İçeriğe geç

Kahraman Operasyonu

Bölüm 4 · 11 dk okuma

Kahraman Operasyonu

Bölüm 4

Kökenle Sohbet

Aylin, yine bodrum katına götürüleceğini sanıyordu. Ancak onu kendi odasının bulunduğu katta başka bir odaya götürdüler.

Aylin, içeri girdikten sonra odanın bir köşesinde bir sandalye üzerinde oturan bir kadın gördü. Kapının ve sandalyenin açısına göre Aylin, kadını odaya girer girmez görmesi gerekiyordu ama kadının varlığını görevli odayı terk ettikten sonra fark etmişti. Bu bir tesadüf müydü yoksa bilinçli bir numara mıydı emin değildi.

Bir süre olduğu yerde kalıp karşısındaki kadını izledi. Kadın, şefkatli bir şekilde gülümsemeye başladı ve kollarını Aylin’e doğru uzatarak “Gel, yanıma otur tatlım.” dedi. Aylin, kadının bakışlarındaki ve ses tonundaki samimiyete ve sevgiye kendisini kaptırarak yavaşça kadının hemen yanındaki sandalyeye oturdu.

Hemen arkalarındaki masaya tezat bir şekilde birbirlerine bakan iki sandalyeye oturmuşlardı ve yüzyüze bakıyorlardı. Kadın yumuşak esmer ellerini Aylin’in kucağındaki ellere uzatıp onları kavradı. Aylin’in gözlerine bakıyordu ama Aylin, kadının daha derinlerde bir şeylere baktığından emindi. İçinde gizli bir şeylerin yakalanacağından korksa da bakışlarını çekmedi.

Kadının esmer yüzündeki derin çizgilerin aksine Aylin, kadının maksimum kırk yaşında olduğunu tahmin ediyordu. Kadın saçlarını tepesinden toplamış ve parlak, lacivert bir bandana takmıştı. Kadının üzerinde kollarına ve kenarlara küçük çiçekler işlenmiş geniş ve beyaz bir bluz vardı. Kumaşı günlük kıyafetlerde pek görmediği bir kumaştı ama Aylin annesinin bu kumaşa şile bezi dediğini hatırlıyordu.

Aynı zamanda Aylin, kadının kaşlarını ve siyah badem gözlerini her yerde posterini gördüğü ünlü birisine benzetmişti. İçinden “Adı Frida gibi bir şeydi..” diye mırıldandı. “Sanırım özgün bir ressamdı.” diye hatırladı.

Kadının şefkat dolu kıkırdaması ile düşüncelerinden sıyrıldı. Kadın bir elini çekip göğsüne götürdü. Gözlerini yavaşça kapatıp “Kıyafetlerimi benzetsen de onunla pek benzemiyoruz. Ben Frida kadar özgür ruhlu bir kadın değilim.” dedi. Bu yorum, Aylin’de hem şoka hem de utanma dalgasına sebep olduğu için Aylin, yanaklarına hücum eden kan akışını hissetti.

Kadın, Aylin’in duygu durumunu tahmin etmiş gibi ona doğru dönüp “Aslında herkesin ne düşündüğünü hemen anlayamam. Kalp gözü açık iki insan birbirine temas edince istemsiz oluyor bu iş.” diye açıkladı. Sağduyulu davranarak diğer elini de Aylin’in eli üzerinden çekti.

“Ben sizin düşüncelerinizi duyamadım ama?” diye mırıldandı Aylin. Kadın ona küçük bir şaşırma ifadesi ile baktı, sonra güldü. “Emin misin?” diye sordu. Aylin’in cevabını beklemeden “Kapıdan girdikten sonra beni görür görmez sana karşı olan hislerimi anladığından adım gibi eminim.” diye ekledi.

Göz ucu ile Aylin’e baktı. Kadın, karşısındaki genç kızın ne hissettiğini anlayabiliyor olsa da bu kız konuştukları ve konuşacakları şeylerin ne kadarını sindirebilirdi, emin değildi. Ciddi bir şekilde içinden “Bendeki tecrübe sende olsaydı beni görür görmez adımı da öğrenirdin muhtemelen.” diye mırıldandı. Ancak kızın potansiyelini ona şimdi söyleyip onu korkutmak istemiyordu.

