‘’Gidiyorum, toplantı bitince sana haber veririm sevgilim.’’ diyerek dudağına bir öpücük kondurdum
Arabadan hızla indim ve Ceyhun hareket etmeden yüzük olan elimde cama tıklattım. Çıkan sesle birlikte Ceyhun camı indirdi ve kafasını bana doğru uzattı.
‘’Eğer öğretmen olsaydım bu ses hoşuma giderdi... Umarım teklifin için pişman değilsindir çünkü ben çok keyifliyim.’’
‘’Pişmanım ama daha önce bu teklifi yapmadığım için. Seni seviyorum hatta bugün biraz daha fazla seviyorum.’’
Gülümsedim.
Gülümsedi.
Şirketin kapısına doğru yönelip hızlı adımlarla yürümeye başladım. Çantamın ön gözüne sıkıştırdığım güneş gözlüğünü takıp binadan içeri öyle girdim.
Biraz havalı görünmekten yana hiçbir zarar gelmezdi.
Toplantı odasının kapısına vardıktan sonra derin bir nefes çekip kapıyı öyle açtım.
‘’Kolay gelsin, arkadaşlar.’’
Toplantı odası neredeyse doluydu. Baş köşede Sadık Mehmet ASİLSOY, hemen yanında ise asistanım Gamze oturuyordu. Gamze’nin yanına ise şirketin üç ayrı avukatı dizilmiş önlerindeki kağıtlara odaklanmışlardı.
Sesleri birbirine girerek selamladılar odaya girişimi.
‘’Mehmet Bey, sizi beklemiyordum...’’ dedim itiraf eden bir halde.
‘’Çizmeyi aştı artık, bu işe bir son vermeliyiz.’’ Oldukça gergin görünen bir haldeydi. Hiçbirimizden ses çıkmamıştı ki devam etti.
‘’Avukat arkadaşlarımız gerekli tüm süreci başlatacaklar. Siber suçlara başvuruda bulunacağız. Bu bir suç ve hiçbir suçlu cezasız kalmamalı.’’
Arkama yaslanıp susma hakkımı kullandım. Yorum yapmaya ne isteğim vardı ne de fikrim.
‘’Leyla Hanım ben Avukat Nazım Erturan. Tüm süreçte yanınızdayız, paylaşımları yapan kişiyi bulacağız ve hesabını soracağız, merak etmeyin.’’
Şüphem yoktu, bulunurdu. Mehmet Bey sayı olarak üç avukat getirmiş olsa da bu üç avukat bir orduya bedeldi.
‘’Teşekkür ederim ama daha öznel düşünmeyi teklif ediyorum.’’ dedim ve montumu çıkarıp sandalyenin yanına bıraktım. Masadaki beş kişi de gözümün içine bakıyordu.
Avukat Bey tekrar söze girdi.
‘’Nasıl yani Leyla Hanım?’’
‘’Bunu yapan kişi bizim tanıdığımız biri. Hatta bence çok yakından tanıdığımız biri. Aksi halde Mehmet Bey ile ilgili bu iddiaları atamazdı. Yanılıyor muyum?’’
Bakışlarım Mehmet Beye dönmüştü. Hasta olduğunu biz bile bilmiyorken bu hesap bunu nasıl ortaya dökebilmişti?
‘’Leyla, doğru söylüyor olabilir. Bu konuyu kimseyle paylaşmadım.’’
Sakin ve düşünceli bir halde konuşmuştu Mehmet Bey ama burada bir sorun daha vardı. Ceyhun’u nereden tanıyordu?
‘’Sizin kimseyle paylaşmadığını bir konuyu bilen biri. Benim bile bilmediklerimi bilen biri... Diyelim ki bu çevreden birisi var karşımızda. Peki, ben? Evlilik teklifi edileceğini nereden bilebilir? Buradan bize bir işaret çıkabilir.’’
Birkaç saniyelik bir sessizliğin ardından hiç beklemediğim ve bir o kadar da sert bir soru gelmişti bana şirketimizin bir diğer avukatı tarafından.
‘’Leyla Hanım, Ceyhun Bey ile ne kadar süredir tanışıyorsunuz?’’
Yutkundum.
Şüphelenilen kişi Ceyhun muydu?
Sorunun etkisinden çıkamamış halde avukatın yüzüne dalan gözlerimle kalakaldım bir süre ve kendimi toparlayıp yanıt verdim.
‘’Uzun bir süredir. Bana zarar vermeyeceğini bilecek kadar uzun.’’ diyerek konuyu kapattım. Kimse şirketin düşmanlarını saymaya başlamamıştı. Direkt benim cepheme saldırmışlardı.
Sadık Mehmet Bey de rahatsız olduğumu anlamıştı ve toplantıyı sonlandırmaya karar verdi.
‘’Leyla tarafından vekaletleriniz verilsin ve bir an önce sürece başlayalım.’’
Masadan kalkıp hızla odadan çıktı. Odadan ayrılması sadece beş saniye sürmüştü. Hızla yerimden doğrulup sandalyenin kenarını ittiğim montumu elime aldım ve peşinden gittim.
‘’Bana güveniyor musunuz Mehmet Bey?’’
Sesim boş koridorda yankılanmıştı. Adımlarını yavaşlatıp durdu ve arkasını döndü. Aynı benim gibi sesi boş koridorda yankılanarak cevap verdi.
‘’Sana güvenmeseydim bu şirketin başına geçirmezdim.’’
Olduğum yerde kalmıştım. Hareket etmeden öylece durdum. Etraftan en ufak bir ses gelmiyor olmasına rağmen beynim gürültüden düşünemiyordu. Yine zihnimde çok sayıda sekme vardı ve ben bu rahatsız edici gürültüyü kapatmak için nereden başlayacağımı bilmiyordum.
