Akabinde konağın kapısının önünde arabasını durdurup indi. Kapıyı açan korumaya "Kız evine haber sal Baran, hazırlıklarını yapsınlar. Ortalık durulunca senin kız isteme işini halledelim." dedi. Eğilip elini öpmeye yeltenen adamın omzuna abi edasıyla vurul. "Allah hayırlısı neyse onu nasip etsin." Dedi. Sert bakışlı kapı korumasının yüzünde güller açtı. Genç adamın avluya ayak basmasıyla arkasından kapılar kapandı. Karşısında bastonunu yere vurup vurup kaldıran öfkeli yaşlı kadına baktı. Evde onu bekleyen canlı bombayı unutmuştu. "Vere Robar ağa vere. (Gel Robar Ağa gel.)" Dedi. Genç adam kendinden emin adımlarla ilerleyip yaşlı kadının önünde durdu. Bastonunun ucunu genç adamın gögüsüne dayayıp konuştu. "Eşşek oğlu eşşek sen ne bok yiyiyorsan ye ama gelinlerimi bulaştırma." bağırarak dedi. Bastonunu indirip torununa yaklaştı. "Senin yüzünden gelinlerime zarar gelsin. Yemin ederim ki seni Beyaz suya götürüp eşek sudan gelene kadar ıslak ıslak bu bastonla döverim. Bu bilinmiş ola Robar ağa. Ona göre ayağını yorganına göre uzat." Altını çize çize dedi. Bastonunu yere vura vura hazırlanan kahvaltı masasının baş ucuna oturdu.
İçindeklileri bi nebze olsada dökmüş rahatlamıştı. Bu oğlana ne zaman bağırsa içi ferahlıyordu. Babaannesinin öfkeli sözlerine hazırlıksız yakalanmıştı. Gelinlerine ne kadar düşkün olduğunu herkes bilirdi. Onu tamamiyen unutmuştu. "Hadi sende git temizlen gel. Sofraya böyle oturma bereketi kaçar bereketsiz ağa." Hâlâ ona kızgın olduğunu belirten sesiyle dedi. Genç adam başka bir zaman olsaydı bu kadının laflarının altında kalmazdı. Ama biliyordu ki bu sefer kendisi suçluydu. Bu yüzden yaşlı kadının emrine uyup taş merdivenlerden yukarı çıktı. Hilal şeklindeki eskitme büyük kapıdan içeri girip odasının yolunu tuttu. Birkaç hizmetli duvarın üstündeki antika süs eşyalarını siliyorlardı. Genç adam başıyla kadınlara selem verip yoluna devam etti.
- Hala bu nasıl ağa? Resmen dizilerden fırlamış.
- Sus kız adamın başı bağlı. Yeni geldin kır dizini otur kıçının üstüne. Benim başımı belaya sokma. Zar sor seni işe aldırdım ama bi halta yaradığın yok. Seninki başka biriyle evlendi diğe duydum. Seninle gönül eğlendirdi başkasıyla evlendi. Oh! Ne güzel iş.
Orta yaşlı olmasına rağmen daha da yaşlı görünen kadın çiçekli eşarbını düzelterek eskitme dolaba gidip üzerindeki eşyaların tozunu almaya başladı. Yeğeni ile başından beri sessiz konuşmalarına son vermişti. Genç kız eşarbını düzeltip eteğini katlayıp gereğinden fazla kısa yapmıştı. Genç adamın gittiği yere tekrar baktı. Eğer tekrar gelirse ağayı görme şansını kaçırmasın diğe. Genç adımı diğerleri gibi elinden kaçırmayacaktı. Önünde duran güzel engeli aşmaya karar vermişti. Bugüne bugün namı değer sülü Dilan'ın yeğeniydi. Atalarımız kız kısmı halasına çeker boşuna dememişlerdi. Genç hizmetli işine geri döndü. Arada bi gözü ağanın gittiği yöne kayıyordu.
Genç ağa duşunu almış siyah takım elbisesini giymişti. Her zaman aynı kullandığı kahve kokulu parfümünü sıkıp odadan çıktı. O sırada odanın kapısının üstündeki kalası silen genç hizmetli sandalyenin üzerinde duruyordu. Kapının aniden açılması üzerine dengesini kaybeden genç hizmetli yere düşecekken genç adam onu belinden yakalayıp düşmesini engellemişti. Nazikçe kızı bıraktı. "Şey ağam .... kusura kalmayın aniden açılınca birden korktum." Dedi. Planını devreye sokmaya başlamıştı. Robar ağayı tavlayıp bu koca konağın gelini, ağanın karısı olacaktı. O sarı yelloza kaptırır mıydı? Okumuşta ne olmuş diğe düşündü. Bu aşk oyununda bir tane daha davetsiz misafir yer var mıydı? Oyun içinde oyun oynanır mı? Genç adam "Bir dahakine daha dikkatli ve kimse yokken temizle." değip sandalyeyi ayağı ile kenara itip gitti.
