İçeriğe geç

Kağıttan Yıldızlar #benimhikayem

Bölüm 16 · 9 dk okuma

Kağıttan Yıldızlar #benimhikayem

Bölüm 16

15. Bölüm - Yüzük

‘’Evet!’’

Sesim umduğumdan daha yüksek ve daha gür çıkmıştı.

‘’Sonsuza kadar evet, bin kere evet!’’ diyerek yeniledim teklifi kabul edişimi.

Gözlerim mutluluktan dolmuş, kollarım Ceyhun’u sarmak için uzanmış ve kulaklarım ise insanların alkış sesleriyle dolmuştu.. Orman yolunda koşan bazı insanlar durmuş ve bize bakıyordu. Arkadaş grubu da hala buradaydı ve ıslık çalarak, alkışlayarak aşkımızı tebrik ediyorlardı...

Hiç tanımadığımız, hiç görmediğimiz ve muhtemelen bir daha hiç denk gelmeyeceğimiz insanlar bizim mutluluğumuza sevinebiliyorlardı... Hayat bazen öyle güzel ve anlamlı ki...

Olduğum yerden hızla Ceyhun’a doğru koşmaya başladım ve o da benimle aynı hızda ayağa kalkarak kollarını açtı. Hiçbir şeyi düşünmeden öylece atıldım kollarına, aşkım ayaklarımı yerden kesmişti. Ciddi anlamda yerden kesmişti...

‘’Seni seviyorum... Bunu hiç unutma.’’

Sesi kısıktı, biraz da titrek. Yanaklarımız birbirine değiyor ve gözyaşlarımız birbirine karışıyordu. Tıpkı kalplerimizin birbirine karışması gibi.

‘’Seni sonsuza dek seveceğim biriciğim, ellerini hiç bırakmayacağım. Beraber mutlu bir hayatımız olacak!’’

Ben ona oranla heyecan doluydum, onda ise üzerindeki bu gerginliği atmanın verdiği huzur vardı. Ayaklarım yere tekrar basmaya başlayınca etrafımın daha çok farkına vardım. Uğultuyla duyduğum seslere kafamı çevirip gülümseyerek bakmaya başladım. Uzaktan bizi tebrik eden insanlara ellerimizi ve kafamızı sallayarak teşekkür ettik...

Ceyhun, elimden tutarak beni tekrar kendine çevirdi.

‘’Artık sen ve ben biriz. Bir ruh ve iki bedeniz. Bana söz vermeni istiyorum... Birbirimize karşı hep dürüst olalım ve aramıza hiçbir şey giremesin. Seninle yaşayacağım her mutluluğa ve her derde varım. Yeter ki yanımda kal güzel kadınım.’’

Kuşkuya yer vermek her ilişkiyi batıran şeydi. Bunu kendim de en acı haliyle deneyimlemiştim ve arkadaşlarımla da acı tecrübelere şahit olmuştum.

Haklıydı.

Aşık olmak tamamdı, bir insan bir insana tutulabilirdi ama evlilik bu olamazdı. Güvenemediğin, saygı duyamadığın biriyle olamazdın... Olsan bile formalite olurdu her şey. Sevgi evliliği değil, mantık evliliği olurdu.

Sürekli kontrol ihtiyacı duyardık, güvensizlik bizi her geçen gün yıpratır ve her defasında küçük küçük kırıntılarla bitirirdi. En kuvvetli aşk bile bir kibritle saman alevi gibi yanıp sönebilirdi. Ateşin koru, iki aşığı da yakardı.

‘’Söz veriyorum... Aynı sözü sen de verdin diye kabul ediyorum... Bunları boş verelim, ne istersek konuşabiliriz çünkü tüm ömür birlikteyiz.’’

Ağzımdan çıkan sözler böyle olsa da ilk fırsatta ona tüm içimi dökmeliydim. Sonradan benden bağımsız ortaya çıkan şeyler onu acıtabilirdi. Aynısı benim için de geçerliydi. Kim bilir birbirimiz hakkında bilmediğimiz ve mutluluklar ve acılar vardı.

Zaman bizimdi. Her şey ikimize aitti ve ellerini bırakmaya hiç niyetim yoktu. Yağmura aldanmadan ve hiç konuşmadan öylece sarılarak oturduk. Sık sık birbirimizin gözlerine baktık, o saçlarımı okşadı ben de başımı omzuna yasladım.

‘’Toparlanalım mı yoksa biraz daha kalmak mı istersin?’’ diyerek bizi gerçek dünyaya geri getirmişti Ceyhun.

Erkenden eve gitmek güzel olabilirdi çünkü tüm eşyalarımız ve biz ıslanmıştık. Hasta olmamak için en mantıklı yol buydu.

