İçeriğe geç

Kağıttan Yıldızlar #benimhikayem

Bölüm 15 · 7 dk okuma

Kağıttan Yıldızlar #benimhikayem

Bölüm 15

14. Bölüm - Yağmurla Dans

Göl kenarı sakindi. Bizim yerleştiğimiz yerin biraz daha ilerisinde bir arkadaş grubunun dışında hiç kimse yoktu. Onlar da bizim gibi kamp sandalyelerini alarak doğanın tadını çıkarıyorlardı.

Ceyhun, kolunun altına sıkıştırdığı iki sandalyeyi yan yana göle bakan bir şekilde yerleştirdi. Ben ise taşıdığım sepeti yere koyup heyecanla içindekileri çıkarmayla meşguldüm.

Oldukça leziz görünen bir sandviç, iki şişe taze sıkılmış portakal suyu, bir termos çay, iki şirin fincan ve bir kutu dolusu kek çıkardım. Ceyhun’u bu kekleri yapamayacağını bilecek kadar iyi tanıdığım için esprili bir dille yine sataşmaya başladım.

‘’Pasta, börek işine gireceğini bilseydim öncesinde ben derdim dolaşmaya gidelim diye.’’

‘’Keşke yapabilsem ve her gün yesem ama maalesef bu konuda oldukça kötüyüm... Sadece ev yemeği yapabiliyorum, hamur elime yapışıyor ve kurtulamıyorum!’’

Gayet ciddi bir şekilde cevap vermişti ve hemen önüne geri döndü. Taşıdığı sandalyelerin çantasından katlanabilen küçük bir tabure çıkmıştı. Üzerine karton koyarak bize küçük bir sehpa yapmış oldu ve fincanları üzerine koydu.

‘’Yardım alınmış belli ki, hoşuma gitmedi dersem yalan olur.’’

‘’Annemden küçük bir yardım istemiş olabilirim... Otursana, ayakta beklemeyelim nasılsa birazdan dolaşırız.’’

Sağ taraftaki sandalyeye oturup rahat bir biçimde yerleştim. Gözlerimi kapatıp arkama yaslandım ve ayaklarımı uzattım. Derin derin nefesler almaya başladım ve ciğerlerimi doğanın bize hediye ettiği temiz havayla doldurdum.

Ceyhun’dan hiç ses çıkmıyordu, benim gibi etrafı övmüyordu. Tekrar gözlerimi açıp ona döndüm ve göz göze geldik. Benim aksime, hiç rahat görünmüyordu.

İçini huzursuz eden bir şey olduğunu fark ederek küçük bir mimikle ne olduğunu sordum ama bir şey yok dercesine kafasını iki yana salladı.

‘’Öyleyse sen de gözünü kapat ve derin bir nefes çek içine.’’

Dediğimi yapmak için elini uzattı, ellerim ellerine dolandı. Aynı anda gözlerimizi kapattık, parmaklarımız birbirini daha sıkı tuttu ve derin bir nefes çektik içimize.

Ciğerlerimin şu an keyiften dans ederken ben de tüm vücudumu sandalyeye bırakmış keyfime bakıyordum. Ruhum açılmıştı ve bu bana oldukça iyi gelmişti.

‘’Sandviçleri yiyelim mi? Aç gibiyim, olmaya da bilirim... Bilmiyorum.’’

Sandalyemi biraz ona doğru çevirdim ve aramızdaki tabureyi kenara çekerek yaklaştım. Elini iki avucum arasına alarak ufak ufak okşamaya başladım.

‘’İyi olduğuna emin misin? Bir sıkıntı içerisindesin gibi geliyor bana.’’

‘’Evet, yani hayır sıkıntı içerisinde değilim. Ne alakası var Leyla?’’

Gerilmişti.

‘’Tamam bir şey demedim, neden geriliyorsun ki.’’ diyerek güldüm.

‘’Sandviç yer misin?’’

‘’Hadi yiyelim, çok ısrar ettin.’’ Paketiyle yerde duran sandviçlerden birini elime aldım ve paketin çevresini saran jelatini açmaya başladım.

Ceyhun sandviçi benden önce açmıştı ve elindeki sandviçi bana uzatıp benim bir türlü açamadığım paketi eline aldı.

‘’Hadi başla, bekleme beni.’’

‘’Kaç gibi uyandın? Gözlerin biraz kızarık gibi... Sorguluyor değilim, sadece biraz tuhaf davranıyor gibisin.’’

‘’Hayır güzelim, hiçbir şey yok merak etme.’’

Gülümseyip önüme döndüm ve sandviçlerimizi tokuşturarak ilk ısırığı aldık. Annesi içine ne koymuştu bilmiyorum ama yediğim en güzel sandviçlerden biriydi. Ekmeğinin yumuşaklığı ile peynirler ağzımda dağılırken bir yandan Ceyhun’un bacağına vurmaya başladım.

