🎵 Sezen Aksu – Deli Divane
Gözlerimi açtım. Odamdaki karanlığın beni tedirgin etmesiyle ellerim abajurun düğmesini yoklamaya başlamıştı. Sarı ışığı küçük bir seviyede açıp gözümün aydınlığa alışmasını bekledim.
Uykum bitmişti. Nihayet gecenin sonuna gelmiştik... Tüm gece, her saat uyanarak kendimi kabusların elinden zor kurtarmıştım. Kaç kere uyandım, kaç ayrı kabusun ana karakteriydim bilmiyorum... Gözümün önünde kaç hüzün yaşandı hiç bilmiyorum...
Saat üçü çeyrek geçe uyandığımda gözlerim yaşlıydı. Ağlamanın etkisiyle yastığım da ıslanmıştı. Rüyamda Ceyhun’un beni aldattığını görmüştüm... İçim öyle huzursuz ve öyle kırgındı ki...
Sonra tekrar uyudum ve tekrar uyandım. Babamı gördüm. Cenazesini gördüm. Annemi gördüm, üzüldüğü her anı, çığlık çığlığa ağladığı her anı yavaş yavaş izledim...
Uyandım.
Yaşadığım her kabustan uyandım. Kendi kendimi ayağa kaldırdım. Sevdiklerime tutundum, umutlarıma tutundum, aşkıma tutundum ama nihayetinde uyandım.
Yastığımın altındaki telefonu elime aldım. Saat beşi on sekiz geçiyor. Kendime gelmem ve sevgilime kavuşmam gerekiyordu. İçimdeki tüm huzursuzluğu atmam ve sabaha lazımdı... Öncesinde Ceyhun’a bir mesaj yazmaya karar verdim.
‘’Sevgilim günaydın, ben erken uyandım. Gece huzursuz geçti, kabuslar gördüm... Uykusuzum biraz ama olsun.’’
Mesajımı gönderip birkaç saniye sohbet ekranına baktım. Anlaşılan sabahlamak yerine uyumayı seçmişti. Ekranı kapatmadan önce profil fotoğrafına tıkladım ve kameranın içine bakan gözlerini izledim...
Bugün baş ağrısı bana meydan okuyordu. Kafamın üzerinde birilerinin zıplayarak dans ettiğine yemin edebilirdim. Ellerimi saçlarımın arasına geçirdim ve başımı ovmaya başladım. İyisin Leyla, her şeyi geride bıraktın artık kendini aynı streslerle harcama. Bu huzursuzluğu kimseye yaşatmaya hakkın yok...
Kendi kendimi teselli ettikten sonra duş almak için yataktan kalkıp banyoya yöneldim. Küvete ılık bir su doldurmak için muslukları açtım, su usul usul akarken içine hindistan cevizi kokulu duş jelini sıktım ve suyu köpürtmeye çalıştım. Pijamalarımı üzerimden çıkarıp kirli sepetine doğru umursamadan fırlattım ve kendimi beni rahatlatmasını umduğum suya bıraktım...
Odama döndüğümde telefonum şarj olduğunu haber veren küçük bir ses çıkardı, prize doğru ilerleyip elime aldım ve kilidini açtım. Bir yeni mesaj, Ceyhun...
‘’Günaydın güzelliğim, iyi misin? Merak ettim mesajı yazdığını görünce. Bir an önce kavuşayım sana... Sekiz gibi kapındayım.’’
‘’Günaydın sevgilim, sekizde kapıdayım m>
Emoji dilim çok olsa da karşı taraf kullanmayınca mahcup hissediyorum... Kullanmayınca da fazla soğuk ve neşesiz bir dil karşılıyordu beni.
‘’Rüyamda seni gördüm, sıkı sıkı sarılıyorduk... Uyanınca ve yastığa sarıldığını görünce insan üzülüyor...’’
‘’Eğer hızlı hazırlanırsan gerçeğine sarılabilirsin. :)‘’
Pozitif yaklaşmaya çalışsam da gördüğüm rüya hala aklımdaydı, Ceyhun resmen rüyamda beni aldatıyordu. Hayatın küçük bir cilvesi mi bilemiyorum ama aynı gece birbirimizi rüyamızda görmemiz de çok hoşuma gitmişti.
Hızlıca hazırlandım. Evi gece bıraktığım dağınıklıktan kurtarmak için kollarımı sıvadım ve toplamaya başladım. Bulaşıkları makineye kaldırdım, tezgahı sildim, çöpü çıkardım ve masamı temizledim. Çantama mutfaktan bir kutu karışık kuruyemiş ekledim. Ceyhun bana hiçbir hazırlık yapmana gerek yok demişti ama işimi garantiye almayı tercih ediyorum şu anda. Çünkü fazlasıyla açım...
