İçeriğe geç

Kağıttan Yıldızlar #benimhikayem

Bölüm 12 · 10 dk okuma

Kağıttan Yıldızlar #benimhikayem

Bölüm 12

12. Bölüm - Aşkın Şahitleri

Herkes yemeğine dalmışken başladım konuşmaya. İçimdeki tedirginlik kaybolmuş tam aksine aşkımı haykırma isteği gelmişti.

‘’Adı, Ceyhun.’’ dedim ve bir marul parçası attım ağzıma.

‘’Ceyhun... Güzel isim, sevdim.’’ demişti Seren ve aralarında küçük kıkırdaşmalar olmuştu.

‘’Ne zaman tanıştınız?’’ diyerek sordu Nihal.

‘’Yılbaşından bir gün sonra...’’

‘’Yeni yıl aşkı diyorsun, uğur getirdi o zaman sana 2019!’’ diyerek önündeki köfteden bir lokma daha aldı Yasemin.

Birkaç yudum suyumdan içip sakin bir tavırla devam ettim. Bugün içimi dökmek istiyordum. Çünkü neler yaşadığımı en çok bu üç güzel dostum biliyordu.

‘’İlk başta izin vermedim ama olmadı... Hayatıma mucize gibi girdi...’’

‘’Yeni yıldan sonraki gün kaza geçirdiğin gün değil mi Leyla?’’ diyerek tarihin farkına varmıştı Yasemin. Sonuçta o gün işten ayrıldıktan sonra ağlayarak onun ofisine gitmiştim.

‘’Doğru...’’ dedim yine aynı duygusuz ve tedirgin o tavrımla ve uzatmadan konuşmaya devam ettim. Onları da meraklandırmaya niyetim yoktu, zaten yeterince zaman istemiş ve bu sürede onları erteleyip durmuştum.

‘’İşten ayrıldıktan sonra... atıldıktan sonra otoparktan arabamı almamı istediler. Ben de erken saatlerde evden çıktım, şirkete gittim. Otoparkta tatsız şeyler yaşandı. Nihal, üniversitedeki Begüm’ü hatırlıyor musun?’’

Nihal’i küçük bir öksürük tutmuştu. Peçeteyle ağzını kapattı, Yasemin ise iyi gelmesi umuduyla su uzatmıştı. Benim söylediğime mi şaşırmıştı anlam verememiştim ama bunu düşünmeyip sırtına küçük küçük dokunmaya başladım.

‘’Hangi Begüm? Bizim sınıftaki mi?’’

‘’Evet sizin şubedeydi sanırım Begüm, aynı dönem mezun olduğumuz Begüm.’’

‘’Hatırlıyorum, tabii ancak ne alaka onu çok anlayamadım...’’

Yasemin ve Seren bizi meraklı gözlerle dinliyordu, ikisi de bırakmıştı ellerindeki çatal ve bıçakları.

‘’Begüm bizim şirkette çalışıyordu son üç aydır, pazarlama müdürüydü... O gün otoparkta geldi yanıma, garip garip konuştu.’’

Bu sefer anlamsız tepki Seren’den gelmişti.

‘’Ne konuştunuz? Daha önce hiç konuşmadınız galiba, bahsetmedin bize...’’

Sağımda duran peçeteyi alıp ağzımın kenarını sildim.

‘’Bilmem, çok ilgili çekmemişti. Neyse işte... Sen gidiyorsun ve insanlar mutlu oluyor dedi. Hatta epey saldırgandı bana ‘vasat mahalle kızı’ bile dedi...’’ diyerek küçük bir gülüş attım.

Masadan ses çıkmıyordu. Kimse yemeğini yemiyordu. Sadece bana bakıyorlardı. Sessiz ve tepkisiz. Buna dayanamayarak tepki verdim.

‘’Ne oluyoruz? Hepimiz buz kesildiniz.’’

‘’Hayır canım, merak ettik sadece... Begüm hep öyleydi hatırlamıyor musun? Biraz tuhaf bir kızdı, kıskancın teki... Keşke bulaşmasaydın ona.’’ diyerek yemeğine geri döndü Nihal ve garsona küçük bir el işareti yaparak masaya çağırdı.

‘’O gün dedim sana... Yerine Begüm mü getirilmiş?’’

‘’Öyle olmuş, hayırlısı olsun...’’ dedim ve tekrar çatalımı elime aldım.

