O esnada kavrulmuş kahve çekirdeğinin kokusu mutfağa yayılmıştı. Genç kadının aklına bir kaç saat önce görüpte özlediği kişi geldi. "Robar gibi kokuyor" Sessizce dedi. Fakat sessizce söylemesi kaynanasının duymayacağı anlamına gelmiyordu. O da kendisi gibi kahve sever miydi? Ona her gün hiç bıkmadan öf bile demeden yapardı. Orta yaşlı kadın kavrulmuş kahve çekirdeğini ocağın altını kapatıp değirmenin içine koydu. Konuşmasına kaldığı yerden devam etti. "Mırra Türk kahvesine benzemez. Serttir. Bi kulptan fazlasını içenin aklını alır. Öyle sıradan fincanlarda da içilmez. Bunlara özel mırra fincanlar vardır. Kulpsuz ve diğer fincanlara göre boyları küçüktür. Söylentilere göre çok eskiden bir padişah döneminde fincanın kulpunu tutma şekli Hristiyan dininin hac şekiline benzediği için fincanları kulpsuz yapmaları için ferman yayınlar. Böylelikle fincan tutuşu hilal şeklinde olacak." Dedi. Genç kadın kulaklarını dört açmış kaynanasını dinliyordu. Ne çok şey biliyordu. Okumayı, araştırmayı, yeni şeyler keşfetmeyi her halinden sevdiği belliydi.
- Bakma bana öyle melül melül. Robar bizim hakkımızda hiçbir şey söylememiş. Ben lisede çocuk gelişim alanı erken çocukluk dalı mezunuyum. Haliyle sende Kürt olduğumuz için okumadığımı sandın. Herkesin dilinde tutturmuşlar Kürtler kız okutmaz diye ama o öyle değil. Bu ülkede bir çok din ırk var. Tek bu düşünceyi Kürtlerle sınırlamamak lazım. Ben çok gördüm Türk olupta kızını ya da oğlunu okutmayan. Süryaniler sayıları tükendi tükenecek çocuklarını okula değilde üzüm bağlarında çalıştırıyorlar. Kısacası okutanda var okutmayanda. Okuyanda var okumak istemeyende. Örnek ben ; okumak çom istedim liseyi bitirip üniversite sınavına girdim ama gitmedim. Kocam olacak o zibidi başka biriyle evleniyordu.
Orta yaşlı kadın kocam kelimesini öyle bi söylemişti ki resmen altı çizilirdi. Kelimenin içinde özlem , hasret , sevgi ve bir çok duygu barınıyordu. Genç kadın kaynanasının üzüldüğünü görünce içi burkuldu. Çok özlediği her halinden belliydi. Daha fazla üzülmesin diye lafı değiştirdi. "Peki bu Mırra kahvesinin özel fincanları nerede?" Gelininin sorusuyla kendine gelen kadına yüzüne nur inmiş gibi parladı. Uzun zamandır beklediği an gelmişti. Hem gelini hakkında bilgi edinecek hem de çeyizinde saklı kalan hiç açılmamış gelin kaynana mırra fincan takımını çıkaracaktı. "Şimdi toz haline gelmiştir. Çıkarıp asılı olan cevzelerden birini alıp kahveyi hazırla ben hemen geliyorum." Dedi. Kafasıyla onaylayan genç kadın asılı olan iki kişilik kahve cevzesini aldı. Bu sırada orta yaşlı kadın konağın kiler odasına gidip fazlalık tapak çanakları koyulan dolaptan poşeti dahi açılmamış fincan kutusunu alıp mutfağın yolunu tuttu.