Sandalyelerimizi katladık, kılıflarına geçirip ağızlarını düğümledik. Kutuları kapatıp tekrar küçük sepetimizin içine yerleştirdik. Umarım annesi onları bu halde geri getirdiği için çok kızmazdı...

‘’Ceyhun, telefonun!’’ diyerek aniden yerden doğrulup ona döndüm. Yere düşen birkaç parça çöpümüzü toplayan Ceyhun, panik içinde gözlerimin içine bakıp aniden telefonuna doğru koşmaya başladı.

‘’Lütfen bana bozulmuş deme!’’ diyerek hiç çekinmeden kahkaha atmaya başladım. İkimiz da anın heyecanıyla bu yağmurda telefonu unutmuştuk. Taşa yaslı duran telefonu aceleyle eline aldı ve elinin tersiyle üzerindeki suları atmaya çalıştı.

‘’Çalışıyor!’’ sesi oldukça keyifli gelmişti.

‘’Hayattaki tüm şansını burada kullanmış olabilirsin...’’ diyerek gülmeye devam ettim ve sepeti almak için yere eğildim.

‘’Yanılıyorsun.’’

‘’Efendim?’’ dedim hangi konuda yanıldığımı anlamak için.

‘’Hayattaki tüm şansımı seni tanıyarak kullandım...’’

Kalbimdeki küçük kelebekler yine uçuşmuş ve içimde dans etmeye başlamışlardı. Gülümsedim ve zevkle onun da dudağının kıvrılmasını izledim.

Arabaya yaklaştığımızda bulutlar hala tüm karanlığıyla üzerimizdeydi ama onlara da pozitif bakıyordum.

‘’Kapıyı açtım, sen direkt otur ben bagaja dizerim.’’

Öne geçmemiş ve bagajın yanında açılmasını beklemiştim. Aniden telefonum çıldırmış gibi bildirim sesine tutmuştu bizi. Cebimden çıkarıp elime aldım, mesajlar farklı farklı kişilerden gelmişti. Kötü bir haber mi vardı anlayamadan eşyalarımızı taksinin arkasına koyarak arabaya bindik.

‘’Bir sürü bildirim, ne oldu yine kim bilir...’’ diye söylenerek taktım emniyet kemerimi.

‘’Önemli bir şeydir belki.’’

Ceyhun arabayı çalıştırırken bir yandan da haritalardan konum açmaya çalışıyordu. Ben de ortamdan koparak telefonumu tekrar elime almıştım.

Annem, Yasemin, Asistanım Gizem, şirketten üç ayrı arkadaşım ve Nihal. Annem hariç hepsi bol kalpli, gülücüklü mesajlar atmıştı. İlk seçimimi Yasemin’den yana kullandım.

‘’Kızım insan bize demez mi!’’

‘’Elim, ayağım titriyor heyecandan Leyloş!’’

‘’İlk fırsatta buluşalım hemen, her detayı merak ediyorum.’’

‘’İnanamıyorum, resmen evleniyorsun!’’

Mesajları peş peşe yollamıştı. Okurken nefes almayı unutmuş ve farkında olmadan kaşlarımı çatmıştım.

‘’Kötü bir haber mi var? Hiç konuşmuyorsun, ne oluyor?’’

‘’Anlamaya çalışıyorum, telefonum tebrik mesajlarıyla dolu.’’

Cevap vermeden diğer mesaja geçtim, sonra bir diğerine... Herkes tebrik ediyordu ama bu kadar insan hemen nereden ve nasıl öğrenmişti?

Bir yandan telefonumdaki akan bildirimlere bakarken bir yandan da arada kafamı kaldırıp yola bakıyordum. Her şey bir dakikada olmuştu ama bana bir saat gibi gelmişti.

‘’Şu anda herkes bizi tebrik ediyor, nereden öğrendiler bunu?’’

Gergindim ve öfkeliydim.

‘’Bilmiyorum, kızlardan biri burada olabilir mi? Belki onlar görmüştür. Ya da birine dediysen heyecanla anlatmışlardır birbirlerine.’’

‘’Yanında telefonumu hiç çıkarmadım bile, bu ben değilim.’’ diyerek okun üzerimde olmasını çevirdim. Şaşkın ama düşünceli bir halde telefonuma bakarken Gamze’nin araması düştü ekranıma ve hemen yanıtladım.

‘’Efendim Gamze, nedir?’’

‘’Leyla Hanım, siz paylaşılanları görmediniz mi? Ben oradan gördüm ve hemen size ilettim tüm ekran görüntülerini. Ben şimdi şirkete geçiyorum, siz de buraya gelebilecek misiniz?’’

‘’Şirkete mi geçiyorsun?’’ dedikten sonra sustum. Kafam çok karışmıştı bu yüzden mantıklı düşünemiyordum bile. Bitkin ve sinirliydim.

