İçeriğe geç

Kahraman Operasyonu

Bölüm 7 · 15 dk okuma

Kahraman Operasyonu

Bölüm 7

İlk Durak

Yasemin, elindeki Anadolu’nun Sakinleri adlı kitapta işaretlenmiş yerlere göz atıyordu. Kol saatine baktı. Adana’ya inmeye yaklaşık yirmi dakika vardı.

Baybars Hoca’nın kendisine tavsiye ettiği bu kitap Anadolu’da var olduğuna inanılan ruhani ve mitolojik varlıkların derlendiği bir ansiklopedi idi. Kudretli olan ve yaşıyorlarsa onlara fayda sağlayabilecek varlıklar, Baybars Hoca gibi diğer mit bilginleri tarafından listelenmişti.

Belirlenen varlıklar, üç farklı araştırma ekibini temsil eden üç farklı renkle işaretlenmişti bu kitapta. Yasemin, mavi renkli postitlerin işaretlediği on varlık hakkında yazılmış bilgileri hızlıca okudu.

Aylin ise ilk hedefleri olan varlığın değişik şekilde resmedilmiş birkaç fotoğrafını uzun uzun inceleyerek geçirdi bu yolculuğunu. Tarihi sulu boya tablonun kopyasına bakıp birden bilgisayar ortamında resmedilmiş üç boyutlu resme geçince aynı varlığın nasıl bu kadar farklı betimlendiğine şaşırdı.

“İnsanoğlunun hayal gücü çok geniş doğrusu.” dedi Maym, Aylin’in düşüncelerini okuyormuş gibi.

Maym ile Nahar, Aylin onlardan bir şey istemeden birisinin Aylin’e eşlik etmesi gerektiğine karar verip kendi aralarında bir kura çekmişlerdi. Kura sonucu Belma’nın yanında kalacak olan Nahar muhtemelen şu anda Belma’nın kafasındaki bandana üzerinde uyukluyordu. Maym ise yolculuğu Aylin’le sohbet ederek geçirmeye karar vermişti. Gerçi Aylin’e başkaları varken onlarla konuşmaması gerektiği tembihlendiği için sohbet tek taraflı idi.

Yasemin, Baybars Hoca’ya dönüp “Hocam bir şey sorabilir miyim?” dedi.

Baybars “Tabii ki! İzin almanıza gerek yok.” diye cevap verdi.

“Şahmeran ile ilgili bütün hikâyelerde Şahmeran insanoğlu tarafından öldürülüyor. Biz, neden ölmüş olması muhtemel bir varlıktan başladık aramaya?”

“Cismanî bir varlık aradığımızdan pek de emin değilim, Yasemin Hanım. Bazı varlıkların insanların inancından köken aldığı ve sonradan somutlaştığı metaforu, şamanizm gibi pek çok kültürde bilinen bir şeydir. Ayrıca şahmeran, meran cinsinde olan varlıkların kraliçesi idi. Kendisini bulamasak da benzer özellikleri olan başka bir meran bulsak çok güzel olurdu.”

“Anlıyorum. Bir soru daha: Şahmeran’ın Tarsus ve çevresi dışında Mardin ve Kuzey İran’da da yaşadığı düşünülüyormuş. Arama bölgemiz çok geniş. Tarsus’ta bulamazsak önce başka bir varlığı aramaya gitmeye ne dersiniz?”

“Şahmeran’ın halk hikâyelerinde geçen şifa verme gibi özellikleri gerçekse bilinmeyen düşmanla baş etmekte bize faydası dokunabilir. Ayrıca masallardan anladığımız kadarı ile insanlar tarafından ihanete uğramış olsa dahi masalın ana kahramanına yardım etmiştir. İkna etmemiz daha kolay olabilir diye düşünüyorum.”

“Anladım.” dedi yine Yasemin.

“Tabii şu da var. Şahmeran’ın hikayesi, yöreden yöreye farklılık gösterir. Pekçok kitapta geçmeyen çeşitleri bile var. Mesela yılanların Şahmeran’ın öldüğünü bilmedikleri ve bilselerdi insanlara savaş açacaklarını söyleyen hikâyeler bile var. Bazı hikayelerde belirli ağaçlar ve meyveler ve yönetim sisteminden bahsediliyor. Şahmeran’ın yaşadığı tahmin edilen yüzyıl aralığını düşünürsek bu bitkiler ve toplum yapılanması Tarsus ve çevresini işaret ediyor.” diye ekledi Baybars Hoca.

