İçeriğe geç

Kahraman Operasyonu

Bölüm 6 · 9 dk okuma

Kahraman Operasyonu

Bölüm 6

Haydi Gidelim

“Ruhları birbiri için yaratılmış olan iki insan demek?” bu soru çenesini düşünceli bir şekilde sıvazlayan Baybars Hoca’dan çıkmıştı. Yola çıkmadan önce yapılan toplantıda Belma’nın Aylin’in ruhsal yolculuğunu anlattıktan sonraki ilk yorumdu bu. Aslında masada Yasemin, Doruk ve Aylin’in ekibi bulunmalı idi. Ancak Aylin’in aldığı ruhani uyarı sebebi ile bu toplantıya Belma da katılmıştı.

Bengü heyecanını gizlemeye çalıştığı bir ifade ile “Bir çeşit ruh eşi, kader aşkı falan mı bu?” diye sordu.

Olayları Aylin’in anlatabileceğinden daha doğru ve mantık çerçevesinde anlatan Belma yüzünü Aylin’e çevirdi. Bu sorunun cevabını onun vermesini istiyordu.

Aylin oturduğu sandalyeden bakışlarını dikkatini verdiği şeylerden çekip önce Bengü’ye sonra diğerlerine bakarak cevap verdi.

“Ben de emin değilim ama bahsedilen ruh denkliği tamamlayıcı bir durum… Nasıl desem…”

Aylin biraz utandı. Öktem’in uyardığı konudaki cümlelerini ilk duyduğunda hemen anlamıştı. Ancak şu anda anladığı şeyi doğru kelimelerle ifade edemiyordu. Bu da demekti ki Öktem’in sözlerini beyni ile değil daha ruhani bir şey ile algılamıştı. Ancak farkında değildi. Yaşı ve tecrübesi, sadece derslerde öğrendiği Türkçesi buna yetersiz geliyordu. Özgüveni çevresindeki insanların konumu sebebi ile düşüktü.

Baybars Hoca bir süre daha Aylin’den açıklamasını bekledi. Bazı şeylerin farkındaydı. Buraya gerçek hayatta var olmayacağını düşündüğü mitolojik ve ruhani varlıklar için getirilmişti ve gerek izlediği videolar olsun gerek Aylin ve Belma’nın anlattıkları olsun birkaç günde oldukça şok edici şeyler yaşamıştı. Ve Aylin adlı küçük kız kendisinden daha vahim bir durumdaydı.

“Şemz Tebrizi ve Mevlana’yı duymuşsundur, Aylin.” diye söze başladı. Aylin içinde bir şeyleri anlamlandırdığını belli eden bir yüz ifadesi ile “Evet.” diye cevap verdi.

“Ruhların birbirine yakın olması kalplerin birbirine muhabbet duyması…” diye devam ediyordu ki Aylin “Bahsettiğiniz muhabbet ve derinliği, cinsiyetten, dinden, dilden, ırktan ve hatta muhabbet duyulan şeyin canlı olup olmamasından bağımsız bir şeydir.” diye tamamladı. Baybars Hoca onu “Aynen öyle.” diyerek onayladı.

Bengü gülümseyerek arkasına yaslandı. “16 yaşındaki bir genç kızın benden önce destansı bir aşk yaşayacağını öğrenseydim epey üzülürdüm doğrusu.” dedi ve Aylin’e bir göz kırptı. Bu sözle birlikte Aylin’in aklına birden kütüphanede ders çalışan Eren geldi. Böyle bir anımsama yaşaması onu çok şaşırtmıştı ama üzerinde çok durmadı. Çünkü dikkatini çeken bambaşka şeyler vardı salonda.

Bengü’nün etrafında altın sarısı küçük ışıltılar şeklinde bir şey dönüyordu. Aylin onların ne olduğunu bilmiyordu ama sadece kendisinin görebildiği bir şey olduğunu biliyordu. Ancak bir yandan da Aylin, o ışıltıların ne olduğunu biliyordu da… Bengü, gümüş kaşıkla doğmuş, ihtiyacı olan her şeyi alabilmiş, istediği insan ilişkilerini elde edebilmiş ve belki de hiç hasta olmamış bir kadındı ve bu durumu etrafındaki ışıltılardan ötürü elde etmişti. Aylin içinden “şans tılsımları…” diye mırıldandı.