Koridorda epey ilerlemişti ki durup arkasına döndü.
‘’Söylemeyi unuttum, tebrikler Leyla.’’
Telefonumun çalmasıyla kendime geldim ve çantamın derinliklerinde kaybolan telefonuma ulaşmaya çalıştı ellerim. Arayan Yasemin’di.
‘’Balım, teklif alıyorsun ama bize haber vermiyorsun? Yakıştı mı sana hiç?’’
Sesi gayet neşeli geliyordu. Haklıydı, bu haberi arkadaşlarıma keyifle verebilme hakkım bile elimden alınmıştı. Sadık Mehmet Asilsoy’un duygusuzca tebrik edişi bende bir ürpertiye sebep olmuştu, Yasemin’în böylesine neşeli sesini duymak ilaç gibi gelmişti.
‘’Ben söylemek isterdim...’’ dedim sakin bir halde.
‘’Senden duyup daha büyük şok olmak isterdim ama payımıza düşen buymuş. Nedir bu haber olayı? Ünlü oldun da haberimiz mi yok şekerim?’’
‘’Buluşalım mı Yasemin? Müsaitsen bir kahve içerdik. Hem çok dağıldım, toparla beni!’’
‘’Evde tekim, atla gel hemen!’’
Yerimden kalkıp hemen hareket almıştım. Yasemin’in evde tek olması büyük bir fırsattı. Kaçmaması gereken, yılda en fazla iki kere denk gelen o büyük fırsat... Hafta sonu olması ve havanın yağışlı olmasıyla tam da gününde denk gelmişti. İçimi dökebileceğim hatta belki biraz da neşeli dedikodumuzu yapabileceğimiz vakit demekti.
Şirketin dışına çıkınca hemen bir taksi çevirdim ve Yasemin’in adresini tarif ettim. Araç hareket etmeye başlayınca tekrar telefonumu çıkarıp Ceyhun’u aradım.
‘’Müsait miydin?’’
‘’Sana her zaman müsaitim. Anlat bakalım...’’
‘’Şirket avukatları işlemleri başlatıyor. Ben bunun yakın bir tanıdık olduğunu dile getirdim ama sanırım ihtimal vermediler.’’ dedim danışır bir halde.
‘’Şirket içinde çalışan bir eleman gibi mi?’’
‘’Sanmıyorum, eğer basit bir çalışan olsaydı Mehmet Beyin hastalığını bilemezdi.’’
‘’Haklısın, hesabına ben de baktım. Çok bir paylaşımı yok, olan tüm paylaşımlar da oldukça bilinmesi imkansız şeyler...’’
Bu doğruydu. Birkaç küçük sataşma gönderisi haricinde sadece bu iki haberle gündeme gelmişti. Yine de tuhaf ve korkutucu bir durumdu.
‘’Boş verelim şimdi bunları, nasılsa onlar gerekeni yapacak. Neredesin bakalım, eve mi döndün?’’
‘’Babama arabayı bırakıp ofise geldim, biraz çalışacağım hem kafamı dağıtmam hem de projeyi yetiştirmem gerekiyor.’’
Ceyhun, babamı kaybettiğim günlerden kısa bir zaman sonra büyük bir iş almıştı. Ankara’nın en güzel caddelerinden birine bir iş merkezi yapılacaktı ve firma tüm mimarlık sürecini Ceyhun ve Kemal’e vermişti. Bu yüzden tüm enerjisini ve zamanını bir süre buraya ayırması gerekmekteydi. Stresli ve yorgun olduğu bu süreçte bir de ben yük olmak istemezdim. Yeterince hayatını mahvetmemişim gibi...
Yine aynı yerdeydim işte, sıfır noktasında. Bir adım ileri gidiyorum. Tamam diyorum, bak hayat sana da güzellikler sunuyor. Sonra yeni bir darbe... Kalk ayağa, bitmedi, savaşmak zorundasın diyorum. Yeni bir yıkım... Artık nereye ağırlık vermem gerektiğini bilmiyorum. Sanırım biraz da korkuyorum. Özellikle de ondan korkuyorum. Ceyhun’dan...
Yine yerin o en dibini görürsem? Yine her şey yerle bir olursa ne olacaktı? Kalbimi bu denli attıran ve bana aşkı öğreten o güzel kalpli meleğim... Ya tüm bu olanlardan ve hayatımdaki bu darbelerden dolayı çekip giderse?
Telefonumu çıkarıp Ceyhun’la olan sohbetimize girdim. Birkaç kelime yazdı ellerim ve ardından hızla sildim. Tekrar denedim, tekrar sildim... Sonunda kısa bir mesaj attım.
‘’Biraz sakinleşip kafa dağıtacağım.’’
Yanıt gelmedi. Aradan üç dakika daha zaman geçtikten sonra yeni bir mesaj attım.
‘’Seni seviyorum ve seni yorduysam özür dilerim...’’
Bilmiyorum ama artık tahmin edebiliyorum. Bu kötü kalpli kişi Begüm olamazdı. Begüm kartları açık oynardı, benden kaçmayacak kadar da kendine güveniyordu. Eğer gerçekten tüm bu olanlarla benim bir ilgim varsa bu kesinlikle o değildi. Peki ya dostlarım? Elimde avucumda olan birkaç kişiye mi bakacaktım? Kimler dostum, kimler düşmanımdı?
Anladığım tek şey bu da değildi. Girdiğim tüm savaşların bana bir öğretisi olmuştu. Öncesinde gelen o derin ve korkutucu sessizlik...