Aylin sohbetin bu kısmını kulak kesilerek dinlemişti. Baybars Hoca’nın anlatılan halk hikâyelerinden edindiği bilgiler ve bunları yorumlama şekli hayran olunacak bir şeydi. Öğretim görevlisi ve tıp doktoru olan birisinin vizyonuna sahip olamayacağını biliyordu ama onun gibi olmak isterdi.

“Peki bu varlıkların bulundukları yerde olacağından nasıl bu kadar emin olabiliyoruz?” diye sordu Bengü.

“Haklısınız. Bu da başka bir mesele.” diye cevap verdi Yasemin.

Aylin, şöyle dedi: “Ruhani varlıklar, çok güçlü olmadıkları müddetçe muhtemelen doğdukları yerlerden çok uzaklaşamazlar. Uzaklaşabilseler de çok uzun süre uzaklaşabilenler çok nadirdir.”

Baybars Hoca sakalını sıvazlayarak “Bu bilgiden ne kadar eminsin, küçüğüm?” diye sordu. Aylin “Nasıl bildiğimi ben de bilmiyorum ama eminim.” diye cevap verdi. Aslında Maym ile Nahar kendi arasında konuşurken duymuştu. Maym daha güçlü bir ruhani enerjiye sahip olduğu için Aylin’e o eşlik etmek istemişti.

Sonra Baybars Hoca, Bengü’ye dönüp “Siz nerelisiniz Bengü Hanım? Daha doğrusu doğduğunuz yeri değil hatıralarınızın oluştuğu ilk yeri soruyorum. Bir nevi çocukluğunuzun geçtiği yeri.”

“Edremit’te büyüdüm ben.”

“Peki ne kadar sıklıkta gidersiniz?”

“Beş yılı geçmiştir gitmeyeli.”

“Özlüyor musunuz?”

“Tabii ki! Bisiklet sürdüğüm sokağı, çizgi şeklinde gördüğüm deniz manzaralı mutfak penceresini… Bazen rüyalarımda görürüm.”

“İşte cevabı siz verdiniz. İstisnai dramatik ve travmatik çocukluklar hariç kişi nerede doğup büyümüşse oraya karşı bir sempati besler. İnsanlardan türeyen varlıkların da farklı düşündüğünü ya da hissettiğini sanmıyorum. Hele de ömrü uzun varlıklardan bahsediyoruz. Dönüp dolaşacağı yer bir şekilde orasıdır.” Baybars Hoca’nın bu cevabı tam kanıtlanabilir değildi ama mantıklı idi.

Şakirpaşa Havalimanına inişin gerçekleşeceği anonsu, özel jetin pilot kabininden duyurulunca herkes dikkatini önüne verip kemerlerini bağladı.

…

Restore edilmiş gemiden birkaç metre uzaklaşınca dönüp bir kez daha baktı Aylin. Aylin’den daha önce gemiden inmiş olan Yasemin, Aylin durup gemiye dönünce hem park içine yerleştirilmiş gemiyi hem de Aylin’i kadraja alacak şekilde fotoğrafını çekti. Aylin bunu fark edince Yasemin’e doğru döndü.

Yasemin bir kez daha deklanşöre bastı. Sonra yüzünü makineden çekerek “Anı olur diye düşünmüştüm. Doğal pozlar daha güzel.” dedi. Aylin nezaketen teşekkür etti. Sonra fotoğrafa bakmak için izin istedi. Yasemin genç bir kızın fotoğrafta nasıl çıkmış olduğunu merak etmesini doğal bulup makineyi Aylin’e uzattı.

Aylin önünü gemiden tarafa dönerek önce gemiye sonra fotoğrafa baktı. Tahmin ettiği gibi gemi üzerinde süzülen sarı renkli bulut gibi yapı fotoğraf makinesinde de görünüyordu. Bu kendisinden başka kimsenin görmediği toz bulutunun ne olduğunu bilmiyordu. Ancak ona yaklaşan ya da içinden geçen insanların tüylerinin diken diken olduğunu ya da gözlerinin dolduğunu görmüştü.

