🎵Teoman - Güzel Bir Gün
Saat 19.42’yi gösteriyordu, ben ise gelen konuma ulaşmak üzere yoldaydım. Yasemin düşündüğümün aksine oldukça sakin bir mekanın konumunu atmıştı. Yine klasik bir aile restoranı gibi ama pek de romantik bir yer... Kapıdan içeri adımımı atmamla beni bir servis görevlisi karşıladı.
‘’Hoş geldiniz, rezervasyonunuz var mıydı?’’
‘’Hoş buldum, arkadaşlarım ayarlamıştı ama hangi ada bilmiyorum. Leyla Tepeli, adına bir randevu bulunuyor mu?’’
Ben telaş içinde başka kiminle gelmiştir, hangi isme randevu aldılar diye düşünürken Yasemin’in o cılız sesini işittim.
‘’Leyla! Buradayız, gel...’’
Artık tüm restoran adımın Leyla olduğunu biliyordu, hatta belki yoldan geçen herhangi birisi bile adımı duymuş olabilirdi...
Utanç dolu yüz ifadem ve biraz önce sönüp giden özgüvenim ile birlikte Yasemin’in masasına doğru ilerledim. Beni bekleyen tek kişi Yasemin değildi bu sefer, tam karşısında Nihal hemen yanında da Seren oturuyordu.
Tüm masaya selam veren ifadeyle ve hafif çapkın bir gülümsemeyle yaklaştım. Baş köşeye gelince çantamı kendimden emin bir şekilde masaya koydum. Kaşlarımı çattım, gülümsememi sildim ve yüzüme ciddi bir tavır aldım.
‘’Beni neden rezil ediyorsunuz?’’ dedim sitemkar bir ifadeyle.
‘’Ne rezil etmesi... Sadece tüm restoranın biraz güzellik görmesini istedik şekerim!’’ diyerek kalkıp bana sarıldı Yasemin. Anlaşılan bugün deli dolu olan o Yasemin’di. Anne olmadan önce olduğu gibi rahattı. Artık bu rahat ve keyifli halini daha diktatör bir tavır almıştı. İtiraf edeyim ki diktatör olduğu kadar da fazlasıyla sıkıcıydı.
Üzerimdeki kabanı çıkarıp iki kolundan tutarak yana doğru katladım. Sandalyemin sırt kısmına uzunca serdim. Masaya bıraktığım çantamı yine sandalyenin sırt kısmına takıyordum ki Nihal söze girdi.
‘’Sana bir hediyem var Leyloş...’’
Masada küçük kıkırdamalar işitince gözümle Seren ve Yasemin’i hızlıca süzüp bakışımı meraklı bir ifadeyle tekrar Nihal’e çevirdim.
‘’Hediye mi?’’ diye sordum çocuksu bir neşeyle ve yerime yerleştim.
‘’Evet, şimdi sana küçük bir kutu vereceğim ama şu iki huysuza bakmadan açacaksın... Tamam mı?’’
Anlaşılan hediyenin ne olduğunu masadaki diğer ikili biliyordu ve bununla eğleniyordu. Meraklandım.
‘’Anlaştık, hadi!’’ diyerek hemen atıldım.
Nihal küçük çantasından beyaz bir kutu çıkardı ve biraz titrediğini fark ettiğim elleriyle önüme koydu. Sağ elimin iki parmağıyla kutuyu hafifçe doğrulttum ve tekrar Nihal’e baktım.
Yüzünde bir çocuğun sabırsız bakışı ve heyecanı vardı. Kutuda olan şey her ne ise onun içini kıpır kıpır eden bir şey olduğu kesindi.
Tahmin etmeye çalışmak için küçük kutuyu kulağıma yaklaştırıp iki kez salladım ama belirgin bir ses çıkmamıştı.
‘’Yumuşak bir şey mi var? Tıkırtı sesi bile çıkmıyor...’’ diyerek sitem ettim.
‘’Bilemiyorum... Aç o zaman!’’ diyerek tekrar atılmıştı Nihal.
Beyaz kutunun üzerindeki kırmızı kurdeleye gitti ellerim, bir ucunu tutup kendime doğru çektim ve tam bu anda telefonum çalmaya başladı.
Hevesi yarıda kesilen Nihal aniden surat asmaya başladı tıpkı bir çocuğun elinden oyuncağı alınmış gibi.