Saat sekize çeyrek var. Ayakkabılarımı giydim vek elime küçük bir şemsiye alıp çıktım. Ceyhun henüz ortalarda görünmüyordu. Sitenin dışına doğru yürümeye başladım ve otopark girişinden yürüyerek çıktım. Yanıma beyaz, büyük bir köpek koşarak yaklaşıyordu. Anlaşılan birisinin sabah sevgisine ihtiyacı vardı.
Şımaran sevimli köpeği nazlamaya devam ederken önümde bir araba durdu. Sarı bir araba, hatta bir taksi... Kafamı onu beklediğimi düşünmesin diye bilerek kaldırmamıştım ama taksi gitmeye niyetli değildi. Ön cam açıldı ve birisi bana bir paket uzattı.
‘’Leyla Hanım, belki çocuk bunu istiyordur.’’
Uzatılan paket bir yaş mamaydı ve arabadaki kişi Ceyhun’du! Şaşkınlığımı gizleyemeyerek paketi aldım ve tek kelime edemeden sadece güldüm. Taksiyle gelmeyi anlarım ama taksiyi sürenin o olması fazlasıyla enteresandı.
Mamayı duvarın kenarındaki bir tahtanın üzerine döktüm ve köpekle vedalaştım. Gülmeye devam ederek arabaya bindim. İçerisi dışarıya oranda fırın gibiydi.
‘’Neden gülüyorsun? Ben taksi süremez miyim?’’
Sesi hem ciddi hem de alaycıydı ve gülmemek için zor durduğu her halinden belliydi.
‘’Tabii sürebilirsin ama nereden buldun bunu? Hiç beklemiyordum.’’ diyerek gülmemi sonlandırmaya çalıştım pek de başarılı olamasam da...
‘’Benim babam taksi şoförü... Arabamı çekmişler dün gece. Otopark da kapalı, alamadım. En acil böyle gelebilirdim. Tebrik edeceğin yerde dalga geçiyorsun...’’
Blöf yapıyordu, güldüğüm için kırılmamıştı. Sadece canı biraz oynamak istiyordu.
‘’Tamam, tamam... Özür dilerim, gel barışalım.’’ diyerek yanağına bir sabah öpücüğü bıraktım.
Öpücük yetmemişti, sözüm olduğunu hatırlatarak sıkı sıkı sarıldı ve göl kenarına doğru hareket ettik.
‘’Aç mısın? Arkada küçük bir sepet var. Bizim için kahvaltı hazırladım.’’
‘’Gerçekten mi? Ben aç kalırız korkusuyla yanıma kuruyemiş almıştım...’’
Bir yola, bir de bana kafasını hızlı hızlı çevirerek bakıyordu. İşte buna alınmıştı.
‘’Ben ne zaman aç bıraktım seni... Bugün fazla kırıcısın...’’ Sitemini belirginleştiriyordu. Kırıcı değildim ama bugün biraz fazla mı alıngandı?
Bugün onda anlamadığım bir karışıklık vardı, sürekli yüzüme bakıyor ve küçük bir gülümsemeden sonra gözlerini kaçırıyordu. Konuyu değiştirmek için yeni bir soru sormaya karar verdim ve bedenimi koltukta ona doğru çevirdim.
‘’Bugün böyle şık olacağını deseydin keşke ben de sana uygun giyinirdim. Tayt ve sweat giydmiştim. Sen öyle söyleyince, sabah sporu gibi anlamıştım...’’
‘’Sen her halinle güzelsin sevgilim, giydiğin kıyafetin ne önemi var ki?’’
Dudağının kenarı kıvrılmış ve yüzünde gülünce belirginleşen o güzel çizgiler ortaya çıkmıştı.
Seviliyordum. Bundan daha güzel ve daha anlamlı başka bir şey yoktu benim için. Gözlerinin içine bakabileceğim, ellerini tutabileceğim ve korkmadan sevdiğimi söyleyebileceğim bir insan vardı hayatımda...
‘’İyi ki varsın, seni seviyorum.’’ içimde tutmanın bencillik olduğunu düşünerek kalbimden geçeni dudaklarım sözcüğe dökmüştü.
Kafasını dikkatini yoldan ayırmamaya özen göstererek bana çevirdi, eliyle yanağıma dokundu. Dikkatini tekrar yola vererek bacağımın üzerinde duran elimi alıp küçük bir öpücük kondurdu parmaklarıma.