“Sanırım geminin taşıdığı tarihî maneviyatın cisim bulmuş hali.” diye düşündü içinden. Çoğu insanın etrafında gördüğü anlam veremediği şeyler gibi bunu da Yasemin ile paylaşmayıp içinde tuttu. Şu anki görme yeteneği ile Gelibolu’ya gittiğini düşündü. Neler görebileceğini düşündükçe bir yandan heyecanlandı bir yandan da korkmaya başladı.

Yasemin “Burayı da incelediğimize göre diğerlerinin yanına gidelim mi?” diye sorunca Aylin düşüncelerinden sıyrılıp “Olur.” diye cevap verdi. “Burada da dikkatimi çeken bir şey olmadı.” diye mırıldandı. İkisi yavaşça parktan çıktı.

Nusret Mayın Gemisinin bulunduğu parktan kuzeydoğuya doğru giden bir caddeye girdiler. Yasemin’in elindeki navigasyon uygulamasına göre Kleopatra Kapısı bu caddenin ilerisinde, yürüme mesafesinde idi. Böylece çok duygulandığı için mayın gemisini fazla gezemeyen ve başka yerlere giden Baybars Hoca ve ona eşlik eden Bengü’ye yetişebileceklerdi.

Aylin küçük bir sohbet başlatmak için “Çanakkale’de bulunmuş bir geminin neden şu anda Mersin’de hatta ilçe merkezi deniz kenarında bile olmayan bir ilçede olduğunu anlamadım.” dedi.

Yasemin “Ben de pek bilmiyorum. Savaş gemisi olduktan sonra bir süre kargo gemisi olarak da kullanılmış. Büyükbabam Mersin’de yaşıyordu. Doksanlı yıllarda Mersin Limanında gördüğümü hatırlıyorum. Sonra restore edilip buraya getirilmiş.” diye cevap verdi.

Aylin bu sırada üç gündür sivil kıyafetlerle gördüğü halde Yasemin’in sivil halinin ona garip geldiğini düşünüyordu. Bakışları Yasemin’in dikkatini çektiği için Yasemin, “Hava burada daha sıcak olacak diye tişört getirmiştim. Sana da alabiliriz üzerindeki gömlek ile sıcaklıyorsan.” dedi. Aylin teşekkür edip gerek olmadığını söyledi.

Yasemin başını tekrar telefonuna eğip Bengü’nün gönderdiği konum bilgisinin üzerine tıkladı. Konum bilgisine çok da ihtiyaçları yoktu. Çünkü Bengü, beş dakikalık yürüme mesafesi kalmış olan bir yerde cadde kenarında duruyordu.

Yasemin ve Aylin ona iyice yaklaşınca endişeli şekilde etrafa bakan Bengü, onları fark edip onlar ne olduğunu sormadan “Hocayı bulamıyorum. On dakika önce buralarda dolaşıyordu.” dedi.

Yasemin sakin bir şekilde “Tarsus’ta her yerde tarihi bir şey gördüğü için çok heyecanlandığını söylüyordu. Kendisini kaptırmış olmalı. Telefonla aramayı denedin mi?” diye sordu.

“Aradım ama açmadı.” diye cevap verdi Bengü.

“Aylin burada da ipucu bulamazsa başka yerlere bakmamız gerekecek. Biz vakit kaybetmeden etrafı bir dolaşalım. Hoca telefonuna bakarsa bize geri dönecektir.” diye karar verdi Yasemin.

Doğuya doğru giden caddenin kenarında yürümeye başladılar. Yasemin notlarından bir şeyler hatırlayıp “Yakınlarda bir yerde bir peygamberin mezarı bulunuyordu sanki…” diye mırıldandı.

Bengü gülümseyerek “Adım başı tarihi bir yer bulunan bir yerden bahsediyoruz. Baybars Hocanın heyecanlanıp kendini-” diyordu ki yolun karşısındaki lokantadan çıkan adamı görünce “Karşıdaki Hoca değil mi?” diye sözünü değiştirdi.