“Konu çok dağılmasın.” diye konuşmaya başladı Yasemin. Oldukça gergin görünüyordu. Çoktan yola çıkması gereken ekipler bu toplantı sebebi ile geciktikleri için programın gerisindelerdi.

Aylin, Yasemin’in boynuna dolanmış şeyi görmezden gelerek ona odaklandı. “Yani, Aylin’in yapacağı bu yolculukta o kişi yakınında bulunmazsa Aylin tehlikede olabilir mi demek istiyorsunuz Belma Hanım?” diye sordu Yasemin.

Belma “Hayır, olasılık olsaydı bu şekilde uyarılmazdı. Bahsedilen kişiyi bulamazsak başına korkunç bir şey gelecektir. Bunu ben de gördüm zaten.” diye cevap verdi.

Yasemin daha da gergin bir yüz ifadesi ile “Yani bize 80 milyonu geçtim 8 milyar içinde herhangi birisi olabilecek birisini bulmadan bu operasyona başlamayalım mı demek istiyorsunuz?” diye sordu. Ses tonu o kadar korkunçtu ki Aylin başını eğdi. Kendisi hakkında bir mesele sebebi ile Belma ve Aylin arasında patlak ermek üzere olan tatsızlıktan kendisini sorumlu tutuyordu.

Yasemin, işleri yolunda gitmeyince yaşadığı abartı stresi çok yansıttığını Aylin’in başını eğdiğini görünce fark etti. Ses tonunu biraz yumuşatıp “Ekibi korumak için atanmış görevliler alanında uzman korumalardır. Aylin’e ya da ekibe bir zarar—” diyordu ki Belma onun sözünü kesti. Böylece aralarında bir ağız dalaşı başladı.

“Ne düşmanlarımız ne de müttefik yapmaya çalıştıklarımız silahlardan korkuyor Yasemin Hanım.”

“Tamam, o zaman! Ne yapalım! Aylin’in önüne 80 milyonun resmini tek tek koyup bak bakalım hangisi ruh arkadaşın mı diyelim Belma Hanım?”

“Biraz sakin kafa ile düşünürsek bir şeyler dü—”

“Biz burada bu tartışmayı yaparken bile dışarıda birileri bu bilinmeyen durum yüzünden ölüyor olabilir!”

Bu kez Yasemin bağırmıştı. Belma tam tersi daha da sakin bir ses tonu ile “Millet ölüyor, yardıma koşalım diye genç bir kızı tehlikeye mi sokacaksınız? Ülkenin kaderi gencecik bir kıza mı kaldı? Yok mu bu ülkede başka bir gören?” diye soruları sıralayınca Yasemin bam teline basılmış gibi ayağa kalktı.

Daha alçak ama daha sert bir ses tonu ile “Benim çok mu hoşuma gidiyor bir çocuğu böyle görevlere göndermek? Üstelik… Üstelik varlığı bile muallakta saçma sapan şeylerin peşine düşüyoruz! Kör bir genç, bir şarlatan ve hayalperest bir çocuğun gördüğünden ikna olmadığım muallak bir ruhani koruyucu hikayesi ile yola çıkıyorum. Bir de bizi düşünür müsünüz?” dedi.

Bu kez Belma cevap vermedi. Ancak hem sinirlendiği hem de gücendiği belli idi. Masadan kalkıp gitmek ve bu görevi terk etmek istiyor olabilirdi.

O sırada Belma’nın sol omzunda oturan Maym bir hiddetle Yasemin’in önünde bitip “Bana bak kendini bilmez ukala velet! Sen kimsin de Belma’ya şarlatan diyorsun! Belma göster ona gününü! Söylesene ona! İki hafta önce sevgilisinin onu Antalya’da başka bir kadınla otelde aldattığını! Ya da bir ay sonra kız kardeşinin hamile haberini alacağını! Görsün bakalım kimmiş şarlatan!” diye söylenmeye başladı.

Ancak Belma bunları bilmesine rağmen hiçbir şey söylemedi. Hayal kırıklığını gösteren bir yüz ifadesi ile Yasemin’e bakmaya devam ediyordu. Bu bakış çok şey bilen birisinin de bakışı olduğu için ve Yasemin, bakışın arkasındaki anlamı çözemediği için daha da gerildi. Aylin ise Yasemin’in kendisini her bitap düşürüşünde onun boynuna sarılan ruhani varlıktan bakışlarını alamıyordu.