Masada birkaç dakika daha sessizlik devam etti ve tekrar lafa başladım.

‘’Ne anlattığımı unutturdunuz! Ceyhun, diyordum...’’

Herkesin eski neşesi yerine gelmiş ve yine aralarında kırkırdamaya başlamışlardı.

‘’O gün Begüm’le tartıştıktan sonra kaza yaptım... İçim doluydu, farkında olmadan hızlı sürmeye başladım arabayı.’’ Belli etmemem gerekiyordu. Bunu sadece bir kaza olarak bilmelerinden yana hiçbir problem yoktu ama daha fazlası olduğunu öğrenirlerse tepeme binerlerdi. Bu küçük detay Ceyhun’la aramızdaki minik bir sır olarak kalacaktı.

‘’Ne yani, sen Begüm yüzünden mi kaza yaptın?’’ Yasemin konuya en hakim kişi olduğu için yeni detaylara ulaşmak onu sinirlendiriyordu. Haklıydı, onu arayacağıma söz vermiştim ama destek istemek yerine kabuğuma çekilmeyi seçmiştim.

‘’Hayır aslında, benim hatamdı bu kadar hızlı sürmemem gerekiyordu... Zaten bana başka bir araç çarptı, sürücü kavşaktan soluna bakmadan dönmüş, bu benim suçum değil...’’

Masaya tatlılarımız da eklendi.

‘’O gün beni arabadan tanımadığım bir yabancı çıkardı. Emniyet kemerimi açtı... Ambulans gelene kadar başımda bekledi... Beni sakinleştirmeye çalıştı... Sonra ambulans gelince ben çantamı almak istedim ama orada bayılmışım...’’ Tüm olanları öyle rahat anlatıyordum ki sanki ölümle burun buruna gelmemden değil günlük bir rutinimden bahsediyor gibiydim. Kendimi hiç bozmadan konuşmamı sürdürdüm.

‘’Yabancı dediğim kişi beni hiç tanımamasına rağmen yanımdan hiç gitmeyen Ceyhun’du...’’

Şimdi asıl onları şok edecek şeye gelmiştik, Ceyhun’un bizimle aynı üniversitede olmasına...

‘’Ben bayılınca beni hastaneye getirmiş, gece boyunca uyumuşum... Hatırlamıyorum hiçbirini. Uyandığımda tekli koltukta uyuyan bir yabancı görmüştüm, şimdi ise ruhumun ait olduğu kişiyi görüyorum ona bakınca.’’

Bugün masadaki herkes yeterince duygusal değilmiş gibi ben de üstlerine daha fazla gidiyordum. Telefonumdan yine bir ses yükseldi, bu defa gelen arama değildi, bildirimdi.

Onlar aralarında kritiğini yaparken ben ekranı çevirip gelen bildirime baktım. Asistanım Gizem bana bu sahte hesabın yeni bir olayını atmıştı. Bu sefer bir gönderi paylaşılmıştı, yorum değildi.

‘’Evet arkadaşlar, biliyorum ki beni çok merak ediyorsunuz. Etmeye kısa bir süre daha devam edeceksiniz... En azından Mehmet Bey ya da paralı insanları beni bulana kadar... Niyetim kötü değil... Bazılarınız bana tepki vermiş ve buna çok kırıldım. Ben gerçeklerden yanayım... Mehmet Beyin çevresinde olan sahte insanlara rağmen, gerçeklerden yana...’’

Bu neydi şimdi?

Bir önceki yorumunda ‘satılık bir sağ kol’ derken beni kast etmişti, yanındaki sahte kişiler derken yine beni mi hedef alıyordu?

Bu gecenin konusu değildi.

Bu gece konu benim içime sığmayan ve uzun zamandır bana zaman tanıyan arkadaşlarımdı. Telefonu titreşim moduna alarak masanın üzerine koydum.

‘’Saçma sapan bir şey, kusura bakmayın kızlar.’’ Küçük bir özür dilemenin ardından hemen kendimi toparlamaya çalıştım. Düşünme Leyla, düşünme bu aptal hesabı.

‘’Saçma sapan diyorsun ama kaşların çatıldı. Her şey yolunda mı balım?’’ Seren’in ağzından tatlı bir kelime duymak hoşuma gitmişti çünkü kendisi dünyanın en duygusuz ve en sert insanıdır.

‘’İşle ilgili önemsiz bir mesaj... Nerede kalmıştım?’’