Baybars Hoca yolun karşısındaki eski bir humus restoranından çıkmıştı. Ağzındaki kürdanla bir süre oynayıp etrafına mutlu mutlu bakınca kızları gördü ve el salladı. Kızlar yolun karşısına geçince de “Siz bir şeyler yediğiniz için arayıp yer misiniz diye sormadım ama Tarsus humusu ile meşhurdur. Dayanamadım görünce.” dedi.

Yasemin sakin bir ifade ile “Telefonunuz neden kapalıydı?” diye sordu. Baybars Hoca telaşlanarak elini cebine atıp telefonuna baktı. “Uçak modundan çıkarmamışım ki…” diye mırıldandı.

Üçü de ona garip garip baktı. Baybars Hoca içinde bulunduğu görevden son derece keyif aldığını göstermemek için sesini düzelterek “Olayın arama kısmında çok işe yaramıyorum. Ee, bir şeyler bulabildiniz mi?” diye sordu. En son Aylin’e bakacak şekilde üçüne de baktı.

Aylin başını sağa sola sallayarak olumsuz cevap verdi. “Belki de biraz daha ücra bir yerlere bakmalıyız. Kale gibi yerler mesela...” dedi.

Maym restorandan gelen kokuyu içine çekmeyi kesip “Ben de insanlardan zarar görmüş bir varlık olsaydım onlardan uzak ve güvenli bir yerde yaşardım.” dedi.

Aylin bu yorumu kendince çevirerek şunu da ekledi: “Bahsettiğim şey tarihi bir kaleden çok korunaklı, izole ve lüks bir ev.”

Baybars Hoca uzun bir “Hmm…” sesi çıkarıp sustu.

Bengü bu sırada arabayı park ettikleri yeri gösterip “Bu taraftan yürüyeceğiz.” dedi. Yavaş adımlarla yürümeye başladılar.

Bu sırada Yasemin’in yanına bir adam motosiklet ile yaklaştı. Bu göreve bu bölge için atanmış geçici bir personeldi. “Tarsus, tarım arazisi bakımından geniş bir yer. Bahçe içine inşa edilmiş evleri tek tek aramamız gerekecektir. Ofise dönüp ayrıntılı uydu görüntülerini temin edeyim.” dedi ve gaza basıp hızlıca ayrıldı. Sesi Yasemin’in sol kulağına takılı küçük mikrofondan gelmişti. Ve dördünde de dinleme cihazı bulunuyordu.

…

“Bu son yerdi.” dedi görevlilerden birisi. Aylin, daha önce haritalandırılmış görüntülerde de canlı uydu görüntülerinde de değişik bir şeye rastlamamıştı.

“Burası olabilir diye düşünmüştüm.” dedi diğeri. Aylin önce biraz beridekine sonra geride oturanına baktı.

Üç gün boyunca Aylin’e epey ev resmi ve videosu gösterilmişti ve Aylin, epey yere götürülmüştü. Hatta tek tek eski belediye başkanları, kaymakamlar ve halk tarafından tanınan çiftlik ağaları gösterilmiş olsa da Aylin değişik bir şeyler algılamadı. Birkaç tanesinde çok güzel ışıltılar, birkaç tanesinde karanlık dumanlar vardı, o kadar.

Yasemin’in ikinci çalışana “Neden?” diye sorması ile düşüncelerinden sıyrıldı Aylin. “Burası lüks bir bağ evi ve gereğinden fazla korunaklı.” diye cevap verdi sorunun muhatabı.

Diğeri sakin bir şekilde “İnsanlar bağ evlerini soğuk hava deposu gibi kullanıyor. Hırsızlığa karşı bu kadar korunaklı olması gayet doğal buralarda.” dedi. Birkaç saniye süren sessizlik sonrası herkes umutsuzca içini çekti.

Aylin, tekrar düşüncelere daldı. Daha önce hiç doğaüstü bir fenomen görmediği için onunla karşılaşsa bile onda ne göreceğini bilmiyordu. Gördüğü tek varlık, kendisine videoda gösterilen Slender-

“Bir saniye…” diye mırıldandı. Yasemin, Aylin’in yüz ifadesinden aklına bir fikir geldiğini anladığı için “Dinliyoruz…” diye cevap verdi.