Sessizliği Bengü bozdu. “Yasemin Hanım, atandığımız bu görevi reddedersek vatan haini sayılacağımızı söylediniz. Masaya elimizi vurup ceketimizi alıp çıkıp gidemeyeceğimiz için mi bize hakaret etme hakkına sahip olduğunuzu düşünüyorsunuz?”

“Bize değil kendinize bakın. Siz de bu müdürlüğün başına getirilerek bir nevi görevlendirildiniz ama kendi görevinize kendiniz inanmıyorsunuz daha.” Bu cümle de Baybars Hoca’dan geldi.

Aylin düşündü. Belma’nın hakarete uğramasına rağmen sağduyulu davranıp gücünü kişisel intikam almak için kullanmayışını düşündü. Aylin bu kadar merhametli olmazdı. Belki de böyle düşünmesinin sebebi Belma’nın hakarete uğramasının sebebinin onu korumaya çalışıyor olması idi. Aylin kendisini suçlu hissediyordu.

Derken Yasemin’in boynuna dolanan parlak ruhani toz bulutu şekil almaya başladı. Altı lambalardan çıkan cinler gibi toz bulutu olan belden yukarısı kadın olan bir varlığa dönüştü. Süzülerek uçtu ve Belma’nın önüne geldi. Alnını Belma’nın alnına dayadı. Belma bunu muhtemelen görmüyordu. Ancak Maym ve Nahar hayranlıkla o şeye bakıyordu.

Aylin her şeyi anlıyordu. Bu bir koruyucu ruh değildi. Ancak öyle de sayılırdı. Ölü ya da diri, birisi ya da birileri Yasemin’in afiyeti için dualar ediyordu. Ve bu dualar vücut bulmuş Yasemin’in üzerinde onu korumak ve onu koruyanlara teşekkür etmek için uçuşup duruyordu.

Sonra bu oluşum yavaşça süzülüp Aylin’in önüne geldi. Aylin ona baktıkça bazı şeyleri daha da kavrar oldu. Bu varlık, Aylin ile bir anlaşmaya girmek istiyordu.

Aylin buna odaklanmışken Yasemin, Baybars Hoca ve Bengü arasında daha sakin geçen bir tartışma başlamıştı. Aylin sakin bir şekilde “Yola hemen çıkacağız ama bir şartla.” dedi. Hepsi dönüp ona baktı. O ise Yasemin’e baktı.

“Kılıcım ya da kalkanım… O beni bulana kadar bana siz eşlik edeceksiniz.”

Yasemin’in ağzı bir karış açık kaldı. Burada lafa Doruk girdi. “Müdire Hanım genel koor—”

“Gözyaşları gördüm. 153 çocuk cesedi… Pişmanlık ve kendinize olan nefret… O çocuklara akan bir gözyaşı beni de korur bir süre bence.”

Aylin’in bu sözleri herkesin ona şaşkınlıkla bakmasına sebep oldu. Aylin ise yine Yasemin’e ve “153 çocuk cesedi…” kelimelerini duyar duymaz yaşaran gözlerine bakıyordu.

Belma sakince Aylin’in masanın üzerine koyduğu ellerine ellerini götürüp yavaşça sıktı. “Tatlım…” diye mırıldandı titrek bir ses ile.

Aylin daha da sert bir ses tonu ile “Ben, size kızgınım. Benim yüzümden Belma Abla hakarete uğradı diye kendime de kızgınım. Belma Abla gibi sağduyulu davranamam ben. Sizi bildiklerimle gördüklerimle kırbaçlarım. Çünkü sırtınızda taşıdığınız sorumluluk yükü sizi kendi kendisini yiyip bitirirken insanlara zarar veren sivri bir bıçak olmanızı izlemeye katlanamıyorum.” dedi ve sustu. Böyle cümleler kurabildiğine şaşırdı.

Kısa süren bir sessizlik sonrası Baybars Hoca söz ister gibi elini kaldırıp “Büyüğünüz olarak bir tavsiyede bulunmak istiyorum.” dedi. Sonra bir kez sesini düzeltip “Ruh arkadaşı, gönül yoldaşı ya da başka bir şey… Bırakalım onu düşünmeyi. Kader Aylin’i nereye götürürse götürsün yolları zaten kesişecektir. Çünkü Aylin’e söylenen de bu şekilde. Yolu bir şekilde kesişmiş olan bizleri düşünelim. Her şeyin bir sebebi vardır. Birbirimizi tanıyıp birbirimize güvenmeye çalışarak emek sarf edelim. Ve harekete geçelim.” diye ekledi.