“Adlardan bahsetmişken… Adım Belma… Seninki nedir tatlım?” diye sordu. “A-Aylin…” diye cevap verdi Aylin. Belma, memnun olduğunu söyledi. Kızın isminde “a ve l” harflerinin olduğunu hissetmişti. Aylin’in “Tek isminiz Belma mı?” diye sorması ile bir kahkaha patlattı. “Büyükannem bana Aişe Belma derdi.” diye cevap verdi.

Kısa süren bir sessizlik sonrası Belma, “Sana bildiğim şeyleri anlatacağım. Önce merak ettiğin şeyleri sorarsan daha kolay olur bence.” dedi. Aylin bir süre düşündükten sonra “Sizle ben aynı mıyız, Belma Hanım?” diye sordu.

Bu ilk soru olarak Belma’nın beklemediği bir şeydi. “Tam olarak aynı değiliz.” diye cevap verdi. Sonra daha yumuşak bir ses tonu ile “Hanım eklemene gerek yok. Belma desen yeterli, dedi.”

Aylin “Peki, Belma Abla…” diye cevap verince Belma bir kahkaha patlattı. Herhangi birisine Belma’nın yaşını tahmin etmesini söyleseler altmıştan yüksek bir şey tahmin ederdi. Ancak Aylin, Belma’nın gerçek yaşını sanki biliyormuş gibi ona abla demişti.

Belma’nın kahkahası kesilince konuşmaya başladı. “Sen, ben ve Melih… Üçümüz de devletin bizden bulmamızı istediği varlıkları bulabiliriz. Ancak üçümüzün de yöntemleri farklı, küçüğüm.”

“Melih?”

“Görenlerin üçüncüsü… Getirirler şimdi.”

Belma’nın cümlesi biter bitmez kapı çaldı. İçeriye önce bir görevli girdi. Kısa bir süre Aylin’in ne olduğunu anlamadığı bir ses duyuldu. Tık, tık, tık…

Akabinde içeriye yol gösterici bastonu ile birlikte gözleri kapalı birisi girdi. Yirmilerinde gösteren genç bir adamdı. Görme engelli olmasına rağmen görevlinin yardımı olmadan Aylin ile Belma’nın bulunduğu yere yönelip boş bir sandalyeye oturdu. Sakin bir ses tonu ile selam verdikten sonra “Aramızda oturan genç kız Aylin olsa gerek, Belma Abla.” dedi. Belma onu onayladıktan sonra Aylin ile tanıştı Melih.

…

İnsanların göremedikleri şeyleri görebilen, düşünceleri sanki kendi kafasındaymış gibi duyabilen, duyguları somutlaştırabilen ve onları hissedebilen insanlar vardı. Kimileri bu yeteneklerini göz ardı etmişti. Kimilerininki de zamanla körelmişti. Kimilerine cadı, kimilerine falcı, kimilerine sihirbaz denmişti. Bu yeteneklerin nasıl geliştiği ve tam olarak ne işe yaradığı bilinmediği için nereden geldiklerini de kestirmek güçtü.

Belma’nın yeteneği, görülmeyen bazı varlıklarla iletişime geçmekti. Bunlar, ruhları dünyada kaybolmuş ölü canlar da olabilirdi, cin dedikleri varlıklar da… Kiminle iletişime geçtiğini Belma da bilmiyordu. Hatta çocukken onlarla ne zaman iletişime geçeceğini kendisi bile belirleyemiyordu. Belma kendisi gibi gören bulurlarsa ileride onlara “konuşabilen görenler” demeyi teklif etti.

Melih gibi insanların durumu daha karmaşıktı. Bu insanlar acımasız bir şekilde kaybedilen bir uzvun daha ötesini kazanıyorlardı. Her uzuv kaybetmiş insanda çıkmıyordu bu yetenekler. Bazılarında neden bu yetenekler ortaya çıkıyordu bilinmiyordu.

Elini kaybetmiş mazlum bir çocuk, kimsenin bulamadığı kayıp nesneleri kolayca bulabilecek bir yetenek kazanıyordu. Beynine kurşun yemiş ama hayatta kalmış masum bir genç uçabilme, telepati ve telekinezi gibi şeyler geliştirebiliyordu. Melih ise çocuk yaşta gözlerini kaybedince kimsenin göremediği şeyleri görme, hisleri anlama gibi yeteneklere sahip olmuştu.