‘’Hastanede kalmıştık. Yani sen hastanede kalmıştın, Ceyhun Beyle...’’ Cümlesinin sonunu imalı bir şekilde heceleyerek bitirmişti Nihal. Hastane odasında romantik anlar diye bir hikaye anlatmamı bekliyordu epey hayal kırıklığına uğrayacaktı.

‘’O günden sonra Ceyhun’la ara ara telefonda konuştuk... Hastaneden çıkınca bırakmadı. Sonrasında kızacağınıza emin olduğum bir şey yaşandı. Begüm, otoparktaki bu tartışmadan dolayı beni şikayet etmiş ve ben de emniyete gidip ifade verdim...’’

Dünyanın en normal şeyini demiş gibi gülümseyerek soğuk içeceğimden yudum aldım ve Seren’in tabağından birkaç patates çaldım.

‘’Şirkette, bu üç ayda beraber çalışıyorken hiç sorun yaşamadınız mı?’’ diyerek daha sakin ve anlamaya çalışan bir tavırla sordu sorusunu Nihal. Konu yeniden Begüm’e dönmüştü.

‘’Hayır, yaşamadık. Beraber toplantılara giriyorduk ama hiç oturup sohbet etmemiştik. Bir problem de olmamıştı...’’ dedim.

Herkes yine sessizleşmişti.

‘’Begüm’ü duyunca hepiniz sakinleştiniz, o kadar mı sevmiyorsunuz bu kızı?’’

İlk cevap Yasemin’den gelmişti.

‘’Ben çok tanımıyorum ama üniversitede çok dedikodusu dönüyordu onu hatırlıyorum sadece.

Yasemin sözünü bitirince tekrar Seren konuşmaya başladı, Nihal ise odağını önündeki tabağa çevirmişti.

‘’Boş verelim şimdi Begüm’ü. Sen bize Ceyhun’u anlat... Sevgili misiniz yoksa hala o evreye gelmediniz mi?’’

‘’Sevgiliyiz, yaklaşık iki aydır...’’

‘’ Biraz tuhaf olacak ama içinde hiç ukde var mı yoksa mutlu musun?’’ Nihal bugün bana tuhaf sorular soruyordu. Anlayamamıştım ama beni düşünmesine, zarar görmemden korkmasına veriyordum.

‘’ Sanırım hayır. Hayal kırıklığı yaşamaktan artık korkmuyorum.’’

‘’Üzülmekten korkmuyor musun? Yeniden birine bağlanmaktan...’’

‘’Hayır Nihal, bunları düşünmek hiç istemiyorum. Bu saçma korku benim yirmilerimi çaldı. Bu kıymetsiz duyguya daha fazla kendimden vermeyeceğim.’’

Kızdığım kişi Nihal değildi. Sert bir cevap vermiş olsam da lafın kime gittiği belliydi. Bu soruların hepsini ben kendime defalarca sordum. Kalbimi kumdan bir kaleye kapattım ve sonra da içi su alıyor diye şikayetçi oldum. Yeniden sözler verdim, yeminler ettim ve bu kumdan kaleye duvarlar ördüm. İçeri hiç kimseyi almadığım, çelik zincirlerle kaplı bu kule bir gün yeniden işgal edildi. Ama belki de bu işgali yapan kişi zararlı biri değildir, kıymetli bir misafirdir diyerek kabul ettim onu. İyi hissediyordum. Bana tüm geçmişteki kırgınlıklarımı, kızgınlıklarımı unutturmuştu ve harabe topraklarıma çiçekler açtırmıştı. Daha önemli olan neydi biliyor musunuz? Ceyhun’un bana saygısı vardı. Ben önceden bir erkek tarafından ilişki içinde kendimi bu kadar değerli hissettiğimi hatırlamıyorum. Bana, karakterime saygı duyuyordu. Oldum olası hep inandığım gibi, saygının olmadığı hiçbir ilişki yürümezdi. En kuvvetli aşk bile olsa bir zehre dönerdi. Şimdi ise farklıydık. Hem kalbim hem de mantığım Ceyhun’u kabul etmişti.

Etmese bile ne olacaktı ki? Kaybedecek neyim vardı? Söyleyeyim, hiçbir şey... Ben özgürlüğümü kazandım derken bir hayata tutsak edilmiştim. Yıllarca hayalini kurduğum bu hayata öfkeyle, kaçarak başlamıştım. Şimdi ise kendimden çaldığım yıllarımı geri almam gerekiyordu.

