Şirketin önünden karşıya geçerek taksi aramaya başladım. Hafta sonu ve öğlen olması sebebiyle ortalık diğer günlere göre daha sakindi. Birkaç geçen sarı arabaya el sallasam da durmadılar ve kısa bir sürenin ardından yaşlı bir amca önümde durdu.
‘’Ne tarafa gideceksiniz?’’
‘’Oran tarafına gideceğiz, pos cihazı var mı?’’
‘’Var, götüreyim.’’
Oldukça duygusuz ve sert bir biçimde cevap vermişti. Kendimi bir müşteri gibi değil de rica ederek bir yere gidiyormuş gibi hissederek arka koltuğa oturdum. Telefonumu çantamdan çıkarıp saate baktım. Saat henüz 13:34’tü ve karnım şimdiden zil çalmaya başlamıştı. Rehbere girip Yasemin’in adını buldum ve kısa bir mesaj attım.
‘’Aç mısın ve diyette misin?’’ Normalde yanına gideceğim kişiye asla böyle bir mesaj atmazdım ama eğer diyetteyse ve bir şey götürürsem beni öldürme potansiyeli vardı.
‘’Ben o günahı işledim, sen gel yeter.’’ Eğer böyle söylüyorsa beni bekleyen güzel bir lezzet olduğu kesindi.
Telefonu dizlerimin üzerine bakarak camdan dışarıyı izlemeye başladım. Ankara bugün de puslu ve yağmurluydu. Biraz önce bu yağmurun altında dans ediyordum. Biraz önce bu yağmurun altında mutluluk gözyaşları döküyordum. Şimdiyse içimde hevesimin kursağımda kalmasının verdiği kırgınlık vardı.
Gözlerim, dizlerimin üzerinde duran ellerime gitti. Yukarıya bakan avucumu yere doğru çevirdim. Sağ elimi uzatarak bir yıldız gibi parlayan yüzüğüme baktım... Sahiden gerçek miydi bu yaşananlar? Bugün bir evlilik teklifi mi almıştım? Tekrar telefonu elime alarak paylaşılan habere girdim ve bize baktım. Aşktan gözü dönmüş bize...
Kollarım Ceyhun’u sarmış, ayaklarım yerden kesilmiş öylece duruyorduk. Aramızdaki bu kıymetli ve savunmasız balon halka açılmış haldeydi. Her an, herkes vurabilirdi. Patlatmaktan, zarar vermekten korkan ellerle birbirimize teslim ettiğimiz bu görkemli balonu bu kez beraber tutuyorduk. Ceyhun’un da dediği gibi artık o ve ben biriz, bir ruh ve iki bedeniz...
Diğer elimle yüzüğe dokundum, tam ölçüydü parmağıma ve onca çeşit yüzüğün içinden en beğendiğim modellerden biriydi. Bu kadar kusursuz bir seçim yapmış olması ayrıca hoşuma gitmişti ve mutlu olmuştum.
Sitenin önüne gelince cüzdanımı hazırladım, ödemeyi yapıp kısa bir teşekkürün ardından indim araçtan. Büyük kapıdan içeri girip dördüncü bloğa doğru yürüdüm, Yasemin camda bekliyordu. Beni fark eder etmez gülümseyerek el sallamaya başladı. Bekletmemek için adımlarımı hızlandırdım ve apartmana girdim. Asansörün düğmesine basıp alt kata gelmesini bekledim, kabin açılınca binip beşinci kata tıkladım.
Yukarı çıkarken yine elimi uzatmış, yüzüğe bakıyordum... Biraz fazla mı abartılıydı yoksa fazla mı parıltılıydı? Görgüsüz gibi görünüyor muydum acaba diye kendi kendimi zorbalayarak Yasemin’in dairesinin önüne geldim.
‘’Bebeğim! Hoş geldin...’’