‘’Sadık Bey de sinirli Leyla Hanım, avukatları şirkete yönlendirmiş bir saat sonraya acil durum toplantısı planlandı. Size bir araç yönlendireyim mi?’’

‘’Hayır canım teşekkür ederim, ben de geliyorum...’’

Kapattık ve sustum.

Bu ne cüretti? Ne tür bir hastayla uğraşıyorduk? Yanıbaşımda dikilen bir insan, belki de orada bizi tebrik eden kişilerden biri bu hesabın sahibi miydi? Bana satılık bir sağ kol demiş o kişiyle belki göz göze gelmiş belki de tebriği için teşekkürlerimi sunmuştum.

‘’Artık anlatacak mısın?’’ dedi sinirli ve haklı bir sabırsızlıkla.

‘’Şu anda herkes bizi konuşuyor.’’

Boş gözlerle bana bakmıştı, cümlemi devam ettirdim.

‘’Evlilik teklifini herkes biliyor...’’

İlk yorum yapıldığı gün hiçbirimizin gözü bile görmemişti bu sahte kişiyi. Herkese yapılan, özellikle göz önündeki kişilere daha acımasızca yapılan anlamsız yorumlardan biri olarak görmüştük. Hatta birçoğumuz okumamıştık bile. Günler sonra aynı hesaba tekrar tekrar denk gelmek ise aramızda küçük atışmalara sebebiyet vermiş ve daha sonra kurulan bir Twitter hesabına dönüştürmüştü kendini.

Gamze’nin attığı ekran görüntülerini kaç kere okudum bilmiyorum. Birkaç dakika arayla son dakika haberi gibi benim yaşadıklarım ve Ceyhun’un kollarındaki o fotoğrafım yayınlanmıştı... Fotoğrafı görünce aklıma ilk gelen annemin bunu görünce ne düşündüğü olmuştu.

Bildirimlerin arasında onu da görmüştüm ama mesajına bakmamıştım. Tekrar açıp sohbetine tıkladım.

‘’Tebrik ederim kızım. Müsait zamanında ara, neler oluyor merak ediyorum...’’

Bu sefer ben de merak ediyorum anneciğim. Ben de neden bir paylaşım konusu olduğumu merak ediyorum.

‘’Tam halini okutsana şu gönderinin, bunu şikayet etmeliyiz! Bu nasıl bir cesaret böyle? Ne şimdi bu gazeteci falan mı? Hadi diyelim öyle, sen ne alakasın Leyla?’’

Sinirlenmişti. Ceyhun sosyal medyada kendini bile paylaşmıyordu. Bu denli sevmediği bir ortama evlilik teklifi ettiği anın paylaşılması ve bu denli etkileşim alması hoş değildi.

‘’Reytingi alan biz değiliz, Sadık Mehmet Asilsoy. Sonuçta adamı tüm ülke tanıyor.’’

Arkama geri yaslandım. İçime derin bir nefes çekip paylaşımlara göz atmaya başladım ve sırayla Ceyhun’a da okudum.

‘’Bugün Mehmet Beyi oldukça sevindirecek bir haber var. Bahar ayları yaklaşırken düğün, dernekler de artacak gibi.’’

İlk gönderi bu kadardı. Saat sekizi dokuz geçe atılmıştı. Yani biz henüz yoldayken... Sıradakine geçtim.

‘’İsim vermeyeyim ama siz sağ kol diye bilmeye devam edin kendisini... Bugün onu bir teklif bekliyor gibi. Hayır, tabii ki bu yine bir sağ kol olma teklifi değil.’’

‘’Nereden biliyordu senin evlenme teklifi edeceğini?’’ dedim Ceyhun’a doğru gövdemi çevirerek. Laf arasında söylediği herhangi biri, yolda karşılaştığı bir arkadaşı ya da hazırlık yaparken onu görmüş herhangi bir insan... Söyle bana, kimsin sen?

‘’Mümkün değil, sadece babam biliyordu. Onu da bu sabah öğrendi, taksiyi bu kadar ısrarla isteyince telaşlandı ben de söyledim hepsi bu kadar.’’

Ondan şüphelenmem doğru muydu? Şüphelendiğim kişi Ceyhun muydu peki yoksa sadece birinin ondan bir şekilde öğrenmiş olması mıydı? Yine karmakarışığım. Kafamdaki düşünceler bir ip gibiydi. Her an kopacak gibi ama birbirini de büyük bir hırsla düğümlerle tutuyor gibi...

‘’Devam ediyorum...’’ dedim ve sonraki gönderiyi gösterdim. Bu kez biri ona sarıldığım o fotoğraf karşılıyordu ve sadece tırnak içinde ‘evet’ yazıyordu. Hepsi bu kadar...

Yaklaşık bir saatte elli binden fazla erişim alan bu gönderi hızla büyüyordu ve hiç de alakası olmayan birini yani beni gündeminde tutarak...