Genç kadının odasının kapısı çalındığında çoktan krem bahar havası veren çiçekli elbisesini ve hasır krem ayakkabılarını giymişti. Sarı dalgalı saçlarını açık bırakmış her iki taraftan alıp arkadan siyah çıt pıt tokası ile irleştirmişti. Boy aynasından melek kolyesini takmaya çalışıyordu. Adeta cennetten dünyaya düşmüş huri gibiydi... "Gel" Dedikten sonra kapının ardında kalbinin ritimlerini değiştiren adamı görünce ne yapacağını bilemedi. "Ah! Robar Bey siz miydiniz?" Diğe bildi. Genç adam tek kaşını kaldırarak "Başka birini mi bekliyordun?" dedi. Genç kadın elini ağzına vurmak istesede yapmadı. Bu dili yüzünden adamın onu seveceği varsada sevmezdi. "Hayır birini beklemiyordum. Sizi görünce şaşırdım. Malum dün olanlardan sonra nezalathanede kalmışsınız." Dedi kısık sesle. Genç adam kapıyı kapatıp içeri girdi. Kadının önünde durup sağ elini kadına uzattı. "İstersen kolyeni takmakta yardımcı olabilirim." Dedi.
Genç kadın teklife gülümseyip genç adamın eline en sevdiği kolyesini bıraktı. Arkasına dönüp başının üstünde saçlarını topladı. Genç adam kadının maddi değeri olmayan kolyesine baktı. Böyle muazzam öpülesi boynuna ucuz değil yakutlarla süslenmiş kolye olması gerekiyordu. Genç adamın parmak uçları yumuşacık ama gür saçlarında oyalandı. Genç kadının teninin güzel kokusu adamın ciğerlerine bayram ettiriyordu. Kadının kolyesini takmasıyla genç kadın elleriyle topladığı saçlarını saldı.
Genç adam kadının kulağına eğilip karşısındaki aynadan kahveliklerini maviliklere kilitledi. "Şimdi bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Başka bir gün konuşursak daha iyi olur. Hâlâ ellerimin avuç içi kaşınıyor. Bu arda bey kelimesi yok sanıyordum." tok sesiyle dedi. Kadın mahcup bir sesle "Unuttum. Geldiğimden beri olaylar üst üste geliyor. Kendimi eski Türk sinemasındaki oyuncular gibi hissediyorum." Dedi gözlerini adamdan çekerek.
Kulağının bir kaç santim uzağındaki nefes alışverişlerin sahibi doğru düzgün konuşmasını engelliyordu. Birde onu ne zaman görse ritmi bozulan kalbi bir gün onu ele verecekti. Genç adam halkulade sözlüsüne içinde özür barındıran sesiyle "Ağrın var mı?" Diğe sordu. Kadın bu özrü anlamasada sorduğu için sevinmişti. Başını iki yana sallayıp "Hayır" dedi. Genç kadının sormak istediği başka bir şey daha vardı. Fakat sormaya çekiniyordu. Dün yaşananlardan sonra uzun bir süre dışarı çıkma fikri ona pek cazip bir fikirmiş gibi gelmiyordu. Bu yüzden de sözünde giyeceği kıyafeti nasıl alacağını bilmiyordu. Sahte bi söz merasimi olsada bi kadın için çok önemliydi. "Söz kıyafetini dert ettme ben birşeyler ayarlarım." Aniden dedi genç adam. Kadın hala arkasında duran adamın gözlerine aynadan soru sorarcasına baktı. Tam ağzını açıp konuşacakken genç adam "Gardolap'a öyle bi bakıyordun ki anlamamak mümkün değil." dedi. Kadının kızaran yüzünden dolayı gülümsedi. Onunla konuşmayı seviyordu. Gün boyu ne yaptığını hiç bıkmadan anlatabilirdi. Konuşmayı sürdürmek için "Demek o kadar çok benimle sözlenmeyi istiyorsun." dedi alaycı bi tavırla. Genç kadının kızaran yüzü renkten renge girmişti. Kendini yerin yedi kat altına gömmek istedi. Ama ne çare efsaneye görede orada aşk tanrıçası yaşardı.
Genç adam kadının kızaran yüzüne bakıp tebessüm etti. Onu utandırmak nedense hoşuna gitmişti. Kadını yumuşakca kollarından tutup kendine çevirdi. Pembeleşmiş sıcak yanaklarına parmaklarını sürttü. İki genç birbirlerinin gözlerinin içinde kayboluyordu. Kalp atışları hızlanmış kasıklarına ağrı girmişti. Gökyüzü ve yeryüzünün bir araya gelmesi hiç iyi olmamıştı. Tabii ilk kendine gelen adam olmuştu. Kadının hokka burnuna vurup "Bu kadar düşünme eminim harika bir gelin olacaksın. Elbisen üzerine tam olacaktır." dedi. Sonra ellerini pantolonunu cebine koyup kapıya doğru yöneldi. Bu adam sanki onu kırmızının tonlarına büründürmeye yeminliydi. Kalbi dert değilmiş gibi adamın her dokunuşunda kasıklarında hissettiği ağrı başına çıkmıştı. Kadınlık hormonları bu adamın yanında tavan yapıyordu. Normal miydi? Adamın gülüşlerini kalbine kazımak. Sonsuza kadar orada kalmasını istemek. Her dokunuşunda kadınlık duygusunu hissetmek. Çikolata gözleri kaşıklamak.
Bu işte bir terslik olduğunun farkındaydı. Kalbi ona aşk oyunu oynuyordu. Kendiside bi oyunun içindeyken başka bi oyuna girmek haksızlık olmaz mıydı? Gerçek dünyaya gözlerini açtığında adamın peşinden gitti. Beraber odadan çıktılar. Başı ağrıyordu fakat kafasındaki sorulardan mı yoksa kafasını çarptığı için mi bilmiyordu?
HOŞGELDİN :)