Sıcak bir dost sarılması. Allah’ım bana böyle güzel arkadaşlar verdiğin için teşekkür ederim... Sıkı sıkı birbirimize sarıldıktan sonra içeri girdim. Daha geçtiğimiz gün beraberdik ama itiraf edeyim ki Yasemin’i ayrıca görmek hoşuma gitmişti. Her ne kadar dörtlü bir grup olsak da Yasemin bir başkaydı benim için. Sarı saçlarını arkasına doğru savurarak avcunu bana doğru açtı.
‘’Uzat bakayım elini.’’
Bir yandan çekinerek, bir yandan da çocuksu bir neşeyle uzattım elimi. Gözlerinin içi gülerek bakmıştı. Sonrasında ise hızla dudakları büzülmüş ve bana tekrar sarılmıştı... Kalpten sevinmek böyle bir şey demekti.
‘’Hadi içeri gireyim, kapıda kaldım. Ne biçim ev sahibisin sen?’’ Sevimli bir laf atışından sonra hızla montumu çıkarıp portmantoya astım. Ayakkabılarımı ıslak olduğu için içeri almayıp paspasın üzerinde bıraktım.
Yasemin bize muhteşem bir masa hazırlamıştı... Ev yapımı enfes bir hamburger, çıtır çıtır kızarmış patates, soğuk maden suyu ve çikolata soslu kek bizi bekliyordu. Son zamanlarda öyle çok ucunu kaçırmıştım ki beslenme rutinimin, yakında üzerime tam olan elbiselerime giremeyeceğim diye korku salmıştı bedenimi... Neyse, bunu düşünme zamanı şimdi değildi. Önce yemeğimi yiyerek mutlu olacağım zaten yemeğin sonunda muhtemelen spora başlamaya karar verirdik.
‘’Ellerine sağlık... Ne yalan söyleyeyim bu kadarını beklemiyordum.’’
Sandalyemi çekerek cam tarafına doğru oturdum.
‘’Bugün kutlama günü, her şeyi yemek serbest. Gerçi senin artık dikkat etmen gerekiyor ama...’’ Ellerini tıpkı bir yüzüğe bakıyormuş gibi uzatarak ve hayali eteğini savurarak etrafında bir tur döndü. Gelecekteki evliliğimden bahsediyordu. Tabii her şeyi elime yüzüme bulaştırmazsam...
‘’Tamam o zaman... Hadi otur, başlayalım.’’
Masada duran ketçap ve mayonezden kendi tabağıma sıktım. Bu sırada Yasemin içeceklerimizi açmıştı ve karşıma oturmuştu.
‘’Teklif geleceğini bekliyor muydun?’’ Açık bir soruydu. Cevabı da belliydi, asla beklemiyordum. Çünkü her ne kadar görüşmeye başlamamızın üzerinden biraz zaman geçse de o kadar da ilerlemiş miydik bilmiyorum. Evet, sevgiliydik ve dile kolay aylardır her günümüz birlikteydi.
İşimden atılmıştım, yanımdaydı. Babamı kaybetmiştim, yanımdaydı. Yalnız hissettim, yanımdaydı. Kendimle olan savaşımda, kendimi bile bile sürüklediğim bu faciada bile yanımdaydı. Bunlar yeterli miydi? Bilmiyorum, eğer bir dostum olsaydı evet diyebilirim ama değil. Ceyhun’u yanımda olduğu ya da beni yalnız bırakmadığı için sevmiyordum ki...
Kalbim, kalbine inanıyordu ve ötesi yoktu. Her nefesimde nefesini hissetmek istiyordum, her güne onunla başlamak ve günün sonunda başımı omzuna koyarak günü noktalandırmak istiyordum. Buna basit bir aşk diyemeyeceğim. Bu düpedüz delilikti.
‘’Beklemiyordum ama istemiyordum diyemem... Bazen düşünüyordum tabii ki, hatta hayal ediyordum.’’ Ağzıma ketçaba batırdığım patatesi attım ve balkondan dışarı bakarak birkaç saniye duraksadım. Yasemin de bu sırada hamburgerden aldığı koca ısırığı bitirmeye çalışıyordu.