Genç kadın aldığı cevzenin içine toz halinde olan kahveyi ölçülü olarak koydu. Bu kahve değirmenini sevmişti. Evine muhakkak bundan bir tane alacaktı. İçine su koyması için fincan gerekiyordu bu yüzden bir kaç dakika kaynanasını bekledi. Mutfak kapısında görünce gidip elindeki kutuyu aldı. Tezgahın üzerine koyup poşetini yırttı. Kutunun kapağını açıp eline sade kulpsuz baş parmak boyundaki porselen fincanı eline aldı. Önce yıkayıp sonra cevzenin içine iki fincan su doldurup ocağın altını açtı. Kaynanası kutunun içinden fincan için süslenmiş demir işlemeli fincan altlığını çıkarıp iki fincana yerleştirdi. Gümüş süslemeli tepsinin üzerine iki fincanı koydu. Genç kadın yeni kaynamaya başlayan kahvenin üstündeki telveleri kaşık yardımıyla fincanlara koydu. Daha sonra kaynayan kahveyi fincanlara döktüğünde köpüren kahve, kaynananın gözünde Midyat gelinini bir basamak daha yüksetti. İlk sınavını başarıyla bitirmişti. İkinci sınavı gün sayıyordu. Ne de olsa bir yerde kananalık yapmak boynunun borcuydu. Dokuz ay karnında taşıdığı yedirip içirdiği oğlunu hangi ellere teslim edeceğini öğretmek istiyordu.
Akabinde mutfağın arka bahçesinde tahta beyaz çardakta oturmuş çaylarını yudumluyorlardı. Genç kadın bahçenin bir bölümüne bostan ekilmiş yere bakıyorlardı. Sıra sıra sebzeler, bazı meyveler ekilmişti. Sanki cennetten bir köşeye bakıyorlardı. Aklına evinde saksılara ektiği fesleğen , kadife , menekşe çicekleri geldi. Onları özlemişti onun dert ortağıdılar. Buradan gider gitmez aşıl olduğu adamı anlatmak için fırsat kolluyordu. Birkaç gün öncesine kadar içindeklilerini kimseye söylemediklerini onlarla paylaşırdı. Nişanlısını çok boşlamıştı. Neler yapmıştı yapıyordu hiç bilmiyordu bilmekte istemiyordu. Geri döndüğünde muhakkak onunla konuşacaktı. Kendini kötü kadın gibi hissediyordu. Aşık olmak aldatmaya giriyor muydu?
- Ben ve görümcen ektik. Ekip biçmeyi seviyor bizim kız. İlk bahçe mimarı olmak istedi ama buraları bilirsin belki cılız bitki örtüsü yüzünden okumak yerine resturant işletmeciliği okudu.
- Peyzaj mimarlığı güzel bir meslek ama artık günümüzde her 5 kişiden biri peyzaj mimarı. İş bulmak olanağı çok az. Bir yandan da hayallerini gerçekleştirmediği için üzüldüm.
- Geriye bakmakla hiçbir şey elimize geçmez. Hadi kaynanana kendinden bahset.
- Şey nasıl desem ki? Manaton bir hayatım var. Evden işe işten eve. Çiçekleri bu soğuk görünüme rağmen çok severim. Kahveye Robar gibi bayılırım.
- Robar ve kahve. Ayyy! Hiç güleceğim yoktu.
Genç kadın bilmeden pot kırdığını kaynanasının gülüşünden anladı. En azından kırdığı pot yerine doğru düzgün oturmamıştı. Çakma sözlüsünün kahveyi sevmediğine inanamıyordu. Halbuki kendisi taze kavrulmuş kahve çekirdeği gibi kokuyordu. Tüm sevdiği şeyler bu adamda toplanmak zorunda mıydı? "Demek bizim hınzır sen kahve seviyorsun diğe sana sevmediğini söylememiş. Aslında pek içmez sadece sıra gecelerinde ayıp olmasın diye içer. Benim oğlan çaycıdır. Hatta küçükken 'karadenizli gelin getiricem anne sana' derdi." Dedi. Genç kadın kahveye bakıp kadına baktı. "Belli mi olur belkide bende karadenizliyimdir." Dedi acı acı gülümseyerek. Orta yaşlı kadın gelininin elini tutup "Sen karadenizli değilsin. İstabullu Midyat gelinisin. Artık bizdensin." dedi. Her kadın gibi içtiği kahvenin falına bakmaktan hoşlanırdı. Kendisi de severdi. "Bizim burada Süryani uyruklu yaşlı bir falcı var. Kime baktıysa herkesin falı tuttu. Bir gün çağırıp beraber baktıralım." Dedi. Genç kadın soru sormasada cevap bekleyen kaynanasına içtenlikle gülümseyip "Olur" dedi. Orta yaşlı kadın emeline ulaşmıştı. Gelini hakkında bir çok şeyi öğrenmişti. Ayrıca genç kadın çakma sözlüsü hakkında bir kaç takım bilgiler öğrendi. Dün akşamdan beri aklını kurcalayan soruyu gelinine sordu. "Zümra bu sabaha karşı hastanedeyken rüyanda Robar'ın adını ağlayarak sayıklıyordun." Dedi. Genç kadın kavisli kaşlarını çatıp "Ben mi? Hiç hatırlamıyorum." dedi. Hatırlamaya çalışsada bir türlü hatırlayamadı. "Neyse hayırlara vesile olur inşallah. Bu kadar kafana takma. Ben öylesine sormuştum." Dedi.