Yasemin sandalyesine oturdu. Birkaç saniye tüm bakışları üzerinde hissettikten sonra “Görev bilincimin sağduyuyu engellediğinin farkındayım. Ancak görüyorsunuz ki masadaki herkes benden daha özgür ruhlu ve bir şeyleri görüyor ve anlıyor. Bizlerin idrak etmekte sorun yaşamasını anlayışla karşılamanızı rica ediyorum. Ve kırıcı sözlerim için özür dilerim Belma Hanım.” dedi. Belma sakince başını eğip özrü kabul ettiğini gösterdi.

Doruk “Görev düzenlemesi ve yeniden ayarlama için bize biraz süre verin. Yasemin Müdür, Aylin Hanım’ın şartını kabul edecekse burada bir şeyleri ayarlayıp gitmesi gerekecek. Toplantıyı bitirelim. Bu süreçte işimize yarar bir fikir edinen olursa dinlemekten keyif duyarız.” dedi ve toplantıyı bitirdi.

…

Yasemin odasına girdikten sonra makam koltuğuna sert bir şekilde oturup dirseklerini masaya dayadı ve elleri ile yüzünü kapattı. Dirseklerini her büktüğünde olduğu gibi ceketi, kollarını ve sırtını sıkmaya başladı. Bu yapılı kol ve sırt ona eski görevlerinden kalan bir hatıra idi.

Arkasından onu soru yağmuruna tutacağını bildiği Doruk gireceği için kapıyı kapatmamıştı. Doruk, kapıyı kapatıp masanın önündeki koltuğa otururken “Bu 153 çocuk meselesini sormak istiyorum ama önce bana iyi olup olmadığını söyle.” dedi.

Yasemin yüzünü açıp arkasına yaslandı ve iyi olduğunu söyledi. Sonra konuyu değiştirip “Bensiz halledebilecek misin?” diye sordu.

Doruk onu rahatlatmak istediği için “Elimden geleni yapacağım.” diye cevap verdi.

Mistik varlıkları arayacak olan ekipler Aylin’in bulunması ile tamamlandığı için geriye sadece ekipler arası koordinasyon ve güvenlik kalıyordu.

Sesini çıkarmasa da olaylar ona Yasemin’in algıladığından daha inanılmaz geliyordu. Ancak Yasemin, Aylin’in muhtemelen kimsenin bilmeyeceği bir şey hakkında konuştuğunda Yasemin’in içindeki son şüphe kırıntıları da kaybolmuştu. Bu kırıntılardan kurtulmaya onun da ihtiyacı vardı. Ancak sinirleri oldukça gerilmiş olan Yasemin’e baskı yapmak da istemiyordu.

“2000li yıllarda Afganistan’da bir görevdeydim.” diye başladı Yasemin.

Doruk gizli bir istihbarat görevi olduğunu tahmin etti. Yasemin özgeçmişinden bahsederken teğmen olarak kara kuvvetlerindeki anılardan bahsederdi. Ama Doruk onun eski bir MİT personeli olduğunu düşünürdü hep. Sorularla Yasemin’in hikayesini bölmemek için bir şey demedi.

“Sığınmacı kamplarının birinde tam 153 çocuk vardı. Operasyon dört dörtlük ilerlese kurtulacak ve hatta düzgün yerlere götürülebilecek 153 küçük insan.”

Gözleri doldu. Burnunu çekti ve çekmecelerden birisinden bir peçete çıkardı. “Bazı şeyler… yolunda gitmedi. Onlara faydam olsun diye çok uğraştım ama kampı birkaç saat içinde yok ettiler. Hepsi öldü… Çok üzüldüm... Çok etkilendim. Belki de… anne olamayacağımı bildiğimdendi… Ülkeye dönmeden önce o dağıtılmış kamp yerine gidebilme fırsatım oldu ve oraya gittiğimde saatlerce ağlamıştım.”

Birkaç kez derin nefes alıp ağlamamayı başardı. Doruk’a dönüp kızarmış gözlerle “Bu anı, liseye giden bir gencin Google’a yazıp öğrenebileceği bir şey değil.” dedi. “Kendisi ile gitmemi istiyorsa gideceğim Doruk. O kız bir şeyleri gerçekten de görüyor. Başına bir şey gelmesini hem insani olarak istemem hem de bu tehlikeye karşı önemli bir kozu kaybetmek istemem ülke adına.” diye ekledi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.