‘’Hayal ettiğin gibi miydi peki? Hadi kızım, anlatsana biraz ne kadar heyecansız bir şeysin.’’
‘’Tamam biraz sakin ol, başlıyorum.’’ Önümdeki tüm tabaklardan kıtlıktan çıkmışçasına yiyecekler alıyordum. Normalde başkası olsa asla yapamayacağım bu yeme şeklini Yasemin, yani kardeşim varken yapabilirdim. Bir de kendisi bir anne olduğundan, el yapımı yemekleri harika hazırlardı. Üstelik daha sağlıklı ve olağanüstü bir lezzetle.
Hayat böyleydi işte. Belki aramızda bir kan bağı yoktu ama kan bağından daha kuvvetli bir bağ vardı.
‘’Belki söylediklerim garip gelecek sana ama çok istiyordum...’’
‘’Evlenmeyi mi?’’
‘’Aramızda en ufak kırgınlıkla kesilemeyecek bağlar olmasını.’’
Ne demeye çalıştığımı anlamamıştı. Yavaş yavaş ağzındaki lokmayı çiğnemeye devam ediyordu. Telefonuna gelen bildirimle birlikte gözlerini gözlerimden çekti ve mesajın kimden geldiğine baktı.
‘’Bizimkiler geç gelecekmiş, iyi bari akşama kadar rahatım buna sevindim.’’
Yasemin’in bizimkiler, dediği aslında ailesiydi. Eşi ve dünyalar tatlısı oğlu. İş hayatı çok yoğun olduğu için kalan tüm zamanında çocuğuyla ilgileniyordu. Her zaman evde kalmaktan ve evda vakit geçirmeye olan özleminden bahsettiği için şu anda bir nevi tatilini yapıyordu. Birkaç saatlik bir tatil.
‘’Tamam geri dönelim konuya. O gün bana yeni bir şans verildi. Düştüm, bitti, artık buradan kalkamam dediğim bir anda gördüm onu. Öyle kolay, öyle zahmetsiz bir şekilde dahil oldu ki hayatıma...’’
‘’Seni üniversiteden sonra hiç görmemiş mi?’’
‘’Bilmiyorum, açıkçası bu konuyu çok konuşmadık.’’
‘’Tamam, diyelim ki görmemiş. Dört ayda evlilik teklifine evet diyecek kadar seviyor musun onu?’’
Hiç düşünmeden ve bir saniye bile duraksamadan cevap verdim. ‘’Evet, seviyorum.’’
Yasemin arkasına yaslandı. ‘’Hayatında yepyeni bir dönem başlıyor ama bir yandan da tedirginlik duyuyorum Leyla.’’
‘’Ben de bu yüzden karışığım zaten. Bu aptal hesap her kime aitse tüm günümü mahvetti. Şimdi bir de bununla uğraşması var.’’
‘’Seni kişisel olarak ilgilendiren bir durum yok, patronuna yakın olan bir başkası olsaydı onun başına gelecekti sadece o kadar.’’
Her ne kadar dışarıdan görünen böyle olsa da beni arada bırakan bir durumdu. Satılık bir sağ kol dediği kişiyi takip ediyorsa bu kadar basit olamazdı. Ya konunun benimle bir ilişkisi vardı ya da gerçekten de Sadık Mehmet Asilsoy’a her türlü manevi zararı vermek istiyordu. İkinci seçeneğe olan yakınlığım daha azdı. Zaten zarar vermek istemese böyle bir şey yapmazdı. Çevresinde onu vurabileceği pek çok insan vardı, en başta da ailesi. O ise bir çalışanını seçmişti. Bu bir tesadüf olamazdı.
‘’Yarın bir şeyler netleşir diye umuyorum.’’ Konuyu kapatmaya niyetliydim.
‘’Ceyhun ne dedi peki? Sinirlendi mi?’’