Belma, Kahraman Operasyonu süresince Melih gibi görenlerle karşılaşırlarsa onlara “hediyeli görenler” demeyi önerdi.

Aylin, kendi durumunu Belma’dan dinlerken iyice dikkat kesildi. Tam olarak neyi görebildiğini ve bu olayların anneannesi ile ne alakasının olduğunu merak ediyordu.

Aylin gibi insanlar ise bu durumla doğan insanlardı. Belma’ya göre Aylin’in yetenekleri atalarından geliyordu. Ancak pek çok faktör sebebi ile körelmiş ya da bilerek köreltilmişti. Çünkü bu insanlar daha bebekken normal insanların anlamayacağı hareketler sergilemeye başlarlardı. Aylin bunu dinleyince annesini bir sonraki aramasında ondan bebekliğinde sergilediği anormal davranışlara örnekler istemeye karar verdi.

Belma, Aylin gibi görenlere “asil görenler” demeyi önerdi. Ayrıca Belma’ya göre asil görenler diğer görme yeteneklerine de hakim olabilirlerdi. Bu yüzden Hayalet Operasyonu hakkında ayrıntılı bilgi edindiğinde Aylin’in temel ekipte olmasını önermişti.

Belma, görenlerin sadece bu yöntemleri kullanmadığına da söyledi. Kim olduklarını bilmediği varlıkların Belma’ya söylediğine göre gören yetenekleri sadece üç şekilde değildi. Mesela bazı görenler doğada bulunan farklı maddeleri karıştırıp onları değişik yöntemlerle kullanarak benzer yetenekler oluşturuyorlardı. Belma bunlara cadı görenler diyordu. Ülkemizde bulunması zor bir gören türü idi.

Aylin, duyduğu şeylerin fantastik bir hikaye, o videolarda gördüğü şeylerin bir film sahnesi olduğunu düşünüyordu hala ama bunu dile getirmek için çok geçti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerçekten de doğaüstü varlıkların insanları teknolojinin açıklayamadığı bir durumdan kurtarabileceğini mi düşünüyordu? O sebeple Belma’nın anlatacaklarını sonuna kadar dinledikten sonra “Ben hala neyi nasıl görebileceğimden emin değilim.” dedi.

Belma samimi ama hüzünlü bir şekilde gülümsedi. “Emin olduğum tek şey, senin bir gören olduğun tatlım. Ancak yöntemlerimiz farklı olduğu için yeteneklerini nasıl kontrol edeceğini ben bilmiyorum. Okuduğum adli dosyaya göre anneannen daha tecrübeliymiş ama ne yazık ki hayatta değil.” diye cevap verdi.

Kendisini tanıttıktan sonra konuşmaları sessizce dinleyen Melih, elini yavaşça kaldırıp ensesine dökülen sarı saçlarına götürdü. Böyle yaparak diğer ikisinin ona bakmasını sağladığı için konuşmaya başladı.

“Kaybolan bir şeyi ararken ona ilişkili bir nesne ya da bir insana dokunmak bende çok işe yarıyor. Belma Abla da işinin bir kısmını nesnelere dokunarak hallediyordur bence.”

“Nasıl yani?” diye sordu Aylin. Belma, Melih’in yaktığı mumu yani attığı fikri düşünürken sakin bir sesle “Ben geçimimi gerçekten falcılık yaparak kazanıyorum. Onu kast ediyor.” diye cevap verdi.

Geleceği ararken, olası tehlikeleri ararken, iki insan arasında muhabbet bağı kurmak için başvurduklarında o muhabbetin bağını ararken bazen danışanına ait bir nesneye ya da danışanın ellerine dokunması gereken Belma, Aylin’in de yeteneklerine ulaşabilmek için bir nesneye ihtiyaç duyabileceğini düşündü. Aylin’in yeteneklerini kayıp bir şeymiş gibi düşünürse Aylin’in eline dokunduğunda belki nesneyi bulabilirdi.

Melih’in ne demek istediğini kavrayınca “Melihciğim…” diye mırıldandı. Sonra Aylin’e dönüp “Tatlım, ellerine dokunabilir miyiz?.” diye sordu. Aylin hiç tereddüt etmeden ellerini yana açarak Belma ve Melih’in elinden tuttu ve sesini çıkarmadı.