‘’Bunu senden duymak beni öyle rahatlattı ki... Mutlu olmanı çok istiyorum güzel kuşum.’’

‘’Ceyhun’la iyiyim, beni gerçekten anlıyor ve bana değer veriyor. Babamı kaybettiğim bu sürede de beni yalnız bırakmadı.’’ dedim ve masadan sessiz sessiz ‘Allah rahmet eylesin...’ cümlesi duyuldu.

Hafif bir tebessüm ettim ve yutkundum. Boğazıma bir ağrı gelmişti yine. Sızlatan bir ağrı... Bana acımalarını istemiyordum bu yüzden hiçbir şey yokmuş gibi yeniden konuşmaya devam etmem gerekiyordu. Çünkü en yakınınız da olsa bir kere size acımaya başladı mı bu sürekli hale gelebiliyordu. En ufak mutluluk bile bir süre sonra hüzne dayanıyordu.

‘’Tek bir korkum var ama itiraf edeyim... Hayatımda ilk kez birini kırmaktan bu denli korkuyorum...’’

‘’Fotoğrafı yok mu? Çok merak ettik ama...’’ Yasemin tekrar konuşmaya dahil olmuştu.

‘’Olmaz olur mu, hemen göstereyim!’’ dedim yine neşeli bir halde.

Ne güzel bir duyguydu mutluluğunu paylaşabilmek. Tekrar bu şekilde hevesli olmak benim için şükür sebebiydi. Korkarım sanıyordum ama öyle değilmiş. Eğer aşk bir kez çarptıysa kalbin yine o tatlı heyecanla ritminde atmaya devam ediyordu. Sancılı ama bir o kadar da sabırsız... Ceyhun şu anda tüm hayatımın motivasyonuydu. Güne başlama sebebim ve geceleri yastığa başımı huzurla koyabilme sebebim olmuştu. Bana yeniden başlayabilme enerjisi vermişti. Belki de hiç farkında olmadan... Önemi yoktu. Birbirimize iyi geliyorduk işte. Bunu dile getirmesek de ikimiz de biliyorduk aramızdaki bu iyileştirici gücü.

Telefonuma tekrar bir bildirim geldi, yine asistanım Gizem’di. Bu gece bu sahte hesap keyifliydi anlaşılan. Dur durak bilmeden devam ediyordu ve bu saçma bildirimlerden oldukça sıkılmıştım. Bu kez daha kısa bir gönderi yayınlamıştı.

‘’Bana sorduğunuz soruları görüyorum, merakınızı görüyorum... Merak etmeyin, hepsini konuşacağız. Tabii Mehmet Bey’in ömrü yeterse ona da anlatmak istediğim gerçekler var...’’

Bu güne kadar attığı hiçbir yorumun ya da gönderinin bir anlamı yoktu ama ya bu söylediği şeyde haklıysa? Yani ya gerçekten de Mehmet Bey hastaysa? İşte bu ihtimal beni ürkütüyordu. Çünkü bildiğim kadarıyla gerçekten de kimsesi yoktu ya da öyle görünüyordu.

Bunu ona belli etmeden biraz araştırmaktan zarar gelir miydi? Ya da bu beni ilgilendirir miydi... Sanmıyorum ama merakım burada ağır basmıştı.

Dosyalara girip Ceyhun’la çektiğimiz bir fotoğrafı açtım ve muzip bir gülümsemeyle sırayla Nihal’e, Yasemin’e ve Seren’e gösterdim. Her biri çok yakıştığımızı dile getirdikleri övgüler yağdırmıştı. Tam da fotoğrafını onlara gösterdiğim anda onların da okuyabileceği bir haldeyken ekrana bir mesaj düştü...

‘’Seni çok özledim.’’

Sırayla her biri gülerek ve beni çekiştirerek geri yaslanmıştı.

‘’Yalnız enişteye bayıldım, biraz bizimkiler de öğrense bir şeyler... Adam ne güzel çekinmeden özledim diyor. Allah’ım ne tatlılar!’’ Nihal kendince isyan ederken araya Seren girmişti.

‘’Niye canım, bunca zaman söylememiş şimdi birinden duyunca mı gelip sana diyecek? Hem Volkan seni nasıl özlesin ki? Adamla aynı yerde çalışıyorsunuz bir de, günün 20 saati yan yanasınız.’’ Seren yine mantıklı konuşmuştu. Bu kızın bu kadar realist olması beni bitiriyordu.