Ağzım tıka basa doluyken ve hızlı hızlı yutmaya çalışarak bir şeyler gevelemeye başladım ama Ceyhun söylemeye çalıştığım hiçbir şeyi anlamayarak gülmeye başladı.

‘’Boğulacaksın, yut öyle konuş.’’

Gülmeye devam etti ve telefonunu çıkarıp fotoğrafımı çekmeye başladı. Yanaklarım ekmekle dolu ve şişken...

‘’Ayıp oluyor ama... O kadar zaman çekmedin fotoğrafımı ve en saçma halimdeyken çektin.’’

‘’Ben senin her halini, her anını hafızama kazımak istiyorum, ondan dolayı fotoğrafını çekiyorum.’’

‘’O zaman ön kameraya çevir beraber çekinelim.’’

Telefonu tekrar çıkardı ve kamerayı açtı, bugüne anı kalacak bir fotoğraf çektik.

‘’Nasıl hissediyorsun?’’

‘’Huzurlu hissediyorum, aklıma başka bir şey gelmiyor.’’ dedim.

‘’Daha detaylı anlamda sormak istemiştim. Öznel bir soru olacak ama benimleyken nasıl hissediyorsun?’’

Keşke içimden geçenleri dile getirebilsem ama bunu başaramıyordum. Dilim kalbimin söylemeye çalıştıklarını çok az telaffuz edebiliyordu. Eğer tutulmasaydı, tüm sözcükleri dökebilseydi içinden ona ne derece bağlandığımı ve kalbimi yakan, gözlerimi ışıl ışıl yapan ve hayatımda çiçekler açtıran bu aşkı görebilirdi.

‘’Keşke yerime geçsen ve seni ne kadar sevdiğimi bilsen...’’

Sustu, gözleri gözlerime kilitlenmiş bir halde sessizce kaldı. Konuşmaya devam ettim, susmak zararlıydı. Aşkı savunmak gerekti.

‘’Bilmiyorum, belki yansıtamıyorum sana ama seni çok seviyorum. Uyandığımda aklıma ilk sen geliyorsun, hep yanımda kal istiyorum. Çekinmeden sarılmak istiyorum... Beraber yaşayalım ve sonsuza dek ellerin ellerimi tutsun istiyorum. Bunu yansıtamıyor olabilirim, özür dilerim ama seni çok seviyorum...’’

Gözlerini yine kaçırmaya başladı. Alt dudağı içeri doğru titreyerek küçük küçük büzüldü.

‘’Beni yakıyorsun... Beni mahvediyorsun, Leyla.’’

Kollarını omuzlarıma koyarak başlarımızı birbirine yasladı.

‘’Beni aşkınla cayır cayır yakıyorsun.’’

Karnıma yine aynı tanıdık o kramplar girmeye başlamıştı. Yaşadığım bu şey aşktan da öteydi, ruhumu birisine teslim ediyor gibi hissediyordum.

Ben karnıma giren kramplara rağmen dik durmaya çalışırken o konuşmaya devam etmeyi seçmişti.

‘’Çok denedim. Silmeyi, unutmayı, seni düşünmemeyi... Çok dayandım. Gözlerinle gökyüzü gibi ışıl ışıl bakmana, merhametine, ince ruhuna ve sen oluşuna rağmen sensiz olabilmek için çok dayandım... Yapamıyorum. Artık sensiz bir hayatta yaşayamıyorum...’’

İçi doluydu ve dökmeye mecburdu. Karşımda acıyla bakan gözlerini görebiliyordum. Onunla beraber olmama rağmen acı çekiyordu. Öyleyse neden yıllarca beklemişti? Neden hiç benimle konuşmaya çalışmamıştı?

‘’Neden gelmedin?’’ dedim sessiz bir şekilde.

‘’Korktum, istememenden korktum. Beni sevmemenden korktum. Başkası var diye düşünerek çekindim. Gelemezdim... Bu gözlerin başkasının gözlerin başkasına baktığını zannederken gelemezdim...’’

Susma hakkımı kullanmış ve hiçbir şey dememiştim. Her başka biri dediğinde içimde bir şeyler kopuyordu. Bu bize zarar verir miydi? Nasıl bir dille demek gerekirdi ya da kapanıp gitmiş bir konuyu açmamak mı gerekirdi? Bilmiyorum... Yine karıştım ve çözülemiyorum.

Ceyhun, toparlanmak için bir adım geri attı. Öksürerek boğazını temizledi ve küçük bir sehpa gibi kullandığımız taburenin üzerindeki fincana eğildi. Termosu açarak ikisini de sıcak bir çayla doldurdu.

‘’Hadi bakalım, içimiz ısınsın. Gerçi sen varsın ama...’’