‘’Savcılığa gidelim ve şikayette bulunalım. Takip ediliyoruz ve bu sosyal ortamlarda ifşa ediliyor. Hakkımızı aramayacak mıyız?’’

Yine en mantıklı çözümle yaklaşmıştı ama tek başıma hareket edemezdim. Ne kadar konunun içine Ceyhun’u da bulaştırmış olsam da bu benim ve Sadık Beyin meselesiydi.

‘’Beni müsait bir yerde indirebilir misin? Babanın arabasını daha geç bırakmamış oluruz, ben buradan taksi bulurum. Şirkete geçmem gerekiyor.’’

‘’Seni ben bırakırım, geç kalmayız merak etme.’’

Vitesin üzerinde duran elini küçük bir hareketimle sıkıp önüme döndüm ve sustuk. Duyduğum tek ses arabanın çıkardığı hırıltıydı. İkimizde de az önceki heyecan ve mutluluk kalmamıştı. Her zaman bunu yaşamak zorunda mıydım? Ne zaman mutlu olsam ardından hemen canımı sıkacak bir şey yaşanıyordu. Artık mutlu olmaya korkuyorum... Peşinden gelecek olan kötülükler artık beni korkutuyordu.

Şirketin önüne geldiğimizde ikimizde de soğuk bir gerginlik vardı. Konuşmadık ama gözlerimiz anlaştı. Konuşmadık ama kalplerimiz birlikte attı, ellerimiz birbirini tuttu ve yol bitti.

Ceyhun, önümüzdeki arabanın çekilmesini beklerken ben başımı eğmiş ve bacaklarımın üzerinde duran elime çevirmiştim bakışlarımı. Oldukça parlak, zarif ve bir o kadar da güzel bir yüzüktü.

‘’Özür dilerim.’’ dedim çekinerek.

Böylesine bir günü, hayatımızın sonuna kadar hatırlayacağımız bu günün mahvolmuş olması zoruma gitmişti. Şu anda eve birlikte gidiyor olabilirdik. Keyiften içimiz kıpır kıpırken gelecek planları yapıyor olabilirdik ama şu anda benim sahamda yangın vardı.

Yakın bir gelecekte özenle büyüttüğüm çiçeğime zarar vermişlerdi. Hatta ufak ufak verilmiş, bu güzel çiçeğime küçük küçük zehirler vermişlerdi. Onlara rağmen, kötü kalplere ve benden nefret eden Begüm’e rağmen ben o saksıyı büyütmüştüm. Sonucunda kazanan onlar olmuştu, en görkemli yerde duran saksı tepetaklak edilmiş ve tüm toprağımı orada kaybetmiştim.

Sonra kendime yeni bir toprak buldum. Kısacık bir sürede yine doyasıya bağlandım işime. İçimdeki çocuk evine dönmüş gibi hissediyordu çalışırken. Bu kez çiçek değil küçük bir orman kurmaya başlamıştım kendime. Kötü ruhlar yine durmamıştı işte, özenle kurmaya çalıştığım bu ormana bir kibrit attılar.

Bu yangını söndürebilecek miydim yoksa her şey yerle bir olmaya devam mı edecekti bilmiyorum. Bildiğim bir şey var. Bu kez yerle bir olan ben olmayacağım, beni ve sevdiklerimi üzen herkesi o ormanın toprağına gömeceğim.

Ceyhun, özrüme karşılık vermeden bana döndü ve ikimiz de göz göze gelir gelmez sarılmaya başladık. Ağzımdan yeniden küçük, buruk bir ‘‘Ceyhun...’’ çıktı.

‘’Ne diyeceğini biliyorum. Sıkma canını, senin suçun değil.’’

‘’Yine de bugünümüz mahvoldu.’’ dedim ama sanırım sesimin titremesine engel olamadan çıkmıştı bu cümle ağzımdan.

‘’Etkileşim alma meraklısı birisi sadece... Özür dilemene gerek yok ki biriciğim, kim bilir daha neler yaşayacağız seninle.’’ dedi ve ellerimi avuçlarının arasına alıp küçük bir öpücük kondurdu.

Benim suçum değildi. Bu sefer savaşın başındaydım ve bunu görebiliyordum. İçimdeki o ses bana bunun bir başlangıç olduğunu ve oldukça uzun sürecek bir darbe olacağını bildiriyordu. Haklı mıydı? Kim bilir... Hayatımın tam ortasına camdan bir ok akılmış gibi hissediyorum. Oldukça gösterişli bir oktu bu. Parıltılı, gösterişli ama rahatsız edici. Üzerindeki kristallerin parlaklığıyla daha albenili ama daha keskin. Hedefi vurduktan sonra üzerindeki kana bakmaya başladım, ucundan akan bu kırmızılık bana verdiği hasardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.