri olacağını sanan kişiyi çoktan kendi içlerinde benimsemişlerdi. Bu hikayenin sonu hüsranla bitecekti.
Genç adam karşısında oturan şaşkın kadına baktı. Burada kalacağı süre zarfında ikilinin ilişkilerini anlayacaktı. "Bakma bana öyle Robar valla bende öğreteceğimi bilmiyordum. Seninle birlikte öğrendim." Dedi kendini savunarak. Genç adam bakışlarını kadından çekip babaannesine sonrda yeni aldığı daha doğrusu ilk aldığı telefona baktı. Babaannesi savaşı ilk attığı kurşun ile başlatmıştı. Ama bu işin içine genç kadını karıştırmak istemiyordu. Tekrar genç kadına bakıp "Hayır öğretmiyorsun. Hanım efendinin asıl amacı telefon öğrenmek değil Robarı nasıl delirtebilirim yollarını bulmak. Ve sen bu savaşta tarafsız kalacaksın." otoriter sesiyle dedi. Genç kadının konuşmasına müsade etmeden masadan kalktı. Kız kardeşinin başına hafifçe bir kere vurup ilerledi. Arkasına bakmadan konuşmasına devam etti. "Söylediklerim senin içinde geçerli ve çabuk ol. İşler seni akşama kadar beklemez." Dedi. Torununun kızgınlığı hümmen hanımın hoşuna gitmişti. Daha da sinirlenmesini istediği için avluda bahçe kapısına doğru giden torununa bakarak bağırdı. "Küçük gelinim sen Robarın dediğine bakma. Boşver onu, hele gel yanıma oturda şu indeksamı indirde neler varmış bakalım." Dedi. Genç adam babaannesinin sırf onu sinir etmek için yaptığını biliyordu. Dünya üzerinde sosyal medya hesabı olmayan nadir kişilerden biri torunu sayesinde parmak atmıştı. "O telefona dokunmayacaksın Zümra. Kim aldıysa o indirsin." Demesiyle genç adamın arkasından kapının yüksek sesle kapanması bir oldu.
HOŞGELDİN :)