“Bizlere ilk gün gösterdiğiniz video… Amerika’da çekilen… Onu bana tekrar izletir misiniz?” diye sordu Aylin.

Yasemin bir eli ile işaret edip laptoplardan birisini istedi. Arkasındaki personel hemen bir laptop getirip Yasemin’in önüne bıraktı. Yasemin masaüstünde kılıç ve mikrofon gölgesinden oluşan bir simgeye tıkladı. Bu kendilerine ait özel bir iletişim uygulaması idi.

…

“Geniş bir caddenin ortasında kayda giren kamera başta yoğun dumanların hemen berisinde yanan iki adet araba gösteriyordu. Derken dağılan dumanların içinden bir adam silüeti göründü. Adam sanki değişik bir kas hastalığı varmış gibi sendeleyerek ve sallanarak yürüyordu.”

Kamera biraz daha yakın çekime geçti.

“Adamın gözleri dehşet içinde bakıyor ve ağladığı belli oluyordu. Ancak yüzü gülüyor ve gözlerini bir kere bile kırpmıyordu.”

Gören herkes bu adamın delirmiş olabileceğini düşünürdü.

“Adamın kafasının dört bir yanından sarı renkte, parlayan birer ip parçasına benzeyen yapı çıkıyor ve birkaç santimetre sonrası birleşiyor ve adamın kafasının hemen üzerinde uçuşan bir yapıya bağlanıyordu. Havada süzülen sarı-turuncu renkli bacaksız ve haç işaretine benzeyen varlık sanki adamın beyninin içine gönderdiği uzuvları ile onu kukla gibi oynatıyor gibi görünüyordu.”

Aylin videonun bu kısmından çok önemli bilgiler edinse de videoyu durdurmadan izlemeye devam etti. Çünkü şu anda önemli olan şey kameranın arkasından uzun bacakları ile uzanan Slenderman’da ne göreceği idi.

“Slenderman geniş adımları ile kukla gibi yönetilen adama yaklaşıp okkalı bir tekme savurarak onu biraz öteye uçurdu. Aslında darbeyi adama değil arkasında onu kontrol eden yaratığa indirmişti. Yaratık, daha öteye savrulunca adamla arasındaki bağlantı koptu.”

Aylin kamera daha sabit dursa ve daha yakın açıdan izlese varlığın nasıl yok olduğunu anlayabilirdi ama odaklandığı şey şu anda bu değildi. Bu videoyu ilk izlediğinde Slenderman’ı sanki toz bulutundan oluşmuş bir silüet gibi görmüştü. Oysa şimdi neredeyse üç insan boyunda, uzun kollu ve bacaklı, takım elbise giymiş üç boyutlu bir canlı olarak görmüştü. Üstelik aynı canlandırma resimlerindeki gibi kafasına yüzünü tamamen kaplayan bembeyaz bir kese geçirmişti.

Biraz daha odaklanmak için çenesini masanın üzerindeki koluna dayadı ve fareyi hareket ettirerek videoyu başa sardı. Bu kez başka bir ayrıntı daha gördü. Slenderman’ın koyu mavi renkli ince bir aura çizgisi vardı ve parlıyordu. Ve “Just go back to where the hell you came from!” gibi bir şey söylüyordu.

…

Aylin videoyu beşinci kez izlerken içeriye Baybars Hoca ve Bengü girdi. Baybars Hoca’nın da dediği gibi arama kısmında pek işe yaramadıkları için Aylin kadar çok mesai yapmıyorlardı.

Baybars Hoca, gözucu ile Aylin’i ve Aylin’in ne izlediğini gözetlerken elindeki paketi Yasemin’e uzatıp “Tarsus’un cezeryesi meşhurdur.” dedi. Şekerli gıdalarla pek arası olmayan Yasemin bakışlarını Aylin’den ayırmamaya çalışarak teşekkür edip bir tane aldı.

Bengü kendi elindeki kutudan odadakilere ikram ederken bir personel “Kerebiç de deneyin, Hocam.” diye mırıldandı.