‘’Müthiş zamanlama gerçekten.’’ diyerek bu üzüntüye katıldı Seren.
Arayan Ceyhun’du.
Normalde bu saatlerde, özellikle de dışarıdayken aramayacağını bildiğimden telaşla açma tuşuna tıkladım. Bir yandan da masadaki dostlarımdan utanarak...
‘’Efendim...’’ dedim küçük bir fısıltıyla.
‘’Müsait misin biriciğim? Rahatsız ettim kusura bakma...’’
‘’Müsaitim, sana hep müsaitim... Bir şey mi oldu?’’
‘’Cumartesi sabah benimlesin, unutma beni olur mu?’’
‘’Hayır tabii ki, dediğin saatte kapıdayım.’’ diyerek programımızı garantiledim. Bugün kiminle konuşsam sesinde bir titreme vardı... İnsanları geriyor muyum acaba, diye düşünmeden edemedim.
‘’O zaman tamam... Ben eve geçiyorum ama birkaç saate çıkacağım, Kemal’deyim bu gece eve gidene kadar şarjım biter diye şimdi aradım ve hemen kapatıyorum...’’
‘’Tamam...’’ diyebildim. Çünkü masadaki tüm gözler bendeydi ve kiminle konuştuğumu anlamak için gözümün içine bakıyorlardı. Ceyhun da bu sıkışıklığımı anlamış olacak ki benimle biraz oynamaya karar vermişti.
‘’Sen sanırım rahat konuşamıyorsun...’’
‘’Evet, evet biraz öyle oldu.’’
‘’Ben seni çok seviyorum. Sen de beni seviyor musun?’’
Oynamaya niyetliydi.
Güldüm, güldü.
‘’Evet... Öyleyse, seni birazdan arayacağım...’’ diyerek konuyu kapatmaya çalıştım ama canı benimle uğraşmak istiyordu.
‘’Nasıl yani, beni sevmiyor musun?’’
‘’Ne yapmaya çalıştığını anlıyorum... Şu an eğleniyor olabilir misin?’’
‘’Tamam, sıkıştırmayayım. İyi ki varsın...’’
‘’Sen de... Kemal’e geçince haber ver bari, aklım sende kalmasın.’’
Telefonu kapatmıştık ama gözler yüzümden çekilmemişti.
Kafamı kaldırmadan telefonu masaya koydum ve ekranı yüzüstü çevirdim. Yine ilk atılan Yasemin olmuştu.
‘’Hayırdır, canım? Ekranını neden kapattın?’’ diyerek bir anne edasıyla atıldı ortaya.
Ben daha cevap veremeden Seren devam ettirdi.
‘’Biraz kızardın da sanki? Bizimle paylaşmak istediğin bir şey var mıydı, balım?’’
Üçünün de yüzünde aynı muzip ifade vardı ve sorguya çekilen bir suçlu gibiydim. Yakalanmıştım. Eğer onları biraz olsun tanıyorsam şu an kafalarında bana gelinlik bile seçiyor olabilirlerdi.
‘’Gündem bendim yalnız...’’ dedi Nihal tekrar kutuyu işaret ederek.
Sessizlik hakkımı kullanarak muzip bir gülümsemeyle birlikte elimi ağzıma götürerek fermuar çekiyor gibi yaptım. İlk cevap karşımda oturan arkadaşım Seren’den gelmişti.
‘’Sanki anlamadık Leyla! Bal gibi de görüştüğün biri var..’’
‘’Öyle bir merak ettim ki şu an kendi sürprizimi bıraktım, seninkini merak ediyorum. Dökül Leyla!’’ diyerek son noktayı da Nihal koymuştu.
‘’Tamam biraz sakin... Sipariş verdiniz mi?’’ diyerek zaman kazanmaya çalıştım. Küçük bir el hareketiyle yanıma garsonu çağırdım ve su istedim.
‘’Tamam bakmayın bana böyle... Anlatacaktım zaten size...’’
‘’Biri var!’’ diyerek yine sesini fazlasıyla yükselterek ortaya konuşmuştu Yasemin.