‘’Tamam hadi bana dönün, hazırsanız bir bomba patlatıyorum!’’

Hepsi avını yakalamak bekleyen avcı gibi üzerime doğru dikilmişti.

‘’Ceyhun...’’ Cümlemi hemen tamamlamaya niyetim yoktu. Canım biraz onlarla eğlenmek istiyordu bu yüzden kelime kelime söylemeye karar vermiştim.

‘’Bizim okuldan ve beni üniversiteden beri tanıyormuş!’’

Umarım verdikleri bu yüksek sesli tepkiyle kimseyi rahatsız etmemişlerdir. Çünkü bir müşteri olsam ben bundan rahatsız olurdum. Masayı sessiz olun der gibi el işaretleriyle uyararak devam ettim.

‘’Her şeye ne kadar tepki veriyorsunuz ya? Biraz sakin...’’

‘’Bu günlerde üniversite çevresi pek bir sarmış seni Leyloş...’’ dedi Nihal ve kadehini ortaya doğru kaldırdı.

‘’Kadehimi Leyla’nın yeni hayatına kaldırıyorum, umut dolu günlerimize!’’ diyerek tokuşturduk kadehlerimizi.

Her ne olursa olsun hayat devam ediyordu işte. Yıllarca emek verdiğin bir iş bir günde elinden kayıp gidebilirdi.

Gitsin.

Yıllarca emek verdiğin ilişkin gözünde bir hiçe dönebilirdi.

Dönsün.

Yıllarca beklediğin o müjdeli bebek haberi bir gün kapını çalabilirdi. Yeni bir işe başlayabilir, yeniden aşık olabilir ve tam bitti dediğin yerden hayat yeniden başlayabilirdi. En beklemediğin anda... ‘Buradan dönüş yok, her şey bitti...’’ dediğin yerde yeniden tüm ışıklar üzerine dönebilir ve yeniden ağaya kalkabilirdin. Tabii buna cesaretin ve hala yürüyecek kadar hevesin varsa...

Benim vardı. Kalbimin çiçekler açmasına ihtiyacım vardı. Aşık olmaya, aşık olunan o kadın olmaya ihtiyacım vardı. Bu tehlikeli olan aşk zehrini kana kana içmeye ihtiyacım vardı. Belki de artık kaybedecek hiçbir şeyim olmadığı içindi...

Bilmiyorum, umurumda da değil zaten.

Önemli olan bugünüm. Ellerini sıkı sıkı tuttuğum bir sevgilim, başımı yasladığım bir omuz, mutluluğumu korkmadan paylaştığım bir arkadaş grubum ve emek emek inşa ettiğim kariyerimle ayaklarımın yere sağlam bastığı bir de işim vardı.

Bu dizinin ana karakteri bendim. Kadehimi tokuştururken dünyanın benim etrafımda döndüğünü hissettim. Benim dünyamdaki ana karakter bendim ve ışıl ışıldım.

Eski günlerdeki gibi... Hatta daha da güzel şekilde. Hayat bize kötü şakalar yapabilirdi, artık bunu kabullenmiştim. Ama hangimiz bir oyunda sürekli kazanmayı isterdi ki? Kaybetmezsek, kazanmanın değerini nasıl anlardık?

Arkadaşlarım sakin sakin kadehlerini yudumlarken tekrar telefonumu elime aldım ve Ceyhun’un sohbet ekranına geldim.

Çevrimiçi...

‘’Seni seviyorum ve yarın sabah görmek için sabırsızlanıyorum...’’

Mesajım hiç gri tik olmadan mavi tik olmuştu. Beni beklemişti ya da öylesine açık kalmıştı telefonu. Birkaç saniye beklemeden telefonumu kapatmak istememiştim.

Yazıyor... Galiba gerçekten beni beklemişti!

‘’Ben seni artık ileri tarihlerde değil, sürekli görmek istiyorum... İyi geceler Kutup Yıldızım...’’

Bana kağıttan yıldızlar yapmayı öğreterek dertlerle savaşmayı öğretmişti. Şimdi ise hayatının yörüngesinde olduğumu belli ediyordu. Her şey kendiliğinden güzeldi, kendiliğinden gelince güzeldi ve o mucizelerle dolu aşk balonunu elinde korkmadan tutunca...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.