‘’Pek değil, olgun davrandı. Sinirinin bozulduğunu fark ettim ama bir tepkisi olmadı. Nasıl yapabiliyor bilmiyorum ama her zaman sakin kalabiliyor...’’
‘’Senin aksine, sakin kalabiliyor...’’
‘’O benim zıt kutbum, bu yüzden onu kendime daha çok çekiyorum.’’
Keyifli bir şekilde gülümsedi. Önüme masadaki çikolata soslu kekten bir dilim koydu, sonrasında kendine de servis etti. Telefonumu elime alıp Ceyhun’un sohbet ekranına geldim.
Nerede olduğunu, nasıl hissettiğini öyle çok merak ediyordum ki... İçimdeki bu tedirginliğin gitmesini istiyordum sadece. Belki de uzun zamandır hayalini kurduğu bu günü mahvetmişlerdi. Hevesi kursağında kalmıştı...
‘’Aklım sende kaldı, iyi misin?’’
Mesajı atar atmaz iki gri tik belirmişti. Yaklaşık on beş saniye sonra çevrimiçi oldu ve mesajımı okudu.
Yazıyor... Yazıyor... Yazıyor...
Çevrimdışı.
Neden vazgeçmişti şimdi? Hiç okumasaydı bari mesajımı bu kadar merak etmezdim en azından. Sabırsız bir şekilde tekrar çevrimiçi olmasını bekledim ama dakikalar geçmesine rağmen son görüldü değişmemişti. Yasemin, eşinin onu aramasıyla birkaç dakika ortadan kaybolmuştu. Bu zamanı fırsat bilerek sandalyemi camın yanına çektim ve rehberde Ceyhun’u buldum. Arama tuşuna bastım ve telefon çalmaya başladı.
Bir saniye, iki saniye, üç saniye... On saniye... Sonrasında bana tanıdık olan o sesi duydum. Bana yeniden ‘’Aradığınız kullanıcı şu anda meşgul.’’ diyordu. Sakin kalmak en iyisiydi. Neden panik olacaktım ki? Çalışmaya gitmişti ve pekala müsait olmayabilirdi. Sandalyemi tekrar masanın önüne çektim. Bu sırada Yasemin diğer odadan söylene söylene tekrar yanıma geldi.
‘’Anlamıyorum yani, bu erkekler gerçekten çocuk bakmaktan anlamıyor olabilir mi? Bu havada çocuğa buz gibi gazoz içirmek ne demek?’’
Kaşları çatılmış, dudakları sinirden birbirine kenetlenmişti. Haklıydı tabii ki. Özellikle küçük çocukları Berke, bağışıklığı düşük olduğu için sık sık hastalanırdı. Özellikle ilk bebeklik dönemlerini sık sık hastane ziyaretleri ve geceleri acilde sabahlayarak geçirmişlerdi. Biliyor musunuz? Hem de hiç negatiflik hissettirmemişlerdi bu küçük çocuğa. Her zaman ikisi de ne kadar yorgun olursa olsun ellerini tutarak başında beklemişlerdi. Yasemin, tüm iş yoğunluğuna ve el alem dedikodularına rağmen işini ve ailesini bir arada götürmüştü. Bunu görünce daha çok anladım ki gerçekten ailem tarafından bu sevgi bana aşılanmamıştı. Kimse lanet okumuyordu, kimse bizi uykusuz bıraktı demiyordu. Gerçek aile koşulsuz sevgi ve saygı demekti. Oysa ben ne sevgi görebilmiştim ne de küçük bir saygı. Bu yüzden asla bunu kendi aileme, kuracağım aileye yapmayacaktım.
Ben bunları düşünmeye devam ederken Yasemin kahvelerimizi getirmişti. Hem fazlasıyla yemiştik hem de diyetteyiz diyerek kahveleri şekersiz içmiştik... Kahve fincanımı ters çevirirken telefonum çalmaya başladı. Arayan kişi biraz önce ulaşamadığım kullanıcı yani Ceyhun’du.