…

Şeffaf ama saydam olmayan bir görüntü vardı ortamda. Melih bir adım daha atıp görüntünün içinden geçerek daha saydam bir mekana düştü. Kalbi heyecandan ve sevinçten küt küt atıyordu.

Melih, yeteneğini kullandığında aradığı şeyleri imgeler şeklinde geçmişten, gelecekten ya da şu andan ya da hiç olmayacak bir zaman diliminden sahneler şeklinde görürdü. On iki yaşından beri kördü ama bu sahneleri belli belirsiz görebilirdi. Ancak şu anda hali hazırda bir görenin ellerini tuttuğu için onunla ilgili bir imgeyi net ve parlak bir şekilde görebiliyordu. Bu yüzden çok heyecanlanmıştı.

Sahneye göz atmadan önce etrafında bir ayna var mı diye kontrol etti. Köşede duran polis arabasına doğru koştu ve dikiz aynasından kendisine baktı. Yetişkin halini ilk kez bu kadar net bir şekilde görüyordu. Dalgalı, koyu sarı saçlarında gezdirdi ellerini. Boyu pek uzun değildi ama yüzünü beğenmişti. Kahverengi gözleri dipdiri bakıyordu. “Yakışıklıyım fazlası ile… Bu gözleri benden çok yakışıklı olduğum için almış olabilirler.” diye düşünerek keyiflendi. Sonra vakit kaybetmeden ortamı incelemeye başladı.

Bakımlı bir ormandaydı. Polis arabası, araba girilebilecek yere kadar getirilmişti. Aracın etrafında bir sürü polis memuru vardı. Soğuk hava ve dökülmüş yapraklar sebebi ile Melih, sonbahar aylarının sonuna doğru bir mevsim yaşayan bir zaman dilimine geldiğini düşünüyordu. Polis arabası 80li yıllarda üretilmiş bir arabaya benziyordu. Melih, önce arabanın etrafını dolaşıp “12 TS miydi bu?” diye mırıldandı.

Melih, palto giyen tek polis ile kaşe bir mont giyen genç kadını görünce etrafı incelemeyi kesti. Aradığı kişiyi bulmuştu. Dalgalı simsiyah saçlarına sarı ombreler yaptırmış olan kadın ormanın ilerisinde bir yere bakıyordu.

Bir süre sonra kadın ellerini çenesinin altında birleştirip gözlerini kapattı. Transa geçmiş gibi yürüyerek ormanın içinde kayboldu. Paltolu polis memuru, diğerlerine geriden gelmesini emredip kadının peşinden gitti.

Melih görebilmesinin de verdiği enerji ile seke seke polislerden daha hızlı bir şekilde Aylin’in anneannesine yetişti. Kendisi geçmişten bir sahne gördüğüne inansa da belki de gerçekten geçmişe gitmişti. Yani Aylin’in anneannesi görünmez bir zaman yolcusunu fark edebilirdi. O yüzden Melih çok fazla yaklaşmadı kadına. Daha fazla vakit kaybetmemek için kadını ayrıntısı ile inceledi. Aylin’e lazım olan nesneyi bulması gerekiyordu.

Aylin’in anneannesi önüne gelen kuru çalılara aldırmadan birkaç metre daha yol aldı. Bir yerde durup birkaç saniye bekledi. O zamana kadar paltolu polis memuru da kadına yetişti. Ancak konsantrasyonunu bozmaması gerektiğini bildiği için kadına seslenmedi.

Bir süre sonra kadın gözlerini açtı ve “Burada dört kişi var. Dördünün de kaderi aynı şekilde aynı kişilerce sonlandırılmış ama farklı zamanlarda.” dedi. İlginç bir şeyden bahsetse de Melih kadının anlattığı şeyle ilgilenmedi. Bu boyutta kazandığı kartal gözleri ile işine yarayabilecek bir nesne arıyordu hala. Derken ortam tekrar bulanıklaşmaya başladı. Melih geri döneceğini fark etti ama işine yarar bir şey görememişti. Derken Aylin’in anneannesinin elinde siyah bir ip gördü. Bir kolyeye benzetti. Ancak görüntü orada kayboldu. Melih, günümüze geri dönmüştü.