Gelin kaynana gün boyu muhabbetin dibine vurup öğlen yemeğinden sonra dinlenmek için odalarına çekildiler. Akşam yemeğini avluda açık alanda yiğip herkes işine kaldığı yerden devam ediyordu. Robar Ağa çalışma odasında, Hümmen Hanım anım ise olayların stres ve yorgunluğundan odasına çekilmişti. Saliha Hanım da iki gün sonrasının telaşını konak hizmetlilerine akşamdan başlatmıştı.
Genç kızda odasında yengesine kıyafetine hangi takısı yakışır diye onun önerisini alıyordu. Yaklaşık bir saate yakın mor çiçekli yatakta oturan genç kadın ayağa kalktı. "Erce geldiğimden beri takılarını takıp çıkarıyorsun. Hepside sana çok yakışıyor. Ve yeni bir firma ile anlaşacağımız için abin firmanın gönderdiği dosyayı inceliyor. Beraber bakıp değerlendirirsek belki fazladan bir kaç saat uyur. Sende çok oyalanma inanki hepsi sana çok yakışıyor. Bu konuda ciddiyim." Dedi. Genç kız hınzır bir gülümsemeyle alaycı şekilde konuştu. "Ay! Ay! Benim yengem dünya yakışıklısı abime kıyamazmış. Ben seni yerim yerim." Dedi. Sonra kollarını açıp "Gel gel görümcene utanma kız." dedi. Genç kadın görümcesinin alaycı tavırlarına alışmıştı. Bir gün devran gönerdi. Genç kıza göz devirip odadan çıktı. Arkasından ona bağıran görümsesine kulak kabarttı. "Abim çalışırken çay içer yenge. Bu kutsal görevi artık sana devrediyorum. Oh! Valla kurtuldum. Dünya varmış." Dedi.
Genç kadın yolunu değiştirip mutfağa doğru yol aldı. Bugün çayı çok sevdiğini öğrenmişti. Hayran kaldığı mutfağa girdiğinde dikkatini yine mutfağın balkonu çekmişti. Sürgülü kapıyı açıp balkona ayak bastığında öğlen konuştukları yerde kaynanasını gördü. Orta yaşlı kadın gelinini fark edince "Gel otur. Kaldığımız yerden devam edelim." dedi. Genç kadın içtiği çayı masanın üstüne koyan kadına "Saliha hanım inanınki bende sohbet etmek isterdim. Fakat işler için Robar'a yardım etmem gerekiyor. Buraya da çay yapmak için geldim." dedi. Orta yaşlı kadın tebessüm edip "Siz işinizi halledin. Sonra uygun bi zamanda devam ederiz." dedi. Kadın gelinine içten minnet duyuyordu. Yüce yaradana her namaz kıldığında çocuk yaşta yetim kalan çocukları için her şeyin en hayırlısını dua ediyordu. Kocasına verdiği sözü tutmuş annesi gibi bir gelin getirmişti. Kaç kere şükür namazı kılıp dua etmişti. Sayısını bile hatırlamıyordu. Bunu fark eden bir tek o değildi. Hümmen hanım namazın üzerinde ellerini açıp ağlayarak dua ediyordu. Bu sefer üzüntü göz yaşları yerine sevinç gözyaşları akıyordu. Can parçası torunu aynı annesine benzer gelin getirmiş herkesin içine su serpmişti.
HOŞGELDİN :)