Baybars Hoca, Aylin’in yakınındaki bir sandalyeye yerleşip kısık sesle “Ülkemiz böyle güzel yerlerle dolu.” dedi. Sonra Aylin’e dönüp “Videoyu tekrar izlemeyi iyi akıl etmişsin.” dedi. Aylin’in videoyu bir kez daha izlemesini bekledikten sonra “Bize de anlat ne görüyorsan.” diye ekledi.

…

Aylin büyük monitörün alt köşesindeki saate baktı. Gece biri geçiyordu. Eş zamanlı esnemeye başladı. Gidip yatsa iyi olacaktı. Ancak uydu görüntülerini nasıl tarayacağını öğrendiği için kafasına göre bakabiliyordu. Daha rahat olduğunu düşünerek biraz daha bakmaya karar verdi.

Elektronik sürgülü kapı yavaş yavaş açılınca Aylin de başını yavaşça kapıya doğru çevirip kimin geldiğine baktı. Kapıda saatin geç olduğunu ve yatması gerektiğini söyleyecek olan Yasemin’i bekliyordu ama içeri giren Baybars Hoca idi. Gülümseyerek selam verip Aylin’in yanında duran sandalyeye otururken Aylin de uzattığı bacaklarını yavaşça topladı.

Baybars Hoca, “Bir şeylere ihtiyacın varsa getirebilirim.” derken Aylin’i izliyordu. Aylin yapılan öneriye utanarak “Estağfurullah Hocam, teşekkür ederim.” diye cevap verdi. Aylin’in kendisinden yaşça büyük ve saygı duyması gereken birisinin ona hizmet etmeyi önermesinden duyduğu rahatsızlığı beden dili ile gösterdiği için belini daha da dikleştirmiş bacaklarını daha da toplamıştı. Böylece Aylin’in masa başındaki bozuk postür ile oturması düzeltilmiş oldu. Baybars Hoca hedefine ulaşmıştı.

Sözlü sınavlarda odasına sınav olmak için giren öğrencilerini düşündü. “Buyur, otur bakalım.” komutundan sonra hanım hanımcık ve beyefendi bir şekilde oturan öğrencileri oldukça azdı. Bazıları odaya girer girmez boş koltuğa oturur ve bacak bacak üstüne atardı. Hatta ağzında sakızla bile sınava giren olurdu. Baybars Hoca, “Çok iyi yetiştirilmiş ama ahlakı da bir o kadar iyi.” diye düşündü Aylin için.

“Biraz mola vermeye ne dersin?” diye sordu Baybars Hoca Aylin’e. Aylin monitörden başını çevirip “O-Olur.” diye cevap verdi. Sonra gülümseyerek “Yatmam gerektiğini söyleyen birisi gelmeden bitirmeyi düşünüyordum ben de…” diye ekledi.

“Yanmadan ya da yok olmadan ele geçirilen birkaç kişinin ölü bedeni incelenmiş.” dedi Baybars Hoca. “Yasemin, yurtdışından temin edilen bu otopsi raporlarına benim de bakmamı istedi.” diye ekledi.

Odaya girince masaya bıraktığı dosyaya uzanıp önüne çekti. Belgelerden birisinde altını çizdiği bir yeri parmağı ile gösterip okudu. “Kalbin durduğu zaman üzerinden çok geçmiş olmasına rağmen korteks beyinde hala elektriksel akım mevcut. EEG ile de MR ile de bu durum doğrulandı.”

Aylin’e bakıp “Fransızcam çok iyi değil, ancak bu kadar çevirebiliyorum.” dedi. Sonra bakışlarını başka bir belgenin üzerine kaydırıp “Bu İngilizce olduğu için daha kolayıma geldi.” dedi ve o belgede de altını çizdiği bir yeri okumaya başladı. “Ekstrakalvasyon sonrası, beyinin coronal kesitsel şekilde bölünerek yapılan makroskopik incelemesinde talamus ve corpus callosum seviyesinde nekroze alanlar gözlendi.” Sonra tekrar Aylin’e bakarak “Bunu da sonra mikroskopta inceleyip doğrulamışlar.” diye ekledi.