Oldum olası çekindiğim konulardı. Sanki bizden başkası bilirse, buradaki biz Ceyhun’u içeriyor... Büyü bozulacaktı. Sanki insanlar duydukça aramızdaki o balon daha güvensiz bir hale gelecekti... En azından ben öyle hissediyordum. İki kişi bir balonla oynarken onu daha iyi koruyabilirdi ama herkes eğer o balonu görürse ve dokunmak isterse ayrı ayrı yerlerden tehlike içeriyor demekti. Çünkü kimin bu narin balona zarar vermek isteyeceği belli olmazdı.
Burada korktuğum kişiler kesinlikle masadaki dostlarım değildi... Hayatın her yerinde karşımıza çıkabilecek huzur bozucu insanlardı.
Biraz utangaç biraz da ürkek bir tavırla dudağımın kenarıyla oynamaya başladım.
‘’Adı Ceyhun... Oldu biraz tanışalı...’’
‘’Dur bir saniye, bu konu uzun ve bu gece gündemimiz çok ama sırayı önce ben kaptım. Seni de çok merak ediyorum ama öncesinde artık şu kutuyu açar mısın?’’ diyerek kutuyu tekrar önüme ittirdi Nihal.
‘’Tamam, açıyorum...’’ diyerek güldüm ve kutuyu tekrar salladım ama ses yoktu.
Özenle bağlanmış çift katlı kurdelenin bir diğerini daha açtım. Nihal’e tekrar baktığımda gözleri ışıl ışıldı... Masada sadece onun gözleri böylesine parıldıyordu. Yasemin ve Seren ise arkasına yaslanmış tepkimi izlemekteydi. Artık anlamıştım. Tahmin ettiğim şey geliyordu sanırım...
Kutunun kapağını kaldırdığımda beni bir çift beyaz patik karşıladı...
Bu küçük kutuyla gözlerimin sele tutulacağını bilmiyordum... Ağlamamak için çıkardığım sesle birlikte aniden kafamı sağa doğru çevirip tavana bakmaya başladım. Masadaki herkes duygulanmıştı... Dile kolay, grubumuzun ikinci bebeği geliyordu.
‘’Bu gerçek mi Nihal?’’ diyerek gözyaşlarımı bıraktım ve arkadaşıma geri döndüm.
‘’Sanırım gerçek... Hamileyim!’’ diyerek şakacı bir tavırla omzuma doğru vurdu.
Küçük kıkırtılar duyuluyordu masamızdan. Herkese birer tane peçete servisi yaptım çünkü hepimiz duygusaldık ve istemsizce dökülmüştü gözyaşlarımız.
Çok anlamlı ve çok değerliydi. Bu hayatta beni en çok mutlu eden şey sevdiklerimin mutluluğuydu ve Nihal çok mutluydu. Yıllardır hayalini kurduğu o evli, mutlu, çocuklu hayatının ‘çocuk’ kısmını başarmıştı.
Hepimizin duygusal olmasının bir sebebi de Nihal’in her zaman anne olma isteğiydi... Anne olması için her umutlandığında sonu hüsranla bitmişti. Yıllardır bu haberi bekleyen ve en az onun kadar çok isteyen biricik dostlarıydık onun. Allah’ım, eğer beni duyuyorsan teşekkür ederim... Arkadaşıma bu güzelliği nasip ettiğin için, teşekkür ederim...
‘’Kaç aylık peki, ne zaman öğrendin?’’ aklım başıma gelmiş ve sorularımı sıralamaya nihayet başlamıştım.
‘’İki hafta önce öğrendim... Üç aylık şu anda. Emin olmak istedik, belki yanlış düşünmüşüzdür diye... Doktora gittik geçen hafta Engin’le.’’
Bir yandan makyajını bozmadan gözyaşlarını silmeye çalışıyor, bir yandan da anlatıyordu heyecanlı heyecanlı.
‘’Bize de söylemedi... Dün öğrendik, yemin ettirdi sana demeyelim diye...’’
Seren atacağım tribi önden hesap ederek yolumu kesmişti.
‘’Tamam, hadi kapattık konuyu. Sıradakine gel... Dökülsün kimde ne varsa!’’ diyerek yine gözleri üzerime çevirmişti Nihal.
‘’Önce bu haberi sindirseydik...’’ dedim reddeden bir ifadeyle. Tam da bu sırada masaya yemekler gelmeye başladı.
Burası kalabalık bir restoran olduğu için siparişler hep geç geliyordu. Bu yüzden arkadaşlarım ben gelmeden önden siparişleri oluşturmuştu. Benim payıma da her zamanki gibi sezar salata düşmüştü.