Heyecanlı bir şekilde “Belma Abla! Sen de öğrendin mi siyah kolye gibi şeyi?” diye sordu soluklanmadan önce. Biraz yorgun hissediyordu ama kendisini terletecek kadar zorlanmamıştı. Normalde bu kadar ayrıntılı bir imge gördükten sonra bayılabilirdi. Muhtemelen bir görene dokunarak imge gördüğü için işi daha kolay olmuştu.

Yerde oturan Belma önce bir şey söylemedi. Aylin, kan ter içindeki kadının transa geçtikten kısa bir süre sonra oturduğu yerde kenara yığıldığını fark edince Melih’in elini bırakıp ona yardıma gitti. Zaten Melih’in imgeden aniden ayrılma sebebi de buydu.

Belma, Aylin’in yardımı ile sandalyesine geri oturduktan sonra alnındaki ter damlalarını elinin tersi ile sildi. Olayı göremediği için “Ne oldu?” diye sordu Melih. Belma önemli bir şey olmadığını söyledi.

Beş dakika sonra odaya bir görevli bir bardak su getirdi. Belma onu içerken Melih’ten ne gördüğünü anlatmasını istedi.

Melih, Belma’nın sesinin daha iyi geldiğini fark edince endişesini azaltıp “Aylin’in anneannesinin zamanında bir cinayetin çözümüne yardım ettiğini biliyordum. Muhtemelen o olaydan bir imge gördüm. Anneannesinin elinde siyah kalın bir ipten kolyeye benzer bir şey vardı. Kolye mi emin değilim ama seninkiler de sana bu kolyeden bahsetmişlerse ne olduğunu teyit edebiliriz.” dedi.

Belma kendi kendine düşünceli bir şekilde başını salladı. Melih’in bunu görmediğini biliyordu. “Bence bir çeşit kumaştan yapılmış örme bir muskaya olabilir.” diye mırıldandı. Sonra sakin bir surat ifadesi ile Aylin’e baktı. “Anneannen için önemli bir şeyse mutlaka annene ya da annenin kardeşlerine bırakmıştır. Böyle bir şey hatırlıyor musun?” diye sordu.

Aylin annesinin eşyalarında öyle bir şey hatırlamıyordu. “Bilmiyorum ama hemen annemi arayıp sorayım. Onda ise ya da anneannemin eski eşyaları içindeyse bir an önce bana—” diye sözü yarıda kaldı. Çünkü bir şey hatırladı. Ömrünün son günlerinde anneannesi uyurken elinde bir şey tutar, onunla oynardı. Aylin onu tesbih gibi bir şey zannediyordu. Nesnenin şeklini algıladıkça bilinci bulanıklaşmaya başladı. Oturduğu sandalyeden düşmek üzere iken Belma onu tuttu.

Melih ne olduğunu sorunca Belma “İçindeki bir şeyleri uyandırabilmesi için o nesneyi tutması gerektiğini sanıyordum ama hayal etmesi bile güçlerini harekete geçirdi.” diye cevap verdi.

Melih “Belki de ikimize aynı anda dokunmuş olması kilitlenmiş bazı şeylerin açılmasına yardım etmiştir.” diye tahminde bulundu.

“Sen bir görevli çağır da Aylin’i yatağına götürelim. Uyanması ne zaman olur bilemeyiz.” dedi Belma. Melih yavaşça ayağa kalktı ve kapıya doğru yol aldı.

Kapıdan koridorun ilerisindeki görevliye seslenen Melih odaya döndükten sonra “Uyanınca bir şeyler değişir mi?” diye sordu. Belma bilmediğini söyledi. Aklı hala bilinmeyen ruhların kendisine söylediklerindeydi. Acaba Aylin de benzer bir imge görür müydü diye merak etti. Aylin benzer konu hakkında uyarılacaksa bu Aylin’i daha fazla korkutacağı için Aylin uyanana kadar odasında kalmayı planladı.

Bir görevli gelip Aylin’i kucağına aldı ve odadan çıktı. Belma ve Melih onları takip ederken Melih, Belma’ya seslendi.

“Abla, hadi ben medyaya maymun olmamak için kendimi gizlesem de sen halka açık bir falcısın. Epey ünlüsün de… Ben bu ülkede yönetici olsam sana sürekli başvururdum.” dedi.

Melih, yirmi yıldır ülkeyi kimlerin yönettiğini hatırlayınca “Doğru ya…” deyip Belma’nın yanında yürümeye devam etti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.