“Özetle üç farklı ülkeye ait üç farklı raporda da aynı şeyler yazıyor. Kurbanların beyinlerinde hemen hemen aynı bölgelerde sebebi bilinmeyen bir nekroz yani hasar var. Ve motor korteks dediğimiz hareket etmemizi sağlayan beynin kabuğunda da aşırı aktivite… Bize videoda anlattığın şey şu idi. ‘Haça benzeyen bir şey, uzantıları ile kurbanın beyninde bir yeri kontrol ediyor ve kişinin kontrolsüz hareket etmesini sağlıyor.’ ”

“Basitçe anlatmam gerekirse Aylin, insan ve çoğu hayvanın beyni, dışarıdan aldığı uyarıları bir yerde yorumlayıp tepki olarak bir harekete dönüştürür. Bazen bu tepkiyi o kadar hızlı yapması gerekir ki kendisi bile uğraşmaz, omurilik içinde halleder. Buna da refleks deriz. Sıcak bir şeye dokunduğumuzda dokunduğumuz eli çekmek gibi düşün. Sinir sisteminde hangi parçanın tam olarak ne işe yaradığı yüzde yüz çözülemese bile bir görev dağılımı olduğu aşikâr. Kurbanların başına gelen şey her ne ise korteksi yani bilinci sağlayan ve bilinçli hareket etmeyi sağlayan merkezi ele geçiriyor. Bunu da duyuların yorumlandığı kısım olan orta beynin bazı yerlerini harap edip korteks ile bağlantısını kopararak sağlıyor. Ele geçirilmiş kişinin gülerken ağlaması, kontrolsüz hareket etmesi bunu gösteriyor. Mimik kaslarımızı kontrol eden bölgenin ele geçirildiğini ama ağlama, üzülme merkezimizin sağlam kaldığını düşün.”

Bu açıklamadan sonra Aylin’e düşünecek zaman tanıdı Baybars Hoca. Sonra gülümseyerek “Okuduğum yerlerden anlayacağın tek şey şu Aylin. Gördüğün şeylerle otopsi raporları kesin kanıtlanmasa da birbirini tutuyor. Bir bilim insanı olarak bunu söylemem abes kaçabilir ama gördüğün şeylerden şüphe duyma. Hissettiklerinden hiç şüphe duyma. Koca koca insanlar olarak hatta bir toplum ve süper güç olan bu devlet, senin görme yeteneğine ihtiyaç duyuyor. O sebeple afiyetin ve zihinsel sağlığın çok önemli. Fazla mesai yapıp kendini hırpalama. İç sesine kulak tıkayıp her şeyi gözüne yaptıracaksan çok yorulursun. Yaptığın şeyi yapabilen az insan var ama hiçbirisi yalnız değil. Sen de yalnız değilsin.”

Kısa bir süre daha sessiz kalıp ayağa kalktı Baybars Hoca. Kalkarkan de “Henüz yolun başındayız. Geç kalmış hissetsek de herkes elinden geleni yapıyor.” dedi. Kapıya doğru yönelmeden önce kendisi kalktığı için ayağa kalkan Aylin’e son kez bakıp “Bu sarı haça benzeyen fenomenler nedir, neden bunu yapıyor ve nasıl işliyor, insanları nasıl yok ediyor ya da yakıyor bilmiyoruz. Zamanla bir kısmı açıklanacak. Muhtemelen başka görenler de ele geçirilmiş ama yok olmamış kurbanları inceleyecek. Her şeyi aynı anda düşünmeyip önümüzdeki işe odaklanmak ve iş bölümü yapmak çok önemli yani.Senin işin de içindeki sese güvenmek. Çok konuşmuş olabilirim ama inan bana sana yardım etmek için bildiklerimi ve düşündüklerimi sana söylemek, benim elimden gelen tek şey şu anda. Başını ağrıttı isem kusuruma bakma.” diye ekledi.

Aylin, Baybars Hoca’nın ne demek istediğini anladığını belli eder şekilde başını eğip “Teşekkür ederim, Hocam. İyi geceler dilerim.” diye cevap verdi. Baybars Hoca da “İyi dinlenmeler dilerim, Aylin.” dedi ve odadan çıktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.