İltifatımı alıp gülümseyerek elime fincanı aldım ve yine aynı anda birbirimize işaret bile yapmadan tokuşturduk.

Oturup biraz önceki gibi arkamıza yaslandık. Bu sefer Ceyhun da rahat görünüyordu. Biraz önceki o stresi bedenini terk etmişti. Biz çaylarımızı yudumlarken gökyüzüne toplanan koyu bulutlar içini dökmeye başlamıştı.

İkimiz de şaşkın bir şekilde birbirimize panikle bakarak gülmeye başladık.

‘’Fena mı oldu? Bak gökyüzü bile birlikte olmamız için ağlıyor.’’ dedi.

‘’Hadi hızlı ol, hemen toparlayalım eşyalarımızı.’’

Ben aceleyle kalkıp sandalyemi kapatmaya çalıştım ama Ceyhun’un umurunda bile değildi. Öylece aynı yerde oturarak gülmeye devam ediyordu.

‘’Hadi bu anı ölümsüzleştirelim.’’ dedi.

Havadaki yağmura aldanmadan telefonunu çıkarıp yerde bulduğu bir taşa yasladı ve kamerasını açtı. Telefonu videodayken hızla yanıma geri gelerek elimden tutarak beni bir adım kendine çekti ve döndürmeye başladı. Şu an ikimizin de kafasının içinde dans müziği çalıyordu ve biz iki deli yağmurun altında bir göl kenarında dans ediyorduk.

Biraz ilerimizde duran arkadaş grubu kalabalıklaşmış ve yağmura aldanmadan oturmaya devam ediyorlardı. Gözlerim ara ara onlara kayarak olduğum yerde keyifle oynamaya devam ettim.

Koşu yolundan göl kenarına yaklaşan insanlar olduğunu gördükçe kendimi uzun süredir burada olduğumuz için şanslı hissettim ve ormanın içine doğru bakmaya başladım.

‘’Ceyhun, bak insanlar yağmur yağıyor diye kaçmamış. Hala koşuya devam ediyorlar.’’

Cevap gelmedi, ben de buna takılmadan insanlara bakmaya devam ettim. İleride duran arkadaş grubu ayaklanmıştı, gideceklerini düşünerek sallanmamı yavaşlatıp onlara çevirdim yönümü tıpkı onlar gibi... Çünkü yaklaşık on kişilik bir grup bize bakarak ıslık çalıyordu.

Anlamayan gözlerle üzerimi kontrol ettim ama bende bir sorun yoktu.

‘’Bu insanlar bize mi bakıyor?’’ diyerek hızla Ceyhun’a döndüm ve dünya o an bizim için durdu.

Her şey sessizleşti, yağmur taneleri onları hissetmeyişimi fırsat bilerek beni ıslatmaya devam etti. Ruhum küçücük Leyla’ya geri döndü ve karşısına aldı. Sevgi neydi? Sevgi bir insanla hayatı paylaşmak mıydı ya da hiçbir sebep olmaksızın sevmek miydi? O küçücük Leyla’ya bir gün hayatın değişecek, bir gün sevdiğin ve sevildiğin bir hayat yaşayacaksın desem ne düşünürdü?

O küçük Leyla’ya bir gün yağmur altında kalp atışının duracağını ve nefes sesini bile tüm bedeninde hissedeceğini söylesem ne derdi?

Sevdiğim insan, ruhumun diğer eşi ve eksik yanım... Bugün, bu gölün kenarında yağmura rağmen dizleri üzerinde durarak dolu dolu gözlerle bana bakıyordu. Elinde siyah, küçük, kadife bir kutuyla bana bakıyordu. Endişeli ama bir o kadar da heyecanlı bir haldeydi...

Kalbim rayına uymayan bir ritimle deli gibi atarken dilim yine kilitlenmiş ve beynim ne yapacağını bilemeden öylece kalmıştı.

‘’Küçük yıldızım...’’

Sesi titrek ama bir o kadar da cesur çıkmıştı. Hiç beklemediğim bir anda ve beklemediğim güzellikte o teklif geliyordu sanırım... Allah’ım, eğer beni şu an duyuyorsan lütfen yardım et ve ben heyecandan ölmeyeyim...

‘’Beni hayatına kabul ettiğin o günden beri bu anın hayalini kuruyorum. Çok prova yaptım, afili cümleler ezberledim ama kalbim duracak gibi ve ben hiçbirini hatırlamıyorum...’’

Gözlerim dolmuştu, elimi şaşkınlıktan götürdüğüm ağzımdan indirerek nihayet bir tepki verebilmiştim ama ağzımdan çıkan tek şey titrek bir ‘Ceyhun’ demekti.

‘’Sevgilim... Benimle evlenir